İbrahim’in Oğlu İsmail’i Kurban Etmesini Allah Mı Emretti?

Allah’ın böyle bir emir verip vermediğini yazıda delillerimizle inceleyeceğiz. Önce iddaya konu olan ayetleri verelim sonra konuşmaya devam edelim
 

Derken çocuk babasıyla yürüyüp gezecek çağa eriştiğinde, (İbrahim) şöyle dedi: Yavrucuğum! Kendimi rüyada seni boğazlarken görüyorum; bir bak bakalım, sen bu işe ne dersin? (Oğul) Babacığım, dedi Sana emredileni yap; inşallah beni sabredenlerden bulacaksın. (102)  Sonunda o ikisi Allah'a teslimiyetlerinin bir gereği olarak (vardıkları sonuca) uydular ve (babası) onu yüzüstü yatırınca, (103) Biz kendisine Ey İbrahim! diye seslendik: (104) Artık rüyanı gerçekleştirmiş bulunuyorsun! Nitekim Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. (105) Hiç şüphesiz bu, elbet apaçık bir sınavdı. (106) Ve Biz ona fidye olarak muhteşem bir kurban verdik; (107) geriden gelen herkesin zihninde ona ilişkin bir hatıra bıraktık: (108) Selam olsun İbrahim'e! (109) İyileri Biz, işte böyle ödüllendiririz. (110) (SAFFAT 102-110)

Kurban edilme olayını Allah mı emretti yoksa İbrahim mi bunu yapmaya kalkıştı bunu ayeti irdelerken anlayacağız ama ilk önce toplumun tartıştığı ve merak ettiği çok anlamsız bir soruya hemen cevap vermek istiyorum

Kurban edilen İsmail mi yoksa İshak mı?

Müslümanlar kurban edilenin İsmail olduğunu Yahudiler ise Tevrat’a dayanarak kurban edilenin İshak olduğunu söylerler. Yukarıdaki ayetlere baktığınızsa tek bir yerde bile İsmail’in adı geçmez. Bu halk arasında yaygın olan bir yanlıştır. Allah isim vermemiştir. Şu halde önemsiz bir bilgidir. Gerçekten Allah’ın mesajlarını anlamak yerine bu tür magazinsel bilgilerin peşine düşmek ne utanç vericidir. Ben bu çabayı Allah’ın kitabını anlamamak için özel bir çaba olarak yorumluyorum.

Kurban İbrahim peygamberin bu olayı ile başlamadı mı?

Hayır. Elbette kurban olayı İbrahim peygamberle başlamadı. Kuran bu işin Âdem peygamber döneminden beri var olduğunu haber verir
 

Ve onlara Âdem’in iki oğlunun kıssasını gerçek bir amaca matuf olarak anlat: Hani, ikisi de birer kurban sunmuşlardı ve birinden kabul edildiği halde diğerinden kabul edilmemişti! (Bunun üzerine) O (diğerine) demişti ki: Çaresi yok, seni öldüreceğim! (Öteki) cevap vermişti: Allah, yalnızca sorumlu davrananların kurbanını kabul eder! (MAİDE 27)


Konuya geçmeden önce önemli bir hatılatma yapma gereği duyuyorum. Allah Kur’an’da açıkça prensiplerini dile getirmiş ve insan öldürülmesine karşı olduğunu birçok ayette dile getirmiştir. İşte o ayetlerden biri
 

Kim cinayet suçu işlememiş veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Dahası kim de bir hayat kurtarırsa, bütün insanlığı kurtarmış gibi olur. (MAİDE 32)

Allah bunu emretmiş olabilir diyenler büyük bir gaflet içerisindedir. Çünkü Allah testere filmindeki o adam gibi insanları doğrayarak test etmez. Kur’an’ın bize tanıttığı Allah böyle sadist istekleri olan bir Tanrı değil .Şimdi Saffat suresini parça parça anlamaya başlayalım.

“Derken çocuk babasıyla yürüyüp gezecek çağa eriştiğinde” bu cümleden İbrahim’in oğlunun henüz çok küçük yaşta olduğunu anlıyoruz

“Kendimi rüyada seni boğazlarken görüyorum; bir bak bakalım, sen bu işe ne dersin?” bu cümleden İbrahim’in bunu rüyasında gördüğünü Allah’ın emri olmadığını açıkça dile getirmiştir. Peki, Sünnilerin iddia ettikleri gibi rüya eşittir vahiy midir? Elbette değildir.

Delil 1: Aksi takdirde İbrahim bunu rüyada gördüm şeklinde demez Allah seni boğazlamam gerektiğini bana gösterdi veya Allah seni boğazlamamı emretti şeklinde bir cümle kurması beklenirdi. Yani eğer rüya ile vahiy eşit ise Allah bana vahyetti demesi gerekirdi.

Delil 2: Bazı mealler “boğazlarken gördüm” diye çeviriyor ki bu yanlıştır. Böyle çevirmelerinin sebebi rüya eşittir vahiy demek içindir. Hâlbuki Arap gramerine göre “boğazlarken görüyorum” şeklinde çevrilmesi gerekiyor. Çünkü ayette “innî erâ” geçmektedir. Bu bir süreci ifade eder. Yani birçok kez aynı rüyayı İbrahim peygamber görmüş. Eğer rüya eşittir vahiy olsa idi İbrahim peygamber ilk gördüğünde bunun vahiy olduğunu anlar ve Allah’ın emrini yerine getirmek için beklemezdi. Bu Allah’a isyan olurdu. Peygamberler Allah’a vahyi ikiletip laubali bir tavır takınmaz.

Delil 3: Eğer İbrahim rüyasını vahiy olarak görseydi şu cümleyi kurmazdı: “bir bak bakalım, sen bu işe ne dersin?” İbrahim rüyası hakkında oğluna danışıyor. Lütfen mantıklı düşünün bir Peygamber Allah’ın vahyini bir çocuğa mı danışır? Bir peygamber Allah’ın vahyini uygulamaya geçirip geçirmemek için kimseye danışmaz. Vahyi direk uygular. Ayetin içinde detaylarda gizli olan bu 3 hakikat sayesinde bu rüyanın Allah’ın emri olmadığını görüyoruz.

Peki, madem Allah emretmedi bu rüya da nedir?

Bu konuda şimdilik sadece yorumlarımız olabilir. Olayın detayı Kur'an'da verilmediği için bu ayeti diğer ayetlerin ışığında ve bilimin rehberliğinde fikir yürütmekten başka çare yok. Dinler Tarihi bize şu bilgiyi veriyor: Batı Samilerinde çocuk kurban etme geleneği vardı. Örnek olarak da Yahuda krallığından Manasse ve Ahaz'ın kendi çocuklarını hinnom vadisinde Fenikelilerin Tanrısı Moloch’a kurban edişlerini anlatır. Bu olay İbrahim’den çok sonradır. İbrahim’in bu rüyası neyin nesidir sorusuna şimdilik kimse net bir cevap veremez ancak şimdilik en mantıklı teori İbrahim döneminde de bu uygulamanın olduğu ve İbrahim’in bundan etkilenmesidir. Yukarıda size aktardığım Saffat suresinin 102 ayetinden 2 ayet önce İbrahim “Rabbim Bana erdemli bir (evlat) bağışla” ayeti gelmektedir. Yan İbrahim uzun süre evladı olmamış ve çaresizlik içinde Allah’a yalvarmıştır. İbrahim peygamber uzun süredir beklediği çocuk olunca da çevresindeki çocuk kurban etme geleneği onu derinden korkuttuğu için rüyalarına kadar girmesine sebep olmuş olabilir.

Olayın böyle geliştiğine güçlü bir delil de çocuğun ayette şöyle demesidir: ”(Oğul) Babacığım, dedi Sana emredileni yap; inşallah beni sabredenlerden bulacaksın” Çocuk da çevresindeki bu gelenekten haberdar. Çocukların İlah’a kurban edilmesi olayını Allah’ın emri olarak algıladığı için İbrahim’in rüyasını Allah’ın emri olarak görüyor. Ve büyük bir olgunlukla buna sabredeceğini ifade ediyor. İbrahim sürekli aynı rüyayı görmesinden ve çevresindeki gelenekten etkilenip oğlunu kurban etmeye karar veriyor. Bunu Allah’a olan teslimiyetin bir gereği olarak görüyor İbrahim. Ancak ayet yine bu işin Allah ile alakasının olmadığını şu cümleyle bize aktarıyor: “Sonunda o ikisi Allah'a teslimiyetlerinin bir gereği olarak (vardıkları sonuca) uydular ve (babası) onu yüzüstü yatırınca,” ifadesinden kurban olayının Allah’ın isteği olduğu sonucuna baba oğul birlikte vardığını anlıyoruz. Bu sonuca varmalarında aynı  rüyanın birkaç kez görülmesi etkili oluyor. Yoksa Allah’ın emri olduğuna dair ne İbrahim’in ne de çocuğunun sağlam bir kanıtı yok. Bazıları İbrahim’in oğlu peygamber değil mi bu rüyanın ne anlama geldiğini nasıl bilmez gibi akla ziyan yorumlarda bulunuyor. Ayet açıkça İbrahim’in oğlunun bu olay sırasında çocuk olduğunu söylüyor. Bir çocuk nasıl peygamber olabilir? Peygamberlik, o insanların olgunlaştığı dönemde onlara verilmiştir. Peygamberlik saltanat mıdır babadan oğula geçsin? Kaldı ki bir insan peygamber bile olsa Allah’ın ona vahiyle bildirdiğinden fazlasını bilemez. Ben bu ayette Allah’ın bize rüyaya bakarak hayatımızı şekillendirmemizin ne derece yanlış olduğunu göstermek istediğini düşünüyorum. İbrahim üzerinden rüyada görülen şeylerin bire bir başımıza geleceği veya gelmesi gerektiği sonucuna varmamamız gerektiği bize öğretiliyor.

İbrahim Kurban olarak çocuğunu Allah’a adayacakken vahiy geliyor ve diyor ki “Biz kendisine Ey İbrahim! diye seslendik: Artık rüyanı gerçekleştirmiş bulunuyorsun!” Allah oğlunu kesme hatasından İbrahim’i döndürüyor ve diyor ki Artık rüyanı gerçekleştirmiş bulunuyorsun. Yani uzun zamandan beri arzuladığın çocuğu kaybetme korkusunun sonucu olan rüyalarını gerçekleştirdin. Bu korkuyla yüzleştin artık ileri gitme. Benim bu yorumumu zorlama olarak görenler olabilir. Ancak delilsiz olarak bu yorumları yapmıyorum. Bakın ayetin devamındaki cümleye: ”Nitekim Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz” İbrahim peygamberi iyilik yapan kimse olarak tanıtan bu ayet İbrahim’i bu büyük hatadan son anda kurtarmayı Allah tarafından ödüllendirmek olarak nitelendiriyor. Allah İbrahim’in çocuğunu kesilmekten kurtarmış bunu da iyilik yapan birine verilmiş bir ödül olarak açıklamıştır. Peki, bu ödül sadece İbrahim’e mi verilmiştir? Elbette hayır. Ayetin devamında bu tür bir hareketin bir daha asla yaşanmaması için insanlığın ortak hafızasına miras olarak bırakıldığını ve her iyinin bu şekilde ödüllendirildiğini ifade eden ayetler gelmektedir.“geriden gelen herkesin zihninde ona ilişkin bir hatıra bıraktık. Selam olsun İbrahim'e! İyileri Biz, işte böyle ödüllendiririz”

Allah bu olay sayesinde bu kötü geleneğin bitirilmesi için İbrahim’e gerçek kurbanlığın ne olduğunu bildirdiği ayetler de şu : “Ve Biz ona fidye olarak muhteşem bir kurban verdik” Bu ayetler mitolojik bazı hadislerle ve Tevrat ışığında açıklanmaya çalışılıyor. Yok, o an gökten bir koç indi bilmem bıçak kesmedi vs. bu tür mitolojik hikâyeler elbette doğru değildir. Ayet bu tür olayların vuku bulduğundan bahsetmez. Zaten aklen bu safsataların gerçek olamayacağını da bilmemiz gerek. Olay sadece İbrahim’e gerçek kurbanlığın insan olmadığını illaki Allah’a kurban adanmak isteniyorsa bu ne olabiliri İbrahim’e bildiriyor o kadar.  Burada dikkat etmenizi istediğim en önemli kelime fidye. Fidye kelimesinin kökeni kurtulmalık ’tır veya bir kimsenin kurtulması için verilen bedel demektir. Allah İbrahim’in çocuğunu fidye karşılığı kurtardığını dile getiriyor. İlla Allah’a adak adamak isteyen insanlara Allah karşı çıkmıyor ancak insan haricinde bir şeylerle yapılması gerektiğini de öğretiyor. Ancak bu ayetlerde bu kurbanın ne olduğu dile getirilmiyor. Koç, olmalı, koyun olmalı vs. diyenler kurbanlık kelimesini kendi dar görüşlerine hapsetmek isteyenlerdir.

“Hiç şüphesiz bu, elbet apaçık bir sınavdı.” cümlesi o kadar şey anlatıyor ki. İbrahim’in uzun süre arzuladığı evladını kaybetme korkusu, bu korkunun rüyalarına sirayet etmesi, bu rüyayı tekrar tekrar görmesi, çocuğuna danışıp ikisinin de gelenekten etkilenip bunun Allah’ın emri olabilir sonucuna varmaları vs. peki sınav bunun neresinde? Bence sınav şu noktada başlıyor İbrahim ile oğlu bunun Allah’ın isteği olabilir olarak yorumladıklarında Allah vahiy gönderip hayır ben böyle bir caniliği emretmem demedi ve İbrahim’in ne yapacağı konusunda seçimini bekledi. İbrahim korkularının ürünü olan rüyalarının peşinden giderken Allah’ın vahiy indirip müdahale etmemesi büyük bir sınavdı. İbrahim seçimini yapıp yanlış olanı seçti. Rüyasını kesin bir vahiy inmeden Allah’ın isteği olarak yorumladı. Allah bu seçimin sonunda İbrahim’in böyle bir hata yapmasını ise engelledi.

Bu olayın hadis vb mitolojilerdeki anlatımı nasıldır?

 

İsmail, yedi yaşına bastığı sıralarda, İbrahim, Şam'­daki evinde uyurken, rüyasında, oğlu İsmail, kurban ettiğini görmüştü. Hemen Burak'a binip Mekke'ye geldi. Onu, annesinin yanında buldu. İsmail:
"Oğulcuğum! Bir ip ve büyük bir bıçak al. Sonra, şu vadiye gidelim " dedi. Rabbinin, kendisine emrettiği şeyden hiç bahsetmedi. Baba-Oğul Şıb Vadisine doğru yöneldikleri zaman, şeytan, bir adam suretine girip, Allah'ın emrini yerine getirmekten vaz geçirmek için, İbrahim yolunu kesti:
-"Ey ihtiyar! Nereye gidiyor ve ne yapmak istiyorsun?" diye sordu.
-İbrahim: "Şu vadiye gidip oradaki bir işimi görmek istiyorum!" dedi.
-Şeytan: "Sen, her halde, İsmail'i boğazlamak istiyorsun?" dedi.
-İbrahim: "Sen, hiç bir babanın, çocuğunu boğazladığını gördün mü?" diye sordu.
-Şeytan: "Evet, O baba sensin!" dedi.
-İbrahim: "Ben, çocuğumu, ne için boğazlayacak mışım?" diye sordu.
-Şeytan: "Sen, bunu, Allah’ın, sana emrettiğini sanıyor ve söylüyorsun!" dedi.
-İbrahim: "Eğer, Allah, bunu, yapmamı, bana emretti ise, Allah'a boyun eğip onun emri­ni yerine getirmeyi, uygun bulurum!" dedi.
-Şeytan: "Vallahi, sanıyorum ki: Şeytan, rüyanda, sana gelip şu oğlunu, boğazlamanı, emretmiştir. Sen, onu boğazlamağa gidiyorsun!" deyince, İbrahim, onun, şey­tan olduğunu anladı: "Ey Allah düşmanı! Vallahi, ben, Allah'ın emrini, o vadide mutlaka yerine getireceğim!" dedi.
-Şeytan, İbrahim ümidini kesince, İbrahim ar­kasında ip ve bıçak taşıyan İsmail önünü kesti. Ona: 'Ey çocuk! Baban, seni, nereye götürüyor biliyor musun?" diye sordu.
-İsmail: "Ev halkımıza, şu vadiden odun toplayacağız!" dedi.
-Şeytan: 'Vallahi, baban, seni, boğazlamak istiyor, boğazlamağa götürüyor!" dedi.
-İsmail: "O, beni, ne için boğazlayacak? Sen, bir babanın, çocuğunu boğazladığını gördün mü!" diye sordu.
-Şeytan: 'İşte, o baba, budur!" dedi. İsmail: "Babam, beni, ne için boğazlayacakmış?" diye sordu.
-Şeytan: "Rab’ının, bunu, kendisine, emrettiğini sanıyor!" dedi.
-İsmail: "O, Rabbinin, kendisine, emrettiği şeyi yapsın!  Onun, her nerede olsa, Rabbine boyun eğmesi, Rabbinin buyruğunu, yerine getirmesi, daha iyidir! Ben de, emri dinler ve ona, boyun eğerim!" dedi. Şeytan, İsmail’in de, kendisini dinlemekten kaçındığını görünce, hemen, onun annesine gitti. Hâcer, o sırada evinde bulunuyordu. Ona:
-"Ey İsmail'in annesi! İbrahim'in, İsmail'i nereye götürdüğünü biliyor musun?" diye sordu.
-Hâcer : "Şu vadiden, bize odun toplamağa götürdü." dedi.
-Şeytan: "O, İsmail'i, ancak, boğazlamak için, götürdü!" dedi.
-Hâcer "Bir babanın, çocuğunu, boğazlayabileceğini, nasıl düşünebiliyorsun! Hayır! Öyle değildir. O, oğluna karşı, çok şefkatlidir!" dedi.
-Şeytan: "O, bunu, Allah'ın, kendisine emrettiğini söylüyor ve sanıyor!" dedi.
-Hâcer: "Eğer, Rabbi, bunu, emretti ise, Allah'ın emrine boyun eğmek gerekir. Her nerede olsa, onun, Allah'a boyun eğmesi, Allah'ın buyruğunu yerine ge­tirmesi, daha iyidir!" dedi.
Şeytan, İbrahim ve onun ev halkına bir şey yapamadığına kızgın bir halde, geri döndü. Hepsi de, Allah’ın buyruğunu dinlemek ve ona boyun eğmekte birleştiler. İbrahim, Sebîr vadisinde, oğlu ile baş başa kalınca, ona: "Oğulcuğum! Ben, seni, rüyamda boğazlıyorum gördüm!" diyerek kendisine emrolunanı, haber verdi.
-İsmail: "Babacığım! Sana emrolunanı, yap! İnşallah, beni, sabredenlerden bulacaksın! Allah'ın emrine boyun eğ! Her iyilik, Rabbinin emrine boyun eğmektedir!" dedikten sonra, "Sen, bunu, anneme bildirdin mi?" diye sordu.
-İbrahim: "Hayır! Bildirmedim!" dedi.
-İsmail: "Bildirmediğine, iyi ettin." dedi. Sonra da: "Babacığım! Boğazlamak istediğin zaman, beni, iple sıkıca bağla ki benden, sana karşı, bir şey isabet edip de, ecrim eksilmesin! Çünkü ölüm, çok çetin ve zordur. Bıçağın, tenime dokunduğunu hissedince, çırpınmayacağımdan emin değilim! Bıçağını, iyice bileyip keskinleştir ve boğazıma, hemen çalıver ki, beni çabuk öldürsün! Rahata, kavuştursun! Hem, sen, beni, boğazlamak için, yatıracağın zaman, yüzükoyun yatır, alnı yere getir. Yanımın üzerine, yatırma. Çünkü yüzüme bakınca, rıkkata gelip de, benim hakkımda Allah'ın, sana emrettiği şeyi yerine getirmene engel olabileceğinden korkarım! Eğer, gömleğimi, anneme götürüp vermeyi uygun görürsen, öyle yap! Belki, bu, onun için, bir teselli olur, gönlünü, onunla eğler!" dedi.
-İbrahim: "Oğulcağızım! Sen, bana, Allah'ın emrettiği şey hakkında ne güzel yardımda bulundun!" dedi ve onu, istediği gibi, sımsıkı bağladı. Bıçağı, iyice biledi. Sonra, onu, yüzükoyun yatırdı! Yüzüne, bakmaktan sakındı. İbrahim, bıçağı, İsmail boğazına bastırınca, sanki bıçak, bakır bir levha ile karşılaştı! Büyük bıçağın ağzı, İsmail boğazını kesmedi! İbrahim, bileği taşıyla iki veya üç kere biledi. Fakat her defasında da, kestirmeğe muvaffak olamadı. "Her halde, bu iş, Allah’tandır!" dedi.
İbrahim elindeki bıçağın ağzı, tersine dönmüştü. O sırada, Yüce Allah tarafından:
"Ey İbrahim! Rüyana, sadâkat gösterdin! İşte, sana, oğlunun yerine boğazlayacağın kurbanlık! Boğazla onu!" buyruldu.  İbrahim, doğrulup bakınca, Cebrail yanında, iri boynuzlu bir koçun veya önünde iri bir dağ tekesinin dikilip durduğunu gördü.
-"Kalk yavrucuğum! Sana, bir fidye indi!" dedi. O Teke’yi, orada, Mina'da kurban etti. Bu Teke’nin, Sebîr dağından inip geldiği rivayet edildiği gibi, iri boynuzlu, gü­zel bir koç olduğu da, rivayet edilir. (M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi)

 
Bu mitolojik hikaye nereden tutarsanız İslam'a iftiralarla dolu olduğu görülür. Ayrıca  olaylar bir film senaryo metni gibi. Sanki üçüncü bir şahıs olayı görüyormuş gibi aktarıyor. Olayda Şeeytan denen varlık canı kiminle isterse görüşme yapıyor. Bu akla ziyan olayı sanki Şeytan istemiyormuş gibi bir hava verip Kur'an ayetlerine bire bir zıt bir anlam yüklenmiş. Bu metne göre İbrahim oğlunu götürürken yalan söylemiştir. Yani bu mitolojik metinlere göre İbrahim bir yalancıdır. Kura'nın detaylandırmadığı birçok detay bu insan ürünü metinlerde var. İbrahim'in öldürülmek istenen oğlunun İsmail olduğu annesinin adının hacer olduğu vs. birçok bilgi var. Bunlardan en garibi Şeytan'ın bunları ikna edememesine kızdığını bile söylüyor. Yani yukarıdaki mitolojiyi kim uydurduysa Şeytan'ın aklını da okuyor. Şimdi Sünniler hem İşid, El Kaide vb. örgütleri terörist olarak görüyor hem de Dini görüş açısından onlarla tıpa tıp aynı görüşü savunuyorlar. Evet, bu örgütler gerçekten terör örgütüdür. Ancak bu örgütlerin dini inanıştaki kaynakları tamamen sünnilerin yukarıda belirttiğim mitolojileridir.

Peki, İbrahim’in bu hatasıyla Allah bize ne anlatmak istiyor?

Bu kıssayı Allah bize aktararak ne amaçlamış olabilir? Bu konuda benim iki düşüncem var: İlki rüyaların peşine takılıp gerçek hayattan kopmanın vereceği zararlar, yaptıracağı kötülükleri görmemiz. Kaldı ki bugün rüya yorumları vs. şarlatanlıkların olduğu bilim çağında bile bu kıssanın anlaşılmadığı ve binlerce yıl önce yaşayan İbrahim’in hatasını bugün sözde modern insanların devam ettirdiğini açıkça görmekteyiz.

İkinci düşüncem şu: Allah’a akıldan arındırılmış bir sadakat ile yaklaşılmaz. İbrahim Allah’a olan teslimiyetini göstermek için en arzuladığı varlığı kesmeye kalktı. Çünkü İbrahim gibi putların ilah olmayacağını, ayın, güneşin ve yıldızların ilah olamayacağını akli delillerle insanlara anlatmaya çalışan biri bile akıldan arındırılmış bir teslimiyete başvurabilir. Hepimiz insanız. Bu ayetler akıldan arıtılmış bir imanın, akıldan arındırılmış bir teslimiyetin ne denli korkunç şeyler yaptıracağını anlatıyor. İhsan Eliaçık’ın dediği gibi Allah ile olan sadakatınıza, teslimiyetinize, bağlılığınıza yani imanınıza muhakkak akıl damlatın. İbrahim Allah ile olan ilişkisinde aklı aradan çıkardığı an hata yaptı. “Geriden gelen herkesin zihninde ona ilişkin bir hatıra bıraktık” diyen Allah aynı hatayı bizim yapmamamız için uyarıyor.

Bu acı hatıra hepimize ders olmalı. Aklı aradan çıkarmayı kabullenmiş Cemaat ve Tarikat mensuplarına, Sünnilere, Şialara vs. binlerce mezhebe sesleniyorum. Aklın olmadığı bir iman nicelerini korkunç hatalara sürükledi. Atamız İbrahim buna örnek değil midir? O ki Nisa 125’te “Allah İbrahim’i dost edinmiştir” ayeti ile şereflenmiş bir peygamberdir. Allah Hz. Muhammed dahi hiç kimse için dost ifadesini kullanmazken İbrahim için kullandı. 1970’li yıllarda Şeyhi kendisine en sevdiği varlığı İbrahim gibi kurban etmesini söylediği için mağaraya gidip çocuğunun kafasını kesen nice baba oldu. Bu o dönemin gazetelerinde yer aldı. İşte Tarikatların gerçek yüzü bu. Tarikatlar İbrahim’in hatasının aynısını yapmayı teklif ederler – tabi Şeyh bunu yapmaz müritlere emreder- Hâlbuki Allah İbrahim’i bu hatasından dolayı durdurmuştu. Kuran ayetlerini anlamaktan bu kadar uzak olan Tarikat ve Cemaatlerin tek amacı var: imanın her zerresinden aklı çıkarmak. İşte Kuran bu tür imanı pohpohlayanlara karşı İbrahim kıssasını anlattı ve Allah başta kendisi adına söylenenler dahil olmak üzere  hiçbir şeye körü körüne bağlanmamamız gerektiğini hatırlattı. Allah kendisine olan teslimiyet adına her türlü değeri çiğnemeye hazır bir imanı değerli bulmadığını bize bir kez daha gösterdi.

 


Bilim insanının gayesi doğruyu öğrenmekse, kendini okuduğu her şeye düşman etmelidir.

En Son Yapılan Yorumlar