yukarı çık butonu
Kader Nedir Ve Günümüze Kadar Uğradığı Mutasyonlar
Kader konusu peygamberin vefatından yaklaşık 50 yıl sonra tartışmaya açılmıştır. Sebebi açık, güç sahibi otoriteler fakirlerin, işçilerin vs… mazlumların zilletlerinin kaynağının ilahi kader olduğuna inandırmak istemeleri. Böylece geniş kitlelerin çektikleri acılar Allah’ın kaderi olacaktı. Böylece isyan ve benzeri duygulara kapılma cesareti göstermeyeceklerdi. Kader güç otoritelerinin meşruluğuna koltuk değnekliği yapması için muhteşem bir fırsattı. Halkın kaderi fakirlik ve zilletti , kendilerinin kaderi ise iktidardı.

"Hicri ikinci ve üçüncü yüzyılda bayağı kızışan, hatta etrafında yapılan tartışmalar kısa zamanda mezhepleşen kader konusu bu noktada kalmayıp söz konusu tartışmaların galibi olan kelamcıların kendi nazariyelerini kadere iman adı altında cahil kitlelerin eline tutuşturulmasıyla sonuçlanmıştır. Bu tavır ümmeti katı bir fatalizm(kadercilik)’in hoyrat pençesine düşürecektir. Kur’an’ın şiddetle reddettiği şirk koşanların kader inancı, yukarıdaki süreç sonunda Müslüman kitlelerin kader inancı haline gelecektir. Evet , ne diyordu Allah’a şirk koşan kitap ehli müşrikler:
 

" Bir de, Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırmakta direnenler dediler ki: Eğer Allah dileseydi, ne biz ne de atalarımız, hem ondan başka hiçbir şeye kulluk etmez hem de ondan başkasının (sözüyle) hiçbir şeyi haram kılmazdık. Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı; peki, bu durumda elçilere (mesajı) açık seçik bildirmek dışında başka ne düşer?" (QURAN-NAHL,35)

Kadere iman nedir sorusuna ayetler arasında yaptığımız bu kısa seyahetten sonra Kur’ani bir cevap vermek gerekirse; Kadere iman, Allah’ın tüm mahlukat için bir ölçü, bir nizam ve intizam, bir düzen, bir zaman, bir mekan, bir hedef ve gaye, bir ilke ve kanun belirlediğine, hiçbirşeyi gayesiz, ölçüsüz, tartısız, gelişigüzel, başıboş yaratmadığına iman etmektir….
 

….. "De ki: İyi bilin ki, yalnız Allah katındadır  hakikaten en kesin delili; ve O dileseydi,hepinizi doğru yola yöneltirdi." (QURAN-ENAM,149)

Fakat gel gör ki Allah’ın takdiri, hepinizi kudretiyle hidayete erdirmek biçiminde değil de seçme hakkını size vermek, size irade hürriyeti tanımak biçiminde gerçekleşti. Artık sizin yani insanoğlunun kaderiydi seçmek." (İMAN- MUSTAFA İSLAMOĞLU)

Yazar kader ile ilgili görüşlerini belirtirken kader nedir sorusuna da cevap vermiş ve insanın kaderinin seçmek olduğunu çok iyi vurgulamış.Çarpık bir kader inanışı teslimiyetçiliği getirir. Bu da çoğu insanın yaşadığı zorlukları kader olarak görmesini isteyen iktidar sahibi otoritelerin çıkarlarına hizmet etmekten öteye gitmiyor. Bunun ile ilgili ve kaderin tarihsel sürecinde uğradığı anlam mutasyonuna bir göz atalım.
"Emevi Hanedanın ikinci kralı Yezid der ki "Boşuna uğraşmayın Allah bizi istiyor. Allah bir şeyi beğenmediği zaman onu değiştirir." (ibn Kuteybe Uyunul- Ahbar II/239)
Yine emevilere göre Allah Rasülünün ehli-beytini beşikteki bebesine kadar doğrayan kendileri değil haşa Allahtır. Aynı hanedanın bir üyesi olan küfe valisi ibn Ziyad ehli beytin bir çuvala doldurulmuş kesik başlarını Zeyneb’in (Peygamberin torunu)   acısına acı katmak için kanlarını savura savura boşaltılırken bir yandan da  diyordu ki:" Gördün mü Allah ehli beytine ne yaptı?"
Peygamberin torunu Hüseyinin kesik başı yezide gönderilince Yezid, karısının Bu Allah Rasulunun kızı Fatma’nın oğlunun başı mı? Sorusuna şu cevabı verecektir: "Evet, onun için yas tut. İbn-i ziyad acele edip ona saldırdı, Allah da hüseyini öldürdü." (Taberi, Tarih v/465)
Bu anlayışa göre olan bitenlerin tümü Allah’ın kaderiyle olmuştur. Haccac, Kabeyi mancınıklamış ve yakmışsa bu Allah’ın kaderidir. Ordu komutanı Müslim b. Ukbe, Harre günü askerlerine bir çoğu sahabe karısı ve kızı olan Medine kadınlarının ırzına geçme izni verdiyse (İbn Kesir, El- Bidaye) Haşa bu daAllah’ın kaderiydi. Bu kader anlayışı çok geçmeden Cebriyye adıyla meşhur olan bir mezhebe dönüşecektir. " (İMAN- MUSTAFA İSLAMOĞLU)
Peki Hz. Muhammed kaderi nasıl okudu ve nasıl yorumladı ya da halife Ömer ona da bakalım.
" Ebu Huzameden: Dedim ki Ey Allah’ın Rasülü, okunuyuruz, ilaçla tedavi oluyoruz ve korktuğumuz şeylerden korunmak için tedbir alıyoruz. Bütün bunlar Allah’ın kaderini bizden çevirir mi? Allah Rasulü buyurdu ki: Bunlar da Allah’ın kaderidir. (Tirmizi Tıb b:21 No:2065)

Derdi kader sayıp devayı kader saymayan, düşmeyi kader sayıp kalkmayı kader saymayan, zayıflığı kader sayıp güçlülüğü kader saymayan çarpık anlayışa bir reddiyedir. Allah rasulünün bu tavrı Şam topraklarının fethini kutlamak ve İslam ordularını teftiş etmek için Halife Ömer yola çıktı. İslam orduları baş komutanı Ebu Ubeyde B.Cerrah Halifeye ve ordu arasında veba salgını olduğunu haber verdi. Ömer, beraberindeki insanlara seslenerek "Ben hayvanımın sırtında sabahlayacağım. Siz de öyle yapın " dedi. Ebu Ubeyde sordu: "Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun" Ömer dedi ki:" Keşke bu sözü senden başkası söyleseydi Ey Ebu Ubeyde! Evet Allahın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyorum" (Buhari Tıb b:30) " (İMAN- MUSTAFA İSLAMOĞLU)

Görüldüğü  gibi peygamber ve yakın arkadaşları kaderi kötü olaylara karşı Allahtan gelmiş deyip kabullenmek olarak görmemiş kötü olaylara karşı mücadele etmeyi de kaderin bir parçası olarak görmüşler. Ömer vebanın içine gitmemeyi Kaderden kaçmak olarak görmedi. Bakalım alın yazımızda varsa biz de hastalanırız diye düşünmedi. Ona göre veba gibi bir salgına karşı önlem almak ve o hastalığa karşı korunmaktı kader. Kader kavramına peygamberin vefatından bugüne kadar  insanlar tarafından sürekli tecavüz edilmiş desek yanlış bir ibare kullanmamış oluruz. Sonuçta günümüz insanı kaderi, bize dayatılan zilleti, acıları, sefaleti alın yazısı olarak gören bir zombiye dönüşmüştür. Kader kavramı kadar güç otoritelerinin işine yarayan başka kavram yoktur herhalde. Bu kavram sayesinde yüzyıllarca yıl insanlar aç ve sefil olmalarını Allah’ın kaderi olarak gördü.  Allah’ın doyması için verdiği her meyvenin çalındığının farkında bile değil. Fakirliğin sebebi alın yazısı ya da kader değil kendi payımıza düşen her şeyin para otoriteleri tarafından çalınmasıdır. Biz uyanmamakta ısrar ettiğimiz sürece sözüm ona o kader hiç değişmez.