yukarı çık butonu
Kur'an'ı Tilavet Etmek Kur'an'ı Okumak Anlamına Gelir mi?
Tilavet; Kuran’ı yüksek sesle, güzel ve yöntemince okuma olarak tanımlanır. Sözlük anlamı bu olsa da Kur'an'ın tilavete yüklediği anlam bambaşkadır. Bin yıldır tilavet kelimesi Kur'an'ı bir metin gibi okumak şeklinde algılanmıştır. Tabi bu konuyu açmamın temelinde şu soru var: Kur'an'ı okumak mı yoksa anlamak mı ? Gelelim Kur'an'ın tilavete nasıl baktığına. Kur'an'da Şems suresinde tilavet gezegenler için kullanılan bir ibare şeklinde karşımıza çıkar. İşte o ayet:
 

"Güneş ve gözalıcı ışığı şahit olsun;(1) güneşi tilavet eden (izleyen) ay şahit olsun! (2)" (ŞEMS SURESİ,1-2)

Şems suresinin ikinci ayetinde Ay'ın Güneşi tilavet etmesinden bahsediyor. Bundan bahsederken "Tuluv" kelimesini kullanıyor. Tuluv "tilavet" kelimesi ile kökteştir. Tilavet'i Kur'an'ı okumak olarak biliriz. O halde ayeti, Ay Güneş'i okuyor şeklinde mi anlamamız gerekiyor?. Bu ayetin söylemek istediği çok açık bir şekilde, Ay'ın Güneşi izleyip takip etmesi yani Güneşi'n yörüngesini izlemesidir. Bilindiği gibi aslında Ay, Dünya'nın yörüngesini takip eder, doğrudan güneşi takip etmez. Fakat dünya güneşin yörüngesindedir. Bu yüzden Ay dolaylı olarak Güneş'in yörüngesini takip eder. Dolaylı da olsa Güneş'in etrafında döner. Bu ayet hakkında Mehmet Okuyan şöyle der:
 

Ay'ın güneşi tilavet etmesi demek Ay'ın ışığını Güneş'ten alması demek. Ay ışığını Güneş'ten alıp önce kendisini aydınlatıyor sonra da onu yansıtıyor. Gezegenler aleminde Ay'ın yansıtıcı fonksiyonu var. Onun bu fonksiyonuna Kur'an tilavet adı veriyor. Ay Güneş'i nasıl tilavet ediyorsa siz de Kur'an'ı öyle tilavet edin. Yani ışığınızı Kur'an'dan alın. Işığınızı Kur'an'dan alın önce siz aydınlanın sonra da etrafınızı aydınlatın. (ENVARÜ'L KUR'AN- MEHMET OKUYAN)

Kur'an'ı tilavet etmek onu anlamadan, yaşama aktarmadan sadece güzel okumak değildir. Kur'an, güzel okuma becerimizi geliştirmek amacıyla da gönderilmedi. Kur'an onu anlamamız ve yaşamamız için gönderildi. Şems suresi gezegenler üzerinden tilavetin mantığını açıklıyor ve diyor ki; Ey insanlar Ay nasıl ki Güneş merkezli bir yörüngede onu sürekli takip ediyorsa siz de Kur'an merkezli bir yörüngeyi takip edin. Kur'an'ı hayatınızın merkezine taşıyın ve onun yörüngesine oturup o yörüngede hareket edin. Ay nasıl ki Güneş'ten enerji alıp bunu dünyaya yansıtıyorsa siz de enerjinizi Kur'an'dan alın. Hayatı Kur'an'ın açtığı pencereden okuyun. Adeta verilen mesaj şudur: Amaç Kur'an okumak değil hayatı Kur'an ile okumaktır. Kur'an'ı gerçek manasıyla tilavet ettiğimizde yani onu anlayıp yaşama dahil ettiğimizde onu, etkisini çok daha derin hissedeceğimiz bir gerçekliğe dönüştürmüş oluruz. Tıpkı Ay'ın Dünya'ya olan yakınlığının ve uzaklığının Dünya üzerindeki etkisi (gelgit vs..) gibi Kur'an'a olan yakınlığımız ve uzaklığımız üzerimizde güçlü etkiler bırakır.

Bin yıldır yanlış anlaşılan tilavet kavramı sayesinde insanlar Kur'an'ı anlamak ve yaşamaktan çok onu nasıl daha güzel okuyabiliriz ya da Kur'an'ı ne kadar çok tilavet edersek o kadar çok sevap kazanırız düşüncesine kapılmışlardır. Cüz cüz Kur'an okuyup kısa sürede hatim bitirmek inanlar için övünç kaynağı olmuş ve olmakta. Günümüz insanı hızlıca Kur'an'ı okuyup bitiriyor ve bununla övünüyor. Zerre kadar anlamadan. Peki bu kültür bize nereden geldi? Peygamberin hayatına baktığımızda Kur'an okuma seanslarıyla karşılaşmıyoruz. Hal böyle iken Kur'an'ı bir ses yarışmasının ön eleme şarkısıymış gibi ezberden en güzel şekilde okumaya çalışan bunca insana hayret etmemek mümkün değil. Üç gün içinde Kur'an'ı okuyup bitirdikten sonra kendini çok dindar hisseden bu güruh nasıl peyda oldu? Peki, Kur'an sanki ölülere gelmiş gibi davranıp mezarlarda Kur'an okumalara ne demeli? Peygamberin hayatında bir kez olsun mezarlığa gidip ölüye Kur'an okuduğu görülmüş mü? Kur'an'ın o muazzam derinliğini nasıl oldu da güzel harflere indirgedik, şaşırıyorum.

Halife Ömer bir rivayete göre şöyle demiş: "Ben sadece Bakara suresini otuz yılda okudum." Ömer tilaveti bugünki insanlar gibi anlamamış. Burada Ömer'in kastettiği bir sureyi otuz yılda okumak değil elbette. Kasıt o sureyi anlamak ve hayata aktarmaktır. Tilavet de budur. Peki Hz. Muhammed nasıl anladı tilaveti? Eğer aşağıda aktardığım olay yaşandıysa peygamberin de olaya yaklaşımı ömerden farksız.

Hz. Muhammed Tilaveti Nasıl Anladı ?

Abdullah İbni Mes’ûd radıyallahu anh şöyle dedi:
 

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
"Bana Kur’an oku!" buyurdu. Ben:
Ey Allah’ın Resûlü, Kur’an sana indirilmişken ben mi sana Kur’an okuyayım? dedim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
"Kur’an’ı başkasından dinlemekten pek hoşlanırım" buyurdu.
   Bunun üzerine ben kendilerine Nisâ sûresini okumaya başladım."Her ümmetten bir şâhit getirip seni de bütün bunlara şâhit tuttuğumuz zaman onların durumu nice olur?"  anlamındaki âyete (Nisâ:41)       geldiğimde:
"Şimdilik yeter!" buyurdu. Bir de baktım Resûlullah, iki gözü iki çeşme ağlıyordu


Abdullah İbni Mes’ûd Kur'an'ı en güzel okuyan sahabilerden biridir. Bazı rivayetlerde onun Kur'an okuyuşunu peygamberin çok sevdiğinden bahsedilir. Tilavet konusunda yeteneği vardır. Peygamber Kur'an okumayı Kur'an'ın en derinlerine dalma olarak görüyordu. Yukarıdaki hadisten bunu nasıl çıkardın diyenler olabilir. Onu da şöyle açıklayayım. Peygambere birkaç ayet okunuyor ve okunan ayetlerin anlamları peygamberi o kadar şiddetli sarsıyor ki ayetlere devam edemiyor. Çünkü anlamına odaklanıyor, okunuşa değil, içeriği görüyor kabuğu değil. Abdullah İbni Mes’ûd bizim yaptığımızı yapıyor ve sadece Kur'an'ı okuyor ama peygamber öyle yapmıyor. Onun okuyuşu bizim okuyuşumuza benzemiyor. Peygamberin tilaveti birkaç ayetten öteye geçemezken yığınların tilaveti cüzleri, hatimleri geçiyor. Kur'an'ı anlamayı terk edip onu okuma metnine idirgeyenlerin sığındığı hadisler var elbet. Onlardan bazılarına da değinmek gerekir. Şu hadis;
 

Kur'an'ı seslerinizle süsleyin (Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn Mâce, ibn Hibbân ve Hâkim)

Fakat bu hadisi rehber edinleri anlamak mümkün değildir. Çünkü Kur'an'ın süse ihtiyacı olduğuna inanmaktalar. Peygamberin amcası ibn Abbasdan gelen rivayete göre bu hadisin aslı şu şekildedir "Seslerinizi Kur'an ile süsleyin". Bunun dışında bin tane uydurma hadis sayabilirim. Hatta uydurmada hız kontrolü yapılamamış ve öyle ileri gidilmiş ki "Kur'ânı! gereği gibi teganni ile okumayan bir kimse bizden değildir." denilmiştir. Elbette bunu peygamberin ağzına yerleştirenler Kur'an'ın içeriğinden bizi uzak tutmak isteyenlerle aynı kişilerdir. Böyleleri öze inmemizi istemeyip kabukta oyalanmamızı isterler.

"Sizin en hayırlınınız kur'an'ı öğrenen ve öğreteninizdir" Hadisi

Bu hadis de yanış anlaşılıp çarpıtılan hadislerdendir. Çoğu kuran dersi videoları ya da kitaplarına bakın bu hadise vurgu yaparlar. Ama anlamadıkları bir şey var ki peygamber bu sözü söylediğinde onu dinleyenler Arap'tı ve Arapça'yı biliyorlardı. O halde peygamber burada ne kasdediyor? Çok açık ki burada kastettiği Kur'an okumayı öğrenmek ve öğretmek değildir. Kur'an kurslarının önemine de vurgu yapmıyor. Burada demek istenilen sizin en hayırlınız Kur'an'ı anlayan ve anlatanınızdır ya da sizin en hayırlınız Kur'an'ı yaşayan ve yaşatanınızdır. Hala anlamayanlar için söyleyelim bu sözü peygamber Araplara söyledi ve Araplar, Arapça bilir. Birazcık aklımızı kullanırsak aslında bu hadisin Arapça, Kur'an dersleri ile ilgili olmadığını anlarız.

Sözün özü şu: Tilavet, Kur'an merkezli bir evrende Kur'an'ın uydusu olmaktır. Tıpkı Ay'ın Dünya'ya olduğu gibi. Onunla evreni okumaktır. Hızlıca hatim bitirip sonra eline abaküs alıp şu kadar sevap kazandım deyip dini Matematiksel çıkarımlara indirgemek hiç değildir.