yukarı çık butonu
Görüntülenme 1,244
0 Yorum
06 Eylül 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Kendini yığın haline getiren bir millet payidar olamaz.
Tek kaygısı para olan bir yığın yaşayamaz.
Düşünceyi küçümsüyoruz, kitaba harcadığımız parayı atlar ile harcadığımızla
kıyaslayarak yerin dibine girmemiz gerekmez mi ? Kitap sevene kitap delisi diyoruz.
Kimseye at delisi dediğimiz yok. Kitap yüzünden sefalete düşen görülmemiş

Görüntülenme 1,009
18 Yorum
08 Eylül 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Kur’anın aydınlığı onu anlayan  bir akla ve kalbe düşer. Düşünsenize bir  “ Ben anlamıyorum, ama yaşıyorum ” demek nasıl bir garabettir? Sahabei  kiram on ayet alır onu iyice anlari özümser ve yaşarlar sonra bir on ayet daha alırlarmış. Biz birbirimize sahabenin Kur’an karşısındaki bu ciddi duruşunu anlatacağımıza falancanın kur’anı bir gecede kaç kez hatmettiği türünden  asılsız fasılsız menkıbeleri anlatıyoruz. Dolayısıyla kuran tasavvurumuzla da anlamaya ve yaşamaya odaklı bir tasavvur olmaktan daha çok otomatik tekrara dayalı bir tasavvur olup çıkıyor. (Mustafa İslamoğlu)

            Hz.Muhammed’in getirdiği islam yaşanılan, canlı bir   hareketti. O canlılık hayatın her alanını inşa ediyordu.
Görüntülenme 791
0 Yorum
09 Eylül 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Gerçekleri araştırmıyoruz , fikrimiz nerden olacak? Kemal tahir  tecrübeli bir hekim soğukkanlılığla teşhisi koyuyordu. “ Batılılaşma.. ” Batılılaşma hareketinin bir koluda sosyalist harekettir. Yani laiklik maiklik denilen maskaraların yanı sıra sosyalizmi biz tıpkı batılılaştırmacılarımızın batılılaşmayı aldığı gibi aldık. O zaman batıda büyük bir sosyalist birikim , fikir birikimi vardı. Her gelen dergi bize yeni fikirler getirecekti ve bizim , Batı’dan hiçbir farkımız olmadığı için, aynen kullanacaktık onları! Batı’da bizim için hazır fikir olmadığı anlaşılınca kıyamet koptu.. Zira biz gözü kapalı , Batıdaki fikirleri burada tekrar ediyorduk.. Dünyada bir tek sosyalizm var o da bilimsel sosyalizm diyorduk. Hala da bu lakırdıyı söyleyenler var bu ülkede. Müslümanlıkla sosyalizmin münasebetlerini Garaudy’den öğreniyorlar. Elli yılı kucaklayan sosyalist düşünce tarihimizde, Türkiye gerçeklerine yönelmiş iki tane makale bulmanın ihtimali yoktur; Batı’dan duyduğumuz bir iki basmakalıp düşünceyi tekrarlamaktan başka ne yaptık?  (Cemil Meriç)

Görüntülenme 819
0 Yorum
13 Eylül 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

İnsanlar sloganla güdülmez. Düşünceye hürriyet, sonsuz hürriyet kitaptan değil kitapsızlıktan korkmalıyız. Bütün ideolojilere kapıları açmak, hepsini tanımak, hepsini tartışmak ve Türkiyenin  kaderini onların aydınlığında fakat tarihimizin büyük mirasına dayanarak inşa etmek işte, en doğru yol. (CEMİL MERİÇ)

         Meriçin cümlesine eklenecek her kelime o güzel tarifini tahrif etmekten öteye geçmeyecektir. Lakin birkaç kelime de olsa meriçin cümlesini açmak istiyorum. Toplum olarak öğrendiğimiz basmakalıp düşüncelerin ötesine geçmek mümkün olmadı. Saygımız olmadı başka fikirlere. Düşman olduk yenilere. Nitekim insanoğlunun varoluşuyla aynı tarihe sahiptir bu özelliklerimiz.
Görüntülenme 19,646
2 Yorum
19 Eylül 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Hikaye şöyle kurgulanmış: " Gece karanlığında Sevr Mağrasına vardılar. Mağara; haşerat ve vahşi hayvanların yuvası idi. Sıddıkı Ekber ( Ebubekir) içeride Allah resulüne zarar verebilecek yılan ve akrep gibi hayvanların olabileceğini hesap ederek kainatın fahrinin oraya girmesine gönlü razı olmadı:
- Ey Allah'ın Resülü ,dedi. Allah aşkına ben girmedikçe, sen girme! eğer içeride zararı dokunacak birşey varsa onun zararı sana dokunmadan bana dokunsun.
Mağaradan içeri süzüldü.. Elleriyle yerleri yokladı, düzenledi ufak tefek taşları bir kenara attı. Bu arada mağaranın bir köşesinde bir delik buldu. Elbisesinden bir parça yırtıp orayı tıkadı , geri kalan kısmınıda ayaklarını dayadı ve seslendi:
- Ey Allah'ın Resülü ,buyurunuz!

Görüntülenme 898
0 Yorum
24 Eylül 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

"Olağanüstü üzerine diretip Kur'an mucizesini ısrarla görmek istemeyen cahiliyenin bedevi aklı " Ona rabbinden mucizeler indirilmeli değil miydi? " (29-50, Quran) şeklinde işliyordu. Bu akla tokat gibi bir cevap geliyordu " Kendilerine okunan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi ? " (29-51, Quran) Cahiliye aklının akleden kalbe değil efsaneye dayandığının en güzel delili cahiliye edebiyatı idi." (Mustafa İslamoğlu , 3 Muhammed)

Cahiliye aklı efsaneye çalışıyordu bu doğru. Fakat bugünkü müslümanların aklı neye çalışıyor ?
Görüntülenme 870
0 Yorum
29 Eylül 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

"Mızraklarının ucuna Kur'an sayfalarını asarak kendilerine kalkan yapanlar lat ve uzza uğruna peygamber'e karşı koyan Kurayşliler değildi. Eski biçimini o şekilde koruyamadığı için içeriden sızıyor ve Kur'an'ı mızraklara takıp Ali'yi , dolayısıyla Muhammed'i deviriyor. Yani kısa bir süre içinde şirk dini; islam dininin kılığına girerek Peygamber ailesinin hilafeti adıyla ve anayasası sözde kur'an olan bir hükümet adıyla tarihte yönetimi ele geçiriyor. Halife cihada ve hacca gitse de yine de hakim olan din, şirk dinidir." (Ali Şeriati , Dine karşı Din)

Bildiğiniz üzere Suriye valisi Muaviye bin Ebu Süfyan, Ali'nin halifeliğine itiraz etmiş sıffın savaşında çarpışmış yenilincede kur'an ayetlerini mızraklarına geçirmişti.
Görüntülenme 1,043
0 Yorum
30 Eylül 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Konuşmak insanoğluna verilen en büyük hazinelerden. Bazen hakikatleri okuduğumuz kaynaklardan değil karşımızda fikir alışverişi yaptığımız insandan öğreniriz. Tabi bunun olması için karşı tarafla fikir alışverişinde bulunma yetimizin olması gerek. Ve de dinlemeliyiz. Bir konu hakkında bilgi alışverişi yaparken genellikle bilgi verişi yapmaya çalışıp alış kısmına gerek duymuyoruz. Çoğu tartışmamda karşı tarafın sadece bilgisini bana kabul ettirme amacından öteye gitmediğini gördüm. Bu hatayı ben de yaptım fakat çok azını farkettim. Çünkü insan kendi hatasını görmek istemez yada dikkat etmez. Konuşulurken dinlemek en büyük fazilet. Tartışma ahlakına sahip olmanın insanda yarattığı etkiyi Cemil Meriç'in kaleminden size sunma gereğini duyuyorum:
Görüntülenme 2,776
0 Yorum
02 Ekim 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Çoğu insanı'ın merak ettiği bir konudur. Ben de zamanında çok merak ettiğim için araştırmıştım. Gerçekten bir insan Allah'ı görebilir mi diye kafa yormuştum. Çünkü camilerde verilen vaazlarda din görevlileri peygamber Allah'ı gördü diye hutbe veriyorlardı. Bir dipnot düşmek isterim ki islam da hristiyanlık, yahudilik ve diğer bazı inançlarda olduğu gibi din işleri ile ilgili bir görevli sınıf yoktur. Dolayısıyla din görevlisi yada ruhban sınıfı yoktur. İslam'a göre her insan Allahlı bir hayat inşa etmekle mükelleftir. Şimdi müminlerin annesi Aişe bu konuda ne demiş Mesruk b. el Ecda'dan dinleyelim.
Görüntülenme 893
0 Yorum
03 Ekim 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

"Nezleye yakalanır gibi ideolojilere yakalanıyoruz, ideolojilere ve kelimelere.. Polemik, yunancadan geliyor; polemikosh savaş demek. Polemik de , Batının bütün hastalıkları gibi, Tanzimatın açtığı yoldan giriyor ülkemize. İmanın olduğu yerde savaşa yer var mı? Polemik zekaların savaşıymış. Zekalar birbirleriyle savaşmaz. Kinlerin, peşin hükümlerin, gizli çıkarların savaşı polemik. Eski bir inancı yok etmek isteyen yeni bir düşüncenin savaşı" (Cemil Meriç)

Görüntülenme 3,735
3 Yorum
09 Ekim 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Hz. Muhammed'in oğlu İbrahim vefat ettiği gün tam bir güneş tutulması gerçekleşti. Bu olay karşısında halk, tabiatın da Peygamberin yasına iştirak ettiğine dair bir  işaret olarak yorumladı. Fakat bu düşüncenin yanlışlığını insanlara duyurmak için peygamber  acil durumlarda yaptığı şeyi yaptı ve hutbeye çıkarak insanlara şu uyarıda bulundu:
 

“Ay ve Güneş Allah’ın ayetlerinden bir ayettir ve Allah ne Muhammed’in oğlunun ölümü, ne de bir başka faninin doğumu için ayetini değiştirir. ” ( Ebu Avane Müsned  2/371)

Görüntülenme 1,298
0 Yorum
04 Kasım 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Çocukluk dönemimde çağlar öncesi insanların bugünden farklı olduğunu hayal ederdim. Farklı yaşam tarzlarının olduğunu düşünürdüm. Bu düşüncenin doğal sonucu olarak zaman makinesi ile geçmişe yolculuk ettiğimi hayal ederdim. Çünkü merak ettiğim geçmişin gizemlerine vakıf olmak istiyordum. Büyüyüp belli bir yaşı geçince çok önemli bir ayrıntı çark etti  kafamda. İnsan her çağda her nesilde aynı insan. Bunu kabullenmek zaman makinesinin olmadığını kabullenmekten daha kolay oldu smiley Yani bugün hayatta karşımıza ne tür olaylar çıkıyorsa ve bu olaylara karşı ne tepki veriyorsak ilk insan topluluğu da aynı olaylara aynı tepkiyi veriyordu.
Görüntülenme 965
0 Yorum
10 Kasım 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Celadet bir duruş bir duygu bir fikirdir. Eksikliğinden dolayı kendimi tam bir insan olarak bile göremediğim bir kavram. Sözlük anlamı gözüpeklik, yiğitlikdir. Fakat arapçadan türkçeye çevirdiğimizde bu anlamları vermeyi bu kavrama karşı bir haksızlık olarak görüyorum. Celadet, bir fikir ve ideal uğruna kişinin hayatını taşın altına koymasıdır. Mücadelesinden bir an olsun geri kalmayan, ideali için bir an olsun mola verip dinlenmeyen insanlarda bulunan bir erdemdir. Celadet özelliğinin bulunduğu kişi fikrini gerçekleştirinceye kadar geceler uykusuz, gündüzler kısa, yollar hedefe götüren bir vapur. Celadeti olan insan dikenli yollardan geçer de ayaklarının kan içinde olduğunu amacına ulaştıktan sonra farkeder.
Görüntülenme 1,420
0 Yorum
21 Aralık 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Kuşkusuz bu sorunun cevabı evettir. İslamda aile kutsal olduğu için eşlerin boşanma yolu dışındaki yolları sürekli zorlamasını ister. Fakat bu istek asla boşanma olamaz demek değildir. Boşanmanın son çare olarak başvurulması istenir. Biradan peygamberin hayatından da misal vereceğim gibi olmuyorsa da zorlamak iki taraf için de kötülük olur. Bakara 229. ayetin iniş sebebi Abdullah bin Übey'in kızı Cemile hakkında nazil olduğu söylenir. Cemile güzel bir kadındır. Cemile Hanım sahabeden Sabit b. Kays ile evlenir fakat kocasına bir türlü ısınamaz. Her nasılsa ebeveylerin telkini ile evlenmiş.
Görüntülenme 741
1 Yorum
19 Kasım 2016
20 Haziran 2017 güncellendi

Evet bu başlığı seçmemin önemli bir sebebi var. Mesele peygamberimiz olunca birçokları gibi ben de hassas olmaya çalışıyorum. Fakat bugün başkalarında gördüğüm şey kesinlikle hassasiyet değil. Peygamberin inancına, amacına,hedeflerine ve misyonuna sırt dönen Müslümanlar sözüm ona sakalına, hırkasına sarılmak mümkünse koklamak isteyerek iman tatmininde bulunmaya çalışıyorlar. Böylelikle kendilerini çok imanlı hissederek büyük bir yalanla kendilerini kandırabilecekler. Peygamberin ahlakı,mücadelesi zordu bunu gören uyanık dindarlarımız peygamberi ; sakala, hırkaya indirgeyip onları sahiplenerek güya peygamberi sahipleniyor onun izinden gitmiş oluyorlar. En nihayetinde bu anlamsız hareketleriyle  kendilerini peygamber aşığı ilan ediyorlar.