yukarı çık butonu
Görüntülenme 948
0 Yorum
05 Ağustos 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Tam adı Abdülkadir İbn Muhyiddin İbn Mustafa El Hasani El Cezayiri (6 Eylül 1808 - 26 Mayıs 1883). 1832'de Maskura emiri olmuştur. Cezayir’i  işgal eden Fransız sömürgecilerine karşı 30 yıl amansız bir mücadele verip sonunda fransızlara esir düşen efsanevi komutan Emir Abdulkadir işgal rejimi tarafından Şam’a sürgün edilir. 1860 yılında Şam’da yerli halk tarafından yabancılara karşı baş gösteren ayaklanma (Dürzî Ayaklanması) sırasında 14.000 ‘e yakın Şamlı Hristiyanı himayesine alarak mutlak bir ölümden kurtarır.
Görüntülenme 1,214
0 Yorum
06 Ağustos 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

" ! Tanrı İsa:
25 Aralıkta Beytüllahim de bakire Meryemden dünyaya geldi. 12 yaşına geldiğinde bir çocuk öğretmendi. 30 yaşında John tarafından  vaftiz edildi. İsanın 12 havarisi vardı. Hasta insanları iyileştirmek , suda yürümek, ölüleri diriltmek,suyu şaraba çevirmek  gibi mucizeleri vardı. "Tanrının oğlu, Alfa ve omega ,Tanrının koyunu " gibi isimleri vardı. Yahuda tarafından ihanete uğrayıp 30 gümüş akçeye satıldıktan sonra çarmıha gerildi. Gömüldükten 3 gün sonra dirilip Cennete yükseldiğine inanılıyor hristiyan inancına göre.
Horus:
25 Aralıkta bakire İsis-Meri  tarafından dünyaya getirilir. Eski Mısır mitolojisinde gök (Güneş) tanrısıdır. Osiris ve İsis'in oğludur.  30 yaşına geldiğinde  ise Anup tarafından vaftiz edildi ve görevine başladı.

Görüntülenme 742
0 Yorum
17 Ağustos 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

"Bir kesim , bir başka kesimi zorla bazı haklardan mahrum edip onlara karşı hukuki , ekonomik ve sosyal bazı üstünlükler elde edebilir. Ancak bu imtiyazları korumak ve devamını sağlamak zordur. Tarihte gücü elinde bulunduran zorbalar her zaman bu kaynakları ( hukuki, ekonomik ve sosyal kaynaklar ) tekeline almış ve çoğunluğu bundan mahrum bırakmıştır. Ama bu durum zamanla öyle bir hal alır ki; mevcut sistem zorla ve maddi kuvvetle muhafaza edilemez hale gelir. İşte tam bu sırada şirk dini , mevcut durumu koruma görevini üstlenir. Bu dinin vazifesi halkı, başımıza ne geldiyse bunun Allah’tan olduğuna , Allah’ın böyle istediğine inandırmak ve buna teslim olması gerektiğine ikna etmektir."

Görüntülenme 732
0 Yorum
17 Ağustos 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

"Şirk dininin kaynağı ekonomidir. Bir grubun hakimiyetine ve çoğunluğun mahrumiyet ve mahkumiyetine dayanır. İşte bundan dolayı kendi konumunu garantiye almak ve yaşam biçimini sürekli kılmak için dine ihtiyaç duyar. Bir insanın kendi isteğiyle , gönlünden gelerek zillete razı olması için dinden daha iyi etken ,daha iyi potansiyel ne olabilir ki? Mevcut  durumu meşru gösteren , onu temize çıkaran her zaman şirk dini olmuştur.  Peki bunu nasıl ve neden yapar ? Birincisi birden fazla ilaha inandırmakla. Böylece halk toplumda birden fazla  milletin , boyun , sınıfın ortaya çıkmasının ilahi iradeyle olduğuna inanacak mevcut durumu kabullenecek ve ona itirazda bulunmayacak. İkincisi tarih boyunca hakim sınıfın tekelinde bulundurduğu bazı imtiyazlara kendilerinin de ( şirk dininin alimleri ) sahip olması.

Görüntülenme 958
0 Yorum
17 Ağustos 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

"Afyon dininin özellikleri din düşmanlarının da doğru olarak ifade ettiği gibi cehalet, korku, kayırma, servet ve bir sınıfı diğer sınıflara tercih etme ve onu üstün görmedir. Din düşmanlarının dediği gibi bunlar doğrudur. Dinin halkı zillete , zorluğa çaresizliğe, cehalete, geri kalmışlığa sevk eden bir afyon olduğu söylemi , gerçeği yansıtmaktadır. Fakat bu geri kalmışlığı sağlayan kayıtsız inanmayı, sorgulamamayı isteyen islam değil afyon dinidir." ( dine karşı din, ali şeriati )

Görüntülenme 1,165
0 Yorum
23 Ağustos 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

"Bunun üzerine  (meryem) çocuğa işaret etti. Onlar ;" Biz daha dünkü bir beşik bebesiyle nasıl muhatap oluruz " dediler.(HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ-MERYEM SURESİ , 29 )

Sahabeden Ebu ubayde bu ayetteki kâne kelimesini önceden olup bitmiş iş olarak tanımlıyor. Anlaşılan Hz. İsa’yı küçümsüyorlar. Bu ayetten Hz. İsa’nın beşik de iken konuşup o zaman peygamber olduğu sonucu çıkmaz şahsi kanaatimce. Çünkü yahudi hahamlar kinai, alaycı bir üslüp ile hz. İsa ‘yı küçümsedikleri  için onu muhattap almak istemiyorlar. Neden böyle düşündüğüm hakkında ayetin devamını paylaşmak istiyorum.
Görüntülenme 950
0 Yorum
25 Ağustos 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

21. yüzyılda beynimiz; bilgi kütüphanelerinden  belki de en kirlisi. Çamura bulanmış gerçeklerle dolu zihnimiz. Adem ve Havva kıssası da zihnimizde bulanıklaştırılmış, gerçeklerin yerini çoğu kıssa da olduğu gibi burada da efsanelere bırakmıştır. Kıssa ile ilgili bazı Kur’an ayetlerini sizle paylaştıktan sonra bir irdeleme yapabiliriz diye düşünüyorum. Ayrıca konuyla ilgili yazıma başlamadan önce şunu belirtmek isterim Adem ve Havva kıssası olarak bildiğimiz çoğu şey Kur’an dan değil tevrattan müslümanlara geçmiş, müslümanlar o bilgilerin Kur’an da yazılı olduğunu sanmaktadır.
Görüntülenme 1,262
0 Yorum
27 Ağustos 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

 Bu durum da diğer çoğu anlatımlar gibi efsaneden öteye geçmemektedir. Peki bu şekilde düşünmemize sebep olacak  durum nedir gelin beraber ayetleri inceleyelim.
 

"(Ey Peygamber!) Biz, senden önce yaşamış hiçbir insana ölümsüzlük bahşetmedik. Hem sanki sen öleceksin de, onlar ebediyen yaşayacaklar mı ? " (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ-ENBİYA,34)


 Allah kur'an da bu kadar açık bir ifadeyle Hz.Muhammed'e dönüp senden önce yaşamış hiçbir insana ölümsüzlük bahşetmedik derken ısrarla
Görüntülenme 1,764
0 Yorum
27 Ağustos 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

"Davud ve (oğlu) Süleymanı da (gündeme taşı) ! Hani o ikisi,bir topluluğa ait çobansız ve dağınık koyun sürüsünün gece yayıldığı tarla konusunda karar vereceklerdi; ve Biz de onların kararına şahit idik;" (78) "Fakat bu davada Süleyman'a (daha) derin bir kavrayış vermiştik. Bununla beraber Biz,her birine sağlam bir muhakeme ve seçip ayırma yeteneği kazandıran bir bilgi tasavvuru bahşettik... (79)" (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ-ENBİYA,78-79-Quran)

Görüntülenme 1,143
0 Yorum
27 Ağustos 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Hz.Davud serisinin ilk bölümünde enbiya suresinin 79. ayetini irdeleyeceğimizden bahsetmiştim. Şimdi ilk olarak çoğu kur'an mealine göre ayet nasıl onu vereceğim daha sonra daha sağlıklı olduğunu düşündüğüm mustafa islamoğlunun meailini vereceğim. Çünkü klasik meal çevirilerinde birebir metin çevirisi var ki bunu sağlıksız buluyorum. Bunun sebebi ise kuran'ı arapçadan çevirirken sadece o metni çevirmeyip tüm ayetin  anlam'ı baz alınarak ve hatta kur'an'ın bütününün anlamı ve ruhuna uygun olarak çevrilmesi daha mantıklı geliyor.
 Daha fazla uzatmadan klasik çeviride kur'an ayetini veriyorum:
Görüntülenme 1,250
2 Yorum
28 Ağustos 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Bu iddia’nın sebebi bazı müfessirlerin (Kur'an Bilimci) enbiya suresi 80. ayeti bu şekilde yorumlamalarından kaynaklanır. Özellikle bu ayetin böyle anlaşılmasının sebebi  Katade adlı islam bilginidir. Daha sonra gelen ekoller Katade’ye uymuşlardır. Şimdi  Katade’yi baz alanlara göre ayet şu şekilde:
 

"Biz Davud’a, sizi harbin şiddetinden korumak için zırh-elbise sanatını öğrettik. Şimdi siz (bundan dolayı) şükreder misiniz ? " (ABDULLAH AYDIN MEALİ-ENBİYA,80)

Fakat bir problem var. Eğer Katade’nin bu çevirisini kabul edersek tarihi bir hata yapmış oluruz ki o da şudur: Tarih bilimine karşı aykırılık.
Görüntülenme 843
0 Yorum
03 Eylül 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

19.yüzyılda söylenen şu söz doğrudur: " Din, halkların ölümden sonraki hayata bağladıkları ümit dolayısıyla bu dünyadaki mahrum, zavallı ve perişan durumlarına tahammül etmelerine sebep olan bir afyondur. Din afyondur " ve aynı şekilde 18.ve 19. yüzyıl aydınlarının ; " Din insanların boş ve anlamsız korkuların bir ürünüdür ve Din, feodalite dönemindeki kayırmanın, ayrımcılığın ve yoksulluğun bir ürünüdür  " sözleri de doğrudur ve gerçeği yansıtmaktadır. Ancak bu hangi dindir? (Ali Şeriati, Dine Karşı Din)

Görüntülenme 1,170
0 Yorum
06 Eylül 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Kendini yığın haline getiren bir millet payidar olamaz.
Tek kaygısı para olan bir yığın yaşayamaz.
Düşünceyi küçümsüyoruz, kitaba harcadığımız parayı atlar ile harcadığımızla
kıyaslayarak yerin dibine girmemiz gerekmez mi ? Kitap sevene kitap delisi diyoruz.
Kimseye at delisi dediğimiz yok. Kitap yüzünden sefalete düşen görülmemiş

Görüntülenme 920
18 Yorum
08 Eylül 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Kur’anın aydınlığı onu anlayan  bir akla ve kalbe düşer. Düşünsenize bir  “ Ben anlamıyorum, ama yaşıyorum ” demek nasıl bir garabettir? Sahabei  kiram on ayet alır onu iyice anlari özümser ve yaşarlar sonra bir on ayet daha alırlarmış. Biz birbirimize sahabenin Kur’an karşısındaki bu ciddi duruşunu anlatacağımıza falancanın kur’anı bir gecede kaç kez hatmettiği türünden  asılsız fasılsız menkıbeleri anlatıyoruz. Dolayısıyla kuran tasavvurumuzla da anlamaya ve yaşamaya odaklı bir tasavvur olmaktan daha çok otomatik tekrara dayalı bir tasavvur olup çıkıyor. (Mustafa İslamoğlu)

            Hz.Muhammed’in getirdiği islam yaşanılan, canlı bir   hareketti. O canlılık hayatın her alanını inşa ediyordu.
Görüntülenme 746
0 Yorum
09 Eylül 2015
20 Haziran 2017 güncellendi

Gerçekleri araştırmıyoruz , fikrimiz nerden olacak? Kemal tahir  tecrübeli bir hekim soğukkanlılığla teşhisi koyuyordu. “ Batılılaşma.. ” Batılılaşma hareketinin bir koluda sosyalist harekettir. Yani laiklik maiklik denilen maskaraların yanı sıra sosyalizmi biz tıpkı batılılaştırmacılarımızın batılılaşmayı aldığı gibi aldık. O zaman batıda büyük bir sosyalist birikim , fikir birikimi vardı. Her gelen dergi bize yeni fikirler getirecekti ve bizim , Batı’dan hiçbir farkımız olmadığı için, aynen kullanacaktık onları! Batı’da bizim için hazır fikir olmadığı anlaşılınca kıyamet koptu.. Zira biz gözü kapalı , Batıdaki fikirleri burada tekrar ediyorduk.. Dünyada bir tek sosyalizm var o da bilimsel sosyalizm diyorduk. Hala da bu lakırdıyı söyleyenler var bu ülkede. Müslümanlıkla sosyalizmin münasebetlerini Garaudy’den öğreniyorlar. Elli yılı kucaklayan sosyalist düşünce tarihimizde, Türkiye gerçeklerine yönelmiş iki tane makale bulmanın ihtimali yoktur; Batı’dan duyduğumuz bir iki basmakalıp düşünceyi tekrarlamaktan başka ne yaptık?  (Cemil Meriç)