Sihir ve Büyü Var Mıdır?

Bu konu çok önemsediğim konulardan biridir. Büyü "gizli bir sebeple insanın gözünü ya da gönlünü yanıltan şey" olarak tanımlanabilir.  Bu konudaki görüşlere yer vermeden önce Kur’an ayetlerinin bu konudaki görüşünü sizinle paylaşmak istiyorum. Böylece bu konuya vahyin penceresinden bakıp daha sağlıklı yaklaşabiliriz.
 

Ve onlar (Medine yahudileri) tutup Süleyman’ın yönetimi sırasında (o dönemin) şeytanlarının uydurduğu yalan ve desiselerin peşine takıldılar. Oysa ki Süleyman küfre sapıp nankörlük yapmadı, aksine o(na düzen kuran) şeytanlar küfre sapıp nankörlük yaptılar: İnsanlara sihri öğrettiler. Yine (Medine yahudileri) Babilli iki güç sahibine; Harut ve Marut’a verileni izlediklerini (iddia ettiler). Oysa o ikisi "Baksanıza biz (Babil esaretiyle) sınanmaktayız, sakın küfre sapma(yın)!" demedikçe hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. Fakat (Babil’deki düzenbazlar) bu ikiliden kişi ile eşinin arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Ne var ki o (Babilli düzenbazlar), Allah’ın izni olmadan hiç kimseye  zarar veremezlerdi; ama yine de zarar verip yarar sağlamayan şeyler öğreniyorlardı. Doğrusu onlar, bu türden bir alışverişe giren kimsenin ahrette eli boş kalacağını çok iyi biliyorlardı. Kişiliklerini sattıkları şey ne fenadır; keşke bunu olsun bilebilselerdi. (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ- BAKARA,102)

Şimdi bu ayeti anlamak için ilk önce içinde geçen bazı kavramları açıklamamız gerek.  Mesela ayette şeytanlar derken ne kast ediliyor. Biliyorum birçoğumuzun akıl ve bilinç altyapısını Hollywood filmleri oluşturur. Şeytan deyince aklınıza filmlerdeki şeytanlar gelir. Bilinçli olarak bize aşıladıkları bir zehir. Bizi gerçek dünyadan koparıp illüzyon dünyasının karanlığında yaşatmak istiyorlar. Tuhaf şeytan filmleri, sihir, büyü filmleri, yok insanın içine şeytan girmesi, yok cin girmesi gibi saçma sapan bir temelden yoksun şeyleri sürekli insanların beynine enjekte etmeye çalışıyorlar. Bunun sebepleri var elbet ama bu sebepleri başka bir yazıda ele alacağım. Her neyse Hollywood’un penceresinden değil vahyin penceresinden dünyayı okumayı öğrenmeliyiz. Biz Müslüman iddiasında olan insanlarız. Bu ayetin tefsirine geçmeden önce başlıktaki soruya cevap vereyim. Elbette ki Kur’an; büyü, sihir, insanın içine şeytan ya da cin girmesi vs..  tüm bu safsataları reddeder. Vahiy insanları hayalin parçası olmaya değil gerçeğin bir parçası olmaya çağırır. Şimdi ayeti inceleyelim.

Burada Kur’an sihirle uğraşan, daha doğrusu insanları büyüleyen ve onları gerçekten koparıp bir hayalin, bir illüzyonun ya da sanal bir hayatın peşine takan kimseleri şeytan olarak nitelendirmektedir. Enam suresi  112. ayet ve Nas suresi 6. ayet de geçtiği gibi"şeytan" ismi hem şeytanlaşan cinler, hem de şeytanlaşan insanlar için kullanılır (Yani şeytan ifadesi soyuttur Hollywood filmlerindeki ağzı burnu yerinden oynamış yaratıklardan bahsedilmiyor. İnsanların karanlığı seçmesi şeytanlaşmasıdır).  Ayette sözü edilen insan şeytanlardır. (Mustafa İslamoğlu Tefsiri)

Bu arada İslamoğlunun tefsirini verirken parantez içindeki açıklamalar bana aittir. Şeytan tabirinin karanlık yolları tercih eden insanlar için kullanıldığına tam inanmadıysanız, Bakara suresi 14. ayeti size sunacağım. Bakara 14’te ikiyüzlülük yapan Medine ileri gelenleri için "şeytanlar" ifadesi kullanılıyor.İşte O ayet:

Ama inanan kimselerle karşılaştıklarında "Biz iman ettik" derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise "Biz sizinle beraberiz, biz onlarla sadece alay ediyorduk" derler. (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ- BAKARA,14)

Bakara 14, yahudilerin ikiyüzlülerinden bahseder. Bu yahudilere sapıklıkta liderlik yapanlara "şeytanları" diye hitap ediyor Kur’an. Her neyse artık Kur’an’ın şeytan derken insanları kötülüğe davet eden ve kendilerini de karanlığa mahkum etmeyi tercih eden insanları kastettiğini biliyoruz.
Ayette sihir, büyü işleniyorken Süleyman peygamber ne alaka diyenleriniz için onu da açıklayayım. Medine'deki Yahudiler Hz. Süleyman’ın peygamber değil büyücü olduğunu söylüyorlardı. Zaten Tevrat Hz. Süleyman’ı  hep kötü anar. Bu iftiraya Kur’an cevap veriyor ve diyor ki Süleyman’ın yönetimi sırasında yaşayan şeytanlaşmış insanlar bu yalanı ortaya attı ve siz Medine Yahudileri bu yalancıların peşine takıldınız. Bu konuda İslamoğlu'nun tefsir notu da şu şekilde:

İsrailoğulları Hz. Süleyman’ın yönetimi sırasında ülkelerinin siyasette, sanatta, ilimde ve hikmette ulaştığı noktaya sihir sayesinde ulaştığını düşünüyorlardı. Medine Yahudileri “Muhammedin işine bakın!  Doğruyu yanlışı birbirine karıştırıyor. Süleyman'ı peygamberler arasında anıyor. Oysa ki o rüzgara binen bir büyücüydü” demişlerdi .(MUSTAFA İSLAMOĞLU TEFSİRİ BAKARA, 102)

Ayeti incelemeye devam edelim:

Şeytanlaşan birtakım insanların uydurdukları  bu sihirler sonradan kabala (gelenek) adı verilen külliyatın çekirdeğini oluşturdu. Tevrat’a sırt çeviren Yahudiler Kabala’ya yapıştılar. Hayatı gizem, gizemi büyü haline getirdiler. Krallar döneminde büyücülüğün ne kadar yaygın olduğu Eski Ahid’in (Tevrat’ın) Daniel, Mezmurlar ve Yeremya kitaplarından anlaşılır. İsrailoğulları büyü ve büyücülükle, Mısır’dayken 5. ve 6. Hanedanlar döneminde tanışmışlardı. Halbuki Eski Ahid büyüyü şiddetle yasaklıyordu. (Çıkış 22:18, Levililer 19:26) Büyü yasağı aynı sertlikle Talmud’da, özellikle de Mişna’da yer alır. (MUSTAFA İSLAMOĞLU TEFSİRİ BAKARA, 102)

Şimdi ayetin ana temasının tefsirine bakalım

Kur’an sihri açıkça "Küfür/gerçeği örtme" olarak nitelendiriyor. Bu bağlamda sihir, nüzul sebebine uygun olarak "komplo, düzen, tuzak" şeklinde anlaşılmalıdır. Taberi Tarih adlı eserinde bu ayeti açıklayan bir bilgiye yer verir: II. Kuruş (Chosroes), Hz. Peygamber'den İslam’a davet mektubu aldığında, o zaman Pers eyaleti olan Yemen yöneticisi Bazan’dan Hz. Peygamberi zincire vurarak Pers sarayına göndermesini ister. Bazan bunun için iki adamını yollar. Komplo tam gerçekleşecekken, Hz. Peygamber onlara Kuruş’un öz oğlunun Kuruş’u öldürdüğü haberini verir. Haberi doğrulatan komplocular eli boş dönerler (Tarih, Beyrut 1407, II 655-656, Kahire 1987) Bu açıklayıcı rivayeti sihrin sözlük tarifini desteklemektedir: "Hile, desise, aldatma, görüldüğü gibi olduğu zannedilen, fakat aslının hiç de öyle olmadığı şey". Lügatte sihrin aslı şöyle tarif edilir "Bir şeyi gerçekte olduğundan farklı göstermek" (Mekayis ve Lisan). Sihrin (İllüzyon, hile) en büyük etkisi irade ve akıl üzerindedir. Bu özelliğiyle sihir aklı iptal eder, fikri karıştırır, duyguları kirletir, kalbi çeler. (MUSTAFA İSLAMOĞLU TEFSİRİ BAKARA, 102)

Şimdi  gerçek dünyamızda sihir ve büyü gibi insan iradesini kıran, insan üzerinde bazı güçlerin egemenlik kurmasını sağlayan mistik kavramların olmadığını daha iyi görebilmeniz için Kur’an’da Taha 69’uncu ayeti okumanız muazzam derecede önemlidir.

Şimdi sağ elindeki (asa)yı at, onların yaptıklarını silip süpürecektir: Çünkü onların yaptığı, sihirbazların göz bağcılığından başka bir şey değil. Kaldı ki, bir sihirbaz ne amaç güderse gütsün, asla kalıcı bir başarı elde edemez (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ- TAHA 69)

Lütfen Taha suresinin 69’uncu ayetine son derece dikkat edin. Musa, Allah’ın dinine çağırıp elinde köle olarak tuttuğu yüzbinlerce israiloğullarını serbest bırakmasını talep etmek için Firavun’a gider. Firavun Hz.Musa’yı yıllar önce sürgün etmişti. Bu yüzden ki Firavun Hz. Musa’nın sürgün yıllarında sihir ve büyü öğrendiğini düşünür. Musa’ya sihirbaz gözüyle bakıp ülkesindeki sihirbazları sarayına davet ederr. Lakin Taha 69’da Allah bize büyünün içyüzünü açıklıyor ve "sihirbazların yaptığının göz bağcılığından başka bir şey olmadığını" söylüyor. Yani Kur’an’a göre sihir ve büyü sadece insanları aldatan bir illüzyon bilimi. Ayetin son cümlesine de dikkat etmek gerekirse  "…Kaldı ki, bir sihirbaz ne amaç güderse gütsün, asla kalıcı bir başarı elde edemez". Bu şu demek illüzyonun etkisi geçici, gözleri aldatmanın etkisi geçici, hilelerin etkisi geçici. Şuna dikkat etmenizi istiyorum: Allah bile insan iradesine müdahale etmezken cinler’in, sihirbazların, büyücülerin insan iradesini kırıp insanı yönlendirmesine, insan üzerinde bir egemenlik kurmasına nasıl izin verir? Hesap gününde Allah’a "Vallahi o şeyleri kendi irade ve isteğimle yapmadım. Bana büyü yapılmıştı" demek gibi bir bahaneye izin verecek mi ? Tabi ki hayır. Eğer büyü diye bir şey olsaydı biz büyülendiğimiz için Cehenneme atılamazdık. Çünkü yaptıklarımızı kendi irade ve tercihlerimizle değil büyünün etkisinde yapmış olurduk. Ayrıca çok önemli bir konu da şu ki sihir olsaydı ve gerçekten de cinler kullanılıyor olsaydı, böylesi bir güçle dünyayı kontrol edemeyeceklerini düşünmek abes olmaz mıydı? Dünyayı ele geçirmeye ve iktidarın en tepesine oturup kendilerini tanrısal güçleri olan varlıklar olarak bize göstermezler miydi? Efsunlanmış olan bizler böylesi bir durumda ne yapabilirdik ki?
Herneyse Bakara 102’de kafanıza takılan bazı sözler olduğunun farkındayım onların da tefsirini yaparak konuya devam edelim. Ayette Harut ve Marut’un insanlara bir şey öğrettiklerinden bahsediliyordu. Çoğu Kur’an meali bunları melek olarak çevirmişse de bu doğru değildir. Ve ayetin anlatmak istediklerinden bizi koparan bir çeviridir. Bu konudaki tefsir şöyle:

İki melek ya da melek gibi iki adam. İbn Abbas (peygamberimizin amcası) buradaki melek kelimesini melik (kral, yönetici, önde gelen) olarak okumuştur. Ondan ayrı olarak Hasan Basri, Said b. Cübeyr,Zuhri, Dahhak ve daha başkaları da Harut ve Marut’un "melek" değil  "Melik/Kral" olduğuna inanmış ve böyle okumuşlardır. (Razi; İbn Kesir; İbni cevzi) Harut ve Marut isim olmaktan çok vasıf olabilir. Harut’un türetildiği kök olan Harat'a, "harap etti, tahrip etti" anlamına gelir. Marut’un türetildiği Marat'a ise "son verdi, bozdu" demektir. Bu konudaki mesnetsiz yorumları reddeden İbn Aşur, Harut ve Marut kelimesinin Arapçaya Keldnice’den geçmiş iki isim olduğunu söyler. Harut "ay" anlamına gelen Haruka’nın, Marut ise Müşteri yıldızının Arapçalaşmışıdır. Birincisi dişiliğin sembolü, ikincisi erkekliğin sembolüdür. Birincisi dünya üzerinde en çok etkili olan gök cismi, ikincisi gezegenlerin en yücesidir. Keldaniler gök cisimlerine tapmakta, ölen Salih kişilerin göğe yükselip ışık saçtığına inanmaktadırlar. Onlara göre bu iki gök cismi, bir zamanlar yaşamış olan Salih ve kutsal kişilerdir. Sihri de bunların icat ettiğine inanmaktadırlar. (MUSTAFA İSLAMOĞLU TEFSİRİ BAKARA, 102)

Bakara 102’de geçen Hz. Süleyman’a komplo düzenleyen insan şeytanların insanlara sihiri öğrettiklerinden bahsediyor. Bu cümleyi anlamak için ayetin başlangıçındaki Süleyman vurgusuna dikkat edin. Süleyman’a komplo düzenlemek isteyen gizli bir oluşum yani gizli bir tarikat oluşturulmuş. Bu tarikat insanları kendilerine üyeliğe yani süleyman’a karşı olmaya çağırdılar. Aslında insanlara öğrettikleri şey komplo ve düzendi. Kur’an’ın sihir dediği buydu diye düşünüyorum. Burada sihrin "kuyu kazma" olarak kullanıldığını düşünüyorum. Çünkü ayette Süleyman’ın kuyusunu kazanlardan bahsediyor ve diyor ki bu kuyu kazanlar insanlara sihri öğretti. Ne alaka diye düşünüyor insan. Kuyu kazanlar insanlara anca kuyu kazmayı öğretir.
Bakara 102’nci ayette ". Fakat (Babil’deki düzenbazlar) bu ikiliden kişi ile eşinin arasını açacak şeyler öğreniyorlardı" cümlesini ise İslamoğlu şöyle yorumluyor: "Hz. Süleyman’a karşı düzen kuran bu örgütün kapılarını yalnızca erkeklere açıp kadınlara kapatması" Fakat ben bir ihtimal daha olabileceği kanaatindeyim ki o da eşlerden biri Süleyman’a karşı olan oluşuma katılırken diğeri Süleyman’ı desteklediği için kişi ile eşinin arası açılıyordu. Harut ve Marut’tan ne öğreniyor olduklarını bilmiyorum ama bu öğrendikleri şeyler yüzünden çiftler farklı görüşlere ayrılıyordu. Yoksa ayette geçen kişi ile eşinin arasını açacak şeyler günümüzdeki eş ayırma büyüleriyle alakalı değil. Kişi ile eşinin arasını bozacak büyülere inanmak Allah’a büyük bir saygısızlıktır. Allah’ın karı-kocanın arasının bozulmasına ve boşanmayla sonuçlanmasına hoş bakmadığını her Müslüman bilir. Aileye ve yuvaya bu kadar önem veren Allah’ın aile saadetini büyücülerin eline bırakacağına inanıyorsanız büyük bir aldanış içindesiniz demektir.
Bakara 102’inci ayeti tefsire devam edelim:

"Ne var ki o (Babilli düzenbazlar),  Allah’ın izni olmadan hiç kimseye  zarar veremezlerdi; ama yine de zarar verip yarar sağlamayan şeyler öğreniyorlardı.  işte sihir, komplo, suikast vb. gibi düzenbazlıkların gerçek mahiyetini bu uzun cümle vurgulamaktadır. "Allah’ın izni" istisnası Kur’an mesajının belkemiğini teşkil eden tevhide ilişkin bir uyarıdır. Bir mü’min hiçbir görünür ve görünmez varlığa bizatihi güç vehmedemez. İnsan’ın Rabbi de tüm varlıkların Rabbi de Allah’tır. Sihri küfürle eşdeğer kılan şey, insanların onda bizatihi bir güç vehmetmeleridir. Bir üstündeki cümleyle bu cümle arasında hiçbir çelişki yoktur. Kişi ile eşinin arasını açan, sihrin bizzat kendisinden kaynaklanan bir güç değil, sihre muhatap olan kimse ya da kimselerin cehalet, zayıf kişilik ve vehimlerinden kaynaklanan zaaflardır. Bununla elbette görünen ve görünmeyen varlıkların insan psikolojisi üzerindeki , hatta insan bedeni üzerindeki etkilerini yok sayıyor değiliz. Bu etkileri en güzel izah eden durum psikosomatik hastalıklardır. Kökü psikolojik olduğu halde fiziki olarak  bedende  tezahür ederler. Sihrin dünya ve ahreti yıkan bir şey olmasının temelinde, insandaki gerçeklik algısını bozması yatar. (MUSTAFA İSLAMOĞLU TEFSİRİ BAKARA, 102)

Konun özü şudur ki sihir ve büyüyü biz komplo, hile, aldatma ya da illüzyon olarak kabul edebiliriz. Aklımızı Amerikan filmlerindeki sahte kurgularla ve sağda solda insanların uydurdukları korku senaryoları ile kirletmemeliyiz. Bazılarınız bana büyü yapıldı ve işe yaradı diyebilir. Bu aslında psikolojik bir durumdur. Siz büyüye o kadar inanırsınız ki beyin onu gerçek olarak algılar. Ya da cin gördüğünü söyleyen biri gerçekten görüyordur. Fakat gördüğü bir cin değil aklının ona oynadığı oyundur. Şizofrenler de birçok varlık görür ama bu gerçekten gördüğü anlamına gelmez.

Peki Hz. Muhammed’e büyü yapıldı mı?

Nas ve Felak surelerinin nüzul sebebi olarak Medine’de  bir Yahudi’nin Hz. Muhammed’e büyü yapması gösterilmiştir. Hatta birçok Müslüman Nas ve Felak surelerinin bu yüzden indiğini sanır. Fakat bu da büyük bir aldatmacadır. Çünkü peygamberimize büyü yapıldığı iddia edilen yer medinedir. Fakat hiçbir Tefsir otoritesinin reddetmediği bir gerçek vardır ki o da Nas ve Felak surelerinin Mekke’de indiğidir. Bu konuda hiçbir ihtilaf yoktur.
 

2 Yorum

ABcd    Diyor ki:
17 Nisan 2018 , 11:34:06

Cok sukur bu konuda cahil insanlari bilgilendiren bir yazi cikmis. Allah razi olsun. Inanmayin buyuye lutfen

Admin    Diyor ki:
17 Nisan 2018 , 18:06:51

Büyü ,sihir vb. tüm ilüzyonlar aldatmacadır. Müslümanların bu tür sahtekarlıklara inanmaması için uğraşıyoruz ama nafile.



Yanlışlığına yüzde 100 kani olmadığımız düşünceye yok demeyin. İlimde kılavuzumuz: Sevgi ve Heyecan

En Son Yapılan Yorumlar