Kur'an'da Oruç ve Oruç Hakkında Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları

Oruç kavramı aslında Kur’an’da geçmez. Bu kavram tıpkı namaz kavramı gibi Farsçadan Türkçeye Selçuklular döneminde geçmiştir. Kur’an’da geçen ve bizim “oruç” diye çevirdiğimiz kavram “savm ve sıyâm”dır. Savm ve Sıyâm kelimelerinin ikisinin de oruç anlamını geldiğini düşünsek de Türkiye’de bu iki kavramın farklı anlamlar taşıdığı görüşünü savunanlar da mevcuttur. Hakkı Yılmaz buna örnek verilebilir. Burada kavram tartışmasına girmeyeceğim. Bunu merak edenlerinizin araştırması daha doğru olur. Mevcut bilgilerimizle şunu biliyoruz ki savm ve sıyâm kavramlarının kök anlamları aynıdır ve “kendini engelleme, kendini tutma, sınırlama” anlamlarına gelir.

Kur’an’da Oruç Olarak Çevrilen Ayetler Hangileridir?

Bakara 183; 184;185;187; 196, Nisa 92, Maide 89, Maide 95, Meryem 26, Ahzab 35, Mücadile 4, Tahrim 5 olmak üzere 12 ayette oruç kavramı kullanılır. Bakara suresi ise detaylı bilgi verir. Meryem 26’da geçen "savm" kavramı oruç anlamına gelmez. Burada kök anlamıyla kullanılır. "Konuşmamak, tartışmamak için kendini tutmak" anlamına gelir. Şimdi oruç hakkında ayetlerden öğrendiklerimize bakalım.
 

Siz ey iman edenler! Oruç (sıyâmu) tıpkı sizden öncekilere olduğu gibi size de yazıldı (kutibe); belki bu sayede takvâya (sorumluluk bilincine) erersiniz. (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ BAKARA 183)

Bu ayette oruç diye çevrilen kelime “sıyâmu”dur. Ayrıca dikkat etmenizi istediğim diğer kavram ise ‘kutibe’dir. Çünkü bu kavram çoğu mealde farz kılındı şeklinde çevrilmektedir ki bu anlam doğru değildir. Kutibe’nin farz kılındı anlamını da kapsayan geniş bir anlamı vardır. Daha isabetli çevirisi “yazıldı” şeklinde olmalıdır. Bu ayet iki sorumuzu cevaplıyor. Nedir onlar?
  • Oruç eylemi Hz. Muhammed ile mi başladı?
Cevap: Hayır. “Sıyâm, tıpkı sizden öncekilere olduğu gibi size de yazıldı” ifadesinden Orucun tarihinin çok eskilere dayandığını öğreniyoruz. Bildiğiniz üzere Yahudilikten tutun Hristiyanlığa, Brahmanizm’den Hinduizm’e birçok dinde var olan bir uygulamadır.
  • Niçin Allah oruç tutmamızı istiyor?
Cevabı ayet veriyor: “Belki bu sayede takvâya erersiniz.” Burada kilit kavram takvâ’dır. Takvâ nedir? Sorusuna verilecek cevap oruç niçin emredildinin kapılarını aralayacaktır. Takvâ, "Allah korkusu" olarak çevrilmektedir. Ancak ne Allah öcüdür ne de bu kavram bu anlamı karşılamaktadır. Takvâ Türkçeye "sorumluluk bilinci" olarak çevrilebileceği gibi Mustafa İslamoğlu’nun dediği gibi "Allah’ın sevgisini kaybetme korkusu" olarak çevrilebilir. Kısacası takvâ, "erdemli olmayı amaç edinme bilincidir". Bu ayeti açarsak :“Belki bu sayede sorumluluk bilincine erersiniz” demektedir. Bu noktada şu soru akla gelir: Ne sorumluluğu? Oruç insana iki tür sorumluluğunu hatırlatır. Bunlardan birincisi kendisine karşı olan sorumluluğu. Oruç sayesinde alışkanlıklarımızın, vazgeçemem dediklerimizin, bu olmazsa yaşayamamlarımızın esaretinden kurtuluruz. Kendisini yaşamak için araç olarak görmemiz gereken yiyecek ve içecekleri amaç edindiğimizi hatırlatır ve bizi özgürleştirir. Oruç bize güçlü bir irade kazandırır, dirayet arttırır ve öz benliğimize daha fazla söz geçirmemize yardımcı olur. Oruç tutmak, içimizdeki Homo Sapienslikten bizi uzaklaştırır ve insani yönümüzü geliştirir.  Ayrıca bir gün kısa süreli de olsa açlıkla karşı karşıya gelirsek bununla başa çıkabileceğimiz bir tecrübe kazandırır.

Oruç insana iki tür sorumluluğunu hatırlatır demiştim. Bunlardan ikincisi insanın diğer insanlara karşı sorumluluğu. Aç, yoksul insanlara karşı empati kurmamızı sağlar. Yani zekâtın, sadakanın, paylaşmanın ne denli önemli olduğu şuurunu kazandırır. Ben kazandım, bana ne başkasından mantığının ne denli sorumsuz bir davranış olduğunu hatırlatır. Yani Bakara 183’ten şunu anlıyoruz: Oruç Allah için tutulmaz, Allah emrettiği için tutulur ve amacı insanın kendi yaşamını sürdürmesi olan yiyecek ve içeceklerin esiri olmaktan kurtulup yiyecek bulamayan insanlara infak etmesini sağlamaktır. Toplumsal dayanışma için bir hatırlatıcıdır Oruç. Şu kullandığım iki kavrama dikkat etmenizi istiyorum. Önemli olduğu için tekrarlıyorum Oruç Allah emrettiği için tutulur ancak Allah için tutulmaz. Çünkü Allah’ın insanın değil orucuna hiçbir şeyine muhtaç değildir.

Oruç'un farklı faydaları da bulunur. Psikoloji uzmanları oruç sayesinde kişinin hayata bağlılığının arttığını tespit etmişler. Yiyecek ve içeceğe istediği zaman ulaşamaması nedeniyle kişi hayata bağlanır. Orucunu açmayı bekleyen kişi için bir hedef olmuş olur. Nihayetinde orucu bitip kişi yiyecekle buluştuğunda mutlu olur. Hatta orucun antidepresan etkisinin olduğunu bir psikologtan dinlemiştim. Bir insan istediği her şeye ulaşırsa bu kişide deprasyon hali ve tatminsizlik hali yaratıyor. Hatta gariptir ki çoğumuz rahatça ulaşabildiğimiz meyvelerden bile pek tat almayız. Ancak pahalı olan meyveler her daim insana daha hoş gelir. Yani hayattan tat almamız, hayatta her istediğimize ulaşamadığımızda mümkün olur. Oruç bunun için güzel bir örnektir. Ne kadar zengin olursanız olun ramazan ayında açsınız.

Son olarak Bakara 183’te bakışınızı bir kelimeye çekmek istiyorum: “Belki bu sayede sorumluluk bilincine erersiniz” cümlesindeki belki kavramı hiç dikkatinizi çekti mi? Belki kavramına bakarak orucun aslında herkeste sorumluluk bilincini uyandıramayacağı vurgulanıyor. Herkes gerçekte orucun emredilme sebebini yakalayamayacak. O tür insanlar zekât vermeyecek, sadaka vermeyecek, açı doyurmayacak, muhtaç sahiplerine el uzatmayacak. İşte bu tür insanlar sadece kendilerini aç ve susuz bırakıyorlar, Oruç tutmuş olmuyorlar.
 

Sayılı günlerde...  Sizden kim hasta ya da yolcu olursa, tutamadığının sayısı kadar başka günlerde (oruç tutar) ve ona gücü yetenler üzerine, bir yoksulu doyuracak fidye gerekir. Kim daha fazla hayır işlerse kendisi için daha yararlı olur, ama – eğer bilirseniz- oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ BAKARA 184)

 
  • Oruç tutmak süresi olan bir eylem midir?
Bakara 184 Oruç’un sayılı günlerde olduğunu bildirir ancak bu sayılı günlerin ne zaman olduğundan bahsetmez. Bu sayılı günler hangileridir bir sonraki ayette bildirir.
  • Kimler Oruç’u kaza edebilir?
Bakara 184’te göre hastalar ramazan ayı dışında tutmadığı gün kadar oruç tutmalıdır ve imkânı varsa bir yoksulu doyuracak fidye vermesi gerekir. Kur’an en ufak fırsatı bile değerlendirerek zenginin bir nebze de olsa yoksulla bir şeyler paylaşmasını sağlamaktadır. Kur’an bu tavrıyla “ben kazandım para sadece benim” kapitalist mantığı reddetmekte ve onun yerine sürekli yoksulun elinden tutan zengini görmek istemektedir. Burada sorulacak sorular şöyle olabilir hastalığın içinde neler sayılabilir? Bu noktada aklınıza gelen her şey olabilir. Yukarıda ayete dikkat ederseniz “tutamadığınız kadar başka günlerde tutun” diyor. Bir insan kendini kötü hissedebilir veya iğne yaptırması gereken bir durum olabilir. Kişi eğer iğne yaptırdıktan sonra orucuna devam edebileceğini düşünüyorsa tutmaya devam eder. Yani hastalıkta temel prensibimiz şu olmalı: Tutabileceğime inanıyor muyum, inanmıyor muyum? Tutabileceğine inanan biri istiyorsa tutmaya devam edebilir. Karar tamamen şahsa aittir.

Orucun amacı kişinin kendi dirayetini arttırması ve yoksullarla empati kurup zekatın önemini anlaması olduğuna göre kişi damardan bir ilaç alması gerekiyorsa yani iğne yaptırıyorsa bu onun orucuna engel değildir. Çünkü konu sağlıktır. İğne yaptırmak kişiye tokluk hissi verecek değildir. Yani temel prensip şu: ramazanda dirayetimizi kıracak veya bize yoksulların durumunu unutturacak bir şey yoksa oruç bozulmaz. İğne yaptırmak bu iki ilkeyi de bozmadığından sorun yoktur. Bu ilkelerden niçin bahsettim? Çünkü yarın teknoloji gelişecek ve yeni ilaç alım yöntemleri çıkacak ve toplumumuz bu sefer de o yeni teknoloji orucu bozar mı diye soracak. Toplumumuz temel ilkenin ne olduğunu bilirse şu orucu bozar mı, bu orucu bozar mı gibi soruların cevabını kendisi verecektir.

Bakara 184’te göre yolcular da ramazan ayı dışında tutmadığı gün kadar oruç tutmalıdır ve imkânı varsa bir yoksulu doyuracak fidye vermesi gerekir. Dediğim gibi bu ayetteki anahtar kelimeler “tutmadığı gün kadar” ifadesidir. Bir insan uçak ile bugün 1000 km’lik yolu 2 saatte gidebilmektedir. Bu tür bir yolculukta Oruç bozmak ayeti suistimal etmektir. Bu ayet indiğinde yolculuk çok eziyetli bir işti. Çoğu insan yaya olarak günlerce, haftalarca, aylarca yürüyordu. Ancak bugün böyle bir durum söz konusu değildir. Otobüsler, hızlı trenler, uçaklar, otomobiller vs.. araçların sayesinde insanoğlu gitmek istediği yere oturarak, dinlenerek gitmektedir. Bu, artık yolcular orucu kaza edebilir ayeti hükmünü yitirmiştir anlama gelmez. Elbette bu ayet geçerliliğini devam ettirir. Bazı insanlar yolculuk sırasında kendini iyi hissetmez. Bu tür insanlar orucunu bozabilir. Dediğim gibi Allah’ın ruhsatları suistimal edilmemeli. Kişi Allah’ın hükümlerine karşı dürüst ve samimi olmalıdır. Allah aldatılamaz. Kişi tutabileceğine inanırsa tutar, tutamayacağını anlarsa orucunu bozabilir. Mesele kişinin kendini nasıl hissettiğidir. Buna kişi karar verecektir. Mesela ben yolculuğun bana oruç bozduracak bir olay olduğuna inanmıyorum. Çünkü ben yolculuk sırasında kendimi kötü hissetmiyorum. Geçmiş yıllarda yaptığım 27 saatlik yolculuğumda bile orucumu bozmadım. Ama dediğim gibi bu kişiden kişiye değişir. Yeter ki verilen ruhsatı oruç bozmak için bahane yapmayalım. Çünkü ayetin sonunda şu ifade çarpıcıdır: “eğer bilirseniz- oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”
 

(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, insanlığa rehber olan, bu rehberliğin apaçık belgelerini taşıyan ve hakkı batıldan ayıran Kur’an işte bu ayda indirilmiştir: Sizden biri bu aya ulaştığında oruç tutsun; hasta ya da yolcu olan kimse de başka günlerde kaza etsin! Allah sizin için kolaylık ister, sizi zora koşmak istemez; oruç günlerinin sayısını tamamlamanızı, sizi doğru yola ulaştırdığı için O’nu yüceltmenizi ve şükretmenizi ister. (HAYAT KİTABI KURAN MEALİ BAKARA 185)

 
  • Oruç ne zaman tutulur?
Ayette açıkça belirtildiği gibi hicri takvimde geçen Ramazan ayı oruç ayıdır. Bir önceki ayette geçen sayılı günlerin ne olduğu bu ayette açıklanıyor. Ramazan ayının hangi tarihler arasında olduğunu Kur’an açıklıyor mu diye sorarsanız hayır cevabını veririm. Ramazan ayının tarihlerini Halife Ömer döneminde hicri takvimle beraber Müslümanlar belirlemiştir. Ömer döneminden önce Ramazan ayı sabitti ve temmuz ile ağustos ayları arasında bir döneme tekabül ediyordu. Ancak hicri takvime geçtikten sonra bu ay her yıl 10 gün geriye gidecek şekilde ayarlandı. Demek istediğim şu: Allah İsmi Ramazan olan bir ayda oruç tutmamızı emretti. O ayın hangi tarihler arasında olması gerektiğini de insanlara bıraktı.
  • Allah aç ve susuz kalmamızdan zevk mi alıyor?
Elbette böyle bir durum yok. orucun amacını açıkladık. Bu ayette geçen “Allah sizin için kolaylık ister, sizi zora koşmak istemez” ifadesi her şeyi açıklamaktadır. Oruç tutamayacak durumda olan bir insana illaki ramazanın o gününde tutacaksın diye bir zorluk getirilmiyor. Allah sizin için kolaylık ister cümlesinden bugün şu oruç bozar, bu oruç bozar deyip dine sürekli zam yapan din adamlarının yaptıklarının ne denli yanlış olduğu bize anlatılır.
 

Oruç günlerinizin gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helaldir: Onlar sizin elbiseleriniz, siz de onların elbiselerisiniz. Sizin kendinizi zor duruma düşüreceğinizi Allah gördü; işte bu yüzden size affıyla muamele etti ve zorluğu üzerinizden kaldırdı: şimdi artık onlara yaklaşın ve Allah’ın size meşru kıldığından yararlanın! Fecir vakti, gecenin karanlığından tan yerinin aydınlığı sizin için belirgin hale gelinceye kadar yiyin, için! Sonra orucu geceye kadar tamamlayın! Mescitlerde itikâfa girdiğinizde de hanımlarınıza yaklaşmayın İşte bunlar Allah’ın çizdiği sınırlardır, sakın bunlara yaklaşmayın! Allah ayetlerini insanlığa böylece açıklıyor ki, sorumluluk bilincini kuşanabilsinler. (HAYAT KİTABI KURAN MEALİ BAKARA 187)

 
  • Ramazan ayında cinsel ilişkiye girilir mi?
Bu sorunun cevabı olarak “Oruç günlerinizin gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helaldir” ifadesi verilebilir. Yani oruç tutarken cinsel ilişkiye girmek yasak. İftardan sonra ise serbest. Bu ayet bazı feministleri rahatsız etmektedir. Haklı olarak şu eleştiriyi getirmekteler: “Niçin erkeklerin bizlere canları istediklerinde yaklaşmalarına izin veriliyor. Burada adaletsizlik var. Belki biz istemiyoruz” vs. söylemlerine şahit oldum. Böyle anlaşılmasının sebebi Kur’an’ın hitap şekline vakıf olmamaları. İlk olarak “kadınlarınıza yaklaşmak size helaldir” ifadesinden canınız hangi akşam istiyorsa eşinizle cinsel ilişkiye girin, eşinizin isteği önemli değildir gibi bir anlam söz konusu değildir. Bu sonucu ateistler zorlayarak çıkarmaktadır. Şu unutulmamalıdır ki Kur’an dün inmedi. Bu ayetler indiği günün koşullarını da dikkate aldı. Muhtemelen bu ayet indiğinde ramazan ayında daha çok rahat durmayan erkekti. Dün öyleydi de bugün daha mı farklı? Sanmıyorum. Ancak her şeye rağmen yukarıdaki cümle her iki cinse de sesleniyor. Buna delilim ayetin hemen devamındaki “Sizin kendinizi zor duruma düşüreceğinizi Allah gördü” ifadesidir. Burada siz diyerek karşılıklı olarak hem kadının hem erkeğin cinsel ilişkiden uzak duramamalarından bahsediyor. Niçin sizin zamirini erkekler olarak algılıyoruz? Benim şahsi fikrim hitabın erkekle başlayıp hem erkek hem de kadınla devam etmesinin sebebi erkeğin bu noktada biraz daha zayıf olmasıdır. Aksi halde erkek istediği zaman yaklaşır, kadın yaklaşamaz gibi bir sonuç bu ayetten çıkmaz. Cinsel ilişki karşılıklı rıza ile gerçekleşir. Ayetin devamını okuyup “sizin” zamirini gören feministlerin bu iddialarının doğru olmadığını bilmeleri gerekir. Ayeti bütüncül okuduğunuzda “Oruç günlerinizin gecesinde (sizinle cinsel ilişkiye girmek isteyen) kadınlarınıza yaklaşmak size helaldir” formu kastedildiği açıkça görülmektedir.
  • Oruç hangi saatte başlar?
Ayet bu noktada çok açık bir şekilde bu soruyu cevaplar: “Fecir vakti, gecenin karanlığından tan yerinin aydınlığı sizin için belirgin hale gelinceye kadar yiyin, için!” Sabahleyin havanın ufukta net bir şekilde aydınlandığını gördüğünüzde yeme ve içme sonlanır ve oruç başlar. Burada dikkat edilmesi gereken anahtar kavram “sizin için” ifadesidir. Yani bu durum her coğrafya için değişir. Allah bu orucun başlama noktasını belirlemede bireysel karar vermemizi istiyor. Anlayacağınız 'Siz' ne zaman görürseniz o vakit başlar. Her ilde her ilçede her ülkede bu farklılık gösterir. Demek istediğim şu: gidip kutuplarda ölçüm yapılmasına ya da bu vakit ne zaman diye astronomi bilimine başvurmaya gerek yoktur. Ayet açıkça "çıplak gözünüzle bakın. Hava net şekilde aydınlanıp gecenin karanlığından ayrıldığını görünce oruca başla" diyorken işi alıp astronomi bilimine vurmak tam bir safsata. Allah’ın dinini zorlaştırmaya çalışıyorlar. Şu halde artık yemeyi bırakın demek için camilerde bir şeylerin okunması anlamsızdır. İşi robotluğa dökmenin bir âlemi yoktur. Ayrıca diyanetin hesabına göre 1 saat belki 1.30 saat erken oruca başlanılıyor. Sahur kelimesi seher kelimesi ile aynı kökten gelir. Toplumumuz maalesef bu ayeti görmemekte ve din adamlarına güvenmekte ısrar etmektedir. Sahur aslında gün ağarmadan hemen önce yapılan bir kahvaltıdır.
  • Oruç hangi saat sonlanır?
"Sonra orucu geceye kadar tamamlayın!" Ayeti orucu ne zaman tamamlayacağımızı bize bildirir. Burada gece olarak kullanılan kavram leyli’dir. Şimdi bazıları "akşam demiyor gece diyor, şu halde erken mi açıyoruz" demeden durumu açıklayayım. Arapça ’da zamanlar Türkçe’deki gibi değildir. Gece dendi mi gecenin bölümleri vardır. Gecenin yarısı, gecenin başı, gecenin geç saatleri vs.. Burada geçen gecenin başı olan akşamdır.
 

Oruç bilinçli bir şekilde bozulursa kefaret olarak 60 gün oruç tutulmalıdır

Bu tamamen uydurmadır. Kur’an’a göre orucu bilinçli bozmanın bir kefareti yoktur. Bu durumda kişinin Allah’a tevbe etmesi yani günümüz kullanımıyla özür dilemesi gerekir. Mesele şudur: Bir insan Müslümansa ve akşamdan ben yarın oruç tutmayacağım niyetiyle yaklaşır ve tutmazsa bunun bir kefareti yoktur. Bu oruç kaza edilemez. Bu Allah’a meydan okumadır. Çünkü zaten tutma niyeti yoktur. Ancak bir kişi Allah’ın emrini yerine getirmek için güne oruç tutma niyetiyle başlar fakat belli bir süre sonra artık kendi iradesine engel olamayacak bir duruma gelirse ve orucu bozarsa işte bu durum için orucun kazası vardır. Tutamadığı o günün karşılığı için 1 gün oruç tutması gerekir, 60 gün değil. Örnek vereyim: Bir insan aşırı kilolu olabilir ya da yeni Müslüman olmuştur ve daha önce hiç oruç tutmamıştır. Bu noktada irade kontrolü tecrübesi yoktur. Oruca niyetlendiler ancak öğleden sonra artık zincirlesen durmayacak hale geldiler. İşte bunlar orucu bozarsa kaza edebilir. Çünkü oruç tutmayı denediler ama başaramadılar. Şura suresi 40. ayet gereği kaç gün tutamadılarsa o kadar gün oruç kaza ederler. Ne der şura 40?
 

Bir kötülüğün cezası maksimum ona denk bir karşılık olabilir (ŞURA 40)


Orucu bozmanın cezası da ancak dengi bir ceza olmalıdır. Yani cezada maksimum kısasa kısas yapılabilir. 5 gün oruç tutmayan 5 gün kaza etmelidir. Kısacası oruç tutmanın kefareti oruç tutmaya niyetlenen ancak gün içerisinde dayanamayanlar içindir. Allah’a oruç tutmayacağım diyerek meydan okuyan Müslümanlar için değildir. Burada Allah’a meydan okuyan derken özellikle Müslüman tabirini kullandım. Çünkü Ateist, agnostik, deist vb. inançlar zaten Kur’an’a inanmadığı için oruç tutmamaları Allah’a meydan okuma olarak görülmemelidir.

Peki, 1 gün oruç tutmazsak 60 gün kefareti var hükmü nereden çıktı?

Bu muhtemelen oruç tutmaya karşı insanlar gevşek olmasın diye uydurulmuş olmalıdır. Ancak Allah’ın gevşek bıraktığını sıkmaya çalışmak Allah’a karşı terbiyesizliktir. Allah’ın dinini Allah’tan daha iyi koruduğunu iddia etmek ne büyük bir hüsrandır. Allah bilmiyor muydu bir gün tutmazsanız 60 gün kefaret ödersiniz demeyi? Peki, hadi uydurdular niçin 60 sayısını uydurdular diye düşünenleriniz varsa bunun sebebi de Nisa 92 ve Mücadile suresi 4.ayettir.
 

Ve bir mü’min başka bir mü’mini asla öldüremez; hataen olursa o başka. Bir mü’mini hata ile öldüren kişi ise mü’min birini özgürlüğe kavuşturur ve maktülün yakınlarına diyet öder; eğer onlar diyeti bağışlarlarsa, o başka. Maktul mü’min olduğu halde size düşman olan bir topluma mensupsa, o zaman mü’min birini özgürlüğe kavuşturmak (yeterlidir). Ama o sizinle arasında anlaşma olan bir topluma mensupsa, bu durumda mü’min birini özgürlüğüne kavuşturmak ve yakınlarına diyet ödemek gerekir. Buna imkân bulamayanlar peş peşe iki ay oruç tutmalıdırlar; Allah tarafından tevbenin kabulüne bir karşılık olarak (HAYAT KİTABI KURAN MEALİ NİSA 92)

Görüldüğü gibi hataen bir mü’mini öldüren bir mü’min eğer diyet ödeyecek ve köle azat edecek durumda değilse iki ay yani 60 gün oruç tutması isteniyor.
 

Ne ki, “Sen bana annem kadar haramsın” diyerek eşlerinden ayrılanlar, ardından da söylediklerinden geri dönenler var ya: işte onların (kefareti) eşler birbirine yaklaşmadan önce bir köleyi özgür kılmaktır. Siz ancak böyle uslanırsınız. Ve Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Fakat kim bunu bulamazsa, yine eşler birbirine yaklaşmadan önce peş peşe iki ay oruç tutar; buna güç yetiremeyen kimseye ise altmış yoksulu doyurmak düşer… (HAYAT KİTABI KURAN MEALİ MÜCADİLE 3,4)

Yukarıdaki olay zıhar dediğimiz olaydır. Bu ayetlerin indiği yıllarda Arap kültüründe zıhar değimiz bir adet vardı. Bu âdete göre erkek karısını boşamaz ancak eşlik durumdan da düşürürdü. Yani kadın askıda kalırdı. Ne başkasıyla evlenebilir ne de kocasıyla beraber olabilirdi. Kur’an bu zalim geleneği kaldırmak için köle azat etmek, 60 gün oruç tutmak veya 60 yoksulu doyurmakla kefaretin ödeneceğini söylemiştir. 60 gün oruç tutma olayı görüldüğü gibi bu ayetlerden alınmış ve alakasız olarak oruç kefareti olarak önümüze sunulmuştur.

Hazır zıhara değinmişken şunu da ifade etmek isterim. Kusura bakmayın konu konuyu açıyor. Tarihselciler, zıhar olayı tarihte kaldığı için bu ayetin bir hükmü kalmadığı görüşündeler. Ancak bu büyük bir hatadır. Çünkü zıhar şekil değiştirse de hala günümüzde devam etmektedir. Bazı erkekler sevgili tutarak ya da metres tutarak ne derseniz deyin karısına zıhar uygulamaktadır. Kadın evde eşini beklerken kocası sevgilisiyle gezmekte, geç saatlere kadar onunla beraber olmakta, sevgilisiyle cinsel ilişkiye girmektedir. Karısı ise evde askıda beklemektedir. Erkek ne boşanıyor, ne de eşlik vazifesini yerine getiriyor. Karısını ise evde hizmetçi olarak tutmaktadır.

Hayızlı kadın oruç tutabilir mi?

Halk arasında yaygın bilinen yanlışlardan biri de hayızlı (adetli) kadının oruç tutamayacağıdır. Hâlbuki böyle bir hüküm Kur’an’da yoktur. Hayızlı kadın kendini hasta hissetmediği sürece oruç tutmak zorundadır. Kendilerine böyle bir ruhsat verilmemiştir. Kendini tutamayacak kadar kötü hisseden kadın kazaya bırakır. Fakat birçok kadın özel günlerinde bir rahatsızlık hissetmemektedir. Böyle olunca oruç tutmaları gerekir.

Teravih namazı farz mıdır?

Hayır değildir. Çok sonraları İslam’a eklenmiştir. Kılmakta bir sakınca yoktur. Sakıncalı olan bunu Allah emretti deyip bunu farz niyetine yapmaktır. Bunu Allah emretti demiyorsanız ve başkaları katılmıyor diye baskı yapmıyorsanız hiçbir sorun yoktur.

Nafile oruç var mıdır?

Böyle bir oruç dinimizde yoktur. Ancak bir insan Allah’a nafile oruç tutmak istiyorsa tutabilir. Allah muhakkak mükâfatını verir diye inanıyorum. Ancak ben nafile orucun ne amaçla tutulduğunu önemsiyorum. Orucu bir ibadet olarak görmeyi sorunlu buluyorum. Oruç kişinin kendisine dirayet kazandıran ve yoksulu hatırlatan bir eylemdir. Kişi nafile orucu yoksulları unutmamak, kendi benliğine dirayet kazandırmak için yapıyorsa amacına ulaşmış olur. Aksi halde abaküs Müslümanlığı yapıp cenneti kazanmak için sevap sayıyorsa ve fakirleri hiç hatırlamıyor akşam kral sofrasını kuruyorsa bu problemli bir yaklaşımdır. Daha önce de dediğim gibi oruç Allah için tutulmaz, Allah emrettiği için tutulur. Arada büyük bir fark vardır. Amaç kapitalist sisteme karşı çıkmaktır. Amaç zengin ile fakir arasındaki uçurumu dengelemeye çalışmaktır.

Kusmak/İstifra orucu bozar mı?

Böyle bir durum söz konusu değildir. Kur’an’da kusmanın orucu bozduğuna dair bir delil yoktur. Ayrıca orucun amacı yoksulu anlayıp dirayeti geliştirme değil midir? Kusmak bunlardan hangisine mani olur? Aslında bu sorular orucun amacını anlayamamaktan kaynaklanıyor. İşi şekle dökme hastalığından kaynaklanıyor.

Koku orucu bozar mı?

Hayır bozmaz.

Sakız orucu bozar mı?

Sakız orucu bozmaz. Ancak oruçlu iken sakız çiğneme isteği büyük bir ciddiyetsizliktir. Oruç tutmayı sulandırmaktan başka neye yarar? Ben bu soruyu kişinin kendi dinini alaya alması olarak okuyorum. Belki de bu soruyu Müslüman görünümlü olup İslam ile alay etmek isteyen ateistler de sormuş olabilir.

Diş fırçalamak orucu bozar mı?

Diş macunu sürüp diş fırçalamak orucu bozmaz. Mesele sağlıktır. Ayrıca yiyip, içme durumu da yoktur. Dişlerin sağlığı açısından günde iki kez fırçalanması gerekir. Bu yüzden diş macunu kullanarak dişi temizledikten sonra ağza su alıp temizlemek orucu bozmaz. Su yutmamaya dikkat edilmesi yeterlidir.

Küfür etmek, kavga etmek orucu bozar mı?

Hayır bozmaz. Ancak orucun kök anlamı kendini tutmaktır. Öfke kontrolü de orucun bir parçasıdır. Ramazan, benliğimizin kontrol edilemeyen yönlerini kontrol etmemiz için bir fırsattır. Bunlar belki orucu bozmaz ama orucun amacını bozar.

Akşam sözlü niyet getirmezsem orucum bozulur mu?


Hayır. Akşam "niyet ettim yarınki orucu tutmaya" gibi sözlü bir niyet getirmenize gerek yok. Bu mezheplerin ortaya attığı bir uygulamadır ve uydurmadır.
 
Kısacası orucu bozan üç şey vardır: Yemek, içmek ve cinsel ilişkiye girmek. Bunun dışında orucu bozan hiçbir şey yoktur.

Son olarak ateistlerin bir iddiasına cevap vermek istiyorum. Ateistler Allah’ın kutupları unuttuğu orada orucun ne zaman açılıp ne zaman sonlanacağını belirtmediği eleştirisinde bulunuyorlar. Bu iddia temelde alay içerir. Ancak söylediklerinin mantıksızlığını ifşa etmek gerekir. İlk olarak Kur’an her istisna için bir kural belirlememiştir. Mesela İçki insanı sarhoş edip kendinden geçirdiği için yasaklanmıştır. Fakat istisna da olsa bazı bünyeler içkiye karşı dirayetlidir. Kendilerini kaybetmiyorlar. Ancak sırf bu istisna var diye istisnai bir kural mı bırakılmalıydı, yoksa toplumun geneli için mi kural bırakmalıydı? Hayattaki istisnalar hakkında Kur’an’ın genelinden hüküm çıkarırız. Kutuplar insanlarla dolup taşsaydı elbette Allah onları da hesaba katacaktı. Normal oruç süresi ortalama 14 saat diyelim. Dünya ortalamasını bulduktan sonra kutuplar da bu ortalamaya göre oruç tutar. Kalkıp aylarca gündüzün yaşandığı bir yerde aylarca oruç tutmaya kalkmaz hiç kimse. Kur’an’a insan sözü olarak yaklaştıkları için iyi niyetli okuyamıyorlar. Ülkelerin anayasalarına baktığınızda bile bazen hukukçular bırakılan yasayı yorumlayarak istisnai durumlar için hüküm çıkarmaya çalışıyorlar. Ancak mesele Kur’an olunca her türlü istisnanın olması gerektiğini iddia ediyorlar. Allah bu sefer 1000 ciltlik kitap gönderseydi bu sefer de bu ne! böyle din mi olur? diyeceklerdi. Kaldı ki bugün bile Kur’an’ı çok detaylı bulduklarını, Allah’ın bu kadar detaylarla uğraşmayacağını iddia eden ateistlerin sayısı da az değildir. Yani ne olursa olsun reddetmeye odaklılar.
 


Alice: Hangi yoldan gideyim?
Kedi: Nereye gittiğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin bir önemi yok!

En Son Yapılan Yorumlar