yukarı çık butonu
Kur'an'da Namaz Nasıldır? Namaz Hadisler Olmadan Kılınabilir Mi?
Namaz konusunda görüşlerimi değiştirdiğim için yazımı geçen yılın ardından yine güncellemiş oldum. Kuran’da resimli bir namaz hocası bulamayan Müslümanların aklına gelen ilk şey hadisler olmadan namaz kılamayacağıdır. Çünkü Kur’an ibadet şekli belirtmemiştir ve  namaz kılmayı bilen birine hitap ettiği açıktır. Bu iddianın ardından Muhammed peygamberin namaz kılmayı Cebrail’den öğrendiğini de ekliyorlar.Namaza gelince. Biz her dini bilgi gibi namazı da Kur'an'dan öğreniyoruz. Bunu söylediğimde bazıları Kur'an'dan resimli namaz hocası sayfalarını açmamı bekliyor. Hâlbuki hiç düşünmüyor ki hadis adı verilen rivayetlerde de resimli bir gösterim yok. Kur'an, rükû ve secde deyince "rükû nedir, secde nedir" biz anlamadık bu yüzden anlamak için hadislere bakmalıyız diyenler bir mantık hatası yapıyor. Çünkü hadis adlı rivayetlerde de secde ve rükû kelimesi geçiyor. Resimli bir hadis yok ki. Kur'an'da bu kelimeleri anlamayanlar hadislere bakınca anladık diyorlar. Aynı kelimeler ancak Kur'an'da okuduğunda anlamıyor. Namaz ibadeti hadislerden değil resimli fıkıh ilmihallerinden içinde bulunduğumuz toplumdan öğreniyoruz. Tıpkı Muhammed döneminde insanlar nasıl kendinden önceki toplumlardan bu ibadeti öğrendiyse.
 
Kur'an'da Namaz Kavramı Geçer Mi?
İlk olarak namaz kavramını kullanmayı doğru bulmadığımı belirtmeliyim. Çünkü namaz Farsçadan dilimize geçmiş ve belli kalıpları olan bir ibadet kavramını ifade ediyor. Kur’an’da namaz diye çevrilen kavram “Salat”tır.  Salat kavramını kullanmayı daha isabetli buluyorum. Namaz kavramı Türkçeye Farsçadan geçmiştir. Farsçaya da Hintçeden geçmiştir. Hint filmlerini izleyenler bilir Hintliler birbirlerini selamlarken "namaste" derler. Aynı kökten gelir.
 
Muhammed Peygamber Döneminde Salat Biliniyor Muydu?
Yaygın inanışlardan biri de salat ritüelinin peygamberimize miraç gecesinde verildiği ve kılınışının Cebrail tarafından öğretildiğidir. Ancak Kur’an bu fikri savunmamaktadır. Peygamberliğin erken döneminde indiği düşünülen bazı surelerde salatın yalnızca Allah'a tahsis edilmesinden bahsediyor.
 

O halde salatı da, kurbanı da yalnız Rabbine tahsis et! (KEVSER 2)

Kevser suresi şunu gösteriyor: o dönemin müşrik toplumu da salat ritüelini yerine getiriyor ve Allah'tan başkasına tahsis ediyorlardı. Yani şirk doluydu ibadetleri. Allah, Muhammed peygamber ve yanındakilere bu ayetle zaten toplumunda bilinen ve Allah’a yönelme ibadeti olan salatın ne olduğunu anlatmıyor. Çünkü zaten salat denilen ritüeli o dönemin insanları biliyor. Bunun yerine salatı yalnızca Allah'a tahsis edin diyor. Demek ki Allah toplumun kendince Allah’a yönelme ritüeli olan salata karşı çıkmıyor ancak şirkten arındırılmasını isteyerek salatı temizliyor.
 
Salat Müslümanlardan binlerce yıl önce tüm toplumlarca yapılan bir ritüel. Her toplumun kendince Tanrı'ya yöneldiği  farklı ibadet türü olmuştur.İbrahim’in de kendince bir salat ritüeli gerçekleştirdiğini Kur'an'dan çıkarıyorum. Ancak şunu anlamalıyız ki Salat İbrahim peygamberin toplumunda nasıl kılınıyorsa bugün de öyle kılınıyor demiyorum. Zaten bu pek de mümkün değildir. Her toplumun salat şekli farklıdır. Youtube'a girin ve Yahudilerin namaz kılışı diye yazın biz Müslümanlara benzer şekillerde kıldıklarını görürsünüz. Yani salat kadim toplumlardan toplumlara geçmiştir. Allah, insanoğlunu yaratırken Tanrıya yönelme ihtiyacını da içerisine yerleştirmiş. En seküler insana bile baktığımızda bazı liderleri seçip onlara tapınma ritüelini yapma gereği duyduğunu görüyoruz. Allah’ta insanoğlunun salat şekline karışmayıp sadece içeriğini şirkten arındırıp kendisine yöneltmelerini istiyor. Bu yüzden abdest ritüelini en detayına kadar Allah anlatırken aynı şeyi salat için yapmamıştır. Evrensel olan Kur’an salatı belli bir şekilsel formla sınırlandırmayarak evrenselliğini bir kez daha ispatlamıştır. Allah’ın toplumdan beklediği salatı nasıl ikame ederse etsin içeriğinin temiz ve şirksiz olmasıdır.

Salatta yaptığımız şekiller olan secde, rükû ve kıyam da insanoğlunun ürünüdür diye düşünüyorum. İnsanoğlu, Adem'den beri bir şekilde Tanrı’ya ibadet ediyordu. Zamanla atalarımızın yaptığı bu şekilsel hareketler kalıplaştı. Allah da saygı ve ibadet için kullandığımız bu hareketleri onayladı. Fakat Allah'ın istediği şey bu hareketlerin başka bir Tanrı hortlatıp onlara yapılmamasıdır. Kur'an, İbrahim peygamberin de salat ibadetini yerine getirdiğini şöyle dile getirir:
 

Hani bir zaman da Kâbe'yi insanlık için daimi bir merkez ve kutsal bir güvenlik bölgesi kılmıştık. Öyleyse İbrahim'in vatanını dua ve ibadet yeri edinin! Nitekim biz İbrahim ve İsmail'e, "Tavaf edecekler, içe kapanacaklar ve uzun uzun rükû ve secde edecekler için mabedimi temiz tutun!" diye emretmiştik (BAKARA 125 )

Bu ayette İbrahim peygambere rükû ve secde edecekler için Kâbe ve çevresini temiz tutması emredilmekte. Tabii bu temizlik soyut mu somut mu o ayrı bir tartışma konusu. Önemli olan salat eyleminin İbrahim peygamber döneminde dahi yapılmasıdır. Tabi bugünkü şekilden muhtemelen çok daha farklıydı. Yukarıdaki ayet salatın miraç gecesi verildiği veya ilk Muhammed peygambere verdiği tezlerini çürütür. Mekke çevre bölgelerden hac için gelinen ve o dönemin kozmopolit şehriydi. Yani çok farklı inançlardan insanlar bulunuyordu. Peygamberimizin İslam'dan önce Yahudilerde muhakkak salatı gördüğünü düşünüyorum. Yahudilerle iç içe yaşayan Araplar nasıl olurda Yahudilerin çok az farkla aynen bizim gibi kıldığı salatı fark etmemiş olabilirler? Aşağıdaki ayet kitap ehlinden bazılarının şekli salat ritüelini yerine getirdiğini haber verir.
 

Onların hepsi bir değildir, önceki vahyin takipçilerinden, gece boyunca Allah'ın âyetlerini okuyup secdeye kapanan onurlu bir topluluk da vardır (ALİ İMRAN 113)

İlginç bir bilgi de İbn-i Kesir’in “Tabakat” adlı eserinde mevcut. Tabakat’ta Şam Yahudilerinden olan İbnül Heyyeban İslam’dan birkaç yıl önce Medine’ye geldiğini insanların onun hakkında “ondan daha güzel beş vakit namaz kılanı görmediklerini” anlattıklarını eserinde bize aktarır. Tabi bu olay gerçekten yaşanmış mı bilmiyorum. Zaten işin bu detayında değilim. Asıl önemli olan 1100 yıl önceki insanların salatın Muhammed peygamber tarafından ilk kez uygulanmadığı daha önceleri de uygulandığı yönünde bilgiler vermeleri ve böyle düşünmeleridir.

İşin başka ilginç noktası da Kur’an’da saklı. Normalde sana ay halinden soruyorlar de ki, sana neyden infak edeceklerini soruyorlar de ki vs. kalıplarla onlarca ayet varken sana salatı nasıl kılacaklarını soruyorlar ayeti yok. Yani o dönem salatın nasıl yapıldığını herkes biliyordu.

Peygamberimizin salatı cebrailden öğrendiği iddiası da ayetleri gördüğünüz üzere çok tutarlı değildir. Ayrıca bugün bayanlar ile erkekler arasında namaz kılma şekil farklılıkları var. Peygamberimiz cebrailden tek kılınış formu öğrendiğine göre bugün kadın- erkek ya da mezhepler arası farklı şekiller nedir?
 
Salat Hakkındaki Hadisler?
Sadece Buhari bile Sahih-i Buhari adlı eserinde salata yüzlerce bölüm ayırmıştır. Ve işin ilginci şudur ki salatın şeklen bir tarifi net olarak bu hadis kitabında da mevcut değildir. Sadece birkaç hadiste o da mutlak olarak şöyle kılın demeden salattan bahsedilmiş. Peki, hadisler ne üzerinedir? Rivayetler üzerine inşa edilmiş. Yani bize aktarılan metinlerde sahabenin peygamberin nasıl salat ettiğine dair bilgileri mevcut. Yani falanca şahıs ben peygamberi şöyle salat ederken gördüm vs. gibi anlatımları bize kadar ulaşmış. Bizzat peygamberin şöyle kılın dediği hadis neredeyse yok denecek kadar az. Bir hadisinde peygamberin “Beni nasıl salat ederken görüyorsanız siz de öyle kılın” dediği iddia ediliyor. Ancak bu iddia da makul değildir. Bayram salatı adı verdikleri salat toplumca hatırlanmadığından her bayram cami hocası uzun uzun bayram salatının nasıl kılınacağını topluma anlatır. “Beni izleyin, ben nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın” denmez. Öyle denseydi herkes salatı karıştırırdı. Bu yüzden bu hadis olduğu iddia edilen sözün makul olmadığı ortadadır.
 
Salat Kur’an’da Tek Bir Anlamda Mı Kullanılmıştır?
Hayır. Kur’an’da salat kavramı tek bir anlamda kullanılmamıştır. “Destek veren, yardım eden, yardım çağrısı, davet, Allah’tan yana olmak, yönünü Allah'a dönmek, uymak, bağlı kalmak” vb. anlamlara da geldiği bilinmektedir. Sözlük anlamları:destek, dua, dua etmek; yalvarma, yakarış; konuşma, söylev, nutuk; övgü, methiye; nimet; meydana getirmek, sebep olmak; yakından takip etmek, izlemek, uymak, bağlı kalmak; irtibata geçmek veya irtibata geçilmek; hayvanın kuyruğunun çıktığı yer, but” Kök anlamı bir şeyi bırakmamak, sürekli onun arkasında durmaktır. (Lisanul Arab sözlüğü)
 

Onlar bir musibete uğradıklarında: "Doğrusu biz Allah'a aitiz ve sonunda yine O'na döneceğiz" derler. (156) İşte bunlar, Rablerinin sürekli destek (salavatun) ve bağışına mazhar olanlardır. Doğru yolda olanlar da bunlardır (157) (BAKARA 156,157)

Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’i destekliyorlar. Ey mü’minler! Siz de o’na destek olun ve tam bir teslimiyetle teslim olun! (AHZAB 56)

Bu ayetlerin haricinde  “salatı ikame edin ve zekâtı verin / Ekimus salate ve atuz zekate” şeklinde birlikte kullanılan bir form var. Kur’an’daki çok fazla ayette bu iki kavram bir kalıpmış gibi birlikte gelir. Bunu “namazı kılın ve zekâtı verin” şeklinde çevirmiş tüm mealler. Hakkı Yılmaz, Sonia Cihangir, Edip yüksel vs. hariç. Onlar burada geçen salatın namaz olarak bildiğimiz ibadet değil de destek veren, yardım eden anlamlarında olduğunu fark eden âlimlerimizden oldu. Yani her salat gördüğümüz yere namaz manasını vermek Kur’an’ın ayet bütünlüğüne zarar vermektedir. Bakara 157'ye baktığınızda salavatun kavramını görürsünüz. Salatın çoğuludur salavat. Allah insanlara namazlar mı kılar? Bunu bildikleri için buraya rahmet, selam, nimet gibi anlamlar vermiş meallerimiz. Ancak salavat'ın bu anlamlara gelmediğini onlar da biliyor. Eğer salavat bu anlamlara geliyorsa niçin diğer ayetlere bu anlamları değil de namaz anlamını veriyorlar? Bu Kur'an metnine sadık olmamak değil midir?
 

Salatı ikame edin, zekâtı gönlünüzden koparak verin. Allah'a rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin! (BAKARA 43)

Bu ayette geçen salatı ikame edin ifadesini namaz olarak çevirmek ayetin anlam bütünlüğüne zarar vermekte ve anlaşılmaz kılmaktadır. Şöyle ki “namaz kılın ve zekât verin. Allah’a rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin” Eğer burada geçen salat namaz demekse niçin tekrardan rükû edenlerle rükû edin diyor. Zaten rükû namazın bir parçası değil mi? Aslında bu ayetler salat kavramının diğer anlamlarının yok edilmesine karşı Allah’ın bıraktığı ipuçlarıdır. Hâlbuki ayet aşağıdaki gibi çevrilirse ayet muazzam bir düzene oturmaktadır.
 

(Allah’ın dinine / İhtiyaç sahiplerine) destek olun ve zekât verin. Allah’a boyun eğenlerle birlikte boyun eğin.
Ya da
(ihtiyaç sahiplerine) zekât vererek destek olun.Allah’a boyun eğenlerle birlikte boyun eğin

Gördüğünüz gibi Allah kendi dinine ve ihtiyaç sahiplerine destek olmamızı emrederken bunu nasıl yapacağımızı da bir örnek ile açıklıyor: Zekât vererek. Yani ekmeğini yoksulla paylaşarak, fakiri destekleyerek. Zenginliği bir sınıfın egemenliğinde bırakmayarak vs. Ayrıca rükû boyun eğmek anlamını verdiği düşünüldüğünde “Allah’a boyun eğenlerle birlikte boyun eğin” anlamı ayetin bütünlüğünü de en güzel şekilde vermektedir.

Yukarıdaki kalıpta gelip aslında namaz değil de destek anlamına gelen diğer ayetlerden bazıları şöyle: Enbiya 73, Lokman 4, Fatır 29, Bakara 110, Meryem 31, Hac 78, Mücadele 13, Hac 41, Nur 37, Nur 56, Neml 3, Bakara 177, Bakara 238, Bakara 277, Nisa 77, Nisa 162, Maide 55, Maide 91, Tevbe 71, Meryem 55, Müzemmil 20, Tevbe 5, Bakara 83, Beyyine 5 vs. gider. Salatın bu ayetlerde namaz değil de destek verme anlamına geldiğine dair içinizde halen bir şüphe varsa bu ayetler içinden seçtiğim birkaç ayet ile bunu daha net görmenize yardımcı olmak isterim.
 

Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun elçisi, salat eden ve rükû halinde zekâtı veren mü'minlerdir. (MAİDE 55)

Eğer maide 55’te geçen salatı namaz diye çevirirseniz ve rükûyu da çevirmeden olduğu gibi aktarırsanız metin tuhaf bir hal alır. Çünkü rükû halinde zekât vermek ilginç bir yaklaşım olmuş. Ayet şu şekle döner: “Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun elçisi, namaz kılan ve rükû halinde zekâtı veren mü'minlerdir” Şu halde yine salatın yanlış manalandırıldığını rükûnun ise Türkçe anlamının verilmeyerek bedensel eğilme zannedilmesi sağlanmakta ve ayet anlamsız bir cümleye sebep olmaktadır. Oysa ayetin daha doğru çevirisi kanaatimce şöyledir:
 

“Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun elçisi, (ihtiyaç sahiplerine / Allah’ın dinine ) destek olan ve zekâtı boyun eğerek (alçak gönüllü bir tavırla) veren mü'minlerdir”

Burada zekâtı veren kişinin rükû halinde vermesi isteniyor. Yani böbürlenmeden, karşı tarafı rencide etmeden, kendini zekât verdiği kişiden üstün görmeden, kibrini eğerek vermesi isteniyor.
 

(Elçi ile) özel görüşme talebinizden önce, sadaka türü bir şeyler vermekten dolayı sizde şafak attı, öyle mi? Hemen belli oldu bunu yapamayacağınız ve Allah sizin pişmanlığınızı kabul etti: haydi artık salatı ikame edin, zekâtı gönlünüzden gelerek verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin: zira Allah yaptıklarınızdan ayrıntısıyla haberdardır. (MÜCADiLE 13)

Peygamberimizden özel görüşme talep edenlere Allah önce yoksullara sadaka verin öyle görüşme talep edin diyerek hem boş görüşmeleri engellemek hem de yoksullara yardım bahanesi oluşturmak istemektedir. Ancak ayetin başında bunun Müslümanların pek de hoşuna gitmediği anlaşılmakta. Bunun üzerine Müslümanlar tevbe etmiş Allah da bu tevbeleri kabul ettikten sonra diyor ki: “haydi artık salatı ikame edin, zekâtı gönlünüzden gelerek verin” eğer bunu namaz olarak algılarsak mantık hatası yapmış oluruz. Çünkü ayetin başında sadakadan kaçanlar eleştirilmekte. Yani Allah, ayetin devamında madem tevbe ettiniz ben de kabul ettim haydi artık sadakanızı verin demesini bekleriz değil mi? Nitekim de öyle oluyor. Ancak salatı namaz diye çevirerek ayetin bütünlüğüne zarar verdikleri gibi anlam kopukluğu da oluşmakta. Hâlbuki salatın destek anlamı verilse ayet muhteşem bir şekilde anlam birleşmesine uğruyor.
 

(Elçi ile) özel görüşme talebinizden önce, sadaka türü bir şeyler vermekten dolayı sizde şafak attı, öyle mi? Hemen belli oldu bunu yapamayacağınız ve Allah sizin pişmanlığınızı kabul etti: haydi artık (Allah’ın dinine/ihtiyaç sahiplerine) destek olun ve zekâtı gönlünüzden gelerek verin. Allah'a ve Resulüne itaat edin. Zira Allah yaptıklarınızdan ayrıntısıyla haberdardır. (MÜCADiLE 13)

 

Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve salattan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi? (MAİDE 91)

Yukarıdaki ayette ince detaylar mevcut. Şeytan birilerinin arasına düşmanlık bırakmak istiyor ve bunu yapmak için salattan yani (ihtiyaç sahiplerine) destekten alıkoymak istiyor. Kumarın tek kazananı vardır. Ancak destekleşmenin birçok kazananı vardır. Ayrıca bu ayet bir hakikati daha dile getirir. Allah’ı anmak ile salat birebir aynı kabul edilecek olgular değildir. Salat içinde Allah'ı anmayı barındırır. Ancak Allah'ı anmak salatı içinde barındırmaz. Bu ayet buna delildir. Salatın Allah’ın dinine destek olmak / Allah’tan yana olmak anlamı olduğunu Kıyame suresi 31 ve 32’den de görüyoruz.
 

Ne sadaka verdi, ne de (salla) namaz kıldı (31) Fakat yalanladı ve sırt döndü (32) (KIYAME 31,32)

Yukarıda Kıyame suresinde cehenneme giden kişiler hakkında yukarıdaki sözler sarf edilir. Ancak salat kavramının yine rayından oynatılmaya çalışması yüzünden mantık hatası çıkmış. Allah’a inanmayan birinin sadaka vermemesi, şekli salat ritüelinin yapılmaması yüzünden cehenneme gittiği savunulur. İyi de inanmayan bir insanın tek sıkıntısı namaz mı yani? Ayet tamamıyla anlam değişikliğine uğratılmıştır. Burada salat Allah’ın dinine destek olan kişi, Allah’tan yana olan kişi anlamındadır. O zaman ayetler bir anlam bütünlüğüne kavuşmaktadır.
 

Fakat o (insan) hakikati tasdik etmedi ve yönünü Allah'a dönmedi/ Allah’ın dinine destek vermedi; (31) fakat yalanladı ve (Allah’a) sırt döndü (32) (KIYAME 31,32)

Bu çevirinin daha mantıklı olduğuna delilimiz bizatihi bu ayetlerin Arapçasıdır. 31’de saddeka derken 32’de saddeka’nın zıttı olan kezzebe ifadesini veriyor. Bu yüzden Saddeka’nın burada sadaka anlamı olmadığını hakkı tastik etmek anlamı olduğunu anlıyoruz. 31’de Salla ibaresinin tersi olan tevella kavramı 32’de geçer. Yani bu kavramların zıt anlamlarını Kıyame 32’de veriyor zaten. 32’de tevella diyerek o insanların Allah’a sırt döndüğünü anlatıyor. Yani Allah’ın dinine / Allah’tan yana olmaya sırt dönmüşler. Böylelikle 31’de geçen Salla kavramının Allah’tan yana olma/ Allah’ın dinine destek olma olduğunu anlıyoruz.Aynı durum Alak suresinde de geçer ve sallaya namaz kılan kişi dense de ayet çok açık bir şekilde zorlanmaktadır.
 

Baksana şu engel olmaya kalkışana, (9) namaz kılarken (salla) bir kulu (namazdan) ? (10) Gördün mü, ya o doğru yol üzerinde ise, (11) yahut sorumluluğu emrediyorsa? (12) Düşündün mü hiç: eğer o hakikati yalanlıyor (kezzebe) ve (hakikate) sırtını dönüyor (tevella) ise (13) kendisi bilmez mi ki Allah görür mutlaka (14) (ALAK 9-14)


Yukarıdaki ayetten de gördüğünüz gibi salla cümle içinde namaz anlamına gelmemesine rağmen zorlanıyor ve namaz anlamı veriliyor. Ayette kezzebe ve tevella kavramlarının geçmesi de önemli. Bu kavramlara kıyame 32'de de görmüştük.Salla yine burada da tevella nın zıttıdır. Yani hakikate/Allah'a/doğruya/iyiliğe sırt dönmektir tevella. Salla ise bunlara sırt dönmeyen kişidir. Ayetleri birbirine bağladığınız zaman 10.ayette namaz kılan (salla)'nın zıttı tavrı 13. ayette veriyor ve diyor ki salla olmayan kişi hakikati yalanlayan ve sırtını hakikate dönen kişidir. Peki namaz ne alaka? namaz kılıp hakikate sırtını dönen Müslüman yok mu? Ayetin siyak ve sibakına baktığımızda yani bağlamlarına kesinlikle sallanın namaz anlamının zorlama olduğunu görürsünüz. Ayrıca evde namaz kılan birini kim engelleyebilir? Daha isabetli bulduğum çeviri:
 

Baksana şu engel olmaya kalkışana, (9) hakikate destek veren (salla) bir kulu (destekten)? (10) Gördün mü, ya o doğru yol üzerinde ise, (11) yahut sorumluluğu emrediyorsa? (12) Düşündün mü hiç: eğer o hakikati yalanlıyor (kezzebe) ve (hakikate) sırtını dönüyor (tevella) ise (13) kendisi bilmez mi ki Allah görür mutlaka (14) (ALAK 9-14)

Yukarıdaki Alak suresinde dikkat etmenizi istediğim bir başka nokta şu: Allah ayette sallaya engel olunan bir kuldan bahseder. Her canlı Allah'ın kuludur. Eğer salla namaz kılan kişi olsaydı ayetin şöyle olmasını beklerdim."Baksana şu engel olmaya kalkışana namaz kılan bir Müslümanı/Mümini (namazdan)?" Niçin Müslüman ya da Mümin yerine kul diyor. Kul kavramı herkesi kapsar. Tüm insanlığı kapsayan bir kavram niçin kullanılıyor? Çünkü burada geçen salla kavramı namaz olmadığı için hakikate destek veren kişi olduğu için. Müslüman olmayan insanlardan da hakikate değer veren hakikatin ortaya çıkmasına çabalayan iyiliği destekleyen, doğruyu destekleyen insanlar var. Allah bu ayette çok genel bir gerçekten bahsediyor. Müslüman olsun ya da olmasın her zaman iyiliği/doğruyu destekleyen insanları engellemeye kalkışan birileri olur. Kişi zerdüşttür ama erdemliliği iyliği, sorumluluğu yaymaya çalışırsa ona engel olmaya kalkan birileri olacaktır.
 

"Rabbimiz, işte ben, çocuklarımdan bir kısmını ekip-biçmeye elverişsiz bir vadiye, senin mukaddes beytinin yanına yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar (salatı ikame etsinler) diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler." (İBRAHİM 37)

Emin olun bu ayeti ilk defa Kur’an okuyan ve İslam’dan haberi olmayan birine gösterin çevirinin saçma olduğunu ve anlam bütünlüğünün olmadığı gibi mantığa uymayan bir yönü olduğunu da söyleyecektir. Çünkü salatı yanlış çevirmek ayeti tamamen bozmuş durumda.  İbrahim peygamber sırf namaz kılsınlar diye çocuklarının bazısını ekini olmayan bir vadiye yerleştiriyor. Bu kadar anlamsız bir şey olabilir mi? Şu halde biz de namaz kılmak için ekini olmayan yerlere gidelim. Bu mantıklı mı? Hâlbuki ayet bambaşka bir şeyi ifade ediyor. Salatın kök anlamı olan desteği kullandığımızda sanki yapbozun kaybolan parçasını bulmuş gibi yerli yerine oturuyor her şey.
 

"Rabbimiz, işte ben, çocuklarımdan bir kısmını ekip-biçmeye elverişsiz bir vadiye, senin mukaddes beytinin yanına yerleştirdim; Rabbimiz, (ihtiyaç sahiplerine ekip biçme konusunda) destek olsunlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları bereketli ürünlerle rızıklandır. Umulur ki şükrederler." (İBRAHİM 37)

Gördüğünüz gibi anlam bütünlüğü muazzam bir şekilde sağlandı. İbrahim peygamber ekip-biçmede verimsiz bir vadide yaşayan insanlara yardımcı / destek olması için çocuklarının bir kısmını oraya yerleştirdiğini söylüyor. Hemen ardından çocuklarının bu ekip biçme olayında başarılı olması için Allah’a dua ediyor ve diyor ki: “Sen, onları bereketli ürünlerle rızıklandır. Umulur ki şükrederler.”  Burada dikkat çekici kısım “insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl” cümlesidir. İbrahim’in bu duadaki kastının ekip biçmede yardım etmek için gittikleri toplumun çocuklarının bunu başaracağına olan inançlarını tazelemesi ve çocuklarının yardımına ilgi duyarak bu işte onlara destek olmalarını sağlamaktır.
 

Sen ancak, görmedikleri halde rablerinden korkanları ve namazı kılanları (ekimus salate) uyarabilirsin. Kim arınırsa sadece kendi yararına arınmış olur. Her şeyin sonu Allah’a varır. (FATIR 18)


Yukarıdaki Fatır 18'e dikkat edin. Salata her yerde namaz anlamı verdikleri için ayetlerde mantık hataları da oluşmuş durumda. Allah'tan korkan biri zaten namaz kılıyordur. Ne gerek var Allah'tan korkan "ve namaz kılan" demeye? Niçin "ve oruç tutan" denmemiş ya da "ve zekat veren" denmemiş? Oruç tutan uyarılamıyor mu? Halbuki salatın Allah'tan yana olmak/ Allah'ın dinini desteklemek anlamında olduğunu hatırlarsak ayette oluşturulan mantık hatası da giderilir. Bazıları Allah'ın dininin desteğe ihtiyacı yok dediğini duyuyorum. Burada Allah'ın dinine destek olmak onun dinine olan bağlılıktır. Kötü niyetli olmayan herkes böyle anlıyor zaten. Yoksa Allah'ın kimsenin desteğine ihtiyacı yok. Bu desteğe bizim ihtiyacımız var. Ayetin devamında bu belirtiliyor zaten.
 

Sen ancak, görmedikleri halde rablerinden korkanları ve yönünü Allah'a dönenleri/Allah'ın dinine destek verenleri (ekimus salate) uyarabilirsin. Kim arınırsa sadece kendi yararına arınmış olur. Her şeyin sonu Allah’a varır. (FATIR 18)

Bir de Nur 41. inceleyelim. Salat gördüğü yere namaz diye yerleştirenler burada da saçma duracağı için dua anlamı vermeyi tercih etmişlerse de namaz da bir dua şekli olduğu için yine de durumu kurtaramamışlardır.
 

Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kuşların Allah"ı tespih ettiklerini görmez misin? Hepsi duasını (Salatehu) ve tesbihini bilmekte, Allah da onların bütün yaptıklarını bilmektedir. (NUR 41)

Ancak kuşlar nasıl namaz kılabilir? Namaz dua değil midir? Yukarıya dua diye meal vermek cümlenin manasını değiştirmez. Çünkü namaz da bir dua yöntemidir. Burada eğer dua varsa bu namaz olmalıdır. Çünkü salat görülen her yere namaz diye çeviri yapılmış Kur'an'da çok müstesna yerler hariç. Çünkü oralarda tıpkı bu ayette durduğu gibi çok bariz sırıtmaktadır. Burada isterseniz salata uyumak isterseniz bağlı kalmak isterseniz yönünü Allah'a dönmek olarak çevirin fark etmez. Bu ayette kast edilenin kuşlar aleminin Allah'ın kurduğu sistemle uyumlu hareket ettikleridir. Yaşam döngüsünde kendilerine verilen vazifeyi büyük bir uyum içerisinde yapmaların onların salatıdır.
 

Onların mallarından sadaka al, bununla onları (günahlarından) temizlersin. Onlar için dua et ( SALLİ ALEYHİM ), çünkü senin duan ( SALATEKE ) onlar için bir sükunettir. Allah işitendir, bilendir. (TEVBE 103)

Yukarıdaki ayette tıpkı nur 41 gibi namaz sırıtacağı için dua şekline çevrilmiş ayetlerden biridir. Can alıcı soru şu: Bir kişinin namazı/duası başkası için nasıl sükunet oluyor? Hani salli namaz kılan kişi anlamındaydı? Şimdi nasıl oluyor da dua eden kişi oluyor? Peki salli dua eden kişi ise diğer yerlerde niçin namaz kılan kişi haline dönüşüyor? Nerede namaz nerede dua buna kim karar veriyor? Kaldı ki namaz da bir dua değil mi? Niçin namaz olarak çevirmekten endişe ediyorlar?
 

Onların mallarından sadaka al, bununla onları (günahlarından) temizlersin. Onları destekle ( SALLİ ALEYHİM ), çünkü senin desteğin ( SALATEKE ) onlar için bir sükunettir. Allah işitendir, bilendir. (TEVBE 103)


Aşağıdaki Hud 87'ye de dikkat etmenizi öneririm. Salat'ın destek anlamı dışında bir anlamı daha olduğunu gösteren bir ayettir.
 

Kavmi ise, "Ey Şuayb! Atalarımızın taptığı şeylerden yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın (salatuke) mı emrediyor? Oysa sen uyumlu ve akıllı birisin!" dediler. (HUD 87)

Namaz neyi emreder? Bunu namaz olarak çevirmek mantık dâhilinde midir? Bir kelimenin manası seçilirken ayetin bütününe uyması beklenmez mi? Sırf İslam’ı namaza indirgemek için keyfi olarak ayetin bütününe uymasa da salat gördükleri yerlere namaz anlamı vermeye çalıştıkları çok açık değil mi? Bu ayeti anlamak için salatın başka bir anlamı daha olduğunu kabul etmemiz gerek. Kur’an’ı Kur’an ile tefsir edecek ve burada geçen salatın ne anlama geldiğini bulmaya çalışacağız. Çünkü buradaki salatın namaz dışında destek anlamında olmadığı da açıktır. Maide 57 ve 58’in bu konuda önümüzü aydınlatmasını umuyorum.
 

Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve eğlence konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Eğer müminseniz Allah’a karşı saygılı olun.(57) Salata çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu, onların aklını kullanmaz bir topluluk olmalarındandır. (58) (MAİDE 57,58)

Yukarıda geçen salatı da namaz diye çevirseler de bu kesinlikle mantıksız bir yorumdur. Çünkü adamlar Müslüman bile değil nasıl namaza çağrılırlar? İlk önce İslam’a çağrılmaları gerekir. Tabi amaç net: İslam’ı namaz vb. ibadetlerden ibaret bir din algısı oluşturmak. Müslümanların İslam’ın asıl vurguladığı konuları görmesini engellemek.

Maide 58’de geçen salatın ne olduğunu bir önceki ayetten anlamaya çalışacağız. Maide 57’de “dininizi alay ve eğlence konusu edinenler” den bahseder. Hemen devamındaki ayette ise “salata (dininize) çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar” ifadesi geçiyor. Benim anladığım salat bu ayette din anlamında kullanılmıştır. Çünkü bir önceki ayette din ile yapılan alaydan bahsederken bir sonraki ayette de çağrıldıklarında alay edilen bir salat var. Bu çağrılan şey din olmalıdır diye düşünüyorum Şu halde Maide 58 ve Hud 87 daha anlamlı bir zemine oturmaktadır.
 

Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve eğlence konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Eğer müminseniz Allah’a karşı saygılı olun.(57) Dininize çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu, onların aklını kullanmaz bir topluluk olmalarındandır. (58) (MAİDE 57,58)

Kavmi ise, "Ey Şuayb! Atalarımızın taptığı şeylerden yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana dinin (salatuke) mi emrediyor? Oysa sen uyumlu ve akıllı birisin!" dediler. (HUD 87)

Ankebut 45'te bu noktada mantıksız çevrildiğine inandığım ayetlerden biridir. Çünkü mantık hatası olduğuna inanıyorum. Ayetin klasik anlamdaki mealini verdikten sonra devam edelim:
 

Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tir. Allah yaptıklarınızı bilir. (ANKEBUT 45)

Bu ayeti dikkatlice incelerseniz metnin orjinalinde olmayan ibadet kelimesi ayete zorla tıkıştırılmıştır. Bu verdiğim mealde hiç olmazsa paranteze alınarak metnin orjinalinde olmadığı belirtilse de çoğu meal paranteze bile almamış. Sanki Arapçasında ibadet kavramı geçiyormuş gibi. Burada aklıma şu soru takılıyor: Bin üçyüz yılı aşkındır İslamiyet'e inandığını iddia eden herkes namaz kıldı. Günümüzde İslamiyet'e inandığını söyleyip de kılmayan kesimi kast etmiyorum. Bunlar tarih boyunca azınlıktı. İslamiyet'e inanıp da namaz kılmama bu çağda yaygınlaşan bir durum. Şu halde çoğunluk hep namaz kıldıysa niçin kötülükler ve çirkin utanmazlıklar Müslümanlar arasında devam etti? Hani namaz çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyardı? Aslında din adamları da namazın kötülüklerden alıkoymadığını biliyor. Bu sefer de aslında burada kast edilen namazın hakkını vererek kılmak (huşu içinde, anlayarak vs.) olduğunu iddia ettiler. Ancak eğer böyle bir durum olsa Allah belirtirdi. Çünkü bir çok ayette Allah işi düzgün yapanları kast ettiğinin altını çiziyor. Salih amel vs. söylemleri buna örnek olabilir. Ben salatın burada da yanlış çevrildiği kanaatindeyim.
 

(EY bu hitabın muhatabı!) Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve (Allah'ın ilkelerine/ihtiyaç sahiplerine) destek ol. Gerçekten (Allah'ın ilkelerine/ihtiyaç sahiplerine) destek olma, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı anmak ise en büyük (boyutu)dur. Allah yaptıklarınızı bilir. (ANKEBUT 45)

Ayette bahsi geçen salat kavramlarını Allah'ın ilkelerine/Allah'ın dinine/ihtiyaç sahiplerine destek ol diye çevirdiğimizde her şey yerine oturuyor. Çünkü destekleşmek, ihtiyaç sahiplerine sürekli destek olmak çirkin işleri ve kötülükleri alıkoyar. Bugün dünyada çirkin işleri ve kötülüklerin başlıca sebebi ekonomidir. Maddi yokluklar; hırsızlıklara, yolsuzluklara, rüşvete, adam kayırmaya, açlığa, savaşlara, kavgalara vs. binlerce kötülüğe ve çirkinliğe sebep olur. Ancak insanoğlu birbirine destek olsaydı servet zenginler arasında dolaşan bir tahakküm aracı olmasaydı dünyada bu kadar çirkinlik ve kötülük olmayacaktı. Bakın tamamen biterdi demedim. İnanılmaz seviyede azalırdı diyorum. Ayetin kastının da bu olduğuna inanıyorum. Bu yüzden ayet desteğin önemini vurgulamaktadır.

Burada Allah'ı anmak ile devam ediyor şu halde namaz kastediliyor diyenler olabilir. Ancak bu da çok makul bir yaklaşım değil. Çünkü Kur'an'da Allah'ı anın ki Allah da sizi ansın diyen bir Bakara 152 var. Allah insana namaz mı kılar. Her Allah'ı anmak kavramını gördüğümüz yerde namaz anlamı çıkaramayacağımızı Kur'an'da bir çok ayette görüyoruz. Bunu bu yazımın başka yerinde irdeledim zaten. Allah'ı anmak; Allah'ın kurallarına, ilkelerine, dinine, kitabına uymaktır. Kur'an'ı uygulamaya geçirmek Allah'ı anmaktır. Allah'ın bizi anması ise bize bu ilke ve kuralları, bu dini, peygamberi, kitabı göndermesiyle olmuştur diye düşünüyorum. Ayetin bağlamında değerlendirdiğimde ise Allah'ın dinine/ihtiyaç sahiplerine destek olma Allah'ı anmaktır. Çünkü onun istediği bir şeyi yapmış oluyorsunuz. Gerçi bunu Allah emretmeseydi bile insan olduğumuz için yine bunu yapmamız gerekirdi. Zaten din, insan olmayı başaramadığımızdan gönderilmedi mi?
 
Kur’an’da Salat Namaz Anlamında Kullanılmış Mı?
Bazı Müslümanlar namaz denilen şekli ibadetin olmadığını savunmaktadır. Hatta bir adım ileri giderek bunun insanı Müslümanlıktan çıkarabileceğini söyleyecek kadar ileri gidenler de mevcut. Tabi, fikirlere saygılıyız. Ancak ben bu görüşü makul ve sağlıklı bulmuyorum. Bu görüşü dillendirenler salatın sadece destek anlamı olduğunu ve Kur’an’da her yerde bu anlamda kullanıldığını iddia ediyorlar. Ancak Kur’an’da birçok kelime var ki onlarca farklı anlamda kullanılmıştır. Örneğin Darabe fiili Kur’an’da çok farklı anlamlarda kullanılmış. Bunlar: ittir (2:60), ayırmak (4:34),  çıkmak (4:94), misal vermek (14:24), bırakmak (24:31) vs. anlamlarda kullanılmış. Hac kelimesi Kur’an’da Ali İmran 97’de "ziyaret" anlamında kullanılmışken Bakara 258’de "tartışma" anlamında kullanılmış. Bu kadar örneğin yeterli olduğunu düşünüyorum. Salatın namaz anlamına geldiği yerleri de konu başlığına göre aşağıda zaten vereceğim için bu başlık altında tekrar etmeme gerek yok diye düşünüyorum. Ama dileyenler hemen maide 6’ya bakabilirler. Salat şekli bir ibadet olarak anlaşılmaktadır.

Bir diğer iddia ise rükû, kıyam ve secdenin somut değil soyut olduğu görüşüdür. Evet, bunlar Kur’an’da soyut kullanıldığı yerler mevcuttur. Ancak bu hiçbir yerde somut anlamıyla kullanılmamıştır tezine dayanak oluşturmaz. Ancak basit bir dil kuralı var. O da şu: tüm soyut kavramlar somut kavramlardan türemiştir. Secde somut anlamda fiziksel yere kapanmayı bir zamanlar ifade etmiş olmalı ki daha sonra bu Allah’a boyun eğmedir diye soyut bir anlam kazansın.
 

Gece ve gündüz, güneş ve ay O’nun işaretlerindendir. Eğer gerçekten Allah’a tapıyorsanız güneşe de aya da secde etmeyin, onları yaratan Allah’a secde edin. (FUSSİLET 37)
Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. (NEML 24)

Yukarıdaki ayetler secdenin somut anlamda kullanıldığı yerlerden sadece iki tanesi. Salat ve abdesti sadece soyut arınma olarak algılayan arkadaşlar şunu gözden kaçırıyor: Kur’an’nın indiği toplum kendisi gibi üniversitelerde, liselerde okumadı. Felsefe, edebiyat dersi almadı. Kur’an’da kendisini sadece soyut ve mecazlar kitabı olarak tanımlamıyor.
 

Biz ona şiir öğretmedik; zaten ona yaraşmazdı da. Ona vahyedilen, ancak bir mesaj (zikir) ve apaçık Kur’an’dır. (YASİN 69)

Allah yukarıda bu kitabın şiir olmadığını ve apaçık olduğunu ifade ediyor. Şiire vurgu yapması çok manidardır çünkü şiir çok soyut ve mecaz içeren bir edebi üsluptur. Abdest ayetini soyut arınma olarak görenler olabilir. Buna bir şey söyleme hakkım yok. Bu dinin sahibi Allah’tır. Bazı insanlar soyut düşünüyor. Ben somut olarak okuyorum.
 
Salat Kime Gözetilir?
Salat sadece Allah’a yönelerek yapılması gereken bir ibadettir. Şu halde Allah ile iletişim kurmaya çalıştığımız bu çok özel ibadete başka biri sokulmamalı. Gürkan Engin’in bu konuda çok makul bir yorumu var. Gürkan Engin, Allah’ın salat ibadetinin şekline müdahale etmiyor. Araplar şu an kıldığımız şekliyle bir ibadet yapıyordu. İslamiyet yayılırken İranlıların da kendilerince Tanrıya ibadet etme şekli olan ve adına namaz dedikleri bir ritüelleri vardı. İslam İran’a hâkim olunca hiç zorlanmadan salatın karşılığına namaz kavramını yerleştirdiler. Eğer salat ibadetinin benzeri kendi toplumlarında olmasaydı salatı olduğu gibi alırlardı. Tıpkı bugün İran’da bilgisayar kavramının karşılığı Farsçada olmadığı için İngilizce computer kavramını kullandıkları gibi. Ya da Karahanlılar İslamiyet’i kabul ettiklerinde salat kavramı yerine yükünç kavramını kullanmışlar. Demek ki Türklerde Tanrıya yapılan bir ritüel vardı ve ismi yükünçtü. İslam Türkler arasında yayılınca hiç zorlanmadan salata yükünç ifadesini kullanmışlar. Yani Tanrıya yapılan ritüeller evrensel bir durum. Tabi nasıl bir ritüel uyguluyorlardı bunu araştırmadığım için buradan anlatamıyorum. Eğer Allah bir şekil isteseydi o şekli tarif ederdi. Çünkü Allah Maide 6’da abdestte nasıl bir şekil istediğini açıklıyor.
Kur’an Arap toplumuna değil de İran toplumuna inseydi salat kavramı geçmeyecek namaz kelimesi geçecekti. Allah onların ritüeline karışmayacaktı. Biz de bugün salatı ikame etmek yerine İran toplumunun geleneksel ritüeli olan namazı kılıyor olacaktık. Bunu da İranlıların yaptığı şekilde yapacaktık. Kur’an, Çin toplumuna gelseydi onların ibadet ritüelini yapacaktık. Allah böyle istediği için değil o toplumun ritüeline karışmadığı için. Allah, sadece şu noktada müdahil oluyor ve diyor ki: Sadece Allah’a yönlendirin ritüelinizi ve ne dediğinizi bilinceye kadar bu ritüele yaklaşmayın. İçeriğini de şirk unsurlarından arındırın.
 

O halde salatı da, kurbanı da yalnız Rabbine tahsis et! (KEVSER 2)

Yukarıdaki ayet ibadetlerin yalnızca Allah’a yöneltilmesi gerektiğini dile getirir. Tabi yukarıdaki çeviri olayın bir yüzü. Salatın destek anlamını ve Nahr'ın göğüs anlamı da olduğu düşünülürse ayet şu şekilde de çevrilebilir: "Desteğini rabbine tahsis et ve (zorluklara) göğüs ger" ben bu ikinci anlamı daha mantıklı bulsam da ayet çift kutuplu olabilir. yani somut olarak hem salat ritüeli hem de destek anlamında kullanılmış olabilir. Şu halde ettahiyatü denen duada geçen "Ey Nebî! Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun" ifadesi çok sorunlu bir ifadedir. Çünkü Allah dışındaki bir varlık muhatap alınmakta ve sanki Allahmış gibi yani seni işitiyormuş gibi doğrudan peygambere seslenilmektedir. Bu yüzden ben Ettahiyatü adlı duanın kesinlikle okunmaması taraftarıyım. Kaldı ki Kur'an'da geçmiş asırlardaki Arapların dualarını namazlarda farzmış gibi okumak ne derece mantıklı? Biz Allah'a söyleyecek bir söz bulamıyor muyuz?
 
Salatın Amacı
İnsanoğlunun ritüele olan ihtiyacı diyebiliriz. Ancak bunu tam olarak cevaplamak mümkün gözükmüyor şu anki verilerle. Tanrıyla bu şekilde iletişime geçme hissi vermesi sebebiyle yapıldığı düşünülebilir. Allah’ta bu tür ritüeli yasaklamadığına göre insanların bunu yapmasında bir sakınca görmüyor. Sadece ufak bir dokunuş ile başka insan ve varlıklara değil kendisine yöneltiyor.
 
Salatın Müslüman hayatında bir süresi var mı?
Salat hayat boyu gözetilebilir.
 

Onlar ki salatlarında titiz ve devamlıdırlar. (MEARİC 23)

Yukarıdaki ayet şekli salat ritüeli ile alakalı olmadığını düşünüyorum. Ayet daha çok destekleşmeden bahsediyor. Buna delilim ayetin bağlamı. Ayetin daha isabetli bulduğum çevirisini verdikten sonra ayetleri bağlamında görelim. “Onlar ki (Allah’ın dinine/ İhtiyaç sahiplerine) desteklerinde titiz ve devamlıdırlar” Şimdi ayeti bağlamında görelim.
 

KUŞKU yok ki insan pek tatminsiz yaratılmıştır (19) Başına bir kötülük geldiği zaman vaveylayı basar (20) ama kendisine hayır dokundu mu cimrileşir.(21) Ancak namaz kılanlar (musalline) hariç (22) Onlar ki salatlarında (salatihim) titiz ve devamlıdırlar.(23) Onlar ki, malları üzerinde belirli (kimselerin) hakkı olduğunu (bilirler) (24) Hassaten yardım isteyenlerin ve (isteyemediği için) mahrum kalanların (25) (MEARİC 19-25)

Yukarıdaki ayetlere dikkatli bakarsanız konunun tamamen yardımlaşma ve cimriliğin eleştirilmesi olarak görürsünüz. Kendisine hayır dokunduğunda cimrileşen ve başkalarıyla bu nimeti paylaşmayan, destek olmayan, yardım yapmayan kişi eleştirilirken hoppala! Araya alakasız salat ritüeli yerleştiriliyor. Hâlbuki Mearic 22 de kullanılan musalline namaz kılan kişi demek değildir. Bu kavrama bu anlamı verip Kur’an’ı zorluyorlar. Musalline Allahtan yana olan, onun ilkelerini savunan, onun dinine destek veren kişi demektir. Mearic 22’den sonrası da yine kişinin malını cimrilik yapıp insanlara yardım etmemesi eleştiriliyor. Komple mal eline geçince ihtiyaç sahiplerini unutan bir insanın eleştirildiği bir pasajın tam ortasına şekli salatı yerleştirmeye çalışıyorlar. Halbuki salatın destek anlamı bu ayet pasajındaki kopuk yapboz parçalarını birleştirir.Kaldı ki yukarıda ayetin başında ifade tüm insanlığadır. Çünkü Müslüman tatminsiz yaratılmıştır demiyor, insan tatminsiz yaratılmıştır diyor. Yani insanoğlunun bir özelliği vurgulanıyor Müslümanların değil. Tüm insanlar Müslüman olmadığından namaz olarak çevirmek bir kez daha yanlıştır.
 

KUŞKU yok ki insan pek tatminsiz yaratılmıştır. (19) Başına bir kötülük geldiği zaman vaveylayı basar. (20) Ama kendisine hayır dokundu mu cimrileşir. (21) Ancak Allah’tan yana olanlar (musalline) hariç (22) Onlar ki (Allah’ın dinine/ ihtiyaç sahiplerine) desteklerinde (salatihim) titiz ve devamlıdırlar.(23) Onlar ki, malları üzerinde belirli (kimselerin) hakkı olduğunu (bilirler) (24) Hassaten yardım isteyenlerin ve (isteyemediği için) mahrum kalanların (25) (MEARİC 19-25)


Kaza Namaz'ı Kur'an'da Var Mıdır?
Hayır. İslam'da kaza salatı yoktur. Bu peygamberden çok sonra eklenmiştir. Kur'an orucun kazasından bahsediyor ancak salatın kazasından bahsetmiyor. Kimse Kur'an dini bir hükmü unuttu demesin. Allah unutmaz. Kur'an'da yer vermediğine göre böyle bir olgu yok demektir. Nisa 103 kaza salatının olmadığının güçlü bir delilidir.
 

Salatı bitirdiğiniz zaman, ayaktayken, otururken ve uzanmış bir haldeyken (her koşulda) Allah'ı anın ve güvenlik içindeyken salatlarınızı  ikame edin; çünkü salat bütün mü'minler için belirli zamanlarla kayıtlı bir vecibedir. ( NİSA 103)

Salat belirli zamanlarla kayıtlı bir vecibedir ancak bunun hangi zamanlar olduğu Kur'an'da net olarak aktarılmamıştır. Aşağıda bu konuya değineceğim
 
Kur'an'da Salatın Şartı Var Mı?
Evet var. Salat ritüeli için ön hazırlık olan abdest şartı var. Ne dediğimizi bilme şartı ve dengeli bir ses tonu şartı var.
 

Siz Ey iman edenler! Salat'a kalkacağınız  zaman yüzünüzü, ellerinizi ve  dirseklere  kadar kollarınızı yıkayın  ve (ıslak) ellerinizle başınızı meshedin ve  bileklere kadar ayaklarınızı da (yıkayın ve /veya meshedin)… (MAİDE, 6)

Siz ey iman edenler! Sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar, cünüpken de -seyahat (gibi yıkanmayı güçleştiren haller) hariç- yıkanıncaya kadar salata yaklaşmayın! Fakat eğer hastaysanız ya da yolculuk yapıyorsanız veya ihtiyaç giderdikten sonra yahut kadınlarla birlikte olmuşsanız ve üstelik su da bulamıyorsanız, o zaman temiz bir toprak alıp yüzlerinizi ve ellerinizi onunla meshedin! Unutmayın ki Allah tarifsiz bir affedicidir, eşsiz bir bağışlayıcıdır (NİSA 43)

Bu ayetlerden şu sonuç çıkar: Abdesti bozan 3 şey var. Bunlar Sarhoş olmak, Cünüp olmak ve Tuvalet ihtiyacını gidermek. Bunun dışında kalan hiçbir şey abdesti bozmaz. Abdest ise salatın şartı. Nisa 43’te bir diğer şart da ne dediğimizi bilmek.
 

De ki: "İster Allah diye dua edin, ister Rahman diye: O'na hangi biriyle dua ederseniz edin, ama unutmayın ki en güzel nitelikler ve tüm mükemmellikler O'na mahsustur! İmdi (ey muhatap), sen de salatında ne sesini aşırı yükselt, ne de aşırı kıs; bu ikisi arasında dengeli bir yol tut" (İSRA 110)

Yukarıdaki ayette bizden istenen bir diğer şart salatları dengeli bir ses tonuyla salatı ikame etmemizdir
 
Salat Ritüelinde Kıble Şartı Var Mı?
Bakara 115, 142, 143, 144, 145; Hac 25; Yunus 87 ayetlerinde Kıbleden bahseder. Kıble “Yön” demektir.
 

İNSANLAR arasından beyinsizler çıkıp diyecekler ki: "Daha önce yöneldikleri yönden(kıbleden) onları çeviren sebep nedir?" De ki: "Doğu da batı da Allah'ındır: O dileyen kimseyi doğru yola yöneltmeyi diler.” (BAKARA 142)

Bu ayetin geçmişten beri yapılan tefsirlerinde kıblenin ilk önce Kudüs olduğunu ve daha sonra ise Mekke’de olan Kâbe’ye çevrildiğini söyleniyor. Yani konunun namaz sırasında dönülecek yön olduğu söyleniyor. İnsanlar da Müslümanların kıblesinin değişmesini sorguluyorlar bize anlatılan rivayetlere göre.

Bu ayette kastedilen fiziksel yön olmadığı açıktır. Bu ayette Muhammed peygamber ve müminlerin daha önceki inançlarını bırakıp yeni bir yön olan İslam’ı seçmelerinin insanların tuhafına gitmesi anlatılır. Ayet bunları eski inanç ve düşüncelerinden yani yönlerinden (kıblelerinden) ayrılıp yeni düşünce ve inanç sistemine (İslam’a) yönlerini çevirmelerini aktarır. “Doğu da batı da Allah'ındır” ifadesine yer verdikten sonra buradaki kıblenin fiziksel kıble olmadığını anlamamızı sağlayan şu cümle gelir : ”O dileyen kimseyi doğru yola yöneltmeyi diler” Yani aslında şirk dininden İslam’a yönelmeyi anlatır ayet. Yoksa ayette doğru yola iletilmek gibi soyut bir kavram kullanılmazdı.  Hatta yukarıdaki tüm kıble ayetlerine baktığınızda hiçbirinde kıble ile namaz ilişkilendirilmez. Bu ilişki meallerde parantez içi yorumlarla topluma anlatılır ki bu doğru bir bakış değildir.
 

Doğu da Allah'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir. (BAKARA 115)

Allah bakara 115’te yönümüzü nereye çevirirsek çevirelim orada Allah’ı bulacağımızı söylüyor. Ancak hâkim mitolojik tefsirlerimiz Allah’a yönelmek için Kâbe’ye yönelmemiz gerektiğini söylüyorlar.
 

İşte böylece, siz insanlara şahit olasınız, peygamber de size şahit olsun diye sizi vasat (örnek/orta/dengeli) bir ümmet yaptık. Biz bu yöneldiğin yönü(kıbleyi) özellikle elçiye uyanlarla sırt çevirenleri açıkça ayırt edelim diye belirledik. Bu, Allah’ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelecektir. Allah imanınızı asla zayi edecek değildir. Çünkü Allah insanlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. (BAKARA 143)

Yukarıdaki ayette ise Allah kıbleyi (yön) elçiye uyanlarla sırt çevirenleri açıkça ayırt etmek için belirlediğini söylüyor. Eğer bu kıble fiziksel olarak Kâbe’den bahsediyorsa ortada bir anlamsızlık beliriyor. Çünkü sırf Mekke’ye dönülüyor diye bu insanlara niçin ağır gelsin. Çünkü Muhammed peygambere inanan ilk Müslümanlar zaten Mekkeli. Kabeye dönmek onları daha çok mutlu eder. Ayrıca neden hidayet kavramı kullanılıyor. Çok açık ki ayet burada kıble kavramını hayat tarzı olarak kullanıyor. Yani sözcük anlamı olan yön olarak kullanıyor. Allah Muhammed peygamberin yönünü İslam’a çevirince bu Allah’ın hidayet verdiği kimselerden başkasına ağır geldi.
 

Biz senin yüzünü gökyüzüne çevirip durduğunu görüyorduk. İşte şimdi seni kesinlikle razı olacağın bir yöne(kıbleye) döndürüyoruz: Artık yüzünü Mescid-i Haram'dan yana çevir! Siz de nerede olursanız olunuz yönünüzü o yana çeviriniz. Kendilerine daha önce vahiy emanet edilmiş olanlar, bu emrin Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu iyi bilirler: Allah onların yaptıklarından habersiz değildir. (BAKARA 144)

Rivayetlere göre peygamberimiz Kudüs’e doğru salatını ikame ediyor fakat bundan rahatsız olmuş. Hatta gökyüzünden kıblenin değişmesi için vahiy beklediği iddia ediliyor. Ancak bu noktada aklıma bir soru geliyor. Allah Kudüs’e yönelmesini istedikten sonra nasıl oluyor da Muhammed peygamber bu kararı beğenmiyor ve bu kararın değiştirilmesini bekliyor? Siz peygamber olsaydınız Allah’ın bu kararı sizi rahatsız eder miydi? Zaten tüm dünyaya yeni bir inanç modeli getirerek tüm dünyayı kendinize düşman edinmişsiniz. Bir tek Kudüs’e dönmek mi sizi rahatsız ederdi?

Bakara 144’te dikkatinizi çekmek istediğim bölüm şu: “Kendilerine daha önce vahiy emanet edilmiş olanlar, bu emrin Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu iyi bilirler” İlginçtir. Eğer bu ayette kast edilen kıblenin Kudüs’ten Mekke’ye doğru çevrilişi ise kitap ehli bu emrin Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu nasıl biliyorlar? Bugün bile kitap ehli için gerçek kıble Kudüs’tür. Mekke değil. Yani bu ayetleri bu şekilde anlarsak görüldüğü üzere bir anlam kopukluğu mevcut oluyor.
 

Ehl-i kitaba her türlü delili getirsen onlar yine de senin yönüne(kıblene)  asla dönmezler. Sen de onların yönüne(kıblesine) uymayacaksın. Onlar birbirinin yönüne(kıblesine) de uymazlar. Eğer sana gelen ilimden sonra onların arzusuna uyarsan, işte o vakit sen kesinlikle hakkı çiğneyenlerden olursun. (BAKARA 145)

Bu ayete göre Müslümanların kıblesi ile kitap ehlinin kıblesi farklı. Hatta kitap ehlinin (Hristiyan ve Yahudilerin) kıbleleri de farklı. Yani toplamda 3 farklı kıble ortaya çıkıyor. Hâlbuki buradaki kasıt 3 farklı inancın mensuplarının birbirinin inancına yönelmeyeceğini anlatmaktır. Çünkü ayetin devamında onların arzusuna uyarsan hakkı çiğnersin deniliyor. Hâk olan İslam olduğuna göre onların istediği İslam’dan yüz çevirmemiz.
 

Herkesin yüzünü ona doğru çevirdiği bir yönü (kıblesi) vardır. Öyleyse hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizin hepinizi bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir. (BAKARA 148)

Eğer yukarıdaki yönü fiziksel anlamda anlarsak yine ayet bütünlüğü bozuluyor. Kıble ile hayırda yarışma arasında ne tür bir bağ var?
 

Her nereden (yola) çıkarsan yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir. Bu, elbette rabbinden gelen bir gerçektir. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. (149) Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir. Nerede bulunursanız yüzünüzü yine o tarafa döndürün ki, -haksızlığa saplanmış olanları dışında- insanların aleyhinize kullanacakları bir delil bulunmasın. Onlardan korkmayın, benden korkun. Ve bir de size nimetimi tamamlayayım, siz de hidayete eresiniz. (150) (BAKARA 149, 150)

“Nerede bulunursanız yüzünüzü yine o tarafa döndürün” ibaresi her zaman yapmamızın istendiği bir eylem. Ayette namaz sırasında yönünüzü Mescid-i Harâm‘a çevirin demiyor. Her an bunu yapın diyor. Mescid-i Harâm, çok açık ki İslam’ı sembolize ediyor. Yönümüzü nerede olursak olalım, İslam’a, vahye, Kur’an’a yani Allah’a çevirmeliyiz. Zaten buradaki kıblenin fiziksel anlamı taşımadığı ayetin devamındaki “insanların aleyhinize kullanacakları bir delil bulunmasın. Onlardan korkmayın, benden korkun. Ve bir de size nimetimi tamamlayayım, siz de hidayete eresiniz.” İbaresinden anlıyoruz. Çünkü kimse yönünü Mekke’ye çevirmek ile hidayete ermez. Hidayete Kur’an ile İslam’ın bizatihi kendi prensipleri ile erilir.
 

Mûsâ’ya ve kardeşine şöyle vahyettik: "Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın, evlerinizi kıble yapın ve salatı ikame edin. (Ey Mûsâ!) İnananları müjdele." (YUNUS 87)

Yunus 87’de aslında "salatı ikame edin" kavramının "namaz kılın" anlamına gelmediği yerlerin başında gelmektedir. Firavunun zulmünden kurtulmaları için Musa İsrailoğullarını örgütlüyor. Bu örgütleme sırasında ise evlerinizi kıble yapın diyen ayet çok basit bir gerçeği ifade ediyor: Örgütlenmeyi evlerinizden başlatın. Yani örgütlenmeye başlama yönünüzü evleriniz olarak belirleyin. Ayrıca salatı ikame edin yani firavunun köleliğinden kurtulmak için birbirinize destek olun. Ayetin sonunda ise bu yönteme inananların kurtulacaklarına dair müjdelenmesi isteniyor. Ayetin daha isabetli çevirisi şu olacaktır:
 

Mûsâ’ya ve kardeşine şöyle vahyettik: "Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın, evlerinizi kıble (odak noktası / başlangıç yönü) yapın ve (kölelikten kurtulmak için birbirinize) destek olun. (Ey Mûsâ!) İnananları müjdele." (YUNUS 87)

Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz erdemlilik değildir. Asıl erdemli kişi Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan; (Allah’ın ilkelerine/ ihtiyaç sahiplerine) destek olan (salatı ikame eden), zekâtı verendir. Böyleleri anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takvâ sahipleri bunlardır. (BAKARA 177)

Görüldüğü gibi şekli dindarlıkla bir yere döndüğü zaman kendini dindar hissedenlere Allah asıl dindarlığı anlatıyor. Tabi yine burada salatı namaz diye çevirmiş mealcilerimiz. Ancak ayetin bütününe baktığınızda bunun doğru olmadığı erdemli bir insanın vasıflarının sayıldığını görürüz. Burada ihtiyacı olan insanlara verilen destek, yardımdan bahsetmektedir. Ayrıca Kur'an'ın evrensel olduğuna inanıyoruz. Yani Mars'a giden biri nereye dönecek. Diyeceksiniz ki orada bulunan bir Müslüman Dünya'ya dönecek. Bu makul olmayan bir cevap çünkü Mars kendi etrafında döünüyor diğer gezegenler gibi. Yani Dünya'ya ters döndüğü zaman ne olacak?

Kıble konusunu toparlarsam. Namaz için şu tarafa dönün diye bir ayet yok. Haa! Bu şu demek değildir ki Mekke’ye dönmemiz yanlış bir davranıştır. Bin yıldan fazladır Müslümanlar yüzünü Mekke’ye çevirmiş. Bizim de bunu yapmamızda bir sakınca yok. Sadece bunu dini bir emir olduğunu düşünmeyelim ve Mekke’nin yönünü saptayamadığımızda ya da başka yönde salat etmek isteyen birinin salat ritüelini engellemeyelim. Sonuçta Doğu da Allah’ın Batı da. Müslümanın kıblesi Allah'tır, Kur'an'dır.
 
Kur'an'da şeklen nasıl namaz kılınacağı var mı?
Salat bize kadim toplumlardan ve ümmetlerden kalmıştır. Bu yüzden salat ibadeti binlerce yıldır ebeveynlerden çocuklara geçerek taşınmıştır. Nesilden nesile aktarıldığı için kılınış şekli kalıplaşmıştır ve çoğu toplumda hemen hemen benzer bir halde yapılmaktadır. Mesela biz Müslümanlarla, Yahudilerin, Dürzilerin, Zerdüştlerin vs. birçok dini inancın veya toplumun salatı birbirine çok benzemektedir. Kur'an, önemli hiçbir konuyu es geçmemiştir. Salatın Allah tarafından onaylanan şekilleri vardır. Kıyam, rükû ve secde namazın şekil formudur ve üçü de Kur'an'da geçer. Bunun dışındakiler insanoğluna bırakılmıştır. Bugün kıldığımız şekil ise Arapların -bazı eklemeler sonra yapılsa da- ana hatlarıyla Muhammed peygamber dönemindeki kültürlerinin bir ürünü. Kur’an Araplara inince biz de o kültürün salat şeklini aldık.  Eğer Kur’an Hindistan’a inseydi bu sefer de onların o dönem ki namaz şekilleri bugün hakim olacaktı. Şunu demek istiyorum bugün kıldığımız salat şekli din değil kültürdür. Elimizi kaldırıp tekbir ile başlamamız, son oturuş, sağa ve sola selam vermemiz vs. bunlar dinimizin bahsettiği salatın olmazsa olmaz parçaları değildir. Bunlar Arapların İslam öncesi kültürel ibadet ritüeli olduğu ihtimali son derece güçlü.

Rükû ve secde bakara 43,125; Ali İmran 43; Maide 55; Hac 77 vs.. birçok yerde geçer.  Kıyam, rükû ve secde dahil Kur'an namazda uymak zorunda olduğumuzu haber verdiği bir şekil yok. Yani Allah Kur'an'ın hiçbir yerinde secde edin sonra kıyam edin sonra eğilin vs. bir şekli form ortaya koymamıştır. Şu an kıldığımız namaz şeklinin Muhammed peygamber döneminden farklı olduğu da açıktır. Mezhepsel farklılıklar ve kadın-erkek arasındaki farklılıklar buna delildir. Çünkü şu an ki katı şekil kuralları o dönemde yoktu. O dönem salatın ruhu ile ilgileniliyordu. Yok, elin göbek altında olmalı, yok şu dualar okunmalı, yok şu sureleri okunmalı vs. onlarca radikal insan ürünü anlayış salata sonradan sokulmuştur diye düşünüyorum. Salatta kişi istediği ayeti okur.  Hatta eğer istiyorsa içeriğinde Kur’an değil de başka çeşit dualar okur. Kur’an’da salat sırasında şunu oku bunu söyle gibi bir dayatma yoktur. Ancak salat sırasında ne dediğinizi bilmeniz gerekir. Bu kur’an’da getirilen bir şarttır.
 

Nitekim biz İbrahim ve İsmail'e, "Tavaf edecekler, içe kapanacaklar ve uzun uzun rükû ve secde edecekler için mabedimi temiz tutun!" diye emretmiştik (BAKARA 125 )

Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. (NEML 24)

Yine onlar, gecelerini Rablerinin huzurunda secdeye vararak ve kıyama durarak geçirirler. (FURKAN 64)

Tamam, salatın bazı şekilleri Kur'an'da geçiyor. Peki, geçmeyen ve günümüzde uyguladığımız şekiller nerede geçiyor? Hiçbir yerde geçmiyor. Bu şekiller dahil tüm salat kılma şekilleri insan tercihine bırakılmıştır yani farklı şekillere uymak zorunda değiliz. Allah Kur'an'da ruku edenlerden secde ve kıyam edenlerden bahsediyor ama hiçbir ayette bu Allah'ın emridir. Siz de bu şekilde salat etmek zorundasınız demiyor. Dinde iddiasını Kur'an'a dayandırmayan her görüş kişinin şahsi yorumudur. Buna benim tüm dini görüşlerim de dâhildir. Kıyam-rukü-secde sıralamasını nerden biliyoruz? Hadis denilen rivayetler olmazsa sıralamayı nasıl bileceğiz? Sıralamayı Kur'an veriyor zaten.
 

Hani biz, İbrahim'in (inşa ve ihya etmesi) için bu İbadet Evi'nin yerini tespit ettiğimiz zaman şöyle demiştik: "Bana hiçbir şeyi şirk koşmadığın gibi, Mabedimi de tavaf edecekler ve (ona doğru) kıyama durup rükû ve secdeye kapanacaklar için (şirkten) temiz tutacaksın!" (HAC 26)

Eğer Kur'an'da kıyam-rukü-secde sıralaması olmasaydı bile mantıken secdeden ve rükûdan başlamayacağımızı bilirdik. Salata kıyam ile ayakta durarak başlanacağı açıktır. Zaten sıralamanın da bir önemi olduğunu sanmıyorum. Kıyam, rukü ve secdeyi kaç kez yapacağımızı nereden bileceğiz? Kur’an böyle bir sayı belirlemediğine göre o kişinin kendi tercihine bırakılmıştır. Özetlersek Mekanik Biçimde salatı ayakta durarak kılmaya başlamalı (2:238; 3:39; 4:102) ve özel durumlar hariç durulan yerden hareket edilmemeli (2:239). Salatta eğilerek yere kapanmalı (rükû ve secde) böylece Allah'a teslimiyet fiziksel olarak da bildirilmeli (3:43; 4:102; 22:26; 38:24; 48:29)

Burada asıl nokta şu: Hadislerde de rükûnun, secdenin şeklen nasıl olduğuna dair bir resim ya da video kayıt yoktur. Biz secdenin, rükûunun ve kıyamın nasıl olduğunu atalarımızdan öğrendik. Kur'an'da zina kelimesini gören bir insan ne olduğunu nereden biliyor? Biliyor çünkü hayatımızda sürekli uygulaması olan bir kavram. Niçin kimse bu ne demiyor? İş secde olunca bu kavramı hadislerden öğreneceğiz diyorlar. Ben de diyorum ki sen zina denilince nasıl anladıysan secde de atalarımızdan uygulamalı olarak nesilden nesile aktarılan bir kavram olarak anlarsın. Ne Allah ne de hadisler secdenin ya da diğer salat şekillerinin tanımını yapmamıştır. Çünkü hem indiği toplum hem biz secdenin ne olduğunu biliyoruz. Tıpkı zinanın tanımının yapılmamasına rağmen ne olduğunu bildiğimiz gibi. Çünkü yaşadığımız çağda bu kavramların bir karşılığı var. Allah belli bir şekil isteseydi tıpkı abdest gibi bunu Kur’an’da tarif ederdi. Peki, cemaatle kılınan salatta ne yapacağız? Bu durumda da toplum nasıl kılıyorsa öyle kılacağız. Bugün toplumumuzda zaten ortak olarak bilinen bir salat şekli var. Biz de toplumla beraber kıldığımızda bu bilinç ile birlikte kılacağız. Tabi içinde şirk barındıran içerikler toplumla beraber bile kılınsa çıkarılmalıdır. Örneğin Ettahiyatü duası vs.
 
Cenaze Namazı Kur'an'da Geçer Mi?
Evet, geçtiğini düşünüyorum. Peygamberimizi bir savaşta yüzüstü bırakan bazı insanların anlatıldığı Tevbe 84'ten önceki ayetler o tür insanların cenaze salatının ikame edilmemesi şeklinde tamamlayan Tevbe 84 ile son bulmuştur. İşte Ayet:
 

Ve onlardan ölen herhangi birinin salatını ikame etme ve kabrinin başında da asla bulunma! Çünkü onlar Allah'a ve elçisine nankörlük ettiler ve yoldan sapmış bir halde öldüler. (TEVBE 84)

Kur'an'da şekli ritüel olan salat yoktur diyenler bu ayetteki salatı da destek anlamıyla karşılamaya çalışsa da bu pek makul bir yorum değildir. Çünkü Allah ayette ölen o kişilere destek olma demiş olması mümkün değil. Çünkü ölmüş birine nasıl destek olmamak gerek sorusu ortaya çıkar. Birileri cenazesini yıkamayıp defnetmeyerek diyebilir. Ancak Allah'ın bir cenazeyi ortada bırakın demiş olduğunu söylemek mantıklı bir yaklaşım değildir, insani de değildir.
 
Cuma Namazı Kur'an'da Geçer Mi?
Evet, geçtiğini düşünüyorum. Bazıları Cuma salatının Kur'an'da geçmediğini hadislerden öğrendiğimizi söylese de bu gerçeği yansıtmaz.
 

Siz ey iman edenler! Cuma günü  (toplantı günü) salata çağrıldığınızda, alışverişi keserek Allah'ı anmaya koşun! Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. (CUMA 9)

Cuma salatı kadın-erkek tüm Müslümanlar içindir. Haftada bir Cuma (toplantı) günü Müslümanların belirlediği bir vakitte açık bir duyuru ile çağrılır ve salatı erkek veya kadın bir Müslüman'ın önderliğinde topluca gözettikten sonra ve toplantı gündem maddeleri konuşulur.Bu toplantı konusu o şehrin veya mahallenin veya ülkenin sıkıntılarını içerdiği gibi toplumsal bir eğitim de yapılabilir. Sonra herkes tekrar işine döner. Cuma salatı sadece erkeklere değil kadınlara da farzdır. Bu yanlışı da düzeltmiş olalım. Mescitler topluma açık yerler oldukları için mescitlere gidenler temiz ve güzel giyinmeli. (Araf 31)
 
Bayram Namazı Kur'an'da Geçer Mi?
Hayır, böyle bir salat Kur'an'da yoktur. Dolayısıyla Allah emretmemiştir. İnsanlar üretmiştir.
 
Evde Salatı Gözeten Kadınlar Örtünmeli Midir?
Allah'ın Kur'an'da böyle bir emri yoktur. Örtünme kadın erkek ilişkilerinde cinsel duyguların birinci planda olmasını engellemek için getirilmiş bir emirdir. Allah ile kadın arasında böyle bir düzenleme yoktur. Olması da mantıksız olurdu. Allah, biz kıyafet giysek bile içimizi zaten görüyor. Ya da biz banyodayken bizi çıplak şekilde görmüyor mu? Kadınlar evde salat ritüelini yerine getirecekse örtünmelerine gerek yoktur.  Kaldı ki zaten başörtüsü emrinin dahi Kur'an'da olduğunu düşünmüyorum. Bunu çoğu Müslüman kadında görüyorum. Namaz kılacakken evde dahi olsa başörtüsünü alıyor vücudunu sıkıca örtüyor. Pantolon giyiyorsa çıkarıp etek giyiyor falan. Ben bu tür hareketlerin salatın ruhunu anlayamamaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Allah'ı bir erkek gibi tasavvur etmenin ürünü olduğunu düşünüyorum.
 
Salatta Arapça Okuduğumuz Sure ve Duaların Anlamını Bilmek Zorunda Mıyız?
Evet, bilmek zorundayız. Okuduğumuz surenin mealini bilmeliyiz. Arapça dua okuyorsak okuduğumuz o duanın tercümesini bilmeliyiz. Yani ne dediğimizi bilmeliyiz ve Allah ile konuştuğumuzun bilincinde olmalıyız. İşte Kur'an'dan delil:
 

Siz ey iman edenler! Sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar, cünüpken de -seyahat (gibi yıkanmayı güçleştiren haller) hariç- yıkanıncaya kadar salata yaklaşmayın! (NİSA 43)

Sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar salata yaklaşmayın diyen Kur'an bize bir edep öğretiyor. Demek ki ne dediğimizi bilmediğimiz için sarhoşken salat ritüeli yasaklanıyor. Eee, an itibariyle kaç Müslüman salatta ağzından çıkanı kulağı duyuyor? Kaçımız ne dediğimizi biliyoruz? Ben bu ayete dayanarak bilinçsizce okuduğum ettahiyatü duasını ve diğer duaları terk ettim. Namazları saygı içerisinde kılmalı (23:2) İhtiyacımıza ve içinde bulunduğumuz duruma uygun olarak Allah'ın herhangi bir ismini (sıfatını) zikredebiliriz. Bu bizim isteğimize kalmış. (17:110)
 
Kur'an'a Göre Ekstra Namaz Kılmanın Bir Sakıncası Var Mı?
Sakıncası yok.
 
Salatta Neler Okunmalıdır?
Kur'an, Fatiha dâhil hangi sureyi okumamız gerektiğini belirtmiyor. Hatta salatta Kur'an'dan ayetler okuyun da denmiyor. Kur'an bir konunun detayına inmiyorsa o konuda serbest olduğumuzu anlarız. Yani herhangi bir ayet okumayıp Allah ile kendi anadilinizde konuşabilirsiniz bile. Ancak toplu olarak ibadet edeceğimiz zaman ortak bir noktamız olmalı. Fatiha suresi baştan sona Allah'ı muhatap alan bir duadır. Bu noktada benzersiz bir sure olup değişik dilleri konuşanların topluca namaz kılabilmelerini sağlayabilmesi açısından da uygundur. Salatta Fatiha okumak peygamberimizin tercihi bile olabilir. Fatiha okunmasa bile bir sorun teşkil etmez.

Ortak ibadetlerimizde ortak okuduğumuz duaların olması güzel olur diye düşünüyorum. En güzel dualar ise Kur'an ayetleridir. Dediğim gibi salatta ne okuyacağımız ne söyleyeceğimiz bize bırakılmıştır. Fakat salatta Kur’an ayetleri okumak isteyen bir Müslüman o ayetin Türkçe mealini İngilizce mealini okumamalıdır. Çünkü hiçbir meal Kur’an değildir. Mealler konusunda hepimiz ihtilaf ediyoruz. Ancak Arapça orijinali ise değiştirilmemiş vahiy olduğundan manasını değiştirmeden olduğu gibi vahyi aktarmış oluruz dilimize. Yani Kur'an'dan bir şeyler okunacaksa Arapça okunması gerekir diye düşünüyorum. Meallerdeki anlam orjinal anlamıyla farklı olabilme riskinden dolayı. Eğer Kur'an'dan bir şey okunmayacaksa anadilinizde istediğiniz şekilde istediğiniz şeyi söyleyerek Allah ile diyaloğa geçebilirsiniz diye düşünüyorum.
 
 Kur'an'a Göre Kaç Vakit Salat İkame Edeceğimiz Belirtiliyor Mu?
Özellikle hadisleri güvenilmez olarak gören bizim gibi insanlara söylenen soru şudur: Madem Kur'an yeter salat vakitlerini ve rekâtını Kur'an'dan çıkarın da görelim? Gerçekten Müslümanları anlamak çok zor. Kur'an'da Allah, size dininizi tamamladım diyor. Müslümanlar ise hayır dinimizi Allah değil gelenek tamamladı diyor. Muhammed peygamber de Kur'an talebesi değil miydi? O da bizim gibi dinini Kur'an'dan öğrendi. Kur'an peygamberimize demiyor mu "Sen bundan önce kitap nedir, iman nedir bilmezdin" diye (ŞÜRA 52) Neyse Kur'an'da net olarak kaç vakit salat olduğu konusunda ihtilaflar var. Bunun sebebinin de Allah’ın bu kararı Müslümanlara bırakmasıdır diye düşünüyorum. Kur'an'da ben beş vakit salat çıkacağını da iddia edenler olmuş üç vakitte çıkacağını iddia edenler de olmuş. Salat vakitleri iki ile yedi arasında farklı rakamlar verenler olmuş.Kur’an’dan net olarak salat vakitleri çıkmaz diyenler de olmuş. Ben de şunu söylüyorum Kur’an bir bulmaca kitabı değildir. Ayetlerin orasından burasından şifreler çıkararak alın işte beş vakit ya da alın 3 vakit ya da 2 vakit demek çok anlamsız geliyor. Eğer Allah beş vakit kılmamızı isteseydi bunu bir cümleyle belirtemez miydi? Ayetleri vererek inceleyeceğiz.
 

Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde salatı ikame et! Unutma ki iyilikler kötülükleri giderir: İşte bu, öğüt alacaklara bir hatırlatmadır. (HÛD 114)

Bu ayete göre ise gündüzün iki ucunda yani iki vakit namaz var. "Gecenin gündüze yakın vakitlerinde" kelimesi ise iki vakte daha işaret ediyor. Yani Hud 114'e göre 4 vakit salat çıkar. 
 

Bir de güneşin doğumundan önce ve batımından önce Rabbinin aşkın olan yüce zatını Hamd ile an! Yine gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün belli zamanlarında O'nun yüce zatını an; kim bilir, belki sen de razı olursun! (TAHA 130)

Şimdi Taha 130’da belli vakitlerde Allah’ı anmamız isteniyor.  Bu anma olayı şekilsel salat ritüeli olabileceği gibi Kur’an okuma veya Allah hakkında felsefi ve bilimsel çalışmalar veya tefekküre de işaret ediyor olabilir. Ancak benim tüm Kur’an’dan anladığım yani Allah’ı anmak ile ilgili ayetlere baktığımda Allah’ı anmanın onun kural ve ilkelerini uygulamak olduğunu görüyorum.  Mesela tartıda hile yapmayan bir bakkal Allah'ı anmış olur. Rüşvet almayan bir memur Allah'ı anmış olur vs. O yüzden burada bahsedilen kesin salat ritüelidir demek güç. Çünkü salat ve Allah'ı anmak yanyana kullanıldığı ayetler var. Ancak salatın kendisi de Allah'ı anmadır diyenler de haksız değildir. Bunu salat olarak kabul etsek bile bu ayette belirsiz ama çok sayıda salat vaktinden bahsediyor.

Güneşin zirveyi aşıp (batıya) ağmasından gecenin karanlığının iyice çökmesine kadar salatı ikame et(İSRA -  78)

Bu ayetten sanki öğlen vaktinden akşam vaktine kadar durmadan salat edilmesi emrediliyor.
 

Şu halde akşama ulaştığınızda ya da sabah kalktığınızda, yüceler yücesi Allah'ı anın; (17) Göklerde ve yerde her tür sena ve övgüye layık tek varlık o olduğuna göre, öğleyin ve akşama girerken de (O'nu anın) (18) ( RUM 17, 18)

Bu ayette de tam olarak belli olmayan vakitlerden 4 adet sayılmış. Ancak yine salat kavramı yok. Allah’ı anmak var. Bu ayette de kast edilen salattır diyemeyiz. Benim kanaatime göre Allah salatı emretseydi salat kavramını kullanırdı. Salat ile Allah’ı anmak farklı olgular olmalı. Ancak salat içerisinde Allah’ı anarız mantığı da vardır. Allah’ı başka şekilde de anma yöntemleri mevcut. “Siz Allah’ı anın ki Allah’ta sizi ansın” ayetinden Allah’ın bize salat ritüelini mi yerine getirdiğini anlıyoruz?
 

Siz ey iman edenler! Meşru bir biçimde sahip olduğunuz kimseler ve içinizden ergenlik çağına ulaşmamış olanlar (dahi), günün şu üç (vaktinde) yanınıza girmeden önce sizden izin istesinler: sabah salatından önce (salatil fecr), öğleyin elbiselerinizi çıkarıp istirahata çekildiğiniz vakit ve yatsı salatından sonra (salatil işai). Bu üç vakit sizin için mahremiyet vakitleridir. Bu vakitler dışında birbirinizin yanına girip çıkmanızda, sizler için de onlar için de herhangi bir beis yoktur. (NUR 58)

Yukarıdaki izinlerin vakitlere ayrılması büyük birer ipucudur. Bu ayetten iki tane salat vakti çıkarabiliyoruz. Şimdi bazıları şöyle düşünebilir: "Burada akşam namazından bahsedilmediği ne malum?" işte burada mantığımızı kullanmalıyız. Akşam namazından sonra bile sosyal hayat devam ediyor. Evimize misafirler gelebilir. Burada öyle bir vakitten bahsediliyor olmalı ki artık uyku vakti gelmiş olsun. O saatten sonra ne misafir ne başka biri eşleri rahatsız etsin. Eşlerin odalarına çekilip yalnız kalabilecekleri bir vakitten bahsediyor olmalı. Çocuğun bile o saatte izinsiz anne babasının odasına dalamayacağı bir vakit kastediliyor. Bu da yatsı namazı tabirine uygundur. Bu ayetten geç bir vakitte salat edilmesini çıkarabiliyoruz.
 

Bir de güneşin doğuşundan ve batışından önce rabbinin aşkın olan yüce zatını hamd ile an; (KAF 39)

Yine burada da salat kavramı geçmiyor anmak geçiyor. Gördüğünüz gibi net olarak Kur'an'dan salat vakitlerini çıkarmak mümkün gözükmüyor. Salat vakitlerini net olarak karar vermek kanımca Müslüman bireylere bırakılmış. Bazıları 10 vakit kılmak ister bazıları beş vakit. Şimdi gelelim Kur'an'dan 3 vakit çıkaranların deliline. Onlar da şöyle düşünüyor. Kur'an'da KAF 39, RUM 17,18, TAHA 130 gibi ayetler Allah'ı an, Allah'ı hamd et diyor, Salat ifadesi yok. Salat ifadesi sadece 3 özel vakit için geçiyor.
  • Salat-el Fecri - Sabah Salatı (24:58; 11:114)
  • Salat-el İşai    - Akşam Salatı (24:58; 17:78; 11:114;38:32)
  • Salat-el Vusta- Orta Salatı (2:238)
Bu da kendi içinde tutarlı gözükse de bu pek isabetli değildir. Çünkü salat el vusta kavramı şekli ibadet olan namazı değil salatın destek anlamını içeriyor. Bakara 238’in namaz ile bağlantısı olmadığını görüyorum. Çünkü Bakara 226’dan 242’ye kadar konu boşanmadır. Aralıksız ve soluksuz tek konu budur. Ancak bu konu bütünlüğünün tam ortası olan Bakara 238 ve 239 alakasız olarak namaz diye çevrilmekte ve konu bütünlüğünü parçalamaktadır. Ben kesitlerle geçeceğim ancak siz bilgisayar başında bir meal açıp Bakara 226’dan itibaren okursanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.
 

Hanımlarına yaklaşmamaya yemin edenlere dört ay bekleme süresi vardır… (226)
Ama eğer ayrılmaya karar verirlerse… (227)
Boşanmış hanımlar, üç temizlenme süresince… (228)
(Dönüşü mümkün olan) boşanma iki defadır…(229)
Ve erkek kadını boşarsa… (230)
Bu şekilde kadınları boşadığınızda… (231)
Kadınları boşadıktan sonra… (232)
Ve (boşanmış) annelerden emzirme süresini… (233)
İçinizden ölen kimselerin geriye bıraktığı eşler… (234)
Ve bu gibi kadınlara evlenme arzunuzu ima etmekte ya da… (235)
Kendilerine henüz dokunmadığınız ya da bir mehir… (236)
Eğer kendilerine dokunmadan fakat mehirlerini… (237)
Salatlarınızı, özellikle en ideal / orta salatı (salatil vusta) ikame etmeye gayret edin ve Allah'ın huzurunda gönülden bir bağlılıkla durun! (238)
Fakat tehlikedeyseniz, yaya ya da binek üzerinde eda edin! Tekrar güvenliğe kavuştuğunuzda, Allah’ı, bilmezken size bildirdiği gibi anın! (239)
İçinizden biri ölür de geride eşler bırakırsa, dul eşlerine… (240)
Ve boşanmış dul kadınlar… (241)
İşte Allah aklınızı kullanabilesiniz diye, size mesajlarını böyle açıklıyor. (242) (BAKARA 226-242)

Gördüğünüz gibi boşanma ve evlilik hayatı ile ilgili bir serinin tam ortasında salatı namaz olarak çevirmek metnin tüm anlamını bozmaktadır. Hâlbuki usul bellidir. Salatın anlamını konunun bağlamından almak zorundayız burada salat eşlerin birbirine boşandıktan sonra da vermesi gereken desteği anlatıyor olmalıdır. Bu yüzden Bakara 238 bağlam içinde namaz değil de daha isabetli çevirisi şu olacaktır.
 

(boşanmadan/boşanıyorken/boşandıktan sonra eşinize) desteklerinizi, özellikle en ideal desteği (salatil vusta) vermeye gayret edin ve Allah'ın huzurunda gönülden bir bağlılıkla durun! (BAKARA 238)

Eğer korkarsanız yaya ya da binek üzerinde bulunduğunuzda da güvenliğe kavuştuğunuzda da Allah’ı, bilmezken size bildirdiği gibi anın! (Erhan AKTAŞ Çevirisi - BAKARA 239)

 
Yani burada anlatmak istediğim şu Bakara 238 ve 239’u ben dâhil herkes biraz daha araştırmalı ve en isabetli anlamı bulmak zorundayız. Ancak ayetin bağlamı namaz manasını desteklememektedir. Bu yüzden salat el vusta orta namazı olarak değil orta/ideal/makul destek anlamı daha isabetli olduğundan Kur’an üç vakit ismi geçiyor iddiası da çok makul görünmemektedir. Yani eğer özel olarak salat isimleri arayacaksak Kur’an sadece iki çeşit salattan bahseder: Salat-el Fecri, Salat-el işai. 
 
Toparlarsam şunu söylerim. Allah o günkü psikolojik durumumuza ya da o günkü boş zamanımıza göre değişken vakitler bize öneriyor. İşte bazen gündüzün iki ucunda bazen sabah bazen gecenin belli vakitlerinde bazen güneşin zirveden inmeye başlayıp akşam karanlığının belli olmasına kadar yani sanki hangi vakti uygun görüyorsak ritüeli o zaman uygulamamızı istiyor gibi.

Kur’an’ın net vakitler ve net bir salat şekli vermemesi onun evrenselliğini bir kez daha göstermektedir. Burada bir ilginç noktaya daha değinmek istiyorum. Eğer Kur’an net vakitler verseydi başka gezegene giden bir Müslüman namaz kılamayacaktı. Çünkü Dünya üzerindeki zaman ile başka gezegenlerdeki zaman çok farklı. Hiç güneş görmeyen bir gezegende yani Güneş sisteminin dışında gündüz olamayacağı için öğlen ve ikindi namazı da olamayacaktı. Bizim en büyük sorunumuz Kur’an evrenseldir dedikten sonra bunun altını doldurmayıp evrensel değilmiş gibi davranmamız. İleride başka gezegenlerde koloni kuracağımız ihtimali çok yüksek bir hal aldı. Şu halde oralarda nasıl namaz kılınacak?
 
Kur'an'a Göre Namaz Kaç Rekâttır?
 

Yeryüzünde sefere çıktığınızda, inkârda ısrar eden kimselerin aniden size zarar vermelerinden korkarsanız, salatı kısaltmanızda bir beis yoktur. Zira inkâr edenler size açıktan düşmanlık yapmaktadırlar (NİSA 101)

Yukarıdaki ayet "salatı kısaltmanızda bir beis yoktur" ifadesini kullanıyor. Tabi sefere çıkıldığında. Madem sefere çıkıldığında ve korku halinde salat kısaltılabilir o halde salatın tek rekattan fazla olduğu yorumunu çıkarabiliriz. 
 

Sen de onların arasındayken kendilerine salatı ikame ettireceğin zaman, sadece bir kısmı silahlarını kuşanmış olarak seninle salata dursunlar. Onlar secdeye vardıklarında (diğerleri) sizin ardınızda dursunlar. Bu kez salatlarını ikame etmemiş olan diğer grup gelsin, her türlü tehlikeye karşı müteyakkız ve silahlarını kuşanmış bir halde seninle birlikte salata dursunlar. İnkârda direnenler sizi silahsız ve teçhizatsız yakalamak isterler ki, ani bir baskınla sizi gafil avlayabilsinler. Fakat yağmur dolayısıyla zorda kalır ya da hastalıktan muzdarip olursanız, silahlarınızı bırakmanızda bir beis yoktur; yine de siz tehlikeye karşı tetikte olun! Kuşku yok ki Allah, inkârcılar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır. (NİSA 102)


Yukarıdaki ayette sefer sırasında peygamberimizin Müslümanlara nasıl salatı ikame ettireceğini anlatıyor. Bu ayetten şunu anlıyoruz. Ordunun ilk bölümü tek rekât kılıp gitti diyelim. Sonra Ordudan salat ikame etmeyen diğer grupta gelip bir rekât kılıp gitti. Bu durumda Rasulullah iki rekât kıldırmış oluyor. Buradan salat en az iki rekâttır sonucunu insanlar rahatlıkla çıkarabilir. Çünkü Müslüman grup salatı kısaltarak kıldı. Bununla beraber tam olarak rekat sayısına ulaşamayız. Bu yüzden Kur'an salat için minimum rekât sayısını belirtmiş ancak maksimum rekât sayısını insanlara bırakmıştır. Allah bir konuda detaya girmiyorsa onu unuttuğundan ya da Müslümanların doğru uygulayacaklarına inandığından değil, bu kararı Müslümanlara bıraktığındandır. Bazen insanın canı çeker 30 rekât kılar ne olacak. Bazen insan huşu içinde oluyor ve fazla kılmak istiyor. Bazen de az kılmak istiyor.
 
Şekli Salat Ritüeli Olarak Gördüğüm Ayetler
Bakara 125, Ali İmran 39, Nisa 43, Nisa 101, Nisa 102, Nisa 103, Nisa 142 (emin değilim destek anlamı da şekli salat ritüeli de anlaşılabilir), Maide 6, Tevbe 84, Hud 114, İsra 78, İsra 110,Taha 14, Nur 58, Furkan 64, Cuma 9, Cuma 10
 
Salat Etmeyenler Cehenneme Mi Girecek?
Kur'an'da salatı ikame etmeyenlerin cehenneme gideceğine dair bir ayet yoktur. Ancak burada şu bilince varılması gerek. İslam'a ve Allah'ın kurallarına cennete girmek ve cehennemden kurtulmak için değil Allah isteklerini yerine getirmemizi hak eden bir varlık olduğu için yapmalıyız. Hayatta en değer verdiğiniz insanı düşünün. O ne istiyorsa biz istemiyorsak bile yaparız çoğu zaman. Allah o değer verdiğimiz canlıdan daha mı kıymetsiz? Canınız salat ritüelini yerine getirmek istemiyor olabilir. Ancak istesek de istemesek de kılmamız gerek diye inanıyorum.
 
İslam'da Var Olmayan Salat Uygulamaları
  • Namazları birleştirmek (cem etmek),
  • Kaçırılmış namazları kaza etmek,
  • Salatı yolculuk anında kısaltmak,
  • Sünnet namazı diye bir namaz eklemek,
  • Salat kıldırma memurluğu (imamlık) diye bir meslek icat etmek,
  • Kadınların namazda önderlik etmesini yasaklamak,
  • Kadınların salat esnasında örtünmesi,
  • Otururken Ettahiyatü duasını okumak ve bu duada peygambere ikinci şahıs olarak seslenmek,
  • Eller ve parmakların yeri konusundaki detaylarla meşgul olmak,
  • Namazdan önce ağzı misvaklamanın, sarık veya terlik giyilmesinin daha sevap olacağına inanmak,
  • Salatta Kur'an ayeti okumayı zorunlu tutmak,
  • Salatta Arapça duaları zorunlu tutmak,
Gibi nice kurallar ve inançlar Allah istemediği halde o istemiş gibi aktarılmaktadır.

Son olarak şunu da ifade etmek isterim. Dinin direği namaz değildir. Dinimizin direği Kur’an’dır. Kur’an ile meşgul olmayalım diye bizi sürekli ibadet içeren bir kafese sokmak istiyorlar ki bazıları bu dünyada istediği gibi at koştururken ve zulmü yayarken biz evde ibadetle meşgul olalım. Bugün dindar kim dediğinizde namaz kılan ve oruç tutan kişi olarak görülüyor. Yani namaz Kur’an’ın bile üstüne çıkmış durumda. Hâlbuki Kur’an’da en çok üzerinde durulan konular çok çok farklı. Zekat vermek, şirke bulaşmamak, yetimi kollamak, adil olmak, haksız cana kıymamak, öfkelendiğinde bunu kontrol etmek, tartıda hile yapmamak, eşlerin birbirinin hakkını koruması, yalan söylememek, sözünde durmak, haksızlıklara karşı mücadele etmek, zalimlerin zulmüne sessiz kalmamak, darda kalana yardım etmek, yoksulu doyurmak vs. binlerce önemli konu var. İbadetler Kur’an’da en az yer ayrılan konulardır. Çünkü önem sırası çok arkalardadır. Şimdi bakıyorsunuz dindar kesim Kur’an’ı kesinlikle uygulamıyor namaz ve oruç ile kendilerini bir peygamber kadar dindar görüyorlar. Bu şekilde kendilerini kandırarak Allah’ın cennetine hak kazandıklarını düşünüyorlar.
 
Kaynaklar
  1. Gürkan Engin
  2. Mustafa İslamoğlu
  3. Hakkı Yılmaz
  4. Sonia Cihangir
  5. Süleymaniye Vakfı
  6. Diyanet İşleri Başkanlığı

4 Yorum

mehmetkoçan   Diyor ki:
21 Nisan 2019 , 19:11:12
bugün hasanı basrinin zühdüne göz atıyordum,girişte hayatından v.s ve cenazesinden bahsediyor,orada dikkatimi çekti,hasanı basri perşembe akşam vefat ediyor,cuma namazıyla defin için kaldırılıyor,cenaze o kadar kalabalık oluyor ki,riavayet eden kişi şöyle anlatıyor'' insanların hepsi cenazesini teşyi edp onunla meşgul oldukları için ikindi namazı camide kılınmadı.O o günün dışında ikindi namazının camide kılınmasının terkedildiğini bilmiyorum,cemaat hep cenaze peşinde gitmişti,mescidde ikindi namazı kılacak kimse kalmamış'' bunun gibi aslında namazdan bahseden değil ama içinde enstantane olarak geçen,dolaylı diyebileceğimiz bazı rivayetler var aslında namaz vakitlerine işaret eden

Admin   Diyor ki:
21 Nisan 2019 , 21:59:29
Mehmet ben rivayetleri dini kaynak olarak görmediğim için bunlara yer vermiyorum. Ama siz görüyorsanız da saygı duyarım
mehmetkoçan   Diyor ki:
23 Mayıs 2019 , 17:01:38
olay sadece dini kaynak olarak görüp görmeme olayı değil,bende kuran dışında bir kaynağı dinde kaynak olarak görmüyorum,kaldı ki o kaynağı okuduk anladıkta gerisimi kaldı.Bu rivayeti şunun için yazdım,mevzu namaz değil rivayetteki,başka bir konudan bahsediliyor,hani bu ikindi namazı var aha bu delili tarzı bir rivayet değil.Rivayetleri dinde kaynak olarak görmesekte nihayetinde tarihi birer belgeler,bunların aralarında doğrular olmalı içinden çıkamadığımız konularda faydalanabileceğimiz,bu kadar yılı yaşanmamış sayabilirmiyiz.Bu arada şekili salat olarak saydığınız ayetler tam 17 ediyor,hüseyin kemal gürgerde 17 saymıştı izlediğim salat videosunda,şu an kıldığımız günlük rekat sayısıda 17 ,bir esprisi olabilirmi acaba,Allah resulu bu ayetlerden yola çıkarak namazını bu rekatlarda kılmış olabilirmi

Admin   Diyor ki:
23 Mayıs 2019 , 17:33:00
İlginç bir tespit. Bilmiyorum olabilir. Biraz kafa patlatmak lazım ama çok ilginç bir fikir mehmet koçan. İlginç fikirler hep hoşuma gitmiştir