yukarı çık butonu
Hz. Muhammed'in Göğsü Yarılıp Kalbi Yıkandı Mı?
İslamiyet Cemil Meriç'in de dediği gibi rasyonalist bir dindir. Duyguda çok önemlidir ancak akıl Kur'an'ın merkezindedir. Kur'an'a gönül vermiş her Müslüman akla dinine verdiği önem kadar önem verir. Sahabe döneminde yaşamış ve çağının en değerli âlimi olarak görülen Hasan el Basri'ye bir adamın faziletinden bahsettiklerinde o ilk olarak şu soruyu sorardı: "Aklı nasıldır?" Ancak her nasıl olduysa 13.yy.dan sonra İslamiyet'e gönül verenler mitolojilerin efsanelerin peşine takıldı. İlme duyulan aşk yerini yalanlara duyulan tutkuya bıraktı. Gelelim bu iddia ile ilgili rivayete.
 

"Yanıma beyaz elbiseli iki kişi geldi. Birinin elinde içi karla dolu bir tas vardı. Beni tuttular, göğsümü yardılar. Kalbimi de çıkarıp yardılar. Ondan siyah bir kan pıhtısı çıkarıp bir yana attılar. Göğsümü ve kalbimi o karla temizledikten sonra ayrılıp gittiler." (Sîre, 1/174; Tabakât, 1/112; Taberî, 2/128)

Yukarıdaki rivayeti okuyanlar aklında şu sorular belirmelidir: Günah maddi bir nesne midir ki peygamberden siyah bir kan pıhtısı çıkardılar? Bu olay sırasında peygamber bir çocuktu. Bir çocuğun günahından nasıl bahsedilebilir? Tabii bir kere efsaneler uydurulunca herkes ona ekleme yapmak ister. Bu rivayete içi karla dolu tasın altın olduğu eklendi. Niçin altın? Çünkü Âdemoğlu altını sever. Bu yalanı anlattıkları insanların zayıf noktalarını da biliyorlar. Peygamberin kalbi yıkanıyorsa insanoğlunun en değerli madeni ile taşınmalı kar. Allah değer verdiği peygamberine bakır göndermez ya. Bu mitolojiyi uyduranlar kendi zaaflarını kelime aralarında istemeden ilave ettiler. Böylece biz bu masalın Tanrı ürünü olmadığını anlayabiliyoruz. Peki Niçin siyah kan pıhtısı? Çok açık ki insan günahı siyah renkle yani karanlıkla özdeşleştirmiş. Bu da bilinçaltının insanı ele verişi. Bu rivayeti uyduran kişi günahı karanlık olarak hayal ediyor. Milyonlarca Müslüman'ın bir kişinin sığ hayal gücünün arkasına takılması inanılmaz bir vaka. Her neyse bir kez yetmemiş daha sonra iki kez daha peygamberin kalbi yıkandığı da rivayete eklendi. Niye peki? Çünkü ilkinde melekler iyi yıkayamadılar.

Şimdi yukarıdaki kalp ameliyatını uydurun kimse bunu İslam'a insanların güveni artsın diye sallamış olabilir diye düşünebilirsiniz. Size masum bir yalan olarak gelebilir. Ancak bu hikâyeyi okuyan ve İslam'ı yeterince iyi bilmeyen birini bu dine karşı mesafe bırakmasına sebep olur. Hatta daha doğrusu bu tür masallar yüzünden nice akıllı insan ateizme kaydı. Çünkü akıllı bir insan bu safsataların mitoloji olduğunun farkındadır. Bu rivayetin İslam'a bir katkısı olmadığı gibi zararı da vardır. Allah adaletsizdir mesajını verir. Muhammed peygamberin kalbini Allah yıkattığı için o, bu kadar erdemli bir insandı. Peki ya bizler? Muhammed peygamber dışında kalan milyarlarca insana haksızlık yapılmış olmuyor mu? Bu ilahi adaletsizlik değil midir? Bizi ne hakla cehenneme atacak Allah? Bizim de kalbimizi yıkasaydı biz de Muhammed peygamber kadar sağlam bir kişiliğe kavuşurduk. Bu rivayet her açıdan Kur'an ile çelişir. Çünkü Kur'an'a göre erdemli olmak kişinin seçiminin sonucudur, kalbin, cerrahi operasyon geçirmesinin değil.

Ben bu mitolojinin arkasında çok daha büyük bir sinsilik görüyorum. Hayat o kadar muhteşem tasarlanmış ki bir metin insana mı ait yoksa Tanrıya mı ait az çok tahmin edebiliyorsunuz. Çünkü insan kurgusu metinler, insan zaaflarıyla dolu. İnsan, bir söz söylerken sözü; ihtiraslarından, zaaflarından, duygularından, nefretinden ve arzularından soyamıyor. Bu kurguyu tasarlayan da soyamamış. Vicdanına şunu demeye getiriyor: "Biz peygamber kadar erdemli, dürüst, şerefli, onurlu olamayız. Onun kalbi yıkanmış ve günahlarından arındırılmış bu yüzden peygamber saf ve temiz. Biz onun gibi olamayız. Bu yüzden o peygamber biz değiliz." İnsanlar, Hz. Muhammed'in temizliğine bir kılıf uydurmak için bu yalanı söylediler. Tabii bu şahsi görüşüm. Eğer kalbi yıkanmışsa bu denli erdemli olmasının sebebi de ortaya çıkmış oluyordu. Hâlbuki bu kadar erdemli olmak Rasulullah'ın seçimiydi ve biz de onun gibi olabiliriz. Evet, bu yalanı ortaya atan ve ona inanmayı seçen insanlar kir içinde sızlayan vicdanlarını rahatlatmanın en iyi yolunu bulmuşlardı. Vicdanı rahatlatmanın en iyi yolu, en iyinin kendiliğinden en iyi olmadığı, Allah'ın onu en iyi yaptığı yalanını bir yastık misali susmayan vicdanının ağzına basmak ve onu boğmaktı.

Bu iddianın Kur'an'da delili var mı?

Elbette ki Kur'an, bu konuda bir şey söylemiyor. Ama her konuda olduğu gibi Kur'an'ı tercüme ederken bu rivayeti doğru kabul ederek tercüme yapan mealler var. Yani Kur'an'ı bu hikâyeyle uyumlu hale getirmek için bir ayeti değiştirme onursuzluğunu gösteren meal sahipleri var. O ayet İnşirah suresinin ilk ayetidir.
 

"Senin gönlüne ferahlık vermedik mi? (1) Ve yükünü sırtından kaldırmadık mı? (2) Ki o yük belini iki büklüm etmişti! (3) Ve senin şanını yüceltmedik mi? (4) Sözün özü: zorlukla beraber tarifsiz bir kolaylık vardır. (5) Evet, evet; zorlukla beraber mutlaka tarife sığmaz bir kolaylık vardır. (6) Şu halde, bir zorluğu aştığında yılma, başka bir işe giriş! (7) Ve (yüzünü) yalnız Rabbine dön; artık hep (O'na) meylet! (8)"  (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ- İNŞİRAH SURESİ)

Bazılarınız sadece ilk ayetini vermek varken niçin tüm sureyi verdiğimi merak ediyordur. Arkadaşlar herkes şunu bilmeli ki Kur'an bir bütündür. Aslında tek ayeti bile incelerken tüm kur'an'ı yazmak zorundayız. Maalesef bu meşakkatli olacağından sadece ayetin içinde bulunduğu birkaç ayeti yazıyorum. Kur'an'da sadece bir ayeti alıp incelerseniz aslında surenin vermek istediği mesajdan farklı bir mesaj alırsınız. Mesela Kur'an'ın bir ayette "vay o namaz kılanların haline" diyor. Eğer ayetin arkası ve önünü bilmezseniz çok saçma sonuçlar çıkar. Bu yüzden her Müslüman Kur'an'ın tamamına vakıf olmalıdır. Bazen bir ayeti anlamak için arkasında ve önündeki 15 ayeti de bilmek zorunda kalıyorsunuz. Burada da sadece birinci ayeti verseydim mitolojinin gerçek olduğunu sanırdınız. Ama tüm sure içinde ayeti gördüğünüz zaman "hakikaten alakası yokmuş" diyeceksiniz. Yukarıda "Senin gönlüne ferahlık vermedik mi?" ayetini bazı mealciler Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi? anlamı vermişler. Bu durum Kur'an'ı mitolojiye uygun hale getirmeye çalışma olarak görüyorum. Kur'an'ın metnini değiştiremeyenler onun anlamını değiştirmeye çalışıyor.

İnşirah suresinde geçen "gönlüne ferahlık vermek" ifadesi aklı olan herkesin anlayacağı gibi mecazdır. Tüm sureyi okuduğunuzda bunu hemen anlıyorsunuz. Bu surede kast edilen vahyin sorumluluğu yani ağırlığı altında ezilen peygamberi bir nebze rahatlatmaktır. Allah burada manevi desteğini sunuyor. Peygamberin vahyin sorumluluğu altında göğsü daralıyordu. Niçin mi? Kendinizi onun yerine bırakın. Aileniz size yalancı diyor, akrabanız aynı şekilde, şehriniz size düşman kesilmiş ancak tüm bunlara rağmen dünyaya duyurmanız gereken bir vahiy var. İlahi mesajı tüm dünyaya haykırmalısınız. Bu kolay değil. Bu her yüreğin altından kalkabileceği bir yük değil. Peki bu sure sadece peygambere mi sesleniyor? Asla. Burada Allah bilinçli bir şekilde Ey peygamber! gibi bir hitap kullanmıyor. "Senin" ifadesini kullanıyor. Niçin peki? Çünkü hayatta Hz. Muhammed gibi iyiyi, doğruyu, vahyi ya da dünyayı daha iyi bir yer yapmak için ömrünü insanlığın geleceği için vakfetmiş insanlar var. Allah bu manevi desteği "senin" diyerek büyük sorumluluklar almış herkese sunuyor. Eğer evine ekmek götürmeye çalışan açlık sınırındaki ailelerin hakkını koruyorsanız, eğer dünyada bazıları tıka basa yiyip 100 kilo oluyorken açlıktan ölmek üzere olan insanların hakkını savunuyorsanız, tacizci erkeklere karşı kadın haklarını savunuyorsanız, nesli tükenmekte olan hayvanları kendilerinden daha aşağı olan insanlardan korumaya çalışıyorsanız, yalanın, sahtekârlığın farkında olmayan insanları dolandırıcılara karşı bilinçlendiriyorsanız, hastanelerde ölümcül hastalığa yakalanmış insanların tedavisi için insanları, zekâtlarını paylaşmaya davet ediyorsanız, beyazın siyahtan üstün olmadığı hakikatini dillendiriyorsanız, insanlar zindanlara düşmesin için suç ile mücadele ediyorsanız, hapishaneden çıkan bir insanı bulaşıcı bir hastalık taşıyormuş gibi davranmayıp onu topluma tekrar kazandırmak ve ona iş bulmak için mücadele ediyorsanız, genel evde çalışan kadınlara kızan akılsız toplumları bilinçlendirip asıl düzeltilmesi gereken yanlışın genel eve giden erkekler olduğunun farkındalığını toplumun yüzüne çarpıyorsanız, dul kadınları sahipleniyoruz ayağına onların namusuna göz diken toplumla mücadele ediyorsanız merak etmeyin Allah gönlünüze ferahlık verecektir. Bu ayet dünyayı daha iyi yapmaya çalışan herkese hitap ediyor.

Neyse bazen içimdeki yangın beni konu dışına götürüyor maalesef. Kusura bakmayın konuya dönelim ve inşirah suresindeki birinci ayetin Arapçasını inceleyelim bakalım kalp yarma ile bir alakası var mı? Ama bunun öncesinde Kur'an'da aynı ifade Taha suresi 25'de geçiyor. Hem de birebir aynı kelime kullanılıyor. Ayeti görelim:
 

(Musa) şöyle dua etti: "Rabbim! Göğsüme genişlik ver, (25) kolaylaştır bana görevimi; (26) düğümü çöz dilimden; (27) ki anlasınlar sözümü! (28)" (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ- TAHA 25,26,27,28)

Evet inşirah suresinde geçen ifadenin aynısı Taha suresinde Musa peygamberin dilinde. Bu masalı uyduranlar Musa'nın bu duası üzerine içi karla dolu bir tas içinde Musa'nın kalbinin ameliyatla temizlendiğini mi düşünüyor sizce? Aklı biraz çalışan Taha suresinde Musa'nın ne demek istediğini anlar. Musa'ya Allah çok ağır bir görev vermiş ve onu Mısır'a gidip dünyanın o zamanki en büyük imparatorunu ve halkını imana davet etmesini istemişti. Hâlbuki Mısır onu sürgün etmişti. Bulunduğu yerde ölüm emri verilmişti. Allah onu öldürmek isteyenlerin içine gönderince bu sorumluluğun altında ezilen Musa peygamber Allah'tan kalbindeki bu sıkışıklığı, korkuyu, dirayetsizliği gidermesi için dua ediyor. Çünkü dünyanın en ağır iki görevi peygamberlere veriliyor. İlki kendi çağlarının Amerikasına gidip dünyanın en güçlü ülkesini uyarmak. Zulmü bırakması için.  Bu ölüm fermanı demektir. İkincisi ise en zor görev olan inançları değiştirmek. Bu sadece zor bir görev değil imkânsıza yakın bir görevdir. Toplum, ezelden beridir kendi inancını bırakın değiştirmeyi eleştiren insanları bile bin kez parçalasa ciğeri soğumaz.  Bir adamdan dünyayı değiştirmesi talep edilmişse bunun için normal bir yürekten fazlası gerekir. İki sureyi karşılaştıralım:
 

İnşirah 1: E lem neşrah leke sadrek (sadreke)
Taha 25: Kâle rabbişrah lî sadrî

Görüldüğü gibi aynı kelime her iki ayette de geçiyor. Bire bir aynı anlam. Arapça bilenler hemen kavradılar demek istediğimi. Sadrek ve sadrî kelimeleri göğse genişlik/ferahlık vermek anlamında kullanılmaktadır. Ayrıca kur'an'da göğüs kelimesi ister arap dil gramerine uygun olarak tekil olan (sadr) şeklinde isterse çoğul anlamda olan (sudûr) şeklinde kullanılsın, hiç birinde organ anlamındaki kalpten bahsetmez. (Mustafa İslamoğlu) Sadece bu bile yeterli bir kanıt olur hakikati efsaneye kurban etmek istemeyen bir vicdana.