Miras Taksiminde Erkek, Kadının İki Katı Pay Mı Alır?

Kur'an'ın miras meselesine cinsiyetçi bir bakışı yoktur. Kur'an hiçbir ayetinde cinsiyetçi bir yaklaşıma ve paylaşıma yer vermez. Miras taksiminde erkeğe kadının iki katı verilmesinin tavsiye edildiği bir ayet gerçekten de vardır. Ancak ayetin kendisi değil de ayete yapılan yorumlar "Kur'an cinsiyetçi ve erkekçi taksim yapıyor" algısına kapı araladı. Bu yazımda bu ayeti ve demek istediğini tartışacağız elbet. Fakat bu ayeti tartışmadan önce 1400 yıl önceye gidip dünya bu konuda ne düşünüyordu ve Kur'an o günün dünyasına nasıl bir bakış açısı getirdi bunu anlamalıyız. Kur'an 21.yy.da inmiş gibi davranmak çok vicdanlı bir hareket değildir. Bu konuşmalarımdan sonra ayeti sıvamak için saçmalayacağımı düşünmeyin. "Kur'an hani evrenseldi niçin bu konuda geçmişe gidiyoruz?" diyenleriniz olacaktır. Hepsini dilim döndüğünce açıklamaya çalışacağım.

Her şeyden önce bilinmesi gerekilen bir kavram var: İslam. İslam nedir? sorusuna vereceğim iki yanıt var: Vicdan ve Adalet. Miras konusunda da İslam'ın sunumu adaletli ve vicdanlı olmaktan geriye kalamaz. Miras konusunu tartışırken İslam'ın vicdan ve adalet olduğunu unutmamanızı istiyorum. Ayetleri bu iki kavram ışığında anlamaya çalışacağız. Kur'an miras hakkında insanlara tavsiyelerde bulunduğu 1400 yıl öncesinde kadının miras hakkı değil Arabistanda dünyanın neredeyse hiçbir yerinde yoktu. İşte böyle adaletsiz bir dünyada Allah, miras konusunda tavsiyeler vermeyi ve adaleti sağlamayı murad ediyor ve Nisa suresinin yedinci ayetini insanlığa gönderiyor.
 

Ana-Baba ve akrabanın bıraktıklarında erkeklerin bir payı (zaten) vardır. Ana-Baba ve akrabanın bıraktıklarında, az ya da çok, kadınların da bir payı olmalıdır; (Allah tarafından) farz kılınan bir paydır bu (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – NİSA 7)

Erkeklerin zaten payının olduğunu belirterek başlayan ayet adeta erkek egemen dünya sistemine laf dokunduruyor. Bir dünya gerçeğini dillendiren ayet kendi gerçeğini ortaya koyan şu hükmü veriyor "Ana-Baba ve akrabanın bıraktıklarında, az ya da çok, kadınların da bir payı olmalıdır; (Allah tarafından) farz kılınan bir paydır bu" Dünyanın en az yüzde doksanının kadına, bırakın miras vermeyi kadınların böyle bir hakkı olabileceğini bile aklına getirmiyordu. İşte böyle bir dünyaya Allah bu ayetini indiriyor. Arabistan'da şok etkisi yaptığını biz tarih kitaplarından öğreniyoruz. Allah, kadınların bile böyle bir haklarının olabileceğini düşünmediği bir çağda insanlığın yüzüne su misali bu ayeti boşaltıyor. Ama insanların bazıları kendine henüz gelmemişti ki gidip peygambere kadınları mirasa ortak etmenin mantıksız olacağına dair ikna etmeye çalıştılar. Bu konuda itirazlarını sundular. Bu da bazı Müslümanların Kur'an'ı Allah'ın değil de Muhammed peygamberin yazdığını düşündüklerini gösteriyor. O dönemin resmini inşallah bir nebze canlandırabildim. Bugün bile çoğu kadın miras gibi bir hakkı olabileceğini düşünmüyor. Bugün çoğu sözde İslam devletinde hatta Türkiye'nin geri kalmış bölgelerinde kadın, mirası erkeğin hakkı olarak görüyor ve miras istemeyi ayıp bir hareket olarak hatta erkeğe yapılacak olan bir haksızlık olarak görüyor.

Kur'an'ın cinsiyetçi bir yaklaşımı olmadığını Nisa suresinin yedinci ayet ortaya çıkardı. Bu ayette Allah kadına "az ya da çok" diyerek erkekten fazla ya da az verilebileceğini gösteriyor. Bu karar anne-babanın vicdanına bırakılıyor. Hangi evladın ihtiyacı varsa ona fazla verilir. Mesela bir anne-babanın erkek çocuğu sefalet içinde olsun. Kızları ise bir meslek sahibi (doktor, mühendis, iş kadını vs..) olsun. Yani kızları zengin ya da zengin eşleri var ve paraya ihtiyaçları yok. Bu durumda erkeğe daha fazla verir kızlarına daha az. Tabii kızlarına minimum erkeğin yarısı verilmelidir. Bunu da birazdan yazacağım Nisa 11'in hükmüdür. Erkeğin ihtiyacı çok kadın zengin bu yüzden ona bir kuruş bile vermeyelim mantığı olamaz. Kızlar çok aşırı zenginse ve miras haklarını fakir erkek kardeşlerine bağışlarlarsa o ayrı. Bir başka senaryo da şu: Anne-babanın kızı duldur. Eşi ölmüş ve çocuğuyla kala kalmıştır.  Erkekler ise zengin. İş adamı, doktor, mühendis vs.. bir mesleğe sahipler. Malları ve mülkleri var. Bu durumda kız erkeklerden çok miras alır. Tabii bu durumda erkeğe bir pay verilmesi zorunludur. Ancak o hakkından vazgeçerse daha vicdanlı bir tavır sergilemiş olur ki mü'min'e yakışan da budur. İşin özeti şu: Kur'an'ın bu ayetine göre anne-baba çocuklarına miras taksim ederken erkeğe de kadına da bir pay vermesi zorunludur. Ancak kime çok kime az vereceği o ailedeki muhtaçlığa göre ebeveyn tarafından belirlenir. Benim kızım evlenecek kocası ona bakar deyip mirastan men edilemez. Kız zengin bir eş ile evlense bile babasının mirasında hak sahibidir. Az ya da çok. Bu ayette miras miktarı minimum miktar belirlendikten sonra üst sınır ailenin vicdanı, kanaati, çocuklarından hangisinin daha fazla ihtiyacı olduğu vs.. kriterlerine göre ebeveynlere bırakılmıştır.

Kur'an, kadına miras hakkını Nisa 7'de verdikten sonra insanlara miras konusunda bir adap daha öğretiyor. Nisa 8'de yetimleri ve yoksulları da bu işe dahil ediyor.
 

(Miras) taksimi sırasında, (diğer) akraba, yetimler ve yoksullar da hazır bulunurlarsa, onlara da bir şey verin ve kendilerine gönül alıcı sözler söyleyin!  (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – NİSA 8)

Kur'an insanlara bu ayetlerle bir model oluşturmak istiyor. Miras taksimi yapılacaksa ve ailede yetim ve yoksul varsa onlara da mirastan pay verilmesini istiyor. Mü'min'in bu tür durumlara yaklaşımını inşa eder bu ayetler. Tabii bu hassasiyeti göz ardı eden insanlara da Allah şu uyarıda bulunur:
 

Doğrusu, yetimlerin mallarını haksız yere boğazlarına geçirenler, karınlarını yalnızca ateşle doldurmuş olurlar. Zira  gelecekte çılgın bir ateşe çıra olacaklar  (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – NİSA 10)

Peki, tüm bu tartışmalara yol açan ayet hangisidir?

Allah size, çocuklarınız konusunda (şunu) tavsiye eder: Erkek, iki kadının payına denk alır; fakat ikiden fazla kadın varsa, onlara bırakılan mirasın üçte ikisi verilir; sadece bir kadın varsa, o halde yarısını alır. Ve eğer (ölenin) çocuğu varsa, onun anne-babasından her biri mirasın altıda birini alır; ama eğer çocuğu yoksa ve anne-babası onun (tek) varisiyse, işte o zaman annesi üçte birini alır. Eğer kız ve erkek kardeşleri varsa, o zaman annesine altıda biri verilmelidir; tabii ki yapmış olduğu herhangi bir vasiyeti ya da borcu düşüldükten sonra. Ebeveynleriniz ve oğullarınız… Hangisinin yararlılık açısından size daha yakın olacağını asla anlayamazsınız. (Bu oranlar), Allah tarafından belirlenmiş paylardır: Kuşkusuz Allah her şeyi bilendir, her hükmünde tam isabet kaydedendir. (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – NİSA 11)

Yukarıda kırmızı renkle yazdığım bölüm tüm tartışmaların sebebidir. İslamiyet peygamberimizden sonra mutasyona uğradı desem yeridir. Kur'an erkek egemen dünyayı kırmak için büyük atılımlar yapmıştı. İnsanlık kazandığı birçok erdemi peygamberimizin vefatıyla yeniden yitirdi. Erkek egemen sistem Müslüman düsturu haline getirildi. Kur'an'ı erkekler yorumladı. Hal böyle iken erkeklerin kendi çıkarlarını Kur'an'a giydirmeleri hiç de uzun süre sürmedi. Bu ayet adaleti gerçekleştirmek için gönderildi ve Nisa 7 yokmuş gibi yorumlanamaz. Nisa 7'de "Ana-Baba ve akrabanın bıraktıklarında, az ya da çok, kadınların da bir payı olmalıdır;" demişti. Bu ayette ise bu oran en az ne kadar olmalıdırın cevabı verilmekte. Minimum oran " Erkek, iki kadının payına denk alır"dır. Bu mutlak oran olamaz. Çünkü Nisa 7 açıktır. Nisa 7 kadına az ya da çok verilebilir demişti. Bu ayette ise Nisa 7'nin istismar edilmesinin önüne geçmek ve "az ya da çok " verme hükmünü gerekçe göstererek kadına "bir kaşık" miras bırakmak isteyen uyanıkların manevralarını engelleme isteği vardır. Kadına en az erkeğin yarısı kadar mal verilir.

Peki, niçin erkek iki katını alır?

Buna verilecek elbette cevaplar vardır. Fakat bana göre bunun en sağlıklı cevabını bir uzman heyet oluşturarak Kur'an'ın bu ayeti indiğindeki dönemin sosyo-ekonomik koşulları ortaya konulmalıdır. Çünkü Allah adildir ve bu ayet indiği gün de bugün de yarın da böyle bir hükmün adaleti nasıl sağladığı konusu derin bir araştırmanın sonucu ortaya çıkacaktır. O zamana kadar benim şimdilik bir tahminim var ve sizinle paylaşacağım. Ama mutlak sebebi budur diyemem.

Kur'an geçen hafta inmedi. Bu yüzyılın hukuk sistemine göre düşünemeyiz. 1400 yıl öncesine de bir sunumu olmalı ve toplumu süreçle dönüştürecek hükümler getirmeliydi. 1400 yıl önce bir ailenin tüm servetini kazandıran erkekti. O dönemin servet girdisine baktığımızda karşımıza birkaç madde ortaya çıkar. Gelir kaleminin ilki savaş ganimetleridir. Bu da erkeklerin katılımıyla oluyordu. Baba ve oğulları savaşa katılıyor kadınlar savaş dışında tutuluyordu. İkinci gelir kalemi ticaretti ve ticaret erkeklerin elinde dönüyordu. Bazılarınız Hz. Muhammed'in ilk eşi Hatice'nin ticaret yaptığını ve bu iddianın geçersiz olduğunu düşünebilir. Ancak bir durum dikkatinizden kaçmış gözüküyor. Hatice gibi ticaret yapan kadınlar binde bir bile değilken aktif ticareti de erkeklere yaptırırlardı. Nitekim Hatice'nin ticaret kervanlarını peygamberimiz Hz. Muhammed'e verdiği ve doğrudan Hz. Muhammed'in yönettiği bilinen bir gerçektir. Yani kadınlar ticaret yapsa bile doğrudan değil dolaylı yapıyorlardı. Bir başka servet girdisi de esnaflıktı ki bu da erkeklerin elindeydi. Hatta hayvancılık ile uğraşan aileler de bile hayvanlara erkekler bakıyordu. Servet girdisini baba ve erkek çocukları oluşturduğu için ikiye bir oranı verildiğini düşünüyorum. Ama yanılıyor da olabilirim. İlerde daha mantıklı bir sebep bulursam tekrardan yazıyı güncellerim. Tabii bu minimum orandır. Baba isterse eşit bölebilir isterse Nisa 7'ye dayanarak kızlarına daha çok verir. Kur'an, ailesinin servetine hiç katkı sağlamayan kadınlar için bu şekilde minimum bir oran belirlemiştir. Bazı erkekler kalkıp şu itirazda bulunabilir: Madem tüm serveti erkekler oluşturuyor o zaman Allah'ın kadınlara servetin yarı oranda vermesi adaletsizlik değil mi? Bu itiraz da anlamsızdır. Çünkü kadın para kazanamıyorsa bunun sebebi erkeklerin onların iş hayatına atılmalarına izin vermeyişiydi. Kadınların para kazanabilecekleri atılımlar yapılması toplum tarafından engelleniyordu. Bu kadına haksızlıktır. Bu haksızlık, kadına erkeklerin kazandığı mülkün ikiye bir oranında verilmesiyle adalet sağlanmaya çalışılmıştır.

Şimdi hal böyle iken bu ayetleri daha sağlıklı okuyabiliriz. Nisa 7 ve 11 bize Allah'ın amacının adalet olduğunu gösterir. Şu halde bu ayetlerdeki amacın adalet ve vicdanlı davranmayı öğretmek olduğu açıktır. Allah bize miras vb.. toplumsal problemlerde mutlak çözüm bırakmaz. Çünkü miras hukukunda bir milyon garip vaka vardır ve Kur'an bir hukuk kitabı değil. Sadece miras gibi hukuki meselelerde mü'minlere bir bakış açısı kazandırıyor. Mü'min böyle durumda nasıl tepki verir sorusunu cevaplıyor Kur'an. Açık söyleyeyim kız kardeşi muhtaç ve ihtiyaç sahibiyken babasının kendisine kız kardeşinin iki katı miras bırakmasını isteyen bir erkeğin Müslümanlığından şüphe ederim. Müslüman vicdanı, merhameti, adaleti okyanuslar kadar bol olandır. Bugün kadınlarında çalıştığı bir dünyada ailelerinin servetlerine katkı yaptığı bir çağda ikiye bir oranı kullanılamaz. Tabii çalışmak istemeyen ve ailenin gelir kalemine katkı sağlamak istemeyen günümüz ve gelecekteki kadınlar için de bire iki oranı minimum oran olarak hükmünü devam ettirecektir. Bu ayet bugüne ve yarına hitap etmiyor demiyorum.

Çoğu Müslüman hocanın kadını yarım insanmış gibi bir bakış açısıyla bu ayetleri yorumladığını gördüm. Bu gerçekten Kur'an'ın demek istediklerini anlamamanın bir sonucudur. Bazı bilginlerimiz ise ikiye bir oranının geçmişte kaldığını bugüne bir sunumu olmadığını iddia etmekteler. Ben bu iki kesimin de olayı doğru okuyamadığını düşünüyorum. Allah'ın ayetleri kıyamete kadar geçerlidir. Yine ayetin söylediği koşullar gerçekleşirse yeniden ayetin hükmü geçerli olur. Kur'an niçin kadınla erkeğe eşit oran vermiyor sorusunu cevaplandırmak istiyorum. Kadın ve erkeğe eşitsizliği getiren Kur'an öncesi toplumlardır. Bu toplumsal problem Kur'an indiğinde toplumun gerçeğiydi. Kur'an ise eşitlik üzerine değil adalet temelleri üzerine inşa edilmiştir. Çünkü bazı durumlarda eşitlik adaletsizliktir. Kur'an Nisa 8'de yetimleri katarak, Nisa 7'de kadınları katarak, Nisa 11'de de serveti asıl oluşturan erkekleri katarak adaleti sağlamaya çalışmıştır. Nisa 11'de servete katkısı olmayan kadınlara ikiye bir oranını minimum olarak tavsiye etmiş erkeğin ve kadının hakkını korumuştur. Ebeveyn'e bu oranın kadına verilmesi gereken minimum oran olduğunu Nisa 7'de kadına erkekten bile çok pay verilebileceğini söyleyen şu ifade delildir. "az ya da çok". Üst sınırı ebeveynin adaleti, vicdanı, kızlarının gelir kalemine katkısı, çocuklarının ihtiyaç oranı vs.. birçok koşula bırakmıştır. Adil olan da budur. Zaten Mü'min bir baba kızlarını oğullarından daha fazla korur, kollar. Mirasını da kız çocuklarına ya daha fazla ya da erkek çocuklarıyla eşit dağıtır. Çünkü erkekler bir şekilde geçinir. Ama kadınların bu konuda topluma muhtaç bırakılmaması gerekir.

Şimdi başka bir açıdan da bu konuyla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Dün ikiye bir oranı vardı. Şimdi ise eşit dağıtılsın diyorsun. Kur'an'ın hükümleri eskidi mi demek istiyorsun? diyebilirsiniz. Bu soruyu aklına getirenler benim yukarıdaki yazımı anlamamış demektir. Açıklayayım. Kur'an'ın hükmü eskimezdir. Hükümdeki koşullar yoksa o hüküm askıda kalır. Koşullar oluştuğunda o hüküm tekrardan uygulanmaya başlar. Kur'an bazı konularda Müslümanlara mutlak hükümler yerine hedefler bırakmıştır. Hangi tarafa doğru gideceğimizi gösteren bir istikamet, bir yol haritası bırakmıştır. Miras konusunda da bir yol haritası bırakmıştır. Miras hukuku çok geniş bir hukuktur. Binlerce farklı durumun oluştuğu vakalar olmuştur. Kur'an şu sorun olursa şöyle yapın, şu sorun olursa böyle yapın diye kesin reçeteler yazmamıştır. Aksi halde miras hukuku adlı Kur'an'dan daha kalın bir kitap olurdu. Ya ne yapıyor? Aklımızı, vicdanımızı, adaletimizi kamçılayarak bu tür durumlarda nasıl düşünmemiz gerektiğini ortaya koyuyor. Miras hukukunda Kur'an, bir babanın üç kavrama uymaya davet ediyor. Nedir onlar? Adaletli olma, vicdanlı olma, merhametli olma. Ne erkeğe zulmetmeli ne kadına. Babanın dul ve açlık sınırında bir kızı varsa adalete ve vicdanına göre karar vermeli ve mirasının büyük kısmını ona ayırmalıdır. Kızı zenginse ve muhtaç olan erkek çocuğu ise bu sefer de ikiye bir oranını uygulamalıdır. Çünkü her koşulda Allah kadını koruyor ve üç parçaya bölünen mirasın erkek ikisini alır, kadın bir parçasını. Kadın zengin bile olsa Allah'ın bıraktığı minimum kuralına uyulmalıdır. Tabii kadın mü'min ise zengin olduğu için malın son parçasını da yoksul abisine bağışlayacaktır. Aslında hepimiz mü'min olmayı başarsaydık şu an bu yazıyı yazma ihtiyacım bile olmazdı da neyse.

Şu halde Kur'ân'ın bu ayetlerinden şu sonucu çıkarabilirim. Allah 1400 yıl öncesinin insanlarına kadına miras verin diyerek bir hakkın önünü açtı. Sonra minimum bir oran belirleyerek devam etti. Ama bu, mutlak oranlar değildir. Bu o çağın kaldırabileceği orandı. Kadına sıfır oranı verildiği bir çağda toplum yavaş yavaş dönüştürüldü. Kur'an birkaç meseleyi bu şekilde ele alır. Mesela kölelik. Kölelik yazımı okuduysanız orada da anlattım. Allah köleliği sonlandırmak için yüzyıllar süren bir plan ortaya koydu. Allah, Kur'an'a köleliği bitirme hedefi bıraktı. Yani ilk kıvılcımı yaktı. Köle alımını yasakladı.  Geriye kalan kölelerin ise yavaş yavaş topluma entegre etmeye yönelik bir plan sundu bize. Sunduğu plan uzun yıllar isteyen bir çözümdü. Köle sahipleri kölesiz bir hayata yavaş yavaş adapte edilirken, köleler de adım adım özgür hayata katılarak uyum sorunu çözülmüştür. Bu tarz zamana bırakılan problemlerden biri de çok eşliliktir. Kur'an sınırsız eş mantığına 1400 yıl önce dur demiş onu dört ile sınırlamıştı. Ancak bunu yaparken tek eşliliği Müslümanlara önermiş ve erkeklere tek eşliliğe giden yolu hedef olarak belirlemişti. Bugün ise Müslüman erkekler istemese de Kur'an'ın bıraktığı hedef bu ülkede gerçekleşti.

Kalkıp 21.yy kafasıyla düşünen insanlar var. Allah sınırsız eşliliğin (poligami) olduğu bir dünyayı hazırlamadan aniden tek eşliliğe indirseydi itirazları var. Ancak böyle düşünmesinin sebebi bu çağda  bilimin, aklın, hukukun, eğitimin biraz daha fazla olduğu bir dönemde dünyaya gelmiş olmasıdır. Allah sosyolojik problemlere harika sosyolojik çözümler getirmiştir. Bu ayetlerin indiği günün insanlarını mağdur etmemiştir. Aniden 15 eşi olan erkeğe hepsini boşa tek bir tane kalsın deyip toplumsal bir kaosa sürüklememiştir. Ya ne yapmıştır? Aşama aşama toplumu tek eşliliğe götürecek bir sistem oluşturmuştur. Sınırsız sayıyı dört'e indirmiş bununla da yetinmeyip Nisa 3'te ve Nisa 129'ta Allah tek eşli olmamızı tavsiye ederek bize toplumsal olarak gitmemiz gereken istikameti göstermiştir. Allah'ın sınırsız eşten tek eşe doğru giden bu sistemi elbette asırlar isteyen bir çözümdü. Bir günde oluşmayan problem bir günde çözülemezdi. Allah bu tür toplumsal dönüşümleri yüzlerce yıl isteyen bir sisteme bağlayarak gerçekçi ve realist bir çözüm sundu. Bunu kavramakta zorlanan insanlar "Allah bir günde çözseydi" diyor. Hem ateistleri hem de Müslümanların en büyük sorunu şu: Allah'ı hayal ederken Allah'ın buna gücü yetmez mi? mantığına sahip olmalarıdır. Allah'ı canı her istediği şeyi yapan varlık olarak hayal ediyorlar. Halbuki Allah bu evrene zaten bir usül bir sistem bırakmıştır. Allah bıraktığı kurallara herkesten fazla uyar. Her canı istediğinde sistem değiştirmez. Mesela toplumlar alışkanlıklarını hemen bırakamaz. Bu asırlar isteyen bir süreçtir. Adam kalkıp diyor ki "Allah istese bir günde çözemez mi?" Ben de diyorum ki tabii çözebilir ama çözmez. Kendi bıraktığı sistemin işleyişi nasılsa o sisteme uygun çözüm üretir. Bir günde sistem değiştirip o sorunu kökten çözmez. Allah kurduğu sistemle bir oyuncakmış gibi oynamaz. Eğer toplum yavaş yavaş dönüştürülecekse Allah bu çözümü önerir. Allah'ı şapkadan aniden tavşan çıkaran bir sihirbaz gibi düşünmek hem Müslümanların hem de ateistlerin en büyük problemidir. Bir başka yanlış bakış açısı daha var. Allah'ı ülkelerde devrim yapıp bir anda toplumun tüm alışkanlıklarını yasaklayan liderlerle kıyaslıyorlar. Halbuki ani inkılaplar hiçbir ülkede başarılı sonuçlar vermemiştir. Humeyni rejimi bir günde çıkardıkları inkılâplarla zorla toplumu değiştirmeye ve dönüştürmeye çalışmıştı. Sonuç ne dersiniz? İran'a gitmiş olanlarınız sonucu biliyor: Tam bir hüsran. Toplum alışkanlıklarını gizli köşelerde icra ediyor. Hem de eskisinden daha fazla bağlı. Humeyni'ni bir insandı. Yaptığı inkılâplar yüzünden İran'da İslam'dan nefret eden milyonlar var. Miras konusu da bu şekilde anlaşılmalı. Allah kadına miras verilmeyen toplumda bir gedik açtı ve miras hakkını geri verdi. Toplum bir alışkanlıklar havuzu ve yavaş dolup yavaş boşaltıyor suyunu. Allah daha sonra "az ya da çok verin" diyerek toplumda bir gedik daha açtı. Toplum bunu bile kabul etmemiş Hz. Muhammed'e itiraz etmeye gitmişlerdi. Ama Allah burada da Allah olduğunu gösteriyor ve bu toplumsal problemi yüzyıllar içinde çözülecek bir sisteme bağlıyor. Toplumu adım adım alıştırıyor. İlk olarak kadına miras hakkı veriyor daha sonra bire iki oranını taban olarak belirliyor. Daha sonra bugüne ulaşan sistem Allah'ın hedeflediği "mirasta adalet" kavramının önünde duruyor. Allah Humeyni değil ya da Fidel Castro da değil. Allah yüz binlerce yılda oluşmuş bir problemi tek günde çözeceğini sanan acemi bir lider değil. İnsanı o yarattı. Biriken alışkanlıkları azar azar boşaltarak çözeceğini bilen bir ilah o. Çoğu insan Allah'ın zamana bıraktığı bu problemlerin çözümünü anlamakta zorlanıyor. Allah'tan çözüm değil devrim niteliğinde bir karar bekliyor. Bir insan gibi nutuk ata ata "kölelik bitti" "mirasta eşitlik", "tek eşlilik" gibi çözümü o dönemin insanında karşılık bulmayan, sloganik bir tavır göstermesini bekliyorlar. Halbuki sınırsız eşten dörd'e indiren ve oradan da tek eşli olamamızı öneren yani hedefimizin bu olması gerektiğini söyleyen Allah'ı duyan dönemin feministleri kesin Müslüman olmuşlardı. :)) Ya da miras hakkının olmadığı bir dünyada minimum ikiye bir verilmesini coşkuyla karşılamışlardır :)) Ancak şimdiki insanlar Kur'an'a geçen hafta inmiş muamelesi yaptıkları için büyük bir problem yaşıyorlar. Kadın düşünüyor minimum ikiye bir mi? Bugün devlet bile bana daha fazlasını veriyor. Bu ne biçim adalet diyor? Bunu söylerken Kur'an'ın bu ayetleri indiği çağda hiçbir kadının bu hakka sahip olmadığını göremiyor. Bu çağa göre değerlendiriyor. Devam ediyor dört eş mi? Bugün devlet bile tek eş diyor. Bu nasıl adalet? Halbuki Kur'an'ın bu ayetleri inerken erkeklerin sınırsız eşe sahip olma hakkı olduğunu göremiyor. Bu çağa göre yorumluyor. Ya da Allah kölelik bitti kelimesini kullanmamıştır. Bugün kölelik yasak. Bu nasıl bir adalet? diyor. Kur'an indiğinde köleliğin olmadığı bir dünyanın hayal dahi edilemediği bir toplum olduğunu göremiyor.

Sigara toplumsal bir sorundur. Eminim Hz. Muhammed döneminde sigara problemi olsa Allah bunu da süreç içinde çözecek bir sistem ortaya atardı. Çünkü "sigara içme dönemi bitti" gibi sloganik ve içi boş çözümler Kur'an'a göre değil. Kur'an olaylara realist bir bakışla bakar. Çözümü söyler. Çözüm binlerce yıllık bir süreç gerektirse bile. Acele kararlar insanlara özgüdür Tanrıya değil.  Şu halde Allah çok eşlilik, kölelik ve kadına miras gibi problemlerde bize bir bakış açısı sunuyor. Ey insan yüzlerce yıllık toplumsal sorunları toplumu alıştırarak, adım adım dönüştürerek çözmeye çalışın ki sonuç alasınız. Allah'ın bu konuda bize öğrettiği düstur ile sigara vb.. toplumsal problemlerle mücadele edersek sonuç alırız.

İşin özü şu: Allah tek eşliliğe, köleliğin sonlandırılmasına ve kadına mirasta yapılan haksızlığa yüzyıllar isteyen süreçli bir çözüm ve sistem sunmuştur. Bu da Kur'an'ın ne kadar iyi sosyoloji bildiğini gösterir. Muhammed peygamber bir insandı ve hangi konuya süreçli çözüm uygulayacağını bilecek biri değildi. Bu yüzden Kur'an'ı bir insanın yazamayacağına kanaatim tam. Bugün geldiğimiz nokta Kur'an'ın gelmemizi istediği noktadır. Vicdanı ölmemiş bir Müslüman kızlarına ikiye bir oranını uygulamaz eğer kızları zengin ve oğulları fakir değilse.

 


Müslümanlığın kadına bakışı ile Müslümanın kadına bakışı arasında ciddi fark var

En Son Yapılan Yorumlar