Kur’an Göğüsleri Tomurcuklanmış Yaşıt Kızlar Kavramını Kullandı Mı?

Ne yazık ki âlimler arasında asırlardır yanlış anlamlandırılan kavramlardan biri de Nebe suresinin 33. ayetidir. Bu ayette geçen “kevâıbe etrâben/etrâbâ” ifadesi “göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar” olarak çevrilerek ayetin anlamı tamamen değiştirilmiştir. Oysaki ayetin öncesi ve sonrasına uymadığı gibi Allah’ın cennette göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar vadetmesi akla ziyan bir iddiadır. Benim tahminim “kevâıbe etrâben/etrâbâ” ifadesine “göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar” anlamını ilk yakıştıran her kimse pedofil (çocukları cinsel açıdan çekici bulan kimse) olduğu açıktır. Zaten bu anlam daha sonra Arap lügatine bu anlamla geçmiştir. Yani artık Araplar günlük dillerinde bu ifadeyi “göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar” şeklinde kullanmaktalar. Ancak Kur’an’ın bu anlamda kullanmadığını size delillerimle sunmaya çalışacağım.

Kur’an’a dürüstlük ve iyi niyet açısından yaklaşılmadığı zaman ona sapkınlıklar giydirilebiliyor ki zaten asırlarca bu gerçekleşti. Kadını dövün dememesine rağmen Kur’an’da geçen “vedribuhunne” kavramının anlamlarından biri olan ve ayetin tümüne baktığınızda uyumsuz olan “dövün” anlamı tercih edilmesi Kur’an’a karşı ne dürüst ne de iyi niyetli bir yaklaşımdı. Çünkü bu kavram erkek için de geçmiş ama erkeği dövün şeklinde anlamamışlardı. Demek istediğim şu: Kur’an erkeklerin tekelinde tefsir edildiği için bin yıldır esaret altındaydı. Ancak gariptir ki Kur’an İnternet’in ortaya çıkmasıyla tutsak edildiği mahzenlerden çıkma fırsatı buldu. Artık herkes onlarca meali bulup karşılaştırıyor hatta birileri Arapça bir kavramın yanlış çevrildiğini düşünüyorsa İnternette araştırma fırsatı buluyor, farklı fikirleri olan insanlara ulaşabiliyor. Kur’an’ı öğrendikçe anlıyoruz ki erkek din adamları kendi tuhaf cinsiyetçi yaklaşımlarını Kur’an’a yamamış ve bin yıldır da kimse buna ses çıkarmamış ya da ses çıkaranlar susturulmuş. Ayeti verip ondan sonra açıklama yapalım.
 

Gerçek şu ki, muttakiler için ‘bir kurtuluş ve mutluluk’ vardır. (31) Nice bahçeler ve üzüm bağları. (32) Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar/ kevâıbe etrâbâ (33) dopdolu kadehler (ALİ BULAÇ MEALİ NEBE 31, 32, 33, 34)

İbni Kesir’den tutun Fizilal-il Kuran’a, Süleyman Ateşten Diyanet İşleri’ne kadar hemen hemen herkes yukarıdaki anlamı tercih etmiş. Ancak “kevâıbe etrâben/etrâbâ” ifadesinin yukarıdaki anlama gelemeyeceğini anlayan bazı Kur’an müfessirleri bu kavramı kendilerince yumuşatmaktalar. Buna Edip Yüksel, Mustafa İslamoğlu ve Muhammed Esed örnek verilebilir.
 

Ne var ki, Allah bilinciyle hareket edenleri tarifsiz bir mutluluk yurdu bekliyor; İçinden su çıkan göz bebeği bahçeler, bağlar... Dahası, dengi dengine göz alıcı eşler / kevâıbe etrâbâ…  Ve dolup taşan kadehler… (MUSTAFA İSLAMOĞLU MEALİ NEBE 31, 32, 33, 34)

Görüldüğü gibi Allah’ın cennette hem erkek hem kadınlara vadettiği şeylerden biri Mustafa İslamoğlu, Edip Yüksel vs. göre göz alıcı eşlerdir.  Konunun biraz daha derinine inelim ve aslında burada geçen “kevâıbe etrâbâ“ ifadesinin  ne anlatmak istediğini anlamaya çalışalım. Çünkü aslında eşler için bile kullanılmadığını görmenizi istiyorum.

Bu yanlış meallendirme kevâıbe kelimesini kaabe kelimesinin çoğulu olarak kabul görmesinden kaynaklanıyor. Ve kaabe, “dimdik” anlamına gelir. Müfessirler “dimdik olan ne olabilir?” diye sorup cinsel fantazilerini harekete geçirmişler ve buna “kadınların göğüsleri” anlamını vermişlerdir. kevâıbe kelimesi kaabe’nin değil, keib’in çoğuludur. Kaabe fiili ise kaabal ina – kabı /doldurdu anlamını gelir. keib ifadesi dolu/doldurulmuş manasındadır ve “dolu” kelimesi de bir sıfattır. Dolayısıyla kelime bir önceki “üzüm” kelimesini niteliyor olmalı. (Sonia Cihangir)  Bu durumda kevâıbe ifadesi sıfat olduğu için üzümü niteler ve şu anlamı karşılar “dolu üzümler”

Etrâbâ kelimesi ise "aynı yaşta", "yaşıt (kızlar)", "denk (eşler)" şeklinde anlamlandırılmışsa da bu da ayetin bağlamına uymayan bir meallendirmeye sebep olmuştur. Etrâbâ kelimesinin bir anlamı da “aynı zamanda olgunlaşmış” ya da “tam denk” demektir. (Sonia Cihangir) Şu halde ayeti "vehdetu siyak" dedikleri bağlamından koparmadan daha isabetli çevirisi şu olacaktır
 

Gerçek şu ki, muttakiler için bir kurtuluş ve mutluluk vardır. Bahçeler ve üzüm bağları… Dolu (Sulu) ve aynı zamanda olgunlaşmış… Dolu dolu kadehler onlarındır (SONİA CİHANGİR MEALİ NEBE 31,32,33,34)

Sonia Cihangir - kadın alim- bu kavramın aslında üzüm bağını kastettiğini keşfedenlerden ve ayetin yanlış çevrildiğini anlayanlardan biri. Kadınların müfessir olması gerektiğini bunun İslam dünyası için büyük bir eksiklik olduğunu bir kez daha bize ispatlamıştır. Bu noktada bu ayetin isabetli bulduğum iki mealini daha sizinle paylaşayım:
 

Kesinlikle Allah'ın koruması altına girmiş kişiler için, Rabbinden; Rahman'dan bir karşılık ve yeterli bir bağış olarak korunaklar;sulak bağlar-bahçeler, üzümler, hepsi bir seviyede tomurcuklar; çiçek bahçeleri, dolu dolu su kapları vardır. (HAKKI YILMAZ MEALİ NEBE 31,32,33,34)

Muhakkak ki, muttakiler için bir kurtuluş ve mutluluk vardır. Bahçeler ve üzüm bağları vardır ve tomurcuklanmış (kevâıbe) kaliteli ve denk salkımlar (etrâbâ) ve içi dolu kadehler vardır (HÜSEYİN KEMAL GÜRGER MEALİ NEBE 31,32,33,34)

 
Gördüğünüz gibi ayetin başı yiyecek içecekten, sonu yiyecek ve içecekten bahsederken ortadaki kavramı bağlamından kopararak göğsü tomurcuklanmış kız anlamı vererek Kur’an’a büyük bir operasyon yapmışlardır. Hâlbuki ortadaki kavram olan “kevâıbe etrâbâ“ da yiyecek ve içecekten bahsediyor olmalı. Çünkü ayetler bağlamından koparılamaz. Sonia Cihangir'in  ayete dolu üzüm, olgunlaşmış üzüm anlamı vermesi mantıklı iken Hakkı yılmaz'ın verdiği "hepsi bir seviyede tomurcuklar" anlamı ve Hüseyin Kemal Gürger’in verdiği “tomurcuklanmış denk salkımlar” anlamı da yerinde ve mantıklıdır. Çünkü ayette ne kadın var, ne eş var, ne kız var ne de göğüs kavramı var. Bunların tamamı ayete ekleniyor. Hüseyin Kemal Gürger’in dediği gibi tomurcuk ifadesi kullanılıyorsa bu ağaç için bitki için kullanıldığı açıktır. Kevâıbe kavramına “tomurcuklanmış”, etrâbâ kavramına “denk” anlamı vermiş ayetin bağlamından da üzüm salkımları kastedildiğinden “salkım” kavramını ayete eklemiş. Ayetin hemen devamında  içecekten bahsetmesi de Hüseyin Kemal Gürger’in ve Hakkı Yılmaz'ın mealini desteklemektedir. Hakkı Yılmaz ise Kevâıbe kavramına “tomurcuklar” anlamı verirken etrâbâ kavramına “tam denk” anlamına gelen "bir seviyede/aynı seviyede" anlamını vermiş ve aslında tam denk olanın tomurcuklar olduğunu söyleyerek gayet mantıklı bir çeviri yapmıştır. Ayrıca şunu da belirteyim ki kevaib’in dişil anlamı yoktur. Bu yüzden göğsü tomurcuklanmış bir kız şeklinde çevirmek kavrama istediğini söyletmeye çalışmaktır.

Bu ayette şunu anlamak çok önemli: Ayet bahçe ve üzüm bağlarından bahsettikten sonra bu üzüm bağı ve bahçenin özelliğini bir sonraki ayette açıklıyor.
Kur'an'a soruyoruz Nasıl bir üzüm bağı? Bir sonraki ayet olan Nebe 33 cevap veriyor: "birbirine denk tomurcuklanmış" üzüm bağları (Hakkı Yılmaz)
Kur'an'a soruyoruz Nasıl bir üzüm bağı? Bir sonraki ayet olan Nebe 33 cevap veriyor: "tomurcuklanmış denk salkımlar"ın olduğu üzüm bağları (Hüseyin Kemal Gürger)
Kur'an'a soruyoruz Nasıl bir üzüm bağı? Bir sonraki ayet olan Nebe 33 cevap veriyor: "Dolu/Sulu ve aynı zamanda olgunlaşmış" üzüm bağları (Sonia Cihangir)
Erkeklere soruyoruz Nasıl bir üzüm bağı? Bir sonraki ayet olan Nebe 33 cevap veriyor: "göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar!" Ayetle bağlantısız bir cevap. Ayete gizli fantezini söyletme bu olsa gerek. Erkeklerin kafası nerede anladınız inşallah smiley

Ayrıca yukarıda belirttiğim gibi Nebe 31’de inne lil muttekîne mefâzâ(mefâzen)… yani “gerçek şu ki, muttakiler için bir kurtuluş ve mutluluk vardır”  ifadesi geçmektedir. Muttakiler ifadesi anlam olarak hem kadını hem de erkeği kapsar. Kadınlara bu tür bir şeyi Allah niçin vadetsin? Bu çok saçma. Cennete sadece erkekler girmediği için Allah’ın tek tarafa verdiği bir mükâfat olamaz. Kaldı ki bırakın kadınları ben bir erkek olarak asla cennette göğsü yeni tomurcuklanmış kız çocuğu istemem. Bu iğrenç bir şey. Ve dahi eminim ki normal olan her erkek bunu tiksindirici bulur. Hiçbir sağlıklı erkek küçük kızlara şehvet nazarıyla bakmaz. Şunu demek istiyorum: Allah pedofiller İslam’a inansın diye ayet indirecek değildir. Buradan da anlaşılıyor ki “kevâıbe etrâbâ“ ifadesini “Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar” olarak çevirenler daha ayetler arasında bağlantıyı bile görecek seviyede değiller. Müslüman çoğunluğun bin yıldır  ululadığı âlimler daha ayetler arasındaki bağlamı bile görememişler ya da görmek istememişler. Sonra çıkıp diyorlar ki bin yıldır bunca âlim göremedi siz mi gördünüz?. Ben de diyorum ki evet bin yıldır âlimler bunu göremedi. Çünkü hepsi erkekti ve belki de bu kavramı böyle anlamak daha çok hoşlarına gidiyordu.

Aslında “kevâıbe etrâbâ” ifadesine “Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar” anlamı verilmesinin bir sebebi de rivayet kültürüdür. Rivayetlere göre 7.yy Arabistanında erkekler pedofildir ve pedofil olmak o yıllarda gayet normaldir. Allah da onların normal gördüğü bu durumu onlara mükâfat olarak vadetmiştir. Bunda bir sakınca yoktur. Ancak bu iddia baştan sona mantıksızdır. Çünkü içki o dönemde normaldir ancak Allah bunu yasaklamıştır. Allah, insan değerleri için doğru olmayan her şeye karşı çıkmıştır. Birkaç cahil Arap’ı yanına çekmek için kendi prensiplerinden taviz verecek bir varlık değildir.

 Bu iddianın bir benzerini de ateistler getirmekte ve şöyle demekteler: 7.yy Arabistanında erkekler pedofildir ve pedofil olmak o yıllarda gayet normaldir. Muhammed ise o pedofilleri yanına çekmek için onlara çocukları vadetmiştir. Ancak Kur’an’ın gerçekte böyle bir kavramı kullanıp kullanmadığını bile araştırmayarak bu noktada iyi niyetli olmadıklarını göstermekteler. Bu argümanları da çoğu argüman gibi yanlış meallere bakılarak dillendiriyorlar. Halbuki ateistler eleştireceklerse bile gerçekten bu kavram Kur’an’da geçiyor mu, ayetler arası bağlamlar bu sonuca gidiyor mu diye bakmaları gerekir. Ayetleri Arapçadan Türkçe’ye soyut anlamından ve bağlamlarından kopararak sadece kelime anlamı üzerinden giderek yaklaştıkları için ellerinde anlamsız bir metin yığını bulunuyor. Bu da onlarda Kur’an’ı çürüttük yanılgısını oluşturuyor. Kur’an’ın ve Arapça’nın kendi içinde anlama metodları var, dil grameri var ayetler arası bağlamların birbiriyle uyumlu olması gerekir vs. onlarca parametre var Kur’an’daki ayeti meallendirme için.  Bu durum Türkçe'de de böyledir. Türkçe'de "etekleri zil çalmak" diye bir deyim vardır. Bunu başka dile de aynı şekilde çevirirseniz ortada anlamsız bir metin yığını oluşur. Bu deyim başka dile anlamını karşılayacak şekilde çevrilmek zorundadır. Ancak ateistler Kur’an’ı hata bulmak için okumaktalar. Bu yüzden nerede saçma bir meal varsa onu bulup okuyor ve Kur’an’ı öğrendik ve hatalarını bulduk moduna giriyorlar. İddialarının Kur’an’da olmadığını söylediğimizde ise bir anda tefsir uzmanı kesiliyorlar ve “hayır biz meale baktık var” diyorlar. O meali yazanın bir insan olduğunu ve meallerin Kur’an olmadığını anlamak istemiyorlar.

Sonuç olarak hep diyorum İslam’ın erkek tekelinden kurtulması için kadın müfessirlere ve âlimlere ihtiyaç vardır. Erkekler, Kur’an’ın anlamlarını bozarak fantezilerine uygun hale getirmeye çalışmışlar. Bu ayetlerin yanlış anlamlandırılmasına karşın dengeleyici unsur olarak kadınlara büyük bir sorumluluk düşmektedir.

KAYNAKLAR

1.  Sonia CİHANGİR
2.  Mustafa İSLAMOĞLU
3.  Mehmet OKUYAN
4.  Hüseyin KEMAL GÜRGER
5.  Hakkı YILMAZ

 

14 Yorum

BBG1635    Diyor ki:
04 Haziran 2018 , 16:56:11

"Ali masaya doğru geldi ve bilgisayara hafifçe vurup gitti." Şimdi size böyle bir cümle yazdım ve bundan yıllar sonra biri gelip şöyle bir yorum yapsa nasıl olur ; "Arkadaşlar bilgisayar kelimesi birleşik kelimedir.'bilgi' ve 'sayar' kelimelerinden oluşur.Yani bilgiyi saymak anlamındadır.O yüzden Ali bizim bildiğimiz masaüstü bilgisayara vurmadı.O an orada Hakan vardı ve öğrencilerine bilgileri sayıyordu.Ali gidip Hakan'a hafifçe vurdu." Sizin yaptığınız yanlışlık bu işte.Kelimeleri 1400 yıl sonra yeniden değerlendirmeye çalışıyorsunuz.O dönemdeki araplar bu ayetten ne anladıysa bu ayet odur.Bu aynı salah kelimesi gibi.Nasıl ki salah kelimesi dua gibi bir anlam olsada Hz.Muhammed(sav) salah olarak şuan bizim namaz dediğimiz ibadeti yaptıysa ve biz bunu değiştiremez isek buda öyledir.Ben şuna eminim ki Rabbimin lutfüyla cennete gidersem benim cinsel ihtiyacım bir şekilde ya giderilir yada belki hurilerle karşılanır.Çünkü cennet sıkıntı çekme yeri değil.Ancak sizin yaptığınız gibi ayetlerdeki kelimelerin asli manalarına inme olayı pek doğru bir metod değil.En doğrusunu Rabbim bilir.Eğer göğüsleri tomurcuklanmış kızlar verilecekse de kabulümüz , tomurcuklanmış üzüm salkımları verilse de kabulümüz.Ancak siz iki yorumdan birine "saçma" diyerek kendinizi riske atıyorsunuz boşu boşuna.Bence bu müteşabih diyebileceğimiz ayetle alakalı çok yorum yapmamanız sizin için daha hayırlı olur.Rabbim bizleri doğru yola iletsin.

Admin    Diyor ki:
04 Haziran 2018 , 19:10:16

Sayın BBG1635 yorumunuz için teşekkür ederim. Demek istediğinizi anladım. Ancak şu noktayı kaçırıyorsunuz ki Kur'an 1400 yıl önceye gönderilmiş bir kitap değil evrensel bir kitap. 1400 yıl önce evrensel olan ve 2000 yıl sonraki insana da hitap edecek bir kitabı Araplar böyle anladı demek ki böyleydi demek mantıklı bir argüman değildir. Ben göğsü tomurcuklanmış kızların erkeklere sunulduğu kanaatini taşımıyorum. Kuran'ın da böyle bir iddiasının olmadığını yukarıda belirttim. Çünkü ayette siyak ve sibak diye bir şey var. Göğsü tomurcuklanmış kavramı ayetin bütünlüğünü bozuyor bu yüzden bu anlamını seçmemiz mümkün değil. Delilimi sunmadan yazımı yazmadım. Delillerim size yeterli gelmediyse o ayrı. Siz yine inandığınız gibi okuyabilirsiniz. Ancak ben böyle olmadığına inanıyorum. Ben de inandığım şeyi sizlerle paylaşıyorum

BBG1635    Diyor ki:
06 Haziran 2018 , 23:55:00

Kur'an evrensel bir kitap tabiki ancak inerken olaylar üzerine iniyor.Yani o olayın içindeki insanlar sahabeler tabiki kelimelerin ne manada kullanıldığını bizden daha iyi bilirler.Ayrıca Hz.Muhammed(sav) hayatta olduğu için ayetlerin nasıl anlaşılması gerektiğini insanlara söylemiş veyahutta sahabeler(ra) anlamadıkları yerde Peygamber Efendimiz'e(sav) sormuşlardır.Bunları da göz önüne almak gerekiyor diye düşünüyorum.Bu arada bu ayetle alakalı bir rivayet duymadım genel manada söylüyorum sadece bu ayet özelinde değil. İkinci olarak demek istediğim hadisleri savunan bazı insanların yaptıkları yanlışlar yüzünden Peygamberimiz'den(sav) gelen tevatür derecesindeki hadisleride reddetmemek lazım.Tevatür hadislerin ne olduğunu ve hangi şartlarda tevatür olduğunu bildiğinizi varsayıyorum.Birde artık hadis veya farklı yorumlar üzerine tartışmaktansa Allah'ın(azze ve celle) hükümlerini hayat sahasında yoksayan sisteme yani laik sisteme karşı birleşmemiz gerektiğini düşünüyorum.Cidden İslam camiasında çok enteklektüel insan var.Fikri olarak laiklik ve demokrasinin batıllığını,kapitalizmin ifşasını yapabilecek kapasitede insanlar var ki sizinde kaleminiz kuvvetli gördüğüm kadarıyla.Bu tarz tartışmalar bizi ancak ayırır.Bizleri birleştirecek hususlar üzerinde durmalıyız diye düşünüyorum.Allah herşeyin en doğrusunu bilendir,Allah'a(azze ve celle) emanet olunuz.

Admin    Diyor ki:
07 Haziran 2018 , 07:53:25

Sayın BBG1635 iyi niyetinizi takdirle karşılıyorum. Ancak yorumunuzda gördüğüm bazı fikirler Kur'an'a aykırıdır. Bunlardan ilki ayetlerin belli olaylar için indiği ve o indiği köklerini yoksaymamamızı belirten yorumunuzdur. Bakın esbabi nüzul dedikleri ayetlerin iniş sebebini bildiğimiz yaklaşık 400 ayet varki bu Kur'an'ın yüzde üçü bile değil. Peki diğer ayetleri nasıl anlayacağız? Kaldı ki çoğu nuzul sebebi de uydurma olduğu kesindir. Eğer biz ayetin iniş sebebinin peşine düşersek kuran'ı 1400 yıl önceye hapsetmiş oluruz. Kur'anı günümüze göre yeniden yorumlayamazsak onu yaşayacak hale getiremeyiz. İkinci iddianız sahabeler tabiki kelimelerin ne manada kullanıldığını bizden daha iyi bilirler. Bu iddia da doğru değildir. Çünkü Kur'an kendisinin müfessiri olarak Muhammed peygamberi değil yine Kur'anı gösterir. İşte ayet:

İmdi, onlar senin karşına hangi temsili anlatım tarzıyla çıkarlarsa çıksınlar, kesinlikle Biz sana o konudaki gerçeği ve en doğru açıklamayı getiririz. (FURKAN 33)

Onu (Kur’an’ı) aceleye getirip dilini oynatma. Onu toplamak da okutmak da bize düşer. O halde, biz onu okuduğumuzda, sen onun okunuşunu izle. Sonra onu açıklamak da bizim işimiz olacak (KIYAME 16,17,18,19)

Admin    Diyor ki:
07 Haziran 2018 , 07:57:49

Sayın BBG1635 Muhammed peygamber dahil hiç kimse Kur'an'ı yüzde yüz fethedemez. Öyle bilimsel ayetler var ki Muhammed peygamberin bilmesi mümkün değildi. Örneğin yerler ile gökler bitişikti onu biz ayırdık ayetini hatırlayın. Burada bariz şekilde BigBang olayından bahsediliyor. Muhammed peygamber ve o dönemin insanı bunu bilemezdi. Ayrıca kelimelere gelince Muhammed peygamber ve sahabeler kuranı nasıl anladı buna dair en ufak bilgimiz yok. Tüm siyer kitapları, tüm o dönemi anlatan kitaplar asırlarca sonra söylentilerle, dedikodularla oluşturulmuştur. Yani o döneme ait güvenebileceğimiz sağlam bir kaynak yoktur. Mesela nisa 34'te vadribuhunne kelimesini kadını dövün şeklinde çevirmişler asırlardır. Ancak ayette vadribuhunne bu anlamda kullanılmaz. Niçin atalarımızın yanlışını kabul edelim? Kaldı ki Kuran evrensel kitap bugünün müslümanlarının anlayıp geçmiştekilerin anlayamayacağı ayetler var. Mesela evrenin başlangıcında sadece gaz bulutu vardı diyen ayet bigbang sonrası evreni anlatıyor bunu bugün çözdük. 500 yıl sonraki müslümanlar ise bilim geliştikçe diğer ayetleri anlayacaklar. Hala günümüzde anlaşılmayan yüzlerce ayet var. Tüm kuranı sahabeler anlamış olamaz.

Admin    Diyor ki:
07 Haziran 2018 , 08:04:44

Peygamberimiz'den(sav) gelen tevatür derecesindeki hadisleride reddetmemek lazım demişsiniz. Benim hadislerle ilgili yazımı okumanızı tavsiye ederim "https://www.fehmiuyar.net/chapter/islam-in-tek-kaynagi-kur-an-midir-hadisler-dinin-kaynagi-midir.html" bu yazımda hiç bir hadise inanamayacağımızı dinimizde kurandan başka hiçbir şeye güvenemeyeceğimizi delillerimle sundum. "yani laik sisteme karşı birleşmemiz gerektiğini düşünüyorum" demişsiniz. doğrudur her noktada müslümanlar birleşmelidir. Fakat laiklik Allah'ı yoksayan sistem değildir. Bu türkiyede böyleydi gerçekte laiklik kuranın sistemidir. Laiklik devletin kendi ülkesinde yaşayan tüm dinlere eşit mesafede olup her dinin özgürce kendini dile getirdiği özgürce yaşandığı bir ortam oluşturmasıdır. Yani kısaca devletin tek dini olabilir: adalet. İşte bu güzel sistem laikliktir. Ancak bu sistem türkiyede bazı siyasi partilerce ateizmin koltuk değnekliğini yaptı. fakat onlar bu yanlışı yaptı diye bu sistemden vazgeçemeyiz. Gerçek laikliğin ne olduğunu insanlara anlatacağız.

Admin    Diyor ki:
07 Haziran 2018 , 08:08:19

"Bu tarz tartışmalar bizi ancak ayırır" demişsiniz. Eğer biz gerçek kuranı insanlara sunmazsak 100 yıl sonra müslüman kalmayacak. Çünkü yeni nesil harika bir şey yapıyor: sorguluyor. Kuranda kendince saçma bulduğu bir şey olduğunda ise kuranı terk ediyor. Ya deist oluyor ya ateist. bugün türkiyede ateistliğin ve deistliğin oranı son yüz yıla oranla iki kat artmıştır. Sebebi kuranın yanlış mealini okumaları ve hadislerdeki uçuk kaçık iddialardır. yoksa sizin dediğiniz gibi bu konulardan daha önemli binlerce konu var. Ancak müslümanların sağlam bir altyapısı yok. O yüzden bu boş konulardan çıkamıyoruz. Sakız orucu bozar mı diye soran bir toplumla ciddi hangi konulara geçebiliriz?

BBG1635    Diyor ki:
09 Haziran 2018 , 16:51:34

Hocam ateist olanların hiçbiri yanlış mealden dolayı ateist olmuyor.Adamlar Allah'ı reddediyorlar yada herhangi bir yaratıcıyı bu hangi ayet yüzünden olabilir ki ? Veyahutta deistlere bakın gayet doğru çevirmiş meallerinde kabul etmediklerini görebilirsiniz.Rabbim iman etmek isteyene doğru yolu gösterir zaten. Laiklikle alakalı düşünceniz yanlış.Devlet Allah'ın hükümleriyle ülkeyi yönetmelidir.Başka türlü zina edene kim 100 sopa vurabilir ki ? Cezalandrmak devletin işidir.Öbür türlü elimizde sopayla sokakta gezmemiz gerekir.İnsanları Kur'an'a davet ediyorsunuz ki bu çok güzel birşey.Ozaman hüküm koyanın yalnız Allah(azze ve celle) olduğunu da topluma söylememiz gerekir.Yani ben Allah'a iman ediyorum diyip ceza hukukunu Avrupa'dan alamayız.Avrupa mı daha iyi bilir yoksa Allah(azze ve celle) mi ? Tabiki Allah diyeceğinizi tahmin ediyorum.O zaman laiklik Kur'an'ın anlattığı tağut sistemlerden biri olduğunu kabul etmeniz gerekir. Kendi nefislerimizi bir kontrol edelim.Acaba toplum tarafından hoş karşılanmayacak ve çocukluktan aldığımız eğitimimizde bize öğrentilenlere aykırı ayetlerin başka manalarını mı aramaya yöneliyoruz,yoksa cidden samimi miyiz ? Bu çok önemli bir nokta. Bir tane bile hadisi kabul etmemek çok entresan olur yani Peygamber Efendimiz(sav) 23 yıl boyunda sadece 6236 ayeti mi söyledi ? Bu ayetlerle alakalı sohbetler,vaazlar vermedi mi ? Eğer hiçbir hadisi kabul etmiyorsanz tarih bilimini reddetmiş olursunuz.Hadisler gibi üzerine detaylı çalışmalar yapılmış tarihi bilgileri bile reddediyor isek bugün tarih bölümlerini kapatmamız gerekir.

Admin    Diyor ki:
09 Haziran 2018 , 18:54:47

sizden ricam şu yazımı okumanız :https://www.fehmiuyar.net/chapter/islam-in-tek-kaynagi-kur-an-midir-hadisler-dinin-kaynagi-midir.html

BBG1635    Diyor ki:
10 Haziran 2018 , 01:09:47

Ali İmran 110; "Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ve Allah'a iman edersiniz. Eğer kitap ehli de iman etmiş olsaydı şüphesiz kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır ancak çoğunluğu fasıktırlar." Hocam yaptığınız itirazlara göre Kur'an'ı Kerim'in toplanmasında da şahibe var demek gibi bir mana çıkıyor.Yazı boyunda sahebelere vurmuşsunuz.Tabiki onlar beşerdi ben kutsamıyorum ama sizin anlattığınız kadar hain insanlarsa Kur'an kitap haline getirilirken Kur'an'a yalan yanlış ayetler katmadıklarını nerden bileceğiz ? Tabiki bizler iman ettiğimiz için Allahu Teala'nın koruduğuna iman ediyoruz ama bu kitap korunmasında sahebeler vesile oldu bu göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek. Hocam ilk hadis kitabı Buhari'nin değildir.Kusura bakma adını unuttum ama biraz detaylı araştırma ile görürsün daha önce bir-iki hadislerin yazıldığı kitaplar var.Tabiki Buhari kadar uzun değillerdir büyük ihtimal tabiki. Namaz konusu ise yaşayan sünnettir.Secde edin diyor Kur'an tabiki ama sahabeler İslam'ın yeni yayıldığı yerlere ilim götürürken namazıda şöyle kılın böyle kılın demişlerdir elbetteki.Farklılıklar olabilir ancak namaz namazdır.Asıl Kur'an yeter diyip hadisleri reddedip sonra Kur'an'da namaz yoktur diyenleri ne yapacağız?

BBG1635    Diyor ki:
10 Haziran 2018 , 01:09:59

Hocam biraz insafl eleştirmek lazım.Şeriatta 4 şahit gerekir recm için.Hz.Aişe validemizi nasıl recm edebilir ? Olaya kimse şahit değil.Ancak recm edildiği rivayet edilen kadın ise kendisi 4 kere temizle beni ya RasulAllah(sav) diyor. Ondan sonra recm ediliyor.Ayrıca recm rivayeti bir kişinin kafasından yaptığı bir rivayet değildir.Çok fazla kişi rivayet etmiştir.Yani tamam Sahebeleri yahudiden beter ettiniz ama içlerinde bir tane bile mi salih Müslüman yoktu ? Bedir'de savaşan insanlar yok muydu ? Bu kadar fazla rivayet edilen yani çokça bilinen bir meselenin aksine bir rivayet hiç mi gelmedi ? Hz.Aişe validemizle evlenme rivayeti 6 değil 9 yaşındadır.Bu da o dönemde yaşa değil ergenliğe girilip girilmemesine bakılmasından ötürü olsa gerek.Fiziki ve akıl olarak evliliğe hazır olanlar evleniyordu o çağda.İslam'da evlilik için belli bir yaş yoktur.Ne zaman evlenmeye hazırsa o zaman evlenir bir insan.Ayrıca kadına evlenmeden önce söz hakkı verilmesini söylemişt,r Hz.Muhammed'dir(sav). Kur'an mealini okuma konusunda katılabilirim size.Bence de herkes okumalı.Kur'an'ın mucizesi okudukça anlaşılıyor. Hocam sünnette ihtilaf olabilir.Kur'an ayetlerini okurkende bu olabilir.Örneğin üst yorumda laikliği övmüştünüz.Ancak Kur'an'a tamamen zıttır.Bir konuda Allah'ın(azze ve celle) verdiği bir hüküm var iken Avrupa'dan hüküm almak hangi ayete uyuyor mesela ? Ahzap - 36; "Allah ve Peygamberi bir işe hükmettiğinde artık mü'min bir erkeğin ve mü'min bir kadının işlerinde kendi isteklerine göre bir seçim hakkı yoktur.Kim Allah'a ve Peygamberine karşı gelirse şüphesiz o apaçık bir sapıklığın içine düşmüştür."

BBG1635    Diyor ki:
10 Haziran 2018 , 01:10:12

Hayvanlar kesilirken üzerlerine Allah'ın(azze ve celle) adının anılmasıyla ilgili ayet Hac-36'da mevcut.Eleştirirken dikkatli olmak lazım.Ayrıca helal ve temiz olanlardan yiyin ayetinide unutmamak lazım (Nahl-114) Yine Allah ve O’nun elçisi’nden, Büyük Hac gününde bütün insanlığa yapılmış bir duyurudur ki… (TEVBE 3) Şimdi hocam hem Allah(azze ve celle) hemde Peygamber(sav) ayrı ayrı duyuru yapmak zorunda değil.Ayn duyuruyu da yapabilirler.Yani bu ve bağlacı olayında konuşacak pek birşey yok.Allah'a ve Rasul'e itaat edin buyurmuş Rabbimiz.Evet o dönemde yaşayanlar Allah'a(azze ve celle) itaat ederken Rasul'e de itaat etmeleri gerekiyordu.Yahudilerin Hz.Musa'yı(as) Peygamber olarak kabul ettikleri halde eziyet ettikleri gibi Müslümanlar'ın bunu yapmasını istemiyordu Allahu Teala. “Doğrusu Allah Rasülü sizler için, Allah’a ait ve ahiret gününü umut besleyen ve Allah’ı sürekli hatırda tutan herkes için güzel bir örnek teşkil eder” (AHZAB 21) Şimdi bu ayeti görüp Peygamberimizin(sav) Kur'an daki örnekleri anlatılıyor demeniz çok yanlış bir yorum olur.Tabiki Peygamber Efendimizin(sav) hayatında güzel örnekler olacak bizim için.Ne olacaktı yani haşa Peygamberimiz(sav) günahlar içinde mi yaşayacaktı ? Yapmayın Kur'an'da kaç tane Peygamber(sav) ile alakalı yaptığı amellerin güzel örnekleri var? Bu ayet üzerinde ihtilaf edilecek bir durum yok. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum... (YUNUS 15) Hocam kusura bakmayın ama asıl bu ayet hadis ve sünneti kabul etmeyen insanlar tarafından yanlış kullanılıyor. Hz.Muhammed(sav) tabiki vahye uyacak ya neye uyacaktı ? Ancak uymanın bir usulü var.Örneğin Kur'an'da dua etmeye teşvik eder bizi Allahu Teala,Peygamberimiz'de(sav) vahye uyarak dua etmiştir.Ancak yanlış hatırlamıyor isem 70 küsür kişiden gelen rivayetlerde ellerini kaldırarak dua ettiği bize ulaşmıştır.Şimdi ellerini kaldırarak dua ettiği için Peygamberimiz(sav) haşa Kur'an'a yani gelen vahye birşey eklemiş mi oluyor ?

BBG1635    Diyor ki:
10 Haziran 2018 , 01:11:43

12. Bölüme kadar okudum devamınıda inşaAllah okuyacağım ama sizde gördüğüm şey malesef gördüğünüz yanlış uygulamalardan ötürü sünnet ve hadislerin hepsinden yüz çevirmeniz.Halbuki tevatür dediğimiz hadisler aklen reddedilemeyecek hadisler için kullanılır.

Admin    Diyor ki:
10 Haziran 2018 , 08:44:41

Sayın BBG1635 Kuran recmi reddeder ve bir çok ayette bunun müşrik tavrı olduğunu velirtir. Zinanın cezasını kuran nur 2 de belirtmiştir. Bu konuda detaylı yazımı okumak isterseniz link şu :https://www.fehmiuyar.net/chapter/recm-kisinin-taslanarak-oldurulmesi-islam-in-uygulamasi-midir.html



Aklına gelen birçok şey, imkânsız olduğunu bilmediğin sürece son derece mümkündür.

En Son Yapılan Yorumlar