Müteşabih Ayetler Nedir, Bu Ayetleri Bizler Anlayabilir Miyiz?

Bu konuyu yazmama sebep olan iddiayı sizinle paylaşarak başlayayım. Ali İmran suresi yedinci ayetinde Allah "muhkem" ve "müteşabih" ayetlerden bahsetmektedir. Müteşabih ayetler iddiaya göre Allah’tan başka kimsenin anlamayacağı ayetlerdir. Çünkü ayet bunu söylemektedir. Kısacası Allah kendisinden başka kimsenin anlayamayacağı mesajlar bize göndermiştir ve bize düşen sadece bu ayetlere iman etmektir. Bu iddiayı ortaya atanlar ayeti Türkçeye şöyle çevirmektedir:
 

Sana Kitabı indiren O´dur. Ondan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkemdir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan Müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah´tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, tümü Rabbimiz´in katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.  (ALİ BULAÇ MEALİ ÂLİ İMRAN 7)

İlk olarak muhkem ve müteşabih kelimelerinin ne olduğunu anlamaya çalışalım. Razi tefsirinde bu kelimeyi şöyle açıklıyor: "İki şeyden birinin zihni ayırt etmekten aciz bırakacak bir tarzda diğerine benzemesidir." Bu kavram gerçekten de “benzer” anlamına mı gelir diye Kuran’a bakacağız.
 

Onlar: Bizin için Rabbine yalvar da bize onun tam olarak ne olduğunu açıklasın; çünkü bize göre bütün inekler birbirine benzer (teşâbeha) (HAYAT KİTABI KURAN MEALİ BAKARA 70)

İman eden ve bu imanla uyumlu iyilikler işleyen kimseleri zemininden ırmaklar çağlayan cennetlerle müjdele! Her zaman oranın nimetlerinden ikram olarak onlara sunulsa Bunlar bize daha önce bahşedilenlerin aynısıymış diyecekler. Oysaki bu, o nimetlerin çağrıştırdığı belli belirsiz bir benzerlik (muteşâbihâ) ( HAYAT KİTABI KURAN MEALİ BAKARA 70)

İlimden yoksun olanlar Allah bizimle niçin konuşmuyor ya da niçin bize mucizevi bir belge ulaştırmıyor derler. Onlardan öncekiler de aynen onların söylediğini söylemişlerdi. Akılları da birbirine benzedi. (teşâbehet) Elbet biz gönülden inanacak herkes için ayetlerimizi açık ve anlaşılır kılmışızdır. (HAYAT KİTABI KURAN MEALİ BAKARA 118)

Bu ayetlerin ışığında müteşabih için “benzer” anlamını vermek doğru ama eksik olacaktır. Çünkü müteşabih ayetler, farklı anlamlara gelebilecek fakat Razi’nin dediği gibi zihniniz bu farkı ayırt etmekten aciz olacak kadar birbirine benzer anlama gelebilecek ayetlerdir diyebiliriz. Toparlarsam:
 

Muhkem ayet=Tek bir anlam çıkarılabilen, açık, kesin, mecaz ve soyut barındırmayan, çağdan çağa anlamı kendini güncellemeyen ayetlerdir.
Müteşabih ayet=Farklı şekillerde anlaşılabilen ve bu anlamlar birbirine benzer olabilen, açık ve kesin diyemeyeceğimiz, mecaz ve soyut barındırabilen ve her çağda farklı bir formda anlaşılabilecek ayetlerdir.

İşin en ilginci Allah’ın müteşabih ayet var dediği bu ayetin bizzat kendisinin de müteşabih olmasıdır. Yani Allah bu işin ne olduğunu anlamamız için somut örnek olarak yine Ali İmran 7’yi kullanıyor olması muhteşem bir olay. Ayette geçen şu cümleye bakınız:
 

Oysa onun tevilini (yorumunu) Allah´tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, tümü Rabbimiz´in katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. 

Bu ayetin tek çevirisi bu değildir. Bu ayet şu şekilde de çevrilebilir:
 

Hâlbuki onların doğru yorumunu ancak Allah ve ilimde derinleşenler bilirler ki onlar, ”Ona inandık, tümü Rabbimiz katındandır” derler. Akıl sahiplerinden başkası da öğüt almaz

Bu iki anlam dünyalar kadar farklı olmasına rağmen ayet iki okuma ve anlayışa açık (birbirine benzer) şekilde Arap dil gramerine uygun şekilde Allah tarafından tasarımlanmış. Bu ayetin çift anlamlılığı asırlar önce yaşamış âlimlerin de gözünden kaçmamış. Razi tefsirinde bu ayetin iki anlamı da savunanların varlığından bahseder ve ilk anlamı doğru bulduğunu ifade eder. Ancak şu kesin ki ilk anlam Kur’an’ın bütünlüğü ile çelişiyor. Bu yüzden ikinci anlamı tercih etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ayetin en uygun çevirisi şu olmalıdır:
 

O´dur sana kitabı indiren. Ondan, bir kısmı muhkem (tek anlamlı/ kesin anlamlı) ayetlerdir ki onlar kitabın anasıdır (özüdür); diğerleri ise müteşabih (Farklı şekillerde anlaşılabilen/ kinaye barındırabilen) anlamlıdır. Kalplerinde yamukluk olanlar, fitne çıkarmak ve tevil (yorum) etmek amacıyla müteşabih (farklı anlamlar yüklenebilecek) olanların peşine düşerler. Hâlbuki onların doğru yorumunu ancak Allah ve ilimde derinleşenler bilirler ki onlar, ”Ona inandık, tümü Rabbimiz katındandır” derler. Akıl sahiplerinden başkası da öğüt almaz (ÂLİ İMRAN 7)

Peki, niçin bu anlam daha doğru olsun? Delilim nedir?

1.  İlk olarak şunu ifade edeyim ki Allah’ın sadece kendisinin anlayacağı ayetleri biz insanlığa mesaj ve öğüt olarak göndermesi çok mantıksız bir iddiadır. Bu ilk delilimdir ve buna Kuran’a dayandırıyorum. İlki zaten Ali İmran 7 yani müteşabih ayetlerin varlığından bahseden ayettir. Bu ayette “Akıl sahiplerinden başkası da öğüt almaz” deniyor ve akla vurgu yapıyor. Bunun gibi onlarca ayet var. Eğer müteşabih ayetleri sadece Allah anlıyorsa bu ayetleri nasıl anlayıp da öğüt alacağız?
 

Ki zaten biz, onu anlayabilesiniz diye Arapça bir hitap kıldık (ZUHRUF 3)

Zuhruf suresi üçüncü ayet açıkça Kuran’ın gönderiliş amacının anlamamız olduğunu dile getiriyor. Eğer müteşebih ayetleri sadece Allah anlıyorsa bu Zuhruf 3 ile çelişmez miydi? Bu ayet Kuran’daki hiçbir ayetin anlamayacağımız şekilde olmadığını dile getirmiyor mu?
 

Ve doğrusu Biz bu Kur’an’ı ders alınsın diye kolaylaştırdık: öyleyse yok mudur ders alan? (KAMER 17)

Eğer müteşebih ayetleri sadece Allah anlıyorsa biz bu Kur’an ayetlerinden nasıl ders alacağız? Bu ayetleri anlamıyoruz ki ders alalım. Ayrıca bu nasıl kolaylaştırılmış oluyor?
 

Allah size ayrıntılı açıklamalar içeren kitabı indirmişken (ENAM 114)
Bak iyice kavrayıp anlamaları için ayetleri nasıl çeşitli biçimlerde açıklıyoruz (EN’AM 65)

Allah yukarıdaki ayetlerde anlamanız için detaylı bir şekilde açıklıyoruz diyor ama biz ise hayır Rabbim bu ayetlerin müteşabih olanlarını -ki bu büyük bir kısmı- sadece sen anlarsın diyoruz. Görüldüğü gibi Kur’an müteşabih ayetlerin sadece Allah anlar mantığını desteklemez.

Peki, hem bu ayette hem başka ayette müteşabih (birden fazla anlama gelebilecek) olan ayetlerin hangi anlamının doğru olduğunu nasıl anlayacağız? Bu konuda en mantıklı çözüm yine Kur’an’a sormaktır. Çünkü müteşabih ayetler demek benzer demektir aynı zamanda. Kuran ayetleri birbirine benzer ayetlerle tefsir edilir. Kur'an birçok ayette kendini müfessir olarak da tanıtır.Yani Kur’an’ı Kur’an ile tefsir edeceğiz ve Kur’an’a soracağız hangi anlamı kullanmalıyım? Kur’an’da bize hangi yorumu anlamamız gerektiğini diğer ayetler aracılığıyla bildirir. Kur’an’a sordum Ali İmran 7’de hangi anlamı kabul etmeliyim ve Kur’an Enam 114, Enam 65, Zuhruf 3 ile bana cevap verdi

2.  İkinci delilim şu: Allah hiçbir ayette şu müteşabih ayet bu muhkem ayet diye bir sınıflandırma yapmamıştır. O halde biz kime göre muhkem ve müteşabih ayetleri ayırt edeceğiz? Her mezhep farklı ayetleri müteşabih kabul etmekte. Bunun için Razi’nin tefsirine bakabilirsiniz. Yazı uzamasın diye bu örnekleri yazıma almıyorum. Böyle bir sınıflandırma olmadığı için hangisini sadece Allah bilir hangisini biz bilebiliriz bunun listesi yok. Hal böyle iken bir ömür sadece Allah’ın bilebileceği ayetlerle uğraşıp zaman kaybetmez miyiz? Bu kadar büyük bir kötülüğü Allah bize yapmış olabilir mi?

3.  Üçüncü delilim de yine Ali İmran suresinde gizli. Ayette geçen şu ifadeye dikkat “ilimde derinleşenler bilirler ki onlar, 'Ona inandık, tümü Rabbimiz katındandır' derler.” İlimde derinleşenlerin söylediği bu ifadeye dikkat ettiniz mi? Bu cümleyi söylemek için ilimde derinleşmek mi gerekiyor? “Ona inandık, tümü Rabbimiz katındandır” ifadesini tüm Müslümanlar söyler. En cahil Müslüman’ın bile bu cümleyi kurması gerekir. Çünkü Müslüman olmak için Kur'an ayetlerin tümünün Allah katından olduğuna iman etmek gerekir. Bunun için ilimde derinleşmeye gerek yoktur. Peki, niçin Allah bu ayette geçen ifadeyi ilimde derinleşenlerin söyleyeceğini ifade ediyor? Bu adamlar enayi mi ömürlerini ilme verdiler ve en sonunda bilgisiz bir Müslüman’ın dahi bildiği bir gerçeği ifade etsinler. İlimde derinleşenlerin bir artısı olmalı ki Allah bu ayette kendisi ile beraber bu adamları anıyor olsun.

Şunu demek istiyorum: Müteşabih ayetleri sadece Allah anlıyorsa ilimde derinleşenler boşuna derinleşmiş oluyor. Yani enayi konumuna düşüyorlar. Çünkü en cahil Müslüman bile zaten muhkem ayetleri anlıyor. Ayetler açık: Zina etme, sarhoşluk verici maddelerden uzak dur, haksız yere cana kıyma, iyilik yap, fakiri doyur vs. müteşabih ayetleri ise sadece Allah anlayacağından ilimde derinleşmek gereksiz olur. Müteşabih ayetleri yalnız Allah anlar diyen âlimler bile kalkıp tefsir dersleri vermiş, tefsir kitapları yazmıştır. Bu ikiyüzlülük değil midir? Sadece Allah’ın anlayacağı ayetleri açıklamaya kalkmak! Hâlbuki ayet bundan bahsetmiyor. Ayet müteşabih ayetleri Allah ve ilimde derinleşenler anlar diyor. İlimde derinleşenler ise müteşabih ayetlerin bilinçli yapısına hayran kalıyor ve “ona inandık, tümü rabbimiz katındandır” diyorlar. Tüm farklı anlamlarını görüp bu farklı anlamları Allah’ın bilinçli bir şekilde tasarladığını gören ilimde derinleşenler bu tüm anlamların Allah katından olduğuna iman ediyor. Yani müteşabih ayette Allah’ın muradı tek bir anlamı yerleştirmek değil, insanların birden fazla anlamda okumasını sağlamak.

Peki, Allah niçin farklı yorumlara sebep olacak şekilde ayetini gönderiyor?

Bunu da Allah Ali İmran 7’de açıklıyor: Kalplerinde yamukluk olanlar, fitne çıkarıp çıkarmayacağını gözlemlemek ve çıkarına uygun olan yorumu seçip seçmeyeceğini gözlemlemek. İlimde derinleşenler, yani iyi niyetle işin hakikatini araştırıp Kur’an’ın bütününe uygun yorumu seçenlerle seçmeyenleri ayıklamak. İkinci sebep ise Kur'an üzerinde derin derin düşünülmesini sağlamak. Muhammed 24'te Allah, onlar Kur'an üzerinde derin derin düşünmezler mi? diyor. Bu noktada Hüseyin Kemal GÜRGER'in mantığını çok beğendiğimi ifade edeyim. Peki, niçin Allah Kur'an'ı derin derin düşünmemizi istiyor sorusuna şu ana kadar duyduğum en iyi cevabı verdi. GÜRGER, Allah'ın toplumda ilim adamı, bilgin, entellektüel bilgi birikimi yüksek bir okur kitlesi istediği yorumunu yapıyor. Bu yüzden her ayet muhkem gönderilmedi diye ekliyor. Yani Allah akıl çalışkanı bir Müslüman okur istiyor, tembelliği iman sanan bir Kur'an okuru istemiyor. Ben de bu görüşlere katılıyorum. Ancak Allah’ın elbet daha üstün hesapları vardır. Bu şimdilik benim gördüğüm sebepler. Tüm ayeti izninizle kısaca analiz etmek ve kendi mantıklı bulduğum görüşleri sizinle toplu bir şekilde paylaşmak istiyorum.
 

O´dur sana kitabı indiren. Ondan, bir kısmı muhkem (tek anlamlı/ kesin anlamlı) ayetlerdir ki onlar kitabın anasıdır (özüdür); diğerleri ise müteşabih (Farklı şekillerde anlaşılabilen/ kinaye barındırabilen) anlamlıdır. Kalplerinde yamukluk olanlar, fitne çıkarmak ve tevil (yorum) etmek amacıyla müteşabih (farklı anlamlar yüklenebilecek) olanların peşine düşerler. Hâlbuki onların doğru yorumunu ancak Allah ve ilimde derinleşenler bilirler ki onlar, ”Ona inandık, tümü Rabbimiz katındandır” derler. Akıl sahiplerinden başkası da öğüt almaz (ÂLİ İMRAN 7)

  • “O´dur sana kitabı indiren” Kur’an’ın daha sonra kitap haline getirilmediği, Muhammed peygamber döneminde kitaplaştırıldığı hakikatini bize bildiren cümle.
  • “Ondan, bir kısmı muhkem (tek anlamlı/ kesin anlamlı) ayetlerdir ki onlar kitabın anasıdır (özüdür)” Bu cümlede Allah, Kur’an’da herkesin anladığı açık olan kısımdan herkesin sorumlu olduğu bu açık olan kısmın Kur’an’ın özü olduğu asıl uyulması gereken ana bölümün bu olduğu yazıyor. Yani adama öldürme, öfkeni kontrol et, adama kayırma, torpil yapma, rüşvet alma, fakirlere sadaka ver, iyilik yap vs. gibi Kur’an’da herkesin okuduğunda aynı şeyi anladığı kısımlara odaklanın müteşabih ayetlerin peşine takılmak istiyorsanız da ilimde derinleşin sonra muhkem ayetleri yani kitabın ana esaslarını referans alarak müteşabih ayetleri tefsir edin. Ben bu şekilde anlayanlara katılıyorum.
  • “Kalplerinde yamukluk olanlar, fitne çıkarmak ve tevil (yorum) etmek amacıyla müteşabih (farklı anlamlar yüklenebilecek) olanların peşine düşerler.” Burada kötü niyetli insanların ilim irfana, bilime başvurmaksızın kalkıp Kur’an üzerinde operasyonlar yapması ve çok anlamlı kelimelerden doğru olmayanı seçmeye çalışacağı ve kişinin Kur’an’ı çarpıtmasına Allah’ın izin vereceğini haber veriyor. Çünkü Allah kişinin yanlış olanı seçme iradesini gösterecek bahaneyi de üretmiş oluyor.
  • “Hâlbuki onların doğru yorumunu ancak Allah ve ilimde derinleşenler bilirler” Kur’an’ın ışığında en doğru anlam bu olmakta.
  • “Akıl sahiplerinden başkası da öğüt almaz” Burada da Kur’an’ı tasavvufçuların dediği gibi duygularla değil akılla anlayacağımızı dile getiriyor. Kur’an’ın bilimle, ilimle, mantıkla, akılla anlaşılabileceği, Allah’ın verdiği öğütleri ancak bu kesimin anlayabileceği ifade edilmektedir

Peki, Kur’an’da bahsedilen müteşabih ayetlerden Türkçede yok mu?

İlginç olan bir durum var. O da Kutsal kitaplardaki gramer kurallarının sanki hiçbir dilde yer almayan ilk defa karşılaşılan kurallar olduğu sanılmasıdır. Sanki Kur’an, insan dili olan Arapça ile değil de Da Vinci’nin şifresi ile yazılmış gibi davranılıyor. Müteşabih cümleler için İşte Türkçe örnekler:

“Yaşlı kadına yer verdi” cümlesini analiz edelim. Burada müteşabih bir cümle kurduk. Yaşlı mı kadına yer verdi yoksa yaşlı kadına mı yer verildi? İki farklı anlam çıkıyor. Bu anlam karmaşası virgül ile çözülebilirdi ancak bu cümleyi kuran ben bilinçli olarak iki farklı anlama yer verdim. Allah da bu dil kuralını Kur’an için kullanmıştır. Bir örnek daha vereyim:

“Tavanın kirini bir türlü çıkaramadım.” (Evdeki) tavan’ın mı kirini çıkaramadım yoksa (ocak üzerindeki) tava’nın mı kirini çıkaramadım? Anlam belirsizliği (‘) kesme işareti ile giderilebilirdi ama cümleyi kuran ben bu anlam belirsizliğini bilinçli bir şekilde kurdum

“Küçük ağacın arkasında bir serçe yavrusu buldu” Küçük mü ağacın arkasında bir serçe yavrusu buldu? Yoksa küçük ağacın arkasında mı bir serçe yavrusu bulundu?

Tüm bu örnekleri şunun için verdim: bazı İslam karşıtları Kur’an’daki çok anlamlılığı reddedip müteşabih ayetlerin en anlamsız yorumunu kabul edip burada çok net şu kast ediliyor diye eleştiriler yapıyorlar. Mesela “mâ meleket eymânukum” kavramı müteşabihtir. Bu bir deyimdir. Ancak Ateistler ve Deistler bu kavramın Arapçasını araştırmak yerine Sünni din adamlarından öğrendikleri cariye kelimesinin bu cümlenin karşılığı olduğunda ısrar etmekteler. Ayetin cariye diye bir anlamı olmadığını söylediğimde ise Müslümanların çoğunluğunun bu anlamı verdiği gibi bilimden uzak yorumlar yaptıklarını gördüm. Aslında hakikati çoğunluğa bağladıkları için değil “mâ meleket eymânukum” kavramının cariye olmasını istedikleri için bu kavramda ısrar ediyorlar. Böylece Kur’an’ın Allah’tan gelmediklerini ispatlamış olacaklar. Gerçek umurlarında bile değil.

KAYANKLAR
  1. Sonia CİHANGİR
  2. Mehmet OKUYAN
  3. Gürkan ENGİN
  4. Mustafa İSLAMOĞLU
  5. Hüseyin Kemal GÜRGER


Kızlarını okutmayan millet oğullarını manevi öksüzlüğe mahkum etmiş demektir (Tevfik Fikret)

En Son Yapılan Yorumlar