yukarı çık butonu
Türkiye’de Faaliyete Açılan Ateizm Derneği Kurucularına Eleştiriler
Hulki Cevizoğlunun sunduğu Ceviz kabuğu adlı programın 2014 yılına ait bir bölümünü izledim. Konuklar yeni açılmış olan Ateizm Derneği’nin kurucuları Ürün Desen, Selin Özkohen ve derneğin geçici başkanı Tolga İnci’ydi. Bu yazımda onların bazı söylemlerine katılmakla beraber bazı söylemlerini eleştirmek ve onların bazı yanlış dini söylemlerine karşı ateistlere değil Müslüman genç beyinlerine hitap etmeye çalışacağım. Burada anlattıklarım katiyen ateist topluluğunu hedef almayacak. Sadece onların bazı söylemlerini doğru zanneden Müslüman gençlerin kafalarının derinliklerindeki soruların mantıklı bir izahının olduğunu göstermek istiyorum. Bir Müslüman unutmamalıdır ki başka bir inanca ya da inançsızlığa saygısızlık etmeyi Kur’an yasaklar.
 

“Allah’tan başkalarına yalvarıp yakaranlara sövmeyin ki, onlar cehaletin verdiği nefretle Allah’a sövmesinler: Zira Biz her topluma kendi yaptıklarını güzel gösterdik.” (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ- EN’AM, 108)

Bu ayet şu ilkeyi biz Müslümanlara kazandırıyor: Başka inançlara saygı. Bitti. Ötesi yok. Ateistlerin de bu dünya’da insanlığın ortak birikimine katkısı diğer topluluklardan daha az değildir. Kur’an talebesi bir Müslüman ateistleri de dinlemelidir. Çünkü Kur’an bize şu temel ilkeyi öğretmiştir:
 

”O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah’ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar ,akletme yetilerini kamil manada kullananlardır” (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ- ZUMER, 18)

Gördüğünüz gibi ateist dahil her felsefeyi her öğretiyi tamamiyle dinleyip en güzelini kendimize katmamızı, Allah aklımızın potansiyelini en yüksek şekilde kullanmamız olarak görüyor ve o tür insanların doğru yolda olduğunu haber veriyor. Vay komünist, vay ateist , vay panteist, vay Budist deyip dinlemez ve kendimizi skolastik fikirlerin zincirine vurursak doğru yoldan çıkmış oluruz.  Programda söylenen sözlere gelelim. Konuklardan Ülkü Desen’in sözlerine karşı bazı tenkitlerim olacak.
 
  • Ürün Desen, yaklaşık 3 ile 5 yaşları arasında deist olduğunu belirttikten sonra 8 yaşında ateist olduğunu belirtti.
 
Bu konuyu sizin mantığınıza bırakıyorum. Biri nasıl o kadar küçük yaşta deist olur. Zaten dünya üzerinde o yaşlardaki hiçbir çocuğun dini olmaz kaldı ki dini seçimi olsun. 8 yaşında ateist olduğunu belirtmesine karşı saygı duyuyorum normal. Fakat bu sayıyı verirken o yaşta o kadar zekiydim ki doğru yolu daha o zamandan buldum şeklinde bir üslup sergiledi.
 
  • Her ateist komünist  değildir. Dinsizler üzerinde mahalle baskısı var.
 
Bu davranışlar İslam terbiyesi almış bir Müslüman’a yakışmaz. Kesinlikle haklılar. Ateistler’e veya başka fikirlere karşı baskıyı kınıyoruz. Ateistler üzerinde komünisttirler algısı oluşturulmaya çalışılıyor ki bu büyük bir haksızlıktır. Kaldı ki komünistlikte kötü bir şey değildir. Ayrıca bir parantez açmak isterim. Ateistlerin ahlaksız olduğu gibi bir propaganda yapılıyor ki bu da kesinlikle yanlış bir iddiadır. Onlar da en az bir dindar kadar ahlaklıdır. Sadece ahlak ilkelerini dinlerden ve soyut bir kavram olan yani bilimsel olmayan bir his olan vicdandan alırlar.
 
  • Ürün Desen, "sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma ve başkasının özgürlüğüne müdahale edebilme ihtimali olan davranışların içine girme?" ifadesini kullandı.
 
Bir kere katiyen bu “sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma” felsefesi dinlerin öğretisidir. Ateizm felsefesinden böyle bir sonuç çıkmaz. Allah yok , ahiret yok, ilahi adalet yok, sorumluluk yok. Bitki ve hayvanlarla pek bir farkımızın da olmadığını programda belirttiler. Bir kaplan’ı düşünün kendisine yapılmasını istemediği davranışları başkasına yapmaz mı? Evren yasalarında tesadüfen oluşan bir hayatım varsa niçin başkalarının özgürlüğüne saygı duyayım? Güçlü olan hayatta kalır zayıf olanlar elenir. Başkalarının özgürlüğüne müdahale etmeme fikri insanlığa binlerce yıldır dinlerin miras bıraktığı bir fikirdir.
 
  • Ürün Desen,  “Din bilimle barış imzalamak zorunda kaldı” dedi.
 
Peki bu din hangi din? Hristiyanlık ve Yahudi öğretilerinde bilimle çatışma hali mevcuttur. Fakat İslam öğretisi olan Kur’an bilimle çatışmaz çakışır. Ateistler Kur’an’a bakarlarsa yani referansları Kur’an olursa bilime sürekli teşviklerin olduğunu görürler. Kur’an yaklaşık 700 ayetinde Müslümanları düşünmeye ve akletmeye davet ediyor. Ama ateistler referans olarak Kur’an’ı dinlemeyen, okumayan ve yaşamayan Müslümanları referans alırlarsa elbette bilimle çatışan bir topluluk göreceklerdir. Fakat bu durumun sebebi İslam ve Kur’an değil yobaz ve cahil kişileri alim olarak gören Müslümanlardır. Kur’an’ı bu konuda dinleyen nesiller 8.yy ile 13.yy arasında büyük bir bilim birikimine imza attı. Bugün batıdaki ateistler bile eski yunan felsefesini dahi koruyarak üzerine sürekli bilim geliştiren Müslüman alimlerin çokluğunu kabul eder. Bu konuda BBC’nin Bilim ve İslam belgeselini muhakkak izleyin. Müslümanların bilime muazzam katkısını göreceksiniz. Müslümanlar bugün bilimde geriyse bunun tek sebebi var o da Kur’an’ı Müslümanların terk etmesidir.
 
  • Ürün Desen, şu an reddedemeyeceğimiz bilimsel bilgiler var ilk hücrenin sudan oluşup evrildiği gibi.
 
Bu bilimsel bilgiyle İslam hiçbir zaman çatışmadı. Hatta bu konuya Kur’an’da değinir.
 

“İnkarda ısrar eden o kimseler görmezler mi ki; gökler ve yer başlangıçta bitişikken Biz onları ayırdık ve (hareket edebilen) her canlıyı sudan var ettik? Buna rağmen hala inanmayacaklar mı?” (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ- ENBİYA, 30)

Ayette dikkat edilen iki bilgi var. İlki Bigbang’e atıf yapan bölümdür ki Müslümanlar maalesef bu ayeti Bigbang keşfedildikten sonra anlayabilmiştir. İkincisi Allah insan’ı değil her canlıyı sudan yarattığını ifade ediyor. Bu da evrim süreci başlamadan önceki ilk hücrenin sudan oluştuğunun göstergesidir. Bu ayet bile Kur’an’ı Muhammed peygamberin yazmadığının açık delilidir benim için. Çünkü her insanı değil her canlıyı sudan yarattığını ifade etmiş Muhammed bu kadar ince bir bilim konusunda sallamış ve tutturmuş olamaz. Müslüman kardeşlerim bu ayet bile Kur’an’ın bilimle çatışmadığının en iyi örneğidir. Ateistlerin dinimizi de diğer dinlerin içine katıp bilimle din çatışıyormuş  gibi gösterip ya dini ya bilimi seçin algısı oluşturmaları veya İkisi birbirini reddeder algısı yaratmaları doğru bir davranış değildir.
 
  • Amerikan Bilim Akademisinin %93’ü dinsizdir.
 
Bu iddia ile şunu demek istiyorlar bilim insanları dinin saçma olduğunu anlıyorlar ve dinsiz oluyorlar. Bu kesinlikle doğru değildir. Amerikan Bilim Akademisi zaten içlerine dindar birilerini almak istemiyor. Ayrıca İngiliz Kraliyet Bilimleri Akademisinin de %90’ı Hristiyan dindarlardan oluşur. Bu çok sakat bir mantıktır. Dünya’daki bilim adamlarının tercihi ateizm oluyor gibi bir algı oluşturmak dürüst bir davranış olmaz.
 
  • Ürün Desen, İnsanlık yararına bir icat yapmış birilerine baktığımızda çoğunun ateist olduğunu görüyoruz ifadesini kullandı.
 
Gerçekten bu kadar cahilce bir söylemi Ürün hanıma yakıştırdığımı söyleyemem. Bu iddia da mesnetsizdir. Darwin’den Newton’a, harezmi’den Albert Einstein’a kadar hepsi Tanrı’nın varlığını kabul eder. Hatta bunlardan bazıları koyu dindardı. 8.yy - 13.yy arasındaki Müslüman alimler’in bilime katkılarını dünya alem kabul ediyor. Gregor Mendel kalıtım biliminin babası değil mi? Kendisi bir rahipti. Evrende, dünyadan başka birçok gezegenin bulunduğunu söyleyen bu rahip değil miydi? Genom haritasını craig venter ile beraber çözen Francis Collins lise çağlarında ateist olmasına karşın sonraları, Tanrıya inanmış ve evangelist Hristiyan olmuştur. Ayrıca insan genom projesinin başkanı olan Collins projedeki bilim adamlarının %40’ınında Tanrı inancına sahip olduklarını söyledi. Hatta daha ilginç olan ise Bigbang’i bile ortaya atan ilk kişi George Lemaitre Belçikalı bir rahiptir. Evrenin bir atomun içine sıkışmış olduğunu iddia eden ilk kişiydi.
 
  • Ürün Desen, Primatlar (İri beyinli yüksek memeliler) konuşmaya başlayınca ölüm vb. konularda ilizyon üretti.
 
Bu kesinlikle kendi kişisel yorumudur. Bununla ilgili bilimsel veri elimizde yoktur. Ateizm’in mantıklı bir zemine oturması için ölümü, ahireti biz insanların kurguladığı inancına sahipler. Aslında bu ateistlerin kişisel inancıdır. Bilimsel değildir.
 
  • Monoteistler  3999 tane Tanrıyı kabul etmiyorlar. Biz de 4000 tanesine yok diyoruz. Onlardan farkımız bir tane daha fazla olanını kabul etmemek.
 
Ateistler bu konuda demogoji yapıyorlar. Bu bazı  ateistlerin Tanrıyı çürüttük havalarındaki beyin fırtınalarıdır. Aslında buradaki olay bir tane daha fazla Tanrıyı inkar ediyoruz değil. Örnek vereyim. Ortada ressamı belli olmayan bir tablo olsun. Bunun ressamını insanlar tartışıyor. Herkes birbirinden farklı 4000 ressam sayıyor. Ancak ateistler bu tablonun ressamı kim? Diye tartışmıyorlar. Bu tablonun ressamı yok diyorlar. Burada sadece demogoji sanatını görüyoruz.

Gelelim programdaki diğer Ateizm Derneği kurucusu olan 19 yaşındaki Selin Özkohen’e;

 
  • Dünya yaşama uygundu diğerleri değildi. Hassas denge yok.
 
Selin hanım bunu söylerken kesinlikle bilimsel bir veriye dayanmıyor. Çünkü asıl mesele Dünya’nın yaşama uygun olup olmaması değildir. Asıl mesele evrenin yaşama uygun olup olmadığıdır. Niye mi? Çünkü ünlü biyolog ve aynı zamanda  ateist olan  Richard Dawkins “Tanrı Yanılgısı” adlı kitabında yıldızların yaşam için elementler ürettiği ve o elementlerin dünya’ya yıldız patlamaları sonucu gelmeseydi yaşamın olamayacağını detaylı bir şekilde açıklar. Hassas dengenin varlığını Richard Dawkins gibi mesleğinde uzman bir evrim biyoloğu dahi reddetmezken Selin hanımın hiçbir bilimsel gözleme dayanmaksızın kişisel görüşünü aktarır: Hassas denge yoktur. Bu Özkohen’in kendi kişisel yorumudur. Herhangi bir söylemde bu bilimsel bir gözleme dayanmıyor deme mecburiyetinde kalmamın sebebi Müslüman gençlerin bu sözlerin bilime dayandığını sanmalarını istememem.
 
  • Selin Özkohen, kötü insanların kötülükleri yanına kalabiliyor. İlahi adalet gerçekleşmiyor.
 
İlahi adalet İslam’a göre bu dünyada da ahrette de gerçekleşebilir. Kur’ân’ın illa bu dünyada gerçekleşecek diye bir iddiası yoktur. Selin hanım sanki diğer dünya’ya gitmiş ve ilahi adaletin olmayacağını görüp gelmiş gibi konuşmakta. Abes bir iddia.
 
  • Selin hanım, bir izleyicinin “Ya Tanrı varsa?” sorusu üzerine şu cevabı verdi: “Kanıt göstermeden atılan iddiaların çürütülmesi için kanıta ihtiyaç yoktur”
 
Şimdi ben kanıt göstermeksizin suda azot olduğunu iddia edersem bilim ne yapacak? Bilim hemen deney ve gözlemini devreye sokup bana diyecek ki suda iki hidrojen bir tane oksijen var. Azot yok diyecek. Yani bilimde yoklukta kanıtlanabilen bir şey. Tanrı var diyen biri nasıl bunu kanıtlamak zorunda ise Tanrı yok diyen ateist de bunu ispatlamak zorundadır. Eğer bilime dayanıyorsa kökeni. Çünkü yokluk da bilim için ispatlanabilir bir olgudur. İnançlılar ile atesitler arasında çıkan bu tür kısır tartışmalara her zaman karşı oldum. Bu tartışmalar bizi bir yere götürmez. Bilimsel olarak Tanrı’nın var olma ihtimali %50, olmama ihtimali de %50’dir. Hangi yüzdeliği seçeceğiniz size kalmıştır. Ben insan yaşamı olduğu müddetçe bu yüzdelik dilimin değişeceği kanaatini taşımıyorum. Çünkü Allah insanların kendisine  özgür iradesiyle inanmasını istiyor. Bu yüzden Kur’an %100 Allah’ı ispatlamaz, hatta hiçbir ayetinde böyle bir kaygı da yoktur. Allah niçin ispatlanmak istemiyor peki? Çünkü Allah böyle bir müdahale yapsaydı kendisini seçmeyecek olan insanların yani diğer %50 ‘yi seçecek olan insanların kararına müdahale etmiş olurdu. Ortada bir seçim kalmazdı. Çünkü özgür iradeyi kendisi lehine mutlak kılardı. Kimse onu reddedemezdi. Allah kendisini seçmek istemeyeceklerin kararını etkilemek istemiyor. Bu yüzden Kur’an’da kendisini %100 ispatlamak yerine inanmak isteyeni o yönde yönlendirecek, inanmak istemeyenlere safsata olarak gelecek harika bir metin hazırlamıştır. Bunu ancak o yapabilirdi. Bir ateist’in Kur’an’a baktığında gördüğü şey ile biz inançlıların gördüğü şey arasında dağlar kadar fark var.
 
  • Eğer konuşan Tanrıysa niye herkesi ikna edemedi?
 
Yukarıdaki konuyla ilişkili bu soruya da cevap vermek istedim. Bu soruya diğer dinlerin cevapları farklı olabilir. Ben sadece biz Müslümanları ilgilendiren kısmına cevap vereceğim. Cevabı çok basit. Çünkü Allah’ın herkesi ikna etme gibi bir derdi yok. Allah’ın kendi gücü karşısında hiçbir anlam ifade etmeyen bir canlıyı istese ikna etmesi çok zor olmazdı. Yukarıda anlattığım gibi Allah kendisine inanmayı seçmeyecek kitlenin seçimini sabote edecek bir kanıt sunmadı insanoğluna. Kur’an’da Allah birçok yerde "isteyen iman eder isteyen inkar eder" der ve ekler iman ederse kendi menfaatine olur. Allah için bir faydası yok. İnsan kibri ve egosu o kadar yüksek ki Tanrı’nın kendilerini ikna etmesini son derece önemli buluyorlar. Tanrı’nın buna ihtiyacı varmış gibi. Tanrı , insan gibi yüce bir varlığın onayına ihtiyacı olan küçük bir varlıkmış gibi bir algı ,tüm bu hatalı soruları beraberinde getiriyor.
 
  • Selin Özkohen ailesine küçükken her din kendisinin doğru olduğunu düşünüyor. Bizim doğru olduğumuzu nerden anlayacağız diye sormuş.
 
Selin’in ailesi Yahudi dinine mensup. Selin yukarıdaki soruyu sormuş ve tatmin edici bir cevap alamamış. Bu onu ateistliğe götüren merdiven taşlarından birini oluşturmuş. Selin programda bu olayı anlatırken şu an %100 doğru yolda ilerliyormuş ve diğer dine tabii olanlar yanlışı tercih etmiş gibi konuştu. Halbuki şimdi doğru bir fikre sahip olduğunu nerden biliyor? Ateizm’in doğru olduğunu nerden bileceğiz? Ateizm’in “Tanrı yok” inancı felsefeden öteye geçememiştir. Bilim şu an var da diyemiyor yok da diyemiyor. Henüz Kur’an bile  tatmin edici şekilde çürütülemedi. 1400 yıl önce ifade edilen bazı bilimsel olayları Muhammed birinden duymuştur ifadesi tatmin edici bir açıklama değildir.
 
  • Selin Özkohen, “Dinler bana mantıklı gelmedi” ifadesini kullandı.
 
İslam hariç Yahudilik ve Hristiyanlık bana da mantıklı gelmiyor. Asya’da bulunan bazı hümanist dinlerin bazı bölümleri mantıklı gelse de o dinlerin geneli de mantıklı gelmiyor. Dünya da her fikir öyledir. Genelini kafanızda oturtursanız bile hepsiniz anlayamaz geriye kalanlarını da doldurmaya çalışırsınız. Bir ateist de aynı şeyi yapar. Ateizmde de bir ateiste mantıksız gelen şeyler de illa ki vardır. Ama “Tanrı yoktur” fikrini mantıklı bulduğu için gerisini bu fikrin üzerine inşa eder. Mantıksız bulduğu kısımları da araştırıp kafasında oturtmaya çalışır. Yani demek istediğim şu: her şey mantıklı gelmiyor diye o fikrimizi bir anda reddedemeyiz. Öyle olsaydı bir ateist de oturtamadığı bir şey karşısında ateizm’i inkar etmesi gerekirdi. Mesela örnek vereyim bir ateist 2 bin yıl önce yaşasaydı Dünyanın döndüğü ve yuvarlak olduğu fikri ona mantıklı gelmeyecekti. Mantıken Dünya dönse bende dönerdim diyenlerden olacaktı. Ama Dünya dönüyor. Galileo Galilei’yi ev hapsine mahkum edenlere inat. Ne yani o zaman yaşayan bir insan sırf Dünya’nın dönmesi mantıksız geliyor diye bilimi red mi etseydi? Mesela bazı yıldızlar o kadar ağır ki Dünya’ya bir çay kaşığı kadar bırakılsa Dünya’yı delip geçer. Bu bugün bile birçok insana mantıksız gelir. Ama bilime göre bu mümkün. Bu yüzden biz bunu kabul ediyoruz. Yani anlatmak istediğim şu, her şey insan’a mantıksız geliyorsa bunun iki sebebi vardır. İlki mantıksız gelen şeyin gerçekten mantıksız oluşudur. İkinci bir ihtimal de şudur ki mantıksız gelen şeyi kavrayamamış olmamız. O an ki bilinç ve şuurumuzun üzerinde bir hakikat olabilir. Düşünsenize bin yıl önce yaşayan birine telefon’u anlattığınızı. Ne anlayacak ? Mantıklı gelecek mi? Belki de baktığımız şey değil de bakışlarımız kusurludur. İslam’da da aynı şekilde düşünebiliriz. Geneli çok mantıklı bir şekilde oturduğu için özelde oturmayan parçaları idrak edememiş olmak bu dinin tamamen yanlış olduğuna delil değildir. Çünkü Kur’an’ı incelemek ve onu fethetmek kolay değildir. İnsanların şunu iyi bilmesi gerek hiçbir düşünce emeksiz fethedilemez.
 
  • Tanrının varlığına dair hiçbir geçerli referans yok. Eskiden yağmurun neden yağdığı bile bilinmiyordu. İnsanlar ihtiyaçtan , korkudan vs.. sebeplerden dolayı inandı.
 
Aslında bu iddianın referansı yok. Eskiden insanların bazıları şimşekten korktuğu için daha üst bir güce sığınma ihtiyacı duymuş olabilir.Bunu kabul ediyorum. Ama bu tüm insanlığı kapsamaz. Buna karşı bilimsel veriler yoktur. Bu ateistlerin Tanrı kavramı nasıl oluştu sorusuna verdikleri kişisel bir cevaptır. Tanrı’nın varlığına elbette referanslar var. Bu evren harika bir sistem ve benim aklım bunların üstünde bir gücün olduğunu söylüyor. Referans benim aklım. Referans bu harika sistemin mükemmelliğini öğrendiğim bilim. Bilim beni Tanrıya götürüyor. Ne yani Mekkede insanlar şimşeklerden korktukları için mi Muhammed’i ve getirdiği din’i kabul etti? Hadi diyelim din ihtiyaçtan, korkulardan doğdu? Peki korkularımızı ve ihtiyaçlarımızı temin etmemize rağmen niçin Tanrısızlığa doğru evrilmedik. Bugün 1 milyar ateist olduğunu kabul etsek bile bunun karşısında modern bilimi kabul etmiş 6 milyar insan hala Tanrı’nın varlığına inanıyor.
 

Şimdi programdaki Ateizm Derneği geçici başkanı Tolga İnci’nin ifadelerini inceleyelim

 
  • Kur’an’daki birçok şeyi Tevrat’ta bulabilirsiniz.
 
Aslında bunu söyleyen birinin islam’ı bilmediği açıktır. Çünkü İslam ilk bilinçli topluluk olan adem ve beraberindeki bilinçli insanlardan beridir Allah’ın insanlığa peygamber ve vahiy gönderdiği iddiasını taşımaktadır. Ayrıca Kur’an Adem ve beraberindeki topluluğu islam’ın ilk üyeleri olarak kabul eder. İsa da, Musa da ve ismini bilmediğimiz birçok peygamber de islam’ın peygamberidir İslam inancına göre. Hristiyanlık, İsevi islamın deforme uğramış halidir. Yahudilik, Musevi islam’ın deforme olmuş şeklidir. “Allah katında tek din İslam’dır.” (Al-i İmran, 19) ifadesi İslam’ın adem ile başlama iddiasıdır. İslam inancına göre bu dinin son peygamberidir Muhammed. Bir başka Kur’an’dan ayet verip bu konuyu başka detaylı bir yazıya bırakacağım. “Havariler dediler ki:Allah’ın yardımcıları biziz:Biz Allah’a inandık, Sen de şahit ol ki biz Allah’a teslim olan Müslümanlarız!”(Al-i İmran, 52) Bu ayette de görüldüğü gibi Kur’an’ın iddiasına göre İsa peygamberin havarileri de kendini Müslüman olarak görüyordu. Yani Sümer metinleri dahi insanlığın ortak birikiminden çıkan metinlerin Kur’an ile benzerliği katiyen Kur’an’ın onlardan alıntılar yaptığına delil sayılamaz. Sümer metinleri Tevrat ile aşırı benzerliği vardır. Sümer metinlerine bakan bir ateist Kur’an’ı oradan bazı bölümlerin benzerini almakla itham edebilir. Ama bu bir olasılıktır. Biz Müslümanlara göre de Sümer metinleri bir peygamberin öğretilerinin yüzyıllar boyunca tahrif edilmiş şekli olabilir. Yani o metinlerin tahrif edilmeden önceki kaynağı ile Kur’an aynı kaynaktan olma olasılığı her zaman var. Kur’an Adem ile başlayan bilinç dünyasının ortak hafızada binlerce yıl birikmiş şeklidir. Kur’an’ın iddiası bu yöndedir. O yüzden Kur’an ile Kur’an’dan önceki metinler arasında benzerlik kurarak Kur’an’ı insan yazımı olarak göstererek bir yere ulaşılamaz. Çünkü bu insan yazımı olduğuna kanıt değildir. Mesela Avustralya da yaşayan aborjinler bile nuh tufanını bilir. Buradan iki sonuç çıkar: birinci sonuç ateistlerin dediği gibi Muhammed Kur’an’ı kendisi yazdı ve yazarkende biraz eskilerin efsanelerinden alıntı yaptı. İkincisi ise Nuh tufanı oldu ve bu insanlığın ortak hafızasında bugüne kadar taşındı. Ki Kur’ân’ın bir insan yazısı olmadığı konusunda zerre şüphem yoktur. Başka bir yazıda bu konuyu detaylı olarak yazacağım. Çünkü bu konuda delillerim var. Sümer metinleriyle de karşılaştıracağım.
 
  • Ateizm sizi özgürleştirir. Ateist adam şöyle yapar diye bir şey yoktur. Her şeyi yapabilir.
 
Evet. Tolga İnci’nin bu görüşü son derece yerinde ve mantıklı. Ateistlerin bir sınırı yoktur. Çünkü ona sınır koyan bir Tanrı yoktur. Ateistlerin bir kuralı yoktur. Her ne kadar ahlak kurallarına uyanlar olsa da uydukları o ahlak kurallarını dinlerden devşirirler. Mesela ensest ilişki. Bunun yanlış olduğunu söyleyen dinlerdir. Ateizm felsefesinde böyle bir ilke yoktur.
 
  • Din “Tanrı yapmıştır. Ol dedi oldu” falan diyor başka bir şey demiyor.
 
Bu diğer dinlerde nasıl bilmiyorum ama kesinlikle Kur’an’da “ol dedi oldu” gibi bir cümle yoktur. Kur’an’ın böyle bir iddiası yoktur. Zaten ateistlerin dediği gibi olsaydı Kur’an çürütülmüş olurdu. Çünkü evrenimizin 13.5 milyar yaşında olduğunu biliyoruz. Tanrı “ol” deyince ansızın olmadı. İslam konusunda bilgisizlikten öteye geçmez yukarıdaki iddia. Peki Kur’an’da nasıl geçiyor?
Kur’an’da Bakara 117, Ali İmran,59, Enam 73, Nahl 40, Yasin 82’de “Kun” yani “ol” kelimesi geçer.
 

“Gökleri ve yeri yoktan, eşsiz ve benzersiz yaratan O’dur. Bir işin olmasını murad ettiğinde, ona sadece “ol” der ve o da hemen oluş sürecine girer.” (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ- BAKARA, 117)
Kur’an çevirilerindeki hatalardan biri yekun muzari fiilidir. Bu fiil gelişerek yenilenen bir süreci ifade eder. (Mustafa İslamoğlu)

 
  • Sanatçı Şehrazat hanım programa mesaj göndererek “Peki ya varsa Tanrı ne olacak?” diye bir soru yöneltti.
 
Tolga İnci bu soruya şöyle cevap verdi:”Bu çok eski bir iddiadır. Belki 15.yüzyıllarda falan ya varsa? sorusu. Ben de tersini söylüyorum. Ya yoksa? Ya yoksa da bir risk. Sonuçta hayatını adıyorsun, ibadet ediyorsun, hep bana karşılık verecek diye bekliyorsun, belki kendini dine adayıp inzivaya çekiliyorsun, yapabileceğin bir sürü şey varken yapmıyorsun. Dinin ahlakı ile kendini sınırlandırıyorsun ve daha iyisini inşa etme şansın yok. Bence inananlar da ya yoksa diye düşünmeli”
Tolga bey ve diğer iki konuk bu soruyu cevaplandırmadılar. Eğer varsa deyip bir şeyler söyledikten sonra peki siz ey inanlar ya yoksa ? siz ne yapacaksınız o zaman ?diye sorsa daha mantıklı bir davranışa imza atmış olurdu. Tolga bey’in dediği gibi olsun. Eğer Tanrı yoksa ne olacak. Cennet ve cehennem olmayacak. Peki bir Müslüman dindar yaşantısında ne kaybedecek? Hiçbir şey. Tolga İnci’nin söylediği hiçbir şey bizler için bir kayıp olmayacak. Hayatınızı adıyorsunuz diyor. Biz hayatımızı erdemli ve onurlu bir yaşama adıyoruz. Tanrı için bir şey yaptığımız yok. Ne yapıyorsak kendimize yapıyoruz. Tanrı’nın bizim kendisine adamamıza ihtiyacı yok zaten. Kendini Tanrı’ya adadığını sanan inanç İslam değil hinduist inançlardır. Kendini Tanrı’ya adama tavrı Hindu inançlardan Hristiyanlığa geçen ruhbanlık, Müslümanlara geçen züht mefhumudur. İslam’da Takva “sorumluluk bilinci” vardır. Züht yoktur. Züht , Hindu akımların etkisiyle tarikatlar tarafından İslam inancına sokulmaya çalışılmıştır. Fakat kesinlikle Kur’an normal hayattan kopup kendimizi Tanrı’ya adayacağımız bir yaşantı bizden istemez. Gelelim Tolga İnci’nin “hep bana karşılık verecek diye bekliyorsun” iddiasına. Diğer dinleri bilmem ama bu düşünce kesinlikle bir müslümanda olmaması gereken düşünce. Kur’an bu düşünceyi desteklemez. İslam inancına göre Allah’ı hakkıyla takdir etmek Allah’ın hakkıdır. Allah’a hakkını teslim etmeye çalışmak , onun gücü ve kudretine saygı duymak için yaparız yapacağımız şeyleri. Allah ensest ilişkiye yanlış diyorsa biz onun bilgeliğine güvendiğimiz için bunu kabul ederiz. Ensest ilişki yapmayalım da diğer dünyada bize ödül verilsin mantığıyla yaklaşmayız olaya. Tolga İnci: “belki kendini dine adayıp inzivaya çekiliyorsun” Bu düşünce de dediğim gibi İslam inanışında yoktur. Hindu inançlarındaki züht felsefesinin inanışıdır bu. Tolga İnci: ” yapabileceğin bir sürü şey varken yapmıyorsun” diyor. Buna örnek vermesi gerekirdi. Mesela atistin yapıp bizim yapmadığımız şey nedir? İçkiyi kast ediyorsa zaten içkinin zararlı olduğu herkesçe kabul edilir, zinayı kast ediyorsa o da hakeza öyle. Yani biz yararlı olup neyi yapmıyoruz da ateist yapıyor? Tolga İnci: ” Dinin ahlakı ile kendini sınırlandırıyorsun ve daha iyisini inşa etme şansın yok” Bu iddia da kesinlikle bir temeli olmayan bir söylem. Daha iyisini inşa edemezsin diye bir söylemi hiçbir din iddia etmez. Dinler genel ahlak kurallarını inşa eder. Daha iyisini kurmayı elbetteki insana bırakır. Örneğin İslam sarhoşluk veren içecekleri kısıtlarken o dönemde olmayan uyuşturucuyla ilgili bir argüman geliştirmez. Ama biz aklın örtülmesini sağlayan şeyleri kullanmamamız gerektiğini Kur’an’ın sarhoşluk verici şeylerden uzak durun ilkesinden çıkarıyoruz. Tolga din ahlakı ile kendimizi sınırladığımızı iddia ediyor. Kur’an; çalmayacaksın, öldürmeyeceksin, gıybet ve dedikodu etmeyeceksin, başkasının iffetine göz dikmeyeceksin, kendin için istediğini başkası için de isteyeceksin, insanlara ve inanışlara saygılı olacaksın, kumar, içki gibi zararlı şeylerden uzak duracaksın, ensest ilişkiye girmeyeceksin der. Bunlar Kur’an’ın ahlak ilkelerinden bazılarıdır. Tolga bey bunları sınırlama olarak mı görüyor?
 
Konuyu toparlayayım. Ateizm Derneği ateistlerin haklarını korumak, onları mahalle baskısından korumak için kurulduğunu ifade etti. Bunu çok doğru buluyorum. İnşallah kendilerinin inançlarına saygı duyulmasını sağlarlar. Bunu sağlamak için sadece Ateizm Derneği değil biz Müslümanlarda onların inançlarına, fikirlerine saygı duyulmasını sağlamak zorundayız. Yeni nesilleri Kur’an terbiyesi ile büyütmeli ve kendisi gibi düşünmeyene kırmızı şal görmüş boğa gibi saldırmaması gerektiğini öğretmeliyiz. Yazımın başlangıç bölümünde belirttiğim gibi bu eleştriyi sadece programa katılan üç kurucunun bazı söylemlerinin doğru olmadığını göstermek için kaleme aldım. Yani islam’ı da diğer dinlerin zaaflarına ortak edip “din bu” demelerinin yanlışlığına vurgu yapmak ve İslam konusunda bilgi eksikliklerinin muazzam derecede büyük olduğunu belirtme ihtiyacı duydum. Bu yazımı ateistlere karşı tartışma açmak için değil programda verilen bilgilerin kişisel yorum olduğunu anlamayıp bilim olduğu  vehmine kapılacak  Müslüman genç beyinlerimiz için yazdım.