yukarı çık butonu
Tanrıyı Vesayet Altına Alma Çabaları
İnanılmaz derecede basit bir tanrı anlayışımız mevcut. Tanrıya ulaşma yolunda çıkmaz bir sokağa geldiğimizde anlamamız gereken şey ona asla ulaşamayacağımız olmalıyken madem o bizim tarafımızdan kavranamayacak ve kapsanamayacak  kadar güçlü o halde Tanrıyı kavrayacağımız ve kapsayacağımız  bir küçüklüğe indirgeyelim dedik. Bu indirgemenin tarihi çok çok eskilere dayanır. Mısır Tanrıları ve Antik Yunan Tanrıları günümüzde bildiğimiz en yaygın iki örneği. Düşünsenize Tanrıyı o kadar basit bir varlık olarak düşündük ki o da bize benzeyecek kadar zayıftı.  Tek bir Tanrı onca varlığı yaratamaz ve bu kadar fazla işi aynı anda yapamaz diye düşünmüş olmalıyız ki Tek Tanrı anlayışı yerine Çok Tanrıcılığı seçtik. Poseidon denizlere hükmederdi ,Hades ise yeraltındaki ölülere.  Hem okyanus işleri ile hem yeraltındaki işlerle tek bir tanrı nasıl ilgilenebilirdi ki? Çünkü biz olsak yapamazdık ve bunu yapan bir varlığa gözlerimizle şahit de olmadık.Tüm bu işleri aynı anda yapacak kadar güçlü bir tanrı olabilir miydi ? Herşeye gücü yetecek ve her işle aynı an itibariyle ilgilenecek kudrette biri olabilir miydi? Tanrının gücünü anlayacak potansiyelimizin olmadığını anladığımızda Tanrının güçlerini elinden aldık. Artık o da bizim kadar zayıftı hatta öyle ki Tanrılar Tanrısı Zeus Tanrıların güç savaşında  yarı insan olan oğlu perseus’un yardımına muhtaç kalacaktı. En nihayetinde Tanrının gücünü elinden aldığımız için Tanrıdan daha güçlü olarak gördük kendimizi. Tanrıyı artık vesayet altına almıştık.Tanrının gücünü  hipotek altına aldıktan sonra  başladık Tanrı atamaya. Putları Tanrı olarak atayan bizlerdik. Böylelikle Tanrı bile atayan bir güce ulaşmıştık. Oysa ki gerçeğin üzerini yalanlarla örtmenin bir anlamı yoktu. Çünkü gerçek hala örtünün altında. Belki onu saklayacak gücümüz var ama onu yok edecek gücümüz yok. Tanrıdan çaldığımızı sandığımız koltukta oturdu nice uyanıklar. Bu uyanıklar arasında kimler yoktu ki. Sadece firavunları,nemrutları kastetmiyorum . Devletleri, istihbaratları, gizli tarikat ve oluşumları, insanlara hükmetmek için kendini Tanrı ilan eden herkesi.
             
Kısacası Tanrının gücünü kabullenip takdir etmemiz gerekirken onun gücünü gaspetmeye çalışmak ile geçti insanoğlunun tarihi süreci. İnsanoğlunun eline geçense koskaca bir aldanış oldu. Firavun O küçücük tahtında karşısında secde eden insanları görünce kendini  tanrının gücünde hissetmiş olabilir ancak gerçek Tanrının önünde dünyalar, gezegenler, sistemler, galaksiler, evrenler ve daha adını bile bilmediğimiz canlılar ve evrenler secde etmektedir. Tanrının gücünü ve potansiyelini yarattığı bir canlının anlaması pek mümkün değil elbet. Yaratılan bizler onun gibi hep var değildik, onun gibi hep var da olmayacağız. Sınırlı bir potansiyelimiz var. Tanrının sınırsızlığı ve o kavramaktan bile aciz olduğumuz gücüyle kendimizi kıyaslamak da istemiyorum çünkü Yaratıcı ile yaratılan arasında bir kıyaslama yapılması bile çok abes. Bir tarafta her atoma bile hükmeden bir güç diğer taraftan gözle görülmeyen bir bakterinin hayatına son verdiği aciz insan. Yoo Tanrıyı hakkıyla takdir edemedik….

Tüm bunlar yetmezmiş gibi Tanrıyı korumaya çalışan insanlara ne demeli ? Ona yapılan hataları onu koruma adına cezalandırmaya ? Bu kesim tanrının gücünün farkında mı ki ? Cevabım tabi ki hayır Tanrının hükümdarlık koltuğunu gasbedebilecek kadar güçsüz  sanan avanak ile  Tanrının korunmaya ihtiyacı varmış gibi davranan insanın farkı var mı ? Her ikisi de Tanrıyı güçsüz olarak görmektedir. Yani aslında Tanrıyı görememektedir. Bu tür insanlar Tanrının yerine Tanrıya karşı işlenen günahları cezalandırmaya çalışır. Bu tür insanlar da gaspçıdır aslında. Gaspettiği Tanrının yargıçlık yetkisidir. Ne büyük garabet. Sanki Tanrı kendisine karşı yapılan saygısızlığa karşılık verecek güçte değilmiş gibi.
 


“Günah, Tanrı’nın kanununa karşı koymaktır. Hiçbir beşeri kanun günahı cezalandıramaz. Vesayet altına alınamaz Tanrı, korunmaya da ihtiyacı yoktur. Tanrıya yapılan saygısızlığı cezalandıracak kanun, Tanrıya karşı en büyük saygısızlık” (MAĞARADAKİLER, CEMİL MERİÇ)