Turan Dursun'un “Din Bu” Adlı Kitabına Cevaplar

Turan Dursun bir düşünürdür. İlk önce bunu belirtmem gerek. Fakat bir insanın düşünür olması onu hatasız ya da kusursuz yapmaz. Dindarlar nasıl kendi kutsalını savunduğu için bazı bilginleri yücelttilerse ateistler de kendi değerlerini savunduğu için Turan Dursun vb. insanları yüceltmiştir. Sanki İslam’ı çürütebilmiş gibi bu kitabını da önümüze sürmekteler. Bu kitap Sünnileri ve mezhepçileri çürütmüş olabilir ancak İslam’ı çürütememiştir. Bu yazımı okuyan arkadaşlarımızın şu ayrımı artık iyi yapmaları gerek. İslam farklı bir din İslam’ın mezhepleri olduğunu iddia eden Sünnilik, Şialık, Vahhabilik vs. yüzlerce mezhep farklı bir dindir. Şimdi Turan Dursun’un iddialarına cevap vermeye geçelim.
 

Artık, İslâm'daki özel deyimiyle "mesaili müstetire"yi, yani dince "kapalı kalması gereken konular"ı gün ışığına çıkarabilecektim. Ve koyuldum. (Din Bu s. 4)

İslam’da kapalı kalması gereken konu diye bir ilke yoktur. Kapalı kalması gereken konular mezhepçilerin, tarikatçıların ve cemaatçilerin ilkesidir, İslam’ın değil. İslam, mensuplarının yanlışlarından dolayı sorumlu olamaz. Kur’an hiçbir yerinde "sus düşünme ve sorgulama" dememiş akletmez misiniz, aklınızı kullanmayacak mısınız, yalnızca akıl sahipleri öğüt alır vs. gibi düşünceyi kışkırtmıştır. İslam’a göre Allah dahi tartışılabilirdir. Allah Kur’an’da samimi olarak Tanrı var mı sorusunu soran insanların kendisini bulacağından emindir. Hiçbir tabusu yoktur "Bu Din"in. Bu iddia bu yüzden tamamıyla yanlıştır.
 

Toplumsal Geriliklerimizin Sorumluları: Din Adamları (Din Bu s. 5)

Bir kere her ateistin bu noktada vicdanlı olması gerekir. Çünkü her ilim erbabı bilir ki İslam’da “Din Adamı” adlı sınıf yoktur. İmam, Müftü, Diyanet İşleri Başkanı, Şeyh, Evliya, Molla vs. tüm makamlar daha sonra İslam’a sokulmuştur. Bu sınıfların Kur’an’dan ve İslam’dan dayanakları yoktur. Toplumsal geriliklerin tarih boyunca bir sebebinin de din adamları olduğuna zaten Kur’an’a inanan her Müslüman da kabul eder. Bu gerçekten doğrudur. Ancak ateistlerin geriliklerin tüm sebebini din adamlarına yüklemesi gerçekçi bir yaklaşım değildir. Bu resmi iyi okuyamadıklarının bir göstergesidir. İslam eşittir Müslüman olduğunu iddia eden bizler değiliz. İslam eşittir Kur’an’dır. Kur’an ise birçok ayetinde din adamlarını eleştirir. Fakat Muhammed peygamber döneminde henüz İslam’a din adamı kavramı bulaşmamışken yani din bazı adamların malı gibi görünmediğinden o dönemki Müslümanlar bu sözleri üzerlerine almadılar. Fakat Kur’an evrenseldi ve gelecek nesillere din adamlarının gerçek yüzünü haykırıyordu. Elbette burada hepsini kast etmiyorum, çoğunluğu kast ediyorum.

Kur’an’a inanan biri olarak ben de burada Turan Dursun ile aynı görüşteyim. Din adamlarının ciddi bir bölümü güç için, para için ve iktidar için Allah’ı kullanmaktan çekinmeyen insanlardır. İslam’da yüz âdeti geçmeyecek emir ve yasağı gün itibariyle 2 milyon emir ve yasağa çıkararak inanılmaz bir zam yapmışlardır. İşte Kur’an’ın din adamlarını ifşa edişi
 

Ey iman edenler, gerçek şu ki, Yahudi ve Hristiyan din adamlarının çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar… Onlara acı bir azabı müjdele. (TEVBE 34)

Her ne kadar da Müslümanlar bu ayetleri üzerine almasalar da bu ayetler Müslümanlara da hitap etmektedir. Elbet bir gün Müslümanlar Kur’an’ın başkalarına değil kendilerine hitap ettiğini idrak edecektir. Aşağıdaki ayette ise din adamları vs. yanlış önderleri körü körüne takip etmenin yaratacağı felaketten bahsedilir:
 

Hepsi toplu halde, Allah’ın huzuruna çıkmış olacaklar. Ezilip horlananlar, büyüklük taslayanlara diyecekler ki: ‘Biz sizin izleyicileriniz idik. Şimdi siz Allah’ın azabından bir kısmını bizden uzaklaştırabilir misiniz?’ Cevap verecekler: ‘Allah bize kılavuzluk etseydi elbette biz de size kılavuzluk ederdik. Şimdi inleyip feryat etsek de sabretsek de bir. Sığınacak hiçbir yerimiz yok.’ (İBRAHİM 21)

Nerede ki akıl özgürdür ve egemendir, orada din adamına yer yoktur. (Din Bu s. 8)

Yukarıda belirttiğim gibi bu mantık İslam’ın karşı olduğu bir mantık değil desteklediği bir mantıktır.
 

Karılarından Aişe, Muhammed'e söyle diyor
- "Mâ erâ (urâ) rabbeke illâ yüsâriu hevâke". (Bkz. Buharî, e's-Sahih, Kitabu't-Tefsîr/33/7, Kitabu'n-Nikâh/29; Diyanet yayınlarından Tecrîd, hadis no: 1721; Müslim, e´s-Sahih, Kitabu'r- Rıdâ'/49, hadis no: 1464; Ibn Mace Sünen, Kitabu'n-Nikâh/57, hadis no: 200; Ahmed ibn Hanbel, 6/134,158.)
Nedir bu sözün Türkçesi? îste dini çevrelerden üç çeviri:
- "Vallahi Rabbinin, senin arzunu hemen yerine getirdiğini görüyorum." (Ahmed Davutoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Serhi. 7/ 402.)
- "Rabbin süphesiz senin dilek ve arzunu geciktirmeden derhal gerçekleştirir." (Haydar Hatiboğlu Sünen-i Ibn-i Mace Tercümesi ve Serhil, 5/495.)
- "Rabbin Teâlâ (kadınlarının degil) ancak senin arzunun tahakkukuna müsâraat ediyor." (Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrîdi Sarih Tercemesi, hadis no: 1721, çev. Kamil Miras, Diyanet yayınlarından.)
Aişe’nin sözü dilimize söyle de çevrilebilir:
"Bakıyorum da, senin Efendi Tanrın (Rabb), yalnızca senin şeyinin keyfini (nevanı) yerine getirmek için koşuyor." (Din Bu s.11)

Bu iddiaya cevap vereceğim ancak şu kesinlikle bilinmelidir ki bu tür iddialar bilimsel belgelerle değil söylentilere dayandırılıyor. Türkiye’deki ateistler çok ilim sahibi değildir Celal Şengör vb. insanlar hariç. Hadis dediğimiz mitolojinin Muhammed peygambere ait olmadığını ilk keşfeden Batı oryantalistleri idi. Fakat o dönemler din adamları yine Mezhepçi ve cahil Müslümanları kandırmış ve Batı sizin dininizi elinizden almak için hadislere saldırıyor gibi vaazlar vermişti. Fakat İnternetin ortaya çıkmasıyla bilim ve bilgi yayılmış hadislerin Hz. Muhammed’den gelmedikleri ortaya çıkmıştır. Buhari, Tirmizi, Ebu Davud, Ahmed ibn Hanbel vs. hadisçiler Muhammed peygamberden yaklaşık 200 yıl sonra ortada dolaşan dedikoduları derlemiş ve insanlara gerçek gibi sunmuşlardır. Fakat Türkiye’nin bilim adamlarından Fuat Sezgin ise aslında bu hadislerin Buhari, Tirmizi, Ebu Davud, Ahmed İbn Hanbel’den bile gelmeyebileceğini başarılı bir şekilde ortaya çıkardı. Çünkü orijinal nüshalar ortada yok. Bu adamlara ait olduğu iddia edilen hadis kitapları bile bunlardan yüzyıllar sonra yazılmıştı.

İlk olarak sahabe görünümlü münafıklar peygamberden işittim ki yalanlarını ortaya atmaya başladı. Sonraki yıllarda ise Müslüman oldum deyip İslam’a girdiğini açıklayan ancak gerçek amacı İslam’ı içten çürütmek olan insanlar hadis uydurmaya başladı. Öyle ki siyasi çıkarlarını korumak isteyen Emeviler ve Abbasilerde bu bir gelenek halini aldı. Hâlbuki dinin kaynağı Muhammed peygamber değil Kur’an’dır. Bunu bizzat Kur’an söylemektedir. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum... (YUNUS 15)  Kur’an Muhammed peygambere dinin kaynağını bu şekilde açıklamasını söylüyordu.
 

Onu (Kur’an’ı) aceleye getirip dilini oynatma. Onu toplamak da okutmak da bize düşer. O halde, biz onu okuduğumuzda, sen onun okunuşunu izle. Sonra onu açıklamak da bizim işimiz olacak (KIYAME 16,17,18,19)

Gördüğünüz gibi Kur’an değil dedikodu Lügatı olan hadisleri başka hiçbir kaynağı dini kaynak olarak görmez ve Kur’an’ı açıklayanın da Muhammed peygamber değil bizzat yine Kur’an olacağını biz Kıyame suresi haber verir. Her konuda bilimsel belge deyip bilim dışında bir kaynak olmaz diyen ateistler uydurma oldukları ortada olan hadislere sarılmakta bir etiksizlik görmüyorlar. Şu an dünyada İslam tarihi ile ilgilenen her bilim adamı çok iyi bilmektedir ki Muhammed dönemi ve sonraki 30 yıl neler oldu elimizde tek bilimsel veri yok. Muhammed’in hayatı diye önümüze sürülen tüm kitaplar Muhammed peygamberin vefatından en az 200 ile 500 yıl sonra derlenmiş dedikodu ve masallardan oluşmaktadır. Masallar ne zamandan beri bilimsel bilgi kabul edilmektedir?

Turan Dursun’un yukarıdaki iddianın doğru olduğunu kabul etmemiz için bize o döneme ait tablet, anıt, arkeolojik belge, o dönem yaşamış birinin yazdığı anı defteri vs. bilimsel bir kanıt sunması gerekmez mi? Bunun yerine peygamberi hiç görmemiş vefatından sonra 200 yıl geçtikten sonra yaşamış bazı şahsiyetlerin sanki Muhammed’i görmüş gibi yazdıkları hadisleri nasıl bize kanıt olarak sunar? Kaldı ki o delil olarak gösterdiği Buhari ve diğer hadisçilerin orijinal metinleri bile yok. Ahmed ibn Hanbel’in olduğu iddia edilen Müsned adlı eser kendisinden yaklaşık 950 yıl sonra kaleme alınmıştır. Bu kadar ciddiyetsiz kaynaklar delil gösterilerek Muhammed’i eleştirmek bilimsel değildir. Bu yüzden Din Bu kitabında İslam’ı eleştirirken Kur’an’dan delil getirilmeden kanıt olarak sunulan tüm kaynaklar geçersizdir. Çünkü bir belge ve kanıta dayanmaz. Muhammed peygamberden 800 yıl sonra bile uydurulduğu ispatlanmış hadisler var. Turan Dursun kendi görüşünü desteklediği için bu kitaplara iman ediyor. Burada söylenenleri mutlak doğru kabul ediyor ve İslam’ı bu insan ürünü kitaplarla değerlendiriyor. Bu bana etik gelen bir tavır değil.
 

Muhammed'in çok karısı var. 1, 2, 3,4, 5... Böyle gidiyor. Yaşlanmış olan Sevde Bint Zema'nın dışında hepsi genç, hepsi güzel. Ve hepsi de cinsel istekli. "Adalet" olsun diye, Muhammed'in bunlarla cinsel birleşmesi "sıra"ya konmuştur. Sevde'nin dışında kimse, sırasını başkasına kaptırmak istemiyor, iste bu böyleyken, "âyet" geliyor; durumu değiştiriyor: Muhammed'in "heva"sı, "adalet”in önüne geçiyor:
Muhammed'in kadın seçimi, cinsel alandaki isteği, hadisteki sözcüğüyle "hevâ"sı, "adalete baskın geliyor ve "sıra" Muhammed'in isteği doğrultusunda, "ayetle bozuluyor. Buhari ve Müslim'in "e's-Sahih"lerinin de içinde bulunduğu hadis kaynaklarına göre ayet, Ahzab Suresinin 51. ayeti. Ve şu anlamdaki sözle başlıyor:
- "(Ey Muhammedi) Onlardan (yani kanlarından) dilediğini geriye bırakır, dilediğini öne alabilirsin..."
Ne demek bu?
Hadis ve yorumlara göre şu demek:
- "Ey Muhammedi Artık nöbet, sıra zorunlu değil senin için. Nöbeti, sırası gelse bile, dilediğin karınla cinsel birleşmeyi erteleyebilir, ondan önce dilediğin karınla yatabilirsin." (Bkz. Aişe’nin sözünün yer aldığı, gösterilen hadis kaynaklan. Ayrıca bkz. Tefsirler, örneğin Tefsiru'n-Nesefî, 3/309; Râzî, e't-Tefsinı'l-Kebîr, 25/221; Taberî, Cami-u'l-Beyân, 22/20; Celâleyn, 2/111.) (Din Bu s.11, 12)

Muhammed’in çok karısı var deyip sayı sıralanmış. Bu sayılar Kur’an’da geçmez. Bu noktada hadisler kaynak olamazlar. Sevde’nin yaşlı diğerlerinin genç ve güzel olduğunu nerden öğreniyoruz? Hadis derleyicilerin duydukları hikâyelerden. Ve hepsi de cinsel istekli diyen Turan Dursun Muhammed peygamberin evine de kamera yerleştirdiğini itiraf etmiş oluyor. Aksi halde bu kadar detay bilgiyi bilmesini nasıl açıklayabiliriz? İlk önce Muhammed’den 200 ile 500 yıl sonra yaşamış insanların dedikodularını (hadisler) yer veriyor. Daha sonra Kur’an’ı toplumun dedikodularına göre tefsir ediyor. Hatta tefsircileri referans göstererek bakın İslam bilginleri de böyle yorumlamış diyor. Bu bilimden uzak bir metottur. Kur’an yukarıda verdiğim Kıyame suresinde açıkça Kur’an’ın Kur’an ile tefsir edileceği söyleniyor. Kur’an’ın indiği dönemden 300, 500 yıl sonra yaşamış insanların masallarına göre çevrilemeyeceğini belirtir.

Ayrıca yukarıda din adamlarının kötülük kaynağı olduğunu belirten Turan Dursun iş İslam’ı yorumlayan din adamlarına gelince onlara güvenmeyi tercih ediyor. Bu ikiyüzlü bir tavırdır. İslam din adamları tarafından tahrif edilmiş ve ortaya Sünnilik ve Şiilik adlı iki din çıkarmış. Bu dinler de kendi aralarında yüzlerce mezhebe ayrılıp Sünnilik ve Şiilik dininden bile epey uzaklaşmışlardır. İşlerine geldiğinde din adamları sahtekâr diyeceksin işine gelmediğinde hadis ve Kur’an yorumunda o sahtekâr dediğin adamlara güveneceksin. Bunun anlamı şu: İslam’a çamur atan Kur’an’ı yanlış yorumlayan din adamlarına güvenirim gerisi işime yaramadığı için sahtekâr öyle mi?

Turan Dursun hızını alamıyor ve Muhammed’i aşağılayan tüm (sahtekâr dediği) din adamlarını Muhammed’den asırlar sonra geldiklerini bilmesine rağmen referans gösteriyor. Ahzap 50’de ise “Ev mâ meleket eymânukum” deyimini cariye diye çeviriyor. Eğer Kur’an’ı Muhammed yazsaydı niçin bu deyimi kullanmak yerine açıkça “cariye” kelimesini kullanmadı. Turan Dursun bu deyimin cariye anlamına geldiğine gerçekten inandığını düşünmüyorum. Çünkü müftü olduğu için derin bir Arapçası olmasa bile Kur’an’a mana verebilecek kadar Arapça bildiğini varsayıyorum. Bu kelime cariye anlamına gelmez. Ancak Türkçeye din adamları böyle çevirmekte ısrar ediyorlar. Bu da Turan Dursun’un fikrine uygun olduğu için direk alıp kullanmayı tercih ediyor. Bu deyimin anlamı için şu yazımı okuyabilirsiniz: İslam'da Kölelik ve Cariyelik (Kadın Köle) Var Mıdır?  Kuran’a cariyelik kavramı Muhammed peygamberden çok sonra yerleştiriliyor. Emeviler ve Abbasiler döneminde erkek egemen zihniyetin ürünüdür.
 

F.Râzî'nin yorumuna göre Muhammed'e öylesine bir ayrıcalık sağlanmıştı ki, kadın konusunda; o bir kadını görüp de o kadına gönlü düştüğünde, kocasının o kadını boşaması şarttı. (Din Bu s. 14)

İnanılmaz iddialar. Muhammed’e hakaret içeren bu cümleleri ilk olarak Turan Dursun’dan duymuyoruz tabi ki. Ben Turan Dursun’u tanımadan önce sözde İslam âlimlerinin kendi peygamberlerine hakaret içeren bu sözlerden daha ağır olanlarına rastladım. Turan Dursun İslam’ı eleştirirken çok anlamsız bir metot izliyor. Bırakın Muhammed’i Muhammed’in torunun torunu dönemini bile görmemiş Râzî'nin Muhammed’in komşusuymuş gibi anlattığı, sanki Muhammed ile anılarını anlatıyormuş gibi yazdığı yorumu İslam’a mal ediyor. Turan Dursun’un bu satırlardaki temel problemi İslam’a olan nefretinin kendisini duygusal tepkilere yönlendirmesidir. 1800’lü yıllarda yaşamış biri çıkıp Muhammed sapıktı dese o adamı da kaynak gösterecek kadar tarafsız bakış açısını kaybetmiştir.
 

Tefsirlerin de yer verdiği bir hadis, İslam dünyasında sağlam kabul edilen kitaplarda da yer alıyor. Hadise göre, Aişe söyle bir açıklama yapıyor:
- "Peygamber, kendisine kadınlar (sınırsız olarak) helâl kılınmadan ölmedi." (Bkz. Tirmizi, Sünen, Kitabu Tefsiri'l-Kur'an/34, hadis no; 3216.) (Din Bu s. 15)

İslam dünyasında sağlam kabul edilen tek kaynak Kur’an’dır. Turan Dursun’un İslam dünyası dediği Sünni dünyasıdır. İkisi farklı dinler. Turan Dursun İslam’ı yargılarken Kur’an hariç her kaynaktan besleniyor. Kur’an’dan beslenmeye karar verirken de Kur’an’ı sahtekâr dediği din adamlarının mitolojik yorumlarıyla tefsir ediyor. Turan Dursun’un sağlam kabul edilen dediği Tirmizi 824’te Özbekistan’da doğmuş. Bir Farstır kendisi. Abartıp kendisinin 15 yaşında Arapçayı çok iyi öğrendiğini ve hadis işleriyle uğraşmaya başladığını kabul edeyim. Yani 839 yılında. Muhammed peygamber ise Medine’de 632 yılında vefat etti. Coğrafya farkına bakar mısınız? Kaldı ki arada 207 yıl mevcut. Tüm bunları geçtim. Turan Dursun’un sağlam kaynak dediği bu hadisçinin orijinal hadis kitapları ortada yok. Yani Tirmizi diye önümüze sundukları kaynak bile şaibeli. Tirmizi hiçbir resmi belge ve bilimsel bir arkeolojik kanıta dayanmaksızın Aişe’ye dinleme cihazı bırakmış gibi hadis naklediyor. Bunu nasıl yapıyor? İşin ne kadar ciddiyetsiz yapıldığını size anlatayım. Mesela Tirmizi gidiyor bir kasabaya. Kasabanın önceki sözde İslam bilgini bunlara bir hadis aktarmış. Zaten aynı yanlış herkese bulaşmış oluyor. Tirmizi’de 70 farklı kişiden duydum deyip kitabına alıyor. Diğer hadisçilerde aynı ciddiyetsizliği gösteriyor. Hatta çoğu masa başında hadis yazıyor. Dedikodular böylece kaynak olmuş oluyor. Tabi eğer Turan Dursun ve Sünnilerin dediği gibi elimizde bulunan şu an ki kitap Tirmizi’ye aitse. Orijinal metinler elimizde olmadığından doğru olup olmadığı müphemdir. (Belirsiz)
 

Aişe'nin anlattığına göre: Muhammed'e, herhangi bir karısının gününü, sırasını gözetmeksizin; dilediği karısıyla dilediği zaman yatma özgürlüğü veren âyet, yani Ahzâb Suresinin 51. ayeti geldikten sonra da, Muhammed "Aişe’nin gününde başka kadınla yatmak istediğinde Ayşe’den "izin" alma gereğini duyardı. İzin isterdi; ama Aişe geri çevirirdi:
- "Eğer izin verme, vermeme yetkim varsa vermek istemiyorum. Tanrının Elçisi! Bilesin ki hiçbir kimseyi sana (seninle yatmaya) yeğ tutmam." (Bkz. Buhari, e's-Sahih, Kitabu Tefsiri'l-Kur'an/33/7; Tecrîd, hadis no: 1722; Ahmed İbn Hanbel, Musned, 1/220,225.) (Din Bu s.16)

Turan Dursun ve Sünnilerin hadis kitabı inanılmaz komik. Biri bizi gözetliyor seti Muhammed’in evine kurulmuş. Tüm Medine’de Muhammed’in cinsel hayatını izlemiş. Bu hadisler Muhammed’i dönemin porno yıldızına çevirmiş durumda. Ayşe ile Muhammed arasında geçen bu çok özel konuşmayı Özbekistan’da doğmuş ve Muhammed’den yaklaşık 193 yıl sonra yaşamış Buhari ve Muhammed peygamberden yaklaşık 163 yıl sonra Bağdat’ta doğmuş Ahmed bin Hanbel nereden bildi? Türkiye’nin en değerli bilim insanlarından olan Fuat Sezgin “Buhari’nin Kaynakları” adlı eserinde hadisçilerin yalanlarını orijinal nüshaların olmadığını ve birçok sahtekârlığı bilimsel yöntemlerle ortaya dökmüştür. Buhari’ye ait olduğu söylenen “sahih” adlı kitabın orijinal tek bir sayfası bile yok. Buhari’den kopyalandığı iddia edilen Firebri ve Nesefi denen nüshalardan bahsediliyor. Ancak gelin görün ki bu kopyalar da şuan ortada yok. Hatta bu adamlardan kopyalandığı iddia edilen kopyalarda ortada yok. Buhari’nin vefatından yaklaşık 500 yıl sonrasına kadar bu sahih denen kitap yok. 1301 yılında ölmüş olan el-yuğnini denen bir adam çıkıyor ve “alın size Buhari’nin topladığı hadisler olan sahih adlı kitap” diyor. Sonra birkaç yıl sonra iki kişi daha çıkıyor ve “durun bizde de Buhari’nin hadisleri var” diyor. Aynî denen şahıs -ki kadılık da yapmıştır- Buhari’nin sahihini şerh ettiğini ifade ediyor ve “bu da Buhari’nin kitabıdır” diyor. Sonra ibn Hacer el Askalani denen bir adam çıkıyor ve Fethul Bari diye bir şerh yazıyor Buhari’nin kitabına ve “Bu da Buhari’nin kitabı” diyor.  Bu 3 kitabı incelediğinizde inanılmaz farklar görüyorsunuz. Hangisi Buhari’nin kitabı?

Turan Dursun’un kaynak olarak verdiği Ahmed bin Hanbel’in Müsned’ine bakalım. Ahmed bin Hanbel’e ait olduğu iddia edilen Müsned adlı hadis kitabı 17. yy’ın sonlarına doğru ortaya çıkıncaya kadar bu kitap ortada yok. Sünni din adamları Ahmed bin Hanbel’den yaklaşık 950 yıl sonra yazılmış bir eseri alın size Ahmed bin Hanbel’in hadis kitabı diye önümüze seriyorlar. Ciddiyetsizliğe bakar mısınız? Muhammed’den yaklaşık 710 yıl sonra yazılmış Buhari’nin eseri ile Muhammed’den yaklaşık 1040 yıl sonra yazılmış Müsned adlı eseri Turan Dursun kaynak kabul ediyor. Niçin olaya bu kadar ciddiyetsiz yaklaşıyor derseniz şu cevabı veririm: Çünkü Muhammed’in peygamber olup olmadığı Turan Dursun’un umurunda değil. Gerçeğin peşinde değil. Muhammed ona göre sapık ve bunu ispatlamak için etik dışı ve bilim dışı da olsa her kaynaktan yararlanılır. Muhammed’den 1000 yıl sonra yaşamış insanlar Muhammed peygamberin sapık olduğunu bilmeyecek de kim bilecek? :)))
 

 "Aişe konusunda beni üzme! Bil ki, hiçbir kadın koynumdayken bana vahiy gelmez de, yalnızca o koynumda bulunduğu sırada bana vahiy gelir.” Bunun üzerine Ümmü Seleme söyle dedi: Bunun üzerine ben de dedim ki:
- Ey Tanrı Elçisi! Seni üzdüğüm için Tanrı'ya sığınıp tevbe ediyorum!" (Din Bu s. 17)

Bu nasıl bir elçi profilidir? Arabistan putperestlik inancı ile çalkalanırken bir kişi de çıkıp demedi mi sen ne biçim elçisin kadın koynunda vahiy alan adamdan elçi mi olur diye? Muhammed’in Ümmü Seleme ile arasında geçen bu diyaloğu diğer insanlar nasıl öğrendi? Hadi bu çok özel bilgiyi öğrendiler. O kadar önemli bilgi varken kim bunu 200 yıl boyunca hafızasında tuttu da Buhari ve diğerlerine yetiştirdi. Bir ay önce haberlerde ne vardı, Türkiye’nin gündemi neydi diye sorsam bir Allah’ın kulu düşünmeden cevap veremeyecek hatta çoğunluk hiç cevap veremeyecekken ömür boyu bu bilgi nasıl hafızadan hafızaya taşındı? Ateistlerin sahtekâr dediği din adamları Muhammed’e ve İslam’a iftira ve hakaret ediyorlar diye bu İslam’ı eleştirmek için yeterli mi olur, sahtekârlıkları bir anda sona mı ermiş olur?

Turan Dursun uzun uzun peygamber ve karıları dediği bölümde Sünni din adamlarının iftiralarını ve sanki Muhammed’in tüm hayatını videoya çekmiş gibi aktardığı olayları geçiyorum. Dileyen kitabı okusun. Hadislerin kaynak olamayacağını kanıtlarla ortaya döktüğümüz için bu kısmın hiçbirini İslam’a yapılmış ciddi bir eleştiri olarak görmüyorum. Muhammed’e olan bireysel öfkenin iftiraya dönüşmüş hali olarak görüyorum.
 

 Aişe 9 yasındayken Muhammed'in koynuna sokulmuş olunca, İslâm hukuku bundan bir sonuç çıkarıyor: "9 yasındaki bir kız, müstehât (şehvete konu olabilecek çağda) sayılır." diyor. Ve bu nedenle de 9 yasındaki bir kızla evlenilebileceğini bildiriyor. (Bu fıkıh hükmünü görmek için bkz. Muhammed Ali Tehanevî, Kessâfu Istılâhâ-ti'l-Fünûn, 1/788.) (Din Bu s. 21)

Bunun Sünni din adamlarının yalanı olduğunu “Aişe Validemiz Hz. Muhammed İle Kaç Yaşında Evlendi?” adlı yazımda delillerimle birlikte sundum. Turan Dursun’un delil olarak gösterdiği aynı hadisler Aişe’nin Muhammed peygamberden önce Cübeyr ibn Mut’im ile nişanlı olduğunu yazar. İlkini kabul eden Turan niçin bu rivayetleri göz ardı ediyor. Tabi ben ikisini de kabul etmiyorum. Ne Muhammed’in hayatı, ne eşleri ne eşleri ile evlendiği yaşları Turan Dursun dahi hiç kimse bilmiyor. İlk dönem Müslümanları bunu önemsememiş ve yazıya geçirmemiştir. Bunlar 9 yaşındaki kızlarla evlenmek isteyen pedofil din adamlarının uydurduğu yalanlardır. Hadislerde 6 yaşında Aişe ile Muhammed’in evlendiği yazar. Turan Dursun insanların buna pek inanmayacağını düşünmüş olmalı ki Aişe ile Muhammed peygamberin gerdeğe girdikleri yaş iftirasını olan 9 yaşı seçmiştir. İslam fıkhı böyle bir sapkınlığa izin vermez. Bu izni veren Sünnilik dinidir. Eğer 6 yaşındaki kızlarla evlenilebilir olsaydı bu Kur’an’da geçmeliydi. Muhammed’den asırlar sonra yazılmış kaynaklara bakarak Muhammed’in pedofil olduğunu söylemek keyfi bir tavırdır. Gerçeklerden uzaktır.

Turan Dursun kitabının 17. Sayfasında şu hadisi nakletmişti: "Aişe konusunda beni üzme! Bil ki, hiçbir kadın koynumdayken bana vahiy gelmez de, yalnızca o koynumda bulunduğu sırada bana vahiy gelir.” Ancak sayfa 24’te Aişe validemize aktarılan iftiradan sonra Aişe validemizin baba evine döndüğünü Muhammed’in ise yalnız başınayken vahiy aldığı hadisi naklediyor. Bu bariz çelişki hadis denen derlemelerin tamamen uydurma ve çelişkilerle dolu güvenilmez kaynaklar olduğuna delildir. Turan Dursun düşüncelerini ispatlamak için birbiri ile çelişen rivayetleri vermekten de geri durmuyor. Zina olayını aktarırken Kur’an’daki bilgileri tefsir etmeden önce yine hadislerdeki uyduruk bilgileri verip istediği senaryoyu hazırlayan Turan Dursun sonra ayetleri verip hadisler ışığında tefsir ediyor. Gerçekten böyle saçmalık olamaz. Hadislerin doğru olduğuna dair bilimsel belgeler nerededir? Neye dayanarak Sünni bir din adamı gibi Kur’an’ı hikayelerle tefsire kalkışıyor. Hadisleri vermeyip sadece Kur’an ayetlerini verse Turan Dursun aynı eleştiri ve yargıları yapamayacağının farkında.
 

Nur 11-12. ve 13. ayetlerde, Aişe konusunda söylentiler çıktığında bu söylentileri duyanlar, "Bu, apaçık bir iftiradır. Bu, büyük bir iftiradır." demedikleri için kınanıyorlar. Ayetlerin bu kınaması, Muhammed'in yakın çevresini, hatta kendisini de içine almıyor mu? Çünkü onlar da "açık bir iftira, büyük bir iftira" olduğu kanısını taşımıyorlardı: Ali'yi ele alalım. Böyle bir kanıyı taşımadığı için, Muhammed'e Ayşe’yi boşamayı önerdiği anlamına gelen sözler bile söylemişti.
- Muhammed'in kendisini ele alalım: Böyle bir kanıyı (iftira olduğu kanısını) taşımadığı içindir ki, Ayşe’ye, eğer ileri sürüldüğü gibi bir suç islediyse, bundan dolayı "Tevbe" etmesini önermişti. (Din Bu s.26)

Dikkatli bakarsanız ayetlere getirdiği eleştirilerin hepsini hadislere dayandırıyor. Ali’nin o sözü söylediğini, Muhammed’in olaya karşı tavrı tümünü hadislerden öğreniyor ve eleştirisini de bu sayede şekillendiriyor. Bu yüzden bu eleştiriler geçersizdir. Çünkü olayın nasıl olduğu hakkında Kur’an bize bilgi vermiyor. Hadisler ise olaya şahit olan insanlar tarafından yazılmadığından bilimsel birer kanıt değildir.
 

Ayrıca, kimsenin elinde herhangi bir kanıt bulunmadan, "iftira" olduğu konusunda kesin bir yargıya varması nasıl beklenebilir? Kuşkusuz "kanıt" bulunmadığı için "zina" suçunun işlendiğine de yargıda bulunulamaz. Ama tersine bir kanıya varmadılar ve "iftiradır", hem de "apaçık bir iftiradır, büyük bir iftiradır" demediler diye insanlar nasıl kınanabiliyor? (Din Bu s.26)

Turan Dursun Kur’an’ı ve İslam’ı eleştirirken ne yapacağını bilmez bir tavırda. İnsan aklına hakaret içeren yukarıdaki yorumu yapıyor. Diyor ki "iftira" olduğuna kesin bir yargıda nasıl bulunabilir? Şimdi Turan Dursun’un adalet anlayışında bir problem var. Çünkü günümüz yargı dünyasında masumiyet karinesi diye bir olgu var. Ne demek bu: Suçu ispatlanıncaya kadar herkes masumdur. Biri kalkıp benim uzaylı olduğumu iddia ederse ben uzaylı olmadığımı ispat etmeliyim Turan Dursun’a göre. Hâlbuki aslolan iddia sahibinin iddiasını ispatlayıncaya kadar bunun bir iftira olabileceği görüşünün insanlarda hâkim olmasıdır. Ayrıca Kur’an “bu iftiradır” demediler diye kınamıyor. Turan Dursun ayetleri bağlamından kopararak istediği anlamı ayetlere söylettiği için böyle bir algı oluşuyor. Kur’an Turan Dursun’un iddiasına yer verdiği aynı ayette şöyle diyor : ”Onu dilinize dolamıştınız Bilmediğiniz şeyleri ağzınıza alıyordunuz.” Yani Kur’an insanların iftira, dedikodu, başkasının iffetine olan saldırıyı kınıyor. Yoksa inanan kendi iç dünyasında inanır. Fakat Kur’an bu iftiranın bilgisizce desteklenmesini ve yayma çabalarını eleştirmesini Turan Dursun anlaşılmaz olarak değerlendiriyor
 


Bir yıldız ölmeden hemen önce en parlak halini alır

En Son Yapılan Yorumlar