Sevr Mağrasının Girişinin Ağ İle Örülmesi Ve Güvercinin Yerinde Oturması Gerçek Mi?

Sevr mağrasında Hz. Muhammed ve arkadaşı Ebubekir’in yaşadıkları hakkında birçok spekülasyon haber ortalıkta dolaşmaktadır.  “Hz.Muhammed ve Sevr Mağrasındaki Yılan Hikayesi Doğru mu ?”  başlıklı yazımda ortada dolaşan ve doğru olmayan rivayetleri ele almıştık. Aslında bu tür konuları düşünürken nasıl bir peygamber düşlediğiniz çok önemlidir. Çünkü peygamberini bir masal kahramını gibi efsanevi yetenekleri olan bir insan olarak görüyorsanız bu görüşü destekleyen masallar dinlemek istersiniz. Yok eğer “ insan” peygamber olarak tasavvur ediyorsanız yaptığı her olayın açıklanabilir izahı olduğunu da bilirsiniz. Ana konumuza devam edelim Sevr Mağrasında neler oldu gelin Kur’an’dan öğrenelim:
 

“Eğer ona destek vermezseniz, unutmayın ki ona Allah yardım edecektir: inkarda direnenler onu sürüp çıkardıkları zaman (Muhammed sadece) iki kişiden biriydi. Hani o ikisi mağaradayken, o arkadaşına Tasalanma, Allah bizimle beraberdir! Demişti de, bunun üzerine Allah ona katından bir sükunet indirmiş ve onu sizin göremediğiniz güçlerle takviye etmişti:böylece inkarda ısrar edenlerin davasını alçattı, Allah’ın davasıysa en yüce olma konumunu korudu;çünkü Allah’tı her işinde mükemmel olan, her hükmünde üstün hikmetler bulunan.” (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ- TEVBE, 40)

Kur’an bize sadece olay ile ilgili bu kadar bilgi verir. Olay ile ilgili geniş detayları ise peygamberimizin vefatından yaklaşık bir buçuk asır sonra yazılan rivayetlerden öğreniyoruz. Rivayeti de size verdikten sonra gerçekte orada neler oldu delilleriyle size sunacağım:
 

" Gece karanlığında Sevr Mağrasına vardılar. Mağara; haşerat ve vahşi hayvanların yuvası idi. Sıddıkı Ekber ( Ebubekir) içeride Allah resulüne zarar verebilecek yılan ve akrep gibi hayvanların olabileceğini hesap ederek kainatın fahrinin oraya girmesine gönlü razı olmadı:
- Ey Allah'ın Resülü ,dedi. Allah aşkına ben girmedikçe, sen girme! eğer içeride zararı dokunacak birşey varsa onun zararı sana dokunmadan bana dokunsun.
Mağaradan içeri süzüldü.. Elleriyle yerleri yokladı, düzenledi ufak tefek taşları bir kenara attı. Bu arada mağaranın bir köşesinde bir delik buldu. Elbisesinden bir parça yırtıp orayı tıkadı , geri kalan kısmınıda ayaklarını dayadı ve seslendi:
- Ey Allah'ın Resülü ,buyurunuz!
Nebiler nebisi içeri girdiler..(s.a.v) mukaddes başını , cihanın en büyük peygamber dostu ve en şiddetli hak sevdalısı Hz. Ebubekir'in kucağına koymuş, gözlerini yummuş: ' gözlerim uyur kalbim uyumaz ' dediği uykusundalar. İşte o an mağaranın deliklerinden birinde küçük bir yılan başı göründü.. Hemen çıplak ayağı ile deliği tıkadı. Hz Ebubekirin ayağına yılanın zehirli dişi girip çıktı. Cihanı sıddık'ı acıdan yandı, ta yüreği kaynadı. Fakat Allah'ın Resülü uyanmasın diye hiç kıpırdamadı. O kadar yandi ki, gözlerinden iplik iplik yaş boşandı ve şıp şıp alemin fahrinin yüzüne damladı.. Nebiyi muhterem uyandılar:
- Ne oldu sana ey Ebabekir?
-Ayağımı birşey soktu ama beis yok siz rahatınıza bakınız. Kainatın efendisi oraya tükürüklerinden sürdüler ve acıdan yanan ayak birden şifaya kavuştu. (M. Necati Bursalı) Yılan ise başını çıkardı ve dedi ki: ‘Ya Rasulullah burada 300 yıldan beri seni bekliyorum. Seni görmek için Ebubekiri’in ayağını soktum’ dedi. Daha sonra Müşrikler geldi ve “İzler buraya kadar. Ya yere girdiler, ya da göğe uçtular. Garip, çok garip!." deyince biri:
"Ee! Belki içerdedir... diye fikir yürüttü. Bunun üzerine Ümeyye bin Halef şöyle dedi:
"Dediğin söze bak! Güvercin, biz yaklaşırken uçtu. Yumurtaları da yuvada sapasağlam. Bu örümcek ağı, belki Ebû'l-Kâsım'ın (Muhammed'in) doğumundan evvel bile vardı. Şayet mağaraya girmiş olsalardı ağ bozulmuş, yumurtalar da yere düşmüş olurdu." (İbn Sa'd Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut ty., I, 228 vd.; M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, çev. Salih Tuğ, İstanbul 1980, I,172-176; Mevlana Şiblî, Asr-ı Saadet, çev. Ö. Rıza Doğrul, İstanbul 1977, I, 197-200).

Yukardaki gerçeklikle alakası bulunmayan neresinden tutsanız elinizde kalacak olan rivayet, rivayetlerden sadece biridir. Bu rivayetler niçin gerçek olamaz bu konuyu aşağıda uzun uzun konuşacağız. Şimdi gelelim  bu konudaki ikinci rivayet versiyonuna.
“Allah Rasulü ,Sevr’e geldi. Sevrde yukarıda anlattığım birinci rivayetteki olaylar yaşandı. Bunun ardından müşrikler Sevr’e geldiler. Allah Rasulünü yakalayacaklardı ki Allah cennet ırmaklarından birini Sevr’e görevlendirdi ve Sevr’in tam mağra eteğine kadar cennet ırmağı servi kuşattı. Melekler bir gemi getirdiler. Allah Rasulü o gemiye bindi ve yola çıktı.”

Bu da ortalıkta dolaşan ikinci rivayet. Her iki rivayette aklımızla alay etmekten başka bir mesaj taşımıyor. Bu iki masala inanmak isteyen biri aklına ihanet etmekten öteye geçmiş olamaz.

Peki Bu Rivayetlere Niçin İtibar Etmemeliyiz?

Çünkü Kur’an’ın bize anlattığı insan Muhammed ile buradaki efsanevi Muhammed çakışmıyor, çatışıyor da ondan. Yukarıda Tevbe suresinin kırkıncı ayeti bazı insanları doyurmamış olacak ki oturup masal kurgulamışlar. Allah ayette açıkça “onu sizin göremediğiniz güçlerle takviye etmişti” diyor. Yani Hz. Muhammed’e herhangi bir somut yardım gelmedi. Kur’an’ın anlattığı peygamberimizin tek bir mucizesi bile yoktur. Hatta Allah Kur’an’da  Hz. Muhammed’e insanlara şu hakikati hatırlatmasını istiyor: “(Ey Peygamber!) De ki: Ben de yalnızca sizin gibi ölümlü bir insanım…” (FUSSİLET, 6)  Bir başka ayette ise müşriklerin peygamberimize söyledikleri bir sözü Kur’an’a alarak bizim bir gerçeği fark etmemizi istiyor: ”Yine: Bu nasıl bir elçi böyle? Yiyip içiyor, çarşıda pazarda dolaşıyor! Ona bir melek indirilseydi de beraberinde o da uyarıp dursaydı ya!” (FURKAN,7) Dikkat ettiyseniz peygamberin hayatına mucize enjekte etmek isteyen günümüz Müslüman aklın benzeri Müşriklerde de vardı. Onlar da olağanüstü durumlara şahit olmak istemişlerdi. Furkan Yedi'de de belirttiği gibi hayatı boyunca Rasulullah’tan olağanüstü bir durum görmediler. Aksi halde Rasulullah için bir büyücü diyeceklerdi. Tabi işin başka bir gerçeği var ki o da şudur: Mağaranin girişinde güvercin ve örümcek ağı peygamber girdikten sonra oluşsaydı Peygamberi, o mağarada bulmaya gelen müşrikler daha sonra peygamberin orada olduğunu öğrendiklerinde Müslüman olurlardı. Çünkü açık bir mucize görmüş olurlardı. Ama tarihin bize bildirdiği hiçbir not Müşriklerin sevr olayında yaşadıkları ile ilgili bir şaşkınlıklarının olduğunu bize göstermiyor. Yani onlar olağandışı bir durumla karşılaşmadılar. Bunu Kur'an'dan'da biliyoruz. Sürekli Rasulullah'tan mucize göremeyişlerini dillendiriyorlardı.

Peki Gerçekte Sevr’de Ne Oldu?

Sevr’de olağandışı hiçbir şey olmadı. Olanları Allah, Tevbe suresi kırkıncı ayetinde anlatıyor niçin daha fazlasına ihtiyaç duyuyoruz ki? Daha fazlasına ihtiyaç duyanlar, peygamberin sade yaşantısını ve insan oluşunu kabul etmeyi sindiremeyenlerdir. O tür insanlar  peygamberin olağandışı faaliyetlerinin olduğuna kendilerini inandırmak istiyorlar. Şimdi olayı daha bilimsel daha mantıksal açıdan inceleyelim.

Sevr mağarasının iki girişi var arkadaşlar. Bizden bu gerçeği saklamasalar gerçeği daha net görebilirdik. Biri kuzey girişidir ve bu girişten sadece bir kişi geçebilir. O kadar küçüktür yani. Diğer giriş güneyde bulunur ve giriş bölümü büyüktür. Müşrikler peyamberin girdiği girişe değil yani güney girişine değil kuzey girişine baktılar. Sevr Dağı çevresindeki dağlara göre en yüksek dağdır.  Muhtemelen kuzey girişindeki örümcek ağını ve güvercini gören Müşrikler güney kısmının da o şekilde olduğunu düşündüler ve oraya gidip bakmaya üşendiler. Ama lütfen şu detaya dikkat edin kuzey girişinde bulunan örümcek ağı Hz. Muhammed oraya varmadan yıllar önce örülmüştü. Hatta Müşriklerden biri olan Ümeyye bin Halef  rivayette içeri bakmak isteyen adama ”Bu örümcek ağı, belki Ebû'l-Kâsım'ın (Muhammed'in) doğumundan evvel bile vardı” demiş. Yani Örümcek ağı’nın yapılış tarihi o kadar eski olabilir. Örümcek ağı ve güvercin sanki Hz. Muhammed içeri girdikten sonra oluşmuş bir mucizeymiş gibi bize pazarlamaya çalışanlar Sevr Mağrasının iki girişi olduğu hakikatini niçin gizliyor? Gerçeği anlamamızdan korktukları için olabilir mi?

Gerçek şu ki: peygamberimiz Medineye Hicret Planını yıllar önce tasarlamaya başladı. Normal bir insan nasıl kaçış planı yaptıysa Rasulullah’ta aynı şekilde yaptı. Yakalanıp öldürülmemek için bir sürü tedbir aldı. Mesela 3 gün boyunca Sevr’de saklandılar. Ebubekir’in kızı Esma yemek getrimek ile görevliydi. Esma’nın annesi yemek yapacak, Aişe ise kapıları gözetleyecekti. Abdurrahman dışarıdan istihbarat toplayıp Hz. Muhammed’e rapor vermekle görevliydi. Ebubekir’in azadlı çobanı Amir bin. Füheyre yemek getiren Esman’nın  ve istihbarat getiren Abdurrahman’ın izlerini silmekle görevliydi. Bunu da sürüleri o geçilen yollardan sürerek yapacaktı. Abdullah b. Uraykıt ise peygamberi en kestirme yoldan Medineye götürecek olan Müşrik rehberdi. Tüm bunlar gördüğünüz gibi peygamberin çok profesyonel bir şekilde kaçış planıdır. Olay anlattıkları gibi masalsı saçmalıklardan çok uzaktır. Peygamberimiz kılavuz olarak  bir Müşriği tercih etmesi dikkatinizi çekti mi? Burada peygamberimiz bize Kur’an’daki şu hakikati öğretiyor:”Allah, size mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi emreder”  (NİSA, 58) Yani liyakatin önemini öğretiyor peygamberimiz. Müşrik bile olsa işinde kim en profesyonel ise onunla çalışmayı tercih ediyor.

Peki peygamberimiz tüm bu tedbirleri almayıp Allah benim yerime halleder deseydi ne olurdu sizce? Cevabı çok açık Hicret sırasında öldürülürdü. Görevi sırasında ölen peygamberler var. Yahya peygamber ve babası Zekeriyya peygamber görevleri sırasında öldürülen peygamberlere örnektir. Yahudi kralı heredot’a kızkardeşi ile evlenmesi için izin vermediği için Yahya peygamberin kafası kesilmiştir. Ya da babası Zekeriyya peygamber testere ile ortadan ikiye ayrıldı bu zalimler tarafından. Vahşice katledildiler. Kur’an’daki şu ayette görevi sırasında bir peygamberin ölme olasılığının hep var olduğunu göstermez mi?
 

“Muhammed yalnızca bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse, Allah’a hiçbir ziyan veremez. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır.” (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ- AL-İ İMRAN, 144)

Yani kaçış planını iyi yapmayan herkesin ölüm riski olduğu kadar peygamberin de bu riski vardı. Bu yüzden onca tedbiri aldı.

Peki Niçin Rivayetlerdeki Masallara İnanmamalıyız?

Bunun cevabı çok basit aslında. Hz. Muhammed de bizim gibi bir insan. Bizim için geçerli olan tüm olağan koşullar onun için de geçerliydi. O da ölmemek için bizim gibi plan yapmak zorundaydı. İslamoğlunun “Sevrin tepesinde gelen yardım eteğinde gelmez miydi?” sorusu aslında işin tüm foyasını meydana çıkarıyor. Nasıl mı ? Şöyle ki: Düşünün ki Sevr Dağı bölgenin en yüksek dağı Nebi o zamanlar  53 yaşında. Madem Allah Örümcek ağı mucizesi yapacaktı ne gerek vardı yaşlı Nebiyi o dağa çıkarmaya. Medineye giderken Allah peygamberi görünmez yapsaydı. Ya da Medineye ışınlasaydı. Bu Allah için çok zor değildi. Ya da rivayetin ikinci versiyonunu kabul edersek madem sevr de peygamberi gemiyle Allah kurtardı ne gerek vardı peygamberi o kadar yüksek bir dağa çıkarmaya? Allah peygamberi evinden o gemiyle alsaydı. Peki Allah madem mucize gösterecek niçin peygamber, Müşrik bir rehber olan Abdullah b. Uraykıt’a ihtiyaç duyuyor ? Allah onun gözlerine bir ekran getirir ve peygamber o ekrandaki navigasyon sayesinde Medineye pek tabi gidebilirdi. Niçin bir Müşriğin yardımına ihtiyaç duysun?

Bu yazıyı okuyan herkese sesleniyorum lütfen aklınızın da vicdanı olsun. Siz de biliyorsunuz ki Allah peygamber bile olsa olağanüstü bir mucizeyle insanları desteklemez. Allah’ın sisteminde biz nasıl yaşadıysak peygamberlerde öyle yaşadı. Eğer Allah mucizevi müdahaleler de bulunsaydı Yahya peygamberin kafasının kesilmesine, Zekerriya peygamberin testere ile biçilmesine, Uhud Savaşını Müslümanların kaybetmesine izin vermezdi. Halid b. Velid’in yapacağı manevrayı ya da okçuların tepeyi terk edeceğini dahi Allah peygamberine bildirmiyor. Çünkü Allah’ın tüm insanlık için bıraktığı kural ve prensipler (tedbirli olmak,plan yapmak vs..) peygamberler için de geçerliydi. Savaşı kazanmak istiyorlarsa bunu kendi başlarına yapacaklardı. Sevr olayını da böyle okumalıyız. Allah’ın yardımını mucize olarak beklemek Kur’an’ın ruhuna aykırıdır. Kur’an “insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır (NECM,39)” diyor. Peygamberler hariç demiyor. Kur’an’da mucize kelimesi bir kez bile geçmez onun yerine ayet kelimesi kullanılır. Allah’ın ayeti denir. Kur’an anlattığı hiçbir olayı mucize yani olağanüstü ve olağandışı bir durum olmuş gibi anlatmaz. Mucize kavramı İslam’a yaklaşık 4. yüzyılda rivayetlerle girmiştir.

Niçin Peygamberlerin Mucize Yaptığına İnanmak Kur’an’ın Ruhuna Aykırı?

Yukarıda Yahya ve Zekeriyya peygamberi anlattım. Uhud dahil hiçbir savaşta ya da yaşantısında  peygamberin somut bir mucizesi olmadığını biliyoruz. Rivayet kültürü bizi islam’dan uzaklaştırıp aklımızı masallarla doldurmaya çalışıyor. Çünkü bazılarımız masal dinlemek isteriz. Çünkü Masallar insanları mışıl mışıl uyutur. "Vay be" dedirtir. Hiçbir sorumluluk yüklemez. Oysa hakikat bize ağır gelir. Sorumluluk yükler. Kaçmak için kim yıllarca plan yapan peygamber ister ki ? Eğer peygamber bile bu kadar emek ve zahmet veriyorsa bize hangi sorumluluklar düşer Allah bilir diye düşünmüş olmalıyız ki peygambere olağanüstü mucizeler giydirerek onu masal kahramanı yapmaya ihtiyaç duyduk. Peygamberler mucize göstermiştir diyen biri islam’da iki yanlışa yönelir. Nedir Bunlar?
 
  1.  Peygamberlerin mucize gösterdiği kanaatini taşıyan bir Müslüman Allah’ın adaletsiz olduğunu düşünür. Hz. Muhammed’e kaçması için güvercin ve örümcek ağı gönderen Allah kendisi için aynı şeyi yapmayacaktır. Yani biz de aynı şekilde bir gün sıkışsak emin olun Allah örümcek ağı göndermez. Bu Allah’ı adaletsiz yapmaz mı?
      2.En önemlisi bu ikinci maddedir. Peygamberlerin mucize gösterdiği kanaatini taşıyan bir Müslüman   
        peygamberlerin rehberliğini, örnekliğini ve öğretici oluşunu reddeder.
 

 "Andolsun ki Allah, müminlere büyük bir lütufta bulundu; zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken onlara, kendi içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, kendilerini temizleyen ve kendilerine Kitap ve hikmeti Öğreten bir Peygamber gönderdi" (ÂL-İ İMRAN, 164).

"Nitekim, kendi içinizden size âyetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek ve ayrıca bilmediklerinizi size bildirecek bir elçi gönderdik” (BAKARA, 151).

"Doğrusu  Allah'ın Resûlü sizler için Allah'a ait ve ahret gününe umut besleyen ve Allah'ı sürekli hatırda tutan herkes  için güzel bir örnek teşkil eder" (AHZAB, 21)

Yukarıda peygamberin öğretmen oluşunu,örnek oluşunu gördünüz. Bunu Sevr olayı için düşünün. Peygamberin yok gemiyle gitti yok bilmem örümcek hemen ağ ördü falan gibi mucizeleri kabul ettiğimizi varsayalım. Bu hikayeden ne öğreneceğiz? Hangi sonucu çıkaracağız? Yani biz Nebinin burada bize ne öğrettiğini göreceğiz ? Bize ne kalacak? Bu olayı mucize olarak kabul edersek peygamberin rehberliğini ve örnekliğini ve izlenebilirliğini kabul etmemiş olacağız. Çünkü Allah ona somut destek vermişti. Ona verdiği bu somut mucize desteğini bize vermeyeceğini biliyoruz. Şu halde ”o peygamberdi biz değiliz” deyip onu rehber almaktan ve örnek almakan kaçacak mıyız? Medineye kaçmak istediğimizde kim bize örümcek ağı yapacak?

Fakat eğer peygamberlerin mucize yapmadığını bu rivayetlerin peygamberden çok sonraları peydah olduklarını bilincinde olursak. Kur’an’ı sürekli araştıran biri olursak peygamberin rehberliğini ve örnekliğini kabul etmiş oluruz. Bunu Sevr olayı üzerinden anlatayım. Peygamberin Medineye Hicret için yıllarca hazırlandığını bilsek. Biz de böyle bir durumda yıllarca emek verilmesi gerektiğini öğrenmiş olacağız. Evde oturup Allah halleder mantığında olmayıp peygamber gibi plan yapmayı öğreneceğiz. 53 yaşında yaşlı halimizle bölgenin en yüksek dağına çıkma gayretini ve zahmetini göstereceğiz. Müşrik de olsa işini en profesyonelşekilde yapan Abdullah b. Uraykıt’la çalışacağız. Yani işi ehline vermeyi ,liyakati öğreneceğiz. İşi Allah’a havale edip gündüz Hicret etmeyeceğiz. Tedbirimizi alıp Hz. Muhammed gibi geceleri yolculuk yapacağız. Görüyor musunuz doğru okunduğunda peygamber bir anda nasıl izlenebilir, rehberliği alınabilir ve örnek alınabilir bir hale dönüştü. Eğer yukarıdaki ayetteki gibi Allah peygamberi örnek almamızı istiyorsa peygambere de somut yardım etmiş olamaz. Zaten Tevbe suresi kırkıncı ayetinde Allah yardımın soyut olduğunu bildiriyor. Allah'ın bize yapmayacağı somut yardımı Rasulullah'a da yapmış olamaz. Aksi halde onun örnekliği söz konusu olamaz. Allah'ın her sıkıştığında yardım ettiği bir insanı nasıl örnek alacağız. Bize aynı yardımın gelmeyeceği aşikar olduğu halde aynı durumla karşılaşırsak biz ne yapacağız?

Konuyu toparlarsak Allah nebisi bile olsa Allah’ın sünneti (kuralları, prensipleri) herkes için geçerlidir. Biz kaçışta ne yapacaksak nebide onu yapmalıydı ki kaçışın nasıl olacağını ondan öğrenelim. Onu örnek alalım. Unutmayın dinin iki versiyonu vardır. Biri masal ve efsanedir. Duyduğunuzda sizi rahatlatır. Hoşunuza gider. Rasulullah’a güvercin ve örümcek ağı verilmişti, gemi verilmişti bana verilmez deyip sorumluluklarınızı üzerinizden attığınız için hoşunuza gider. Dinin ikinci versiyonu sizi rahatsız eder. Peygamber 5 yıl plan yapmıştır, birçok emek verip en yüksek dağlara çıkma zahmetini göstermiştir. O peygamberdi biz yapamayız diyemeyeceğiniz için onu örnek almak zorunda kalırsınız. Size sorumluluk yüklenmiş olur. Dinin ilk versiyonu sizi uyuşturur ikincisi ise uyarıcıdır sizi uyandırır. Tercih sizin. Hangi versiyonu din olarak görmek isterseniz onu seçin. Tabi sonuçlarına Allah’ın huzurunda katlanmak şartıyla. Sizi uyutan efsaneler dinine inanırsanız mışıl mışıl uyumaya devam edersiniz. Aklınıza ihanet eder, mantığınızı susturursunuz. Ama Uyanmak istiyorsanız uyarıcı olan dini seçmelisiniz. Bu din Kur’an’ın rivayetlerle bulandırılmadığı dindir. Rehberliği olan, izlenebilen, örnek alınabilen bir peygambere yani ”insan peygambere”inandığınız için size sorumluluk yükler . Nihayetinde Allah’ın kur’an’da dediği gibi çalıştığınızın,çabanızın karşılığını bulursunuz. Tüm delillerimiz ve mantıklı izahlarımızdan sonra karar sizin “Allah’ın kaçırdığı” peygambere mi? Yoksa “Kaçış Planı” yapan peygamber mi inanacaksınız?
 
“...Ve Allah aklını kullanmayanları pisliğe mahkum eder!” (YUNUS, 100)



 

3 Yorum

susema    Diyor ki:
19 Şubat 2017 , 13:38:41

Tüm yazılarınız gibi yine tatmin edici bir yazı olmuş. Sizin de söylediğiniz gibi bir kez gerçekleştirilebilen bir mucizeyi Allahın her zaman gerçekleştirebilir olması gerekirdi. Düşünün ki iyi birine iyi olduğu için mucize yaratan bir Tanrı, aynı mucizeye ihtiyacı olan bir başka kişi için yaprak uçurmuyor, belki de yeterince iyi olmadığı için, mutaalist bir çıkar karşılığında yardım eden bir Tanrı anlayışı. Her zaman söylediğim gibi çok sakat bir Tanrı anlayışımız var. Maalesef. Teşekkürler.

Admin    Diyor ki:
19 Şubat 2017 , 13:46:32

Bu Tanrı inanışına göre Allah sadece mutualist bir çıkar karşılığı yapmıyor bunu. Aynı zamanda başkasının peygamberden daha fazla yardıma ihtiyacı olsa bile Allah o şekilde bir mucize gerçekleştirmiyor. Tabi gerçek islam anlayışında Allah peygamberler için de böyle bir ayrıcalık yapmamıştır.

susema    Diyor ki:
19 Şubat 2017 , 13:51:04

Belli şahıslar için mucize gerçekleştirebilen bir Tanrı = Adaletsiz, çıkarcı, karmaşık bir düzen saihibi (bazen sebep sonuç bazen salla gitsin sebebi sonucu).



Yanlışlığına yüzde 100 kani olmadığımız düşünceye yok demeyin. İlimde kılavuzumuz: Sevgi ve Heyecan

En Son Yapılan Yorumlar