Kur’an’a Göre Nuh Tufanı Nasıl Oldu? Bu Olayın Bilimsel Arka Planı Nedir?

Bu yazıyı yazmaktaki amacım bu olay üzerinden İslam’a saldıranların yalanlarını ortaya dökmek ve genç Müslümanların kafalarındaki sorulara cevap vermektir. Bu noktada şu ayrımı iyi yapmak gerek. İslam düşmanları ile ateist, deist, agnostik, Hristiyan, Yahudi vs. inançları kast etmiyorum. Ateistlerin içinde kendi felsefesiyle ilgilenenler olduğu gibi işi gücü bırakıp İslam’ı yok etmek isteyenler de mevcut. Ben İslam’ı yok etmek isteyenlere İslam düşmanı tabirini kullanıyorum yoksa diğer ateistlere sözüm yok. Kur’an’da Nuh hakkında geçen tüm ayetleri en alta kısma yazdım. Yalan ile gerçeği ayırt etmeniz için tümünü okumanızı öneririm. Tabi Nuh’un da içinde olduğu ve peygamberlerin adının sayıldığı ayetlere yer vermedim. Onlar içerikten bahsetmediği için bu yazının konusu değiller. Bu kıssada Allah bize ne anlatmaya çalışıyor buna da değineceğim

Kur’an’ Nuh’un 950 yıl Yaşadığını Söylüyor?

Bu iddia bir yalandan ibarettir. Kur’an Nuh’un yaşı ile ilgili bir bilgi vermez. Ankebut 14’te Allah Nuh’un hayatının çok azı hariç verimsiz bir hayat yaşadığını bildiren bir mecaz kullanıyor. Bu konuda daha detaylı bir yazı yazdım onu şu linkten inceleyebilirsiniz: Nuh 950 yıl yaşadı mı?

Nuh Tufanı Nasıl Tüm Dünyayı Kapladı?

Bu iddia tamamıyla Kur’an’ın reddettiği bir iddiadır. Kur’an’a göre Nuh tufanı tüm dünyayı değil yerel bir kabilede gerçekleşmiş ve yerel bir alanda oluşmuştur. Ancak Kur’an tüm dünyada olduğunu söylüyor şeklinde yalan söylemekten ise utanmıyorlar. Geçen yıl kendisi de Türkiye’de tanınmış ateistlerden olan Celal Şengör Kur’an’ın böyle bir iddiası olmadığını bir programda açıkladı. Bir ateistin kendi görüşünü ispatlamak için Kur’an’a iftira atmaması gerçekten takdir edilecek bir davranış artık Türkiye’de. Olayın yerel olduğunu gösteren ayetler:
 

Doğrusu Biz Nuh'u kendi toplumuna göndermiştik (ARAF 59)

Bu ayette Nuh’un dünyaya değil kendi kavmine gönderildiği açıkça belirtiliyor.
 

En sonunda onu yalanladılar. Bunun üzerine Biz de onu ve onunla birlikte gemide bulunanları kurtardık; ayetlerimizi yalanlayanları ise boğulmaya terk ettik: Onlar gerçekten de kör bir topluluk idiler. (ARAF 64)

Allah bu ayette ise bu tufanda boğulanın tüm dünya olmadığı sadece oradaki yerel kavmin olduğunu dile getiriyor. En altta verdiğim ayetlerin tümünü okuyan herkes bunu net görecektir.

Yeryüzündeki Tüm Hayvanlardan Birer Çift Gemiye Nasıl Sığdı?

Bu hayvan türü sayısını bazı ciddiyetsiz kaynakların 30.000 şeklinde belirlediklerini gördüm. Bu iddiada baştan sona yalanlarla doludur. Nuh tufanı Kur’an’a göre yerel bir bölgede yerel bir halkın başına gelmiştir. Şu halde bırakın dünyadaki tüm hayvan türlerini almayı Nuh kendi yaşadığı bölgedeki tüm hayvan türlerini bile gemiye aldığına dair bir ayet yoktur. Kaldı ki bu konuda verilen tüm rakamlar uydurulmuştur.
 

En nihayet, hükmümüzün vakti gelince tandır kaynadı. (Nuh'a) Yanına her tür (canlıdan) birer çift al; bir de haklarında hüküm kesinleşmiş olanlar dışında aileni ve iman eden kimseleri (al) talimatını vermiştik. Zaten onun inancını paylaşan kimseler çok azdı. (HUD 40)

Yukarıda olayın yerel bir bölgede yaşandığını ayetlerle delillendirdim. Şu halde Nuh nasıl tüm dünyadaki 8 milyondan fazla hayvan türünü gemiye alsın? Gemi 10 tane Titanik büyüklüğünde olsa yine sığmazlar. Kaldı ki bu hayvanları yeme ve içme sorunu, birbirine zarar verme olasılıklarından bahsetmiyorum bile. HUD 40’ta Allah Nuh’a yaşadığı yerde gözüne çarpan hayvanları boğulmaktan kurtarmasını emrediyor. Aksi halde git küçücük sivrisinek türünden bir erkek ve bir dişi bul demiyor smiley İslam düşmanları ilk önce böyle deniliyormuş gibi gösteriyor sonra bakın millet Kur’an ne saçma bir iddiada bulunuyor deyip saldırıyorlar. Bu ayette Allah hayvana nasıl davranmamız gerektiğini bize öğretiyor. Doğal afetlerde bile hayvanları kurtarmamız gerektiği terbiyesi bize öğretiliyor. Nuh bu emri aldığında çevrede gözüne kestirdiği hayvanları da gemiye alıyor olmalı. Belki de sadece kendi bölgesinde var olan ve nesli tükenme tehlikesi altında olanları gemiye aldı. Bilemiyoruz. Kur’an bu konuda detay vermiyor. Bu konudaki detayları İslam düşmanlarından alıyoruz. Kendileri senaryo yazma konusunda ustalaşmışlardır. Sonra bize dönüp buna nasıl inandınız diye soruyorlar. Bu yazdığınız senaryoya inanmadık zaten.

Ayrıca olayın yerel bir bölgede (kasaba, şehir ya da köy) olması tüm hayvan ırkı yok olacaktı bu yüzden Nuh tüm hayvan ırkını kurtarmak için hepsini gemiye aldı iddiasının ne denli anlamsız bir iddia olduğunu da göstermektedir. Ayrıca 1769-1832 yılları arasında yaşamış Georges Cuvier hayvan fosillerini inceliyor ve büyük afetler sonucu hayvan topluluklarının öldüğünü ve yerine yenilerin geldiğini fark ediyor. Georges Cuvier birden fazla tufanın gerçekleştiği ve bunlardan en sonuncusunun Nuh Tufanı olduğu sonucuna ulaşıyor.
 

Nuh Tufanı Nasıl Gerçekleşti?

Nuh tufanının Tevrat’ta ortaya atılmış bir iddia olduğu düşünülüyordu. Ancak günümüzde bu tufana dair Asur, Akad, Sümer ve Hitit metinlerinde de bilgilere rastlandı. Yani Tevrat ve Kur'an dışında bu tufan farklı uygarlıklarda da not edilmişti. Allah bu durumu şöyle açıklıyor:
 

Geriden gelenlerin zihninde ona dair (örnek) bir hatıra bıraktık. (SAFFAT 78)

Tevrat Nuh tufanının tüm dünyayı kapladığını ve her hayvan türünün gemiye binerek kurtulduğunu anlatır. İslam düşmanları ise Kur’an’dan bihaber oldukları için aynı olayın Kur’an’da da geçtiğini sanmaktadırlar. Ancak bunun doğru olmadığını yukarıdaki ayetlerde gösterdim. Peki, Kuran’a göre olay nasıl oldu?

İlk olarak Nuh, tufanın gerçekleşeceğine dair Allah’tan haberi alınca kavmini uyardı. Kavmi ise ona ayette geçen şu cevabı verdi:
 

Bunun üzerine kavminin seçkinlerinden inkârda ısrar edenler şöyle dedi: Bakıyoruz da, sen de bizim gibi sadece ölümlü bir insansın. Yine, sana ayak takımına mensup sığ görüşlü kişilerin dışında kimsenin uymadığı görüyoruz. Sonuçta, sizin bize karşı bir üstünlüğünüzün olmadığını düşünüyoruz. Aksine, sizin yalancı olduğunuzdan eminiz! (HUD 27)

Nuh’un Allah’tan vahiy aldığını düşünmediklerini belirtip “sen de bizim gibi sadece ölümlü bir insansın” diyorlar. Sonra da toplumun yönetici kesiminden olmayan insanların Nuh’a inanmasından dolayı Nuh’u aşağılıyorlar “Yine, sana ayak takımına mensup sığ görüşlü kişilerin dışında kimsenin uymadığı görüyoruz” Böylece hakikatin ölçüsünü çoklukta ve zenginlikte arayan insanlar olduklarını gösteriyorlar. Güçlüler Nuh’tan yana tavır gösterse bu gafiller ona inanacaktı. En sonunda Nuh’un tufan ile ilgili iddiasını yalanlıyorlar: "Aksine, sizin yalancı olduğunuzdan eminiz!"
 

Bunun üzerine, kavminin seçkinlerinden inkârda ısrar eden kimseler şöyle dedi: Bu da, sadece sizin gibi ölümlü bir insan, onun amacı size üstünlük sağlamak; hem eğer Allah isteseydi, gökten bir melek indiriverirdi; (üstelik) bizler, bu konuda önder atalarımızdan bir şey işitmiş de değiliz. (MÜMİNUN 24)

Nuh kavmi tufan haberini bir insandan değil bir melekten bekliyorlar. Onların anlayışına göre bunu Allah haber veriyorsa bu haberi insanla göndermezdi. Ayrıca şu ifadeyi de ekliyorlar “bizler, bu konuda önder atalarımızdan bir şey işitmiş de değiliz” Yani daha önce böyle bir su baskını ve tufan olduğuna dair atalarından bir söz işitmemişler. Nasıl işiteceklerdi ki? Muhtemel olaydan önce 10 bin yıl boyunca buzul çağı yaşanıyordu. Akabinde Nuh onları ikna etme sürecine başlıyor ve şunları söylüyor:
 

Dedi ki: Ey kavmim! Düşünsenize bir: ya ben Rabbimin katından gelen açık bir delile dayanıyorsam; dahası, ya O bana katından bir rahmet bahşettiği halde siz bunu görmüyorsanız? Şimdi siz, (O'nun delillerini) görmeye dahi tahammül edemezken biz kalkıp da ona (inanmaya) sizi zorlayabilir miyiz? (HUD 28)

Hud bu ayette halkının Allah’ın delillerini bile dinlemeye tahammül göstermemelerini eleştiriyor. Muhtemelen toplumuna tufanın yaklaştığını gösteren bilimsel iklim belirtilerini göstermek istedi ama kavmi buna yaklaşmadı.
 

İmdi ey kavmim! (Çabama karşılık) sizden bir bedel beklentisi içerisinde değilim! Benim (çabamın) karşılığı Allah'a aittir. Dahası, (bana) güvenip inanan kimseleri de etrafımdan uzaklaştıracak değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklar. Fakat bu arada, ben de sizin cahilce davranan bir topluluk olduğunuzu düşünüyorum. (HUD 29)

Nuh yukarıdaki ayette belirtildiği gibi büyük bir çaba gösterdiğini ve bunu ücretsiz yaptığını belirttikten sonra yanındaki arkadaşlarını aşağılayanlara  "onları bırakacak değilim" diyor ve ekliyor “siz cahilce davranan bir topluluksunuz.” Bunu söylemesinin nedeni göstermek istediği bilimsel delillerin bile dinlenilmemesi olarak yorumluyorum. Tam da cahil bir toplumdan bekleneni yapıyorlar ve Nuh bizden daha mı iyi bileceksin moduna giriyorlar.
 

Dediler ki: Ey Nuh! Bizimle tartıştın, üstelik aramızdaki tartışmada hayli ileri gittin. Madem öyle, eğer sözünün arkasındaysan hadi bizi tehdit ettiğin cezaya çarptır! (HUD 32)


Gerçeği öğrenmek isteyen bir toplum hadi söylediğin felaketi getir mi der yoksa bu felaketin geleceğine dair delillerin nedir Nuh deyip oturup bu kadar ciddi bir iddiada bulunan şahsı mı dinler? Bence ikincisi. İlk tavrı cahil ve ciddiyetsiz toplumlar alay etmek için takınır.
 

Derken Nuh'a şöyle vahyettik: Şu kesin ki, daha önce inanmış olanlar dışında bundan böyle toplumundan kimse inanmayacak: Artık, onların yapa geldikleri şeylerden dolayı sakın üzüleyim deme! (HUD 36) Bizim rehberliğimiz altında ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi inşa et ve (bundan böyle) sakın kendisini harcayan kimseler hakkında Bana başvurma! Şu kesin: onlar boğulacaklar. (HUD 37)

Allah, Nuh’a artık hiç kimsenin kendisine inanmayacağı bilgisini paylaşıyor ve gemi inşa etmeye başla tufan yakında uyarısını yapıyor. Nuh insanların kendisine inanmadığı için ölecek olmalarına aşırı derecede üzülüyor ve Allah’a onları ikna etmek için daha farklı bir yol göstermesini istiyor. Belki de mucizevi bir işaret istiyor ama Allah reddediyor ve şu harika cümleyi kuruyor: ”kendisini harcayan kimseler hakkında Bana başvurma!” Allah tufandan kurtulmaları için kendi içlerinden bir peygamber göndermiş ve üzerine düşeni yapmıştı. Nuh'un bu toplum için ayrı torpiller istemesini Allah reddetti. Onlar kendilerini harcamayı seçtiler.
 

Derken o, gemiyi inşa etmeye koyuldu. Şimdi, toplumunun önde gelenleri ne zaman ona rastlasalar, onunla alay ederlerdi (HUD 38)

Nuh’un iddialarına karşı laubali bir tavır sergileyen bu toplum gemiden dolayı Nuh ile alay etmeye başlamıştı
 

En nihayet, hükmümüzün vakti gelince tandır kaynadı. (Nuh'a) Yanına her tür (canlıdan) birer çift al; bir de haklarında hüküm kesinleşmiş olanlar dışında aileni ve iman eden kimseleri (al) talimatını vermiştik. Zaten onun inancını paylaşan kimseler çok azdı. (40) Sonunda (Nuh) Haydi, ona binin! Talimatını verdi; yol alması da, demir atması da Allah'ın adıyla olsun: gerçek şu ki, benim Rabbim elbette tarifsiz bir bağışlayıcıdır, eşsiz merhamet kaynağıdır. (41) Ve gemi dağlar gibi dalgaların arasında yol almaya başladı ve Nuh oğluna -ki o kendi başına bir kenarda duruyordu- seslendi: Yavrucuğum! Gel, bizimle birlikte bin gemiye; inkâra gömülüp gidenlerle birlikte olma! (42) (Oğlu,) Ben bir dağa kaçıp sığınacağım; o beni sulardan korur dedi. (Nuh) Bugün Allah'ın belasından, O'nun rahmet ettikleri hariç, kimse için kaçıp kurtulma ümidi yok! diye seslendi. Derken, aralarına dalga giriverdi... Artık o da boğulanlardan biriydi. (43) Nihayet denildi ki: Ey yer, suyunu yut! Ve ey gök, suyunu tut! Ve sular çekildi ve hüküm infaz edildi, sonunda gemi Cudi üzerine oturdu. Ve kendilerine kıyan toplum için Olmaz olsunlar! denildi. (44) (HUD 40-44)

Biz de bardaktan boşanırcasına dökülen bir su ile semanın kapılarını açtık (11) ve toprağı fışkıran pınarlara çevirdik ve kararlaştırılmış bir görevi gerçekleştirmek üzere su(lar) birleşti. (KAMER 12)

Hud 40’taki tandır kaynadı mecazından suyun yerden de aniden fışkırdığını görüyoruz. Bunun bilimsel açıklamalarını yapan çok insan tanımadım. Çünkü herkes bu olayın bilimsel yönüyle değil masalsı yönüyle ilgilenmiş. Ancak bu işin bilimsel yönünü bize jeoloji ilmini bilen biri aktarmalıdır. Ben Batılı bir bilim insanının açıklamasını İnternet’ten değerli bilim insanımız Celal Şengör’den duydum. Olay bilimsel olarak şu şekilde gerçekleşmiş olmalı deyip anlattı. Bu fırtınanın Basra Körfezine doğru gerçekleştiği ve suyun yerden de fışkırıyor olması bilimin “Fırtına Kabarması” denen olayın gerçekleştiğini gösteriyor.

Nuh Tufanı Basra Körfezi

Olay Fırat ve Dicle nehirlerinin Basra körfezinde birleştiği Şattülarap denilen suyolunun uç kısmında olduğu düşünülüyor. Bundan 24 bin ile 14 bin yıl arasında son buzul dönemi yaşandı ve yukarıdaki resimde gördüğünüz gibi son buzul çağında Basra körfezindeki deniz sahilden epey geriye çekilmişti. Nuh kavmi ise eskiden deniz olan bu topraklar üzerinde yaşıyordu. Nuh kavmi yakında buzul çağının bitmek üzere olduğundan habersizdi. Deniz içeri sokulacaktı ve eski yerine doğru yol alacaktı. Bu bilimsel açıklama mükemmel şekilde tatmin edici. Çünkü Allah’ın tandır kaynadı mecazını da en iyi açıklayan bilimsel teori. Buzullar erimek üzereydi. İşte bu tandırın kaynamasıydı. Bilimsel bulgular Basra Körfezinin o dönem ani su baskınlarına uğradığını ve 6 bin yıl boyunca deniz seviyesinin 100 metre yükseldiğini göstermekte. Daha sonraki yıllarda 20 metre daha yükselecekti. Devam edelim
 

(Oğlu,) Ben bir dağa kaçıp sığınacağım; o beni sulardan korur dedi. (Nuh) Bugün Allah'ın belasından, O'nun rahmet ettikleri hariç, kimse için kaçıp kurtulma ümidi yok! diye seslendi. Derken, aralarına dalga giriverdi... Artık o da boğulanlardan biriydi. (HUD 43)

Yağmur ve yerden yükselen suyun belli seviye yükseleceğini sanan Nuh’un oğlu dağa çıkmanın yeterli olacağı kanaatindeydi. Ancak bölgeyi sadece yağmur suyu beslemiyordu. Basra Körfezindeki deniz içeriye akmak üzereydi.
 

Nihayet denildi ki: Ey yer, suyunu yut! Ve ey gök, suyunu tut! Ve sular çekildi ve hüküm infaz edildi, sonunda gemi Cudi üzerine oturdu. Ve kendilerine kıyan toplum için Olmaz olsunlar! denildi. (HUD 44)

Allah bu kavmin yaşadığı tufan ve su baskınını bu satırlarda anlattıktan sonra geminin Cudi üzerine oturduğundan bahsediyor. Cudi’nin neresi olduğunu henüz bilmiyoruz. Ancak bilim bir gün bunu saptayacaktır diye inanıyorum. Cudi’nin ve Nuh’un gemisinin oturduğu yerin neresi olduğu hakkında çıkan asılsız haberlere inanmamanızı öneririm. Sadece dikkatinizi çekmek için uyduruk haberler yapılıyor. Allah şu cümlesiyle uyarılarını hiçe sayan toplumu ağır bir şekilde eleştirmekte “Ve kendilerine kıyan toplum için Olmaz olsunlar! denildi” Allah bu uyarıyı takmayan bu toplumu intihar etmiş olarak görüyor olmalı ki “kendilerine kıyan” olarak anıyor. Arapçasında "zalim" ifadesi geçiyor ancak bunlar kendilerine zulmettikleri için zalim oldular. Bu yüzen Mustafa İslamoğlu’nun çevirisini gayet başarılı buluyorum

Bir de Rabbim! diye yalvar, Beni bereketli bir yere ulaştır; zira Sen kişiyi (maksadına) ulaştıranların en hayırlısısın! (29) Elbet bunda, (akleden kimseler için) ayetler (kanıtlar) vardır ve elbet Biz (öncekileri) de sınavdan geçirmişizdir. (MUMİNUN 29-30)

Yukarıdaki Muminun 29 açıkça gösteriyor ki gemi yanlış bir yöne giderse Nuh ve yanındakiler mahvolurdu. Eğer olay gerçekten Basra Körfezinde olduysa geminin ileriye değil denize doğru sürüklenmesi büyük bir felaket olurdu. Ve ayet mükemmel bir kapanış yapıyor ve diyor ki bu tufan olayında kanıtlar, deliller, işaretler vardır. Bu kalıntıları bugün bulabileceğimiz sonucunu çıkarıyorum.

Nuh Gemide 3 Ay Boyunca Kaldı

Bu iddia da delilden yoksundur. Kur’an gemide ne kadar süre kalındığını bize haber vermez. Bu yüzden bu iddia da ateistlerin diğer iddiaları gibi İslam için geçersizdir.

Kur’an Bu Nuh Tufanını Niçin Bize Aktardı?

Klasik İslam anlayışına göre bu olay iman etmeyenleri bekleyen sonu gösterir. Bu tam bir saçmalıktır. Böyle saçma bir anlamı bu olaya giydirenler bizimle Kur’an'ın arasını koparmak isteyenlerdir. Çünkü bu yoruma göre Kur’an’ın Nuh’tan bahseden hiçbir ayeti Müslümanlara hitap etmemektedir. Hepimiz iman ettiğimize göre bizde sıkıntı yok. Bizi ilgilendiren bir bölüm de yok. Klasik İslam anlayışına göre Kur’an’da anlatılan kıssaların Müslümanlara bir dersi ve bir çıkarımı yoktur. Olay inanmayanlarla ilgilidir. Ama Kur’an bu görüşü reddeder ve şöyle der:
 

…Böylece kendilerini insanlığa ibret kıldık (FURKAN 37)

Elbet bu (Nuh kıssası)nda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır. (ŞUARA 121)

Ayete dikkat ettiyseniz inanmayanlara ibret kıldık demiyor insanlığa ibret kıldık diyor. O halde bu Nuh tufanı tüm insanlığa bir şeyler anlatmak istiyor. Ben bu konuda hiç kimseden adam akıllı bir şeyler duymadım. Benim aklıma şimdilik gelen tek bir sebep var. İleride bilim geliştikçe daha iyi sebeplerini görme fırsatı bulacağız. Allah bu olayı bize aktardı çünkü yine iklim değişiyor ve buzullar eriyor. Nuh ayetle ölümsüz bir uyarıcı oldu. Nuh iklimin sembolü oldu. Nuh bize şunu diyor “ey insanlık iklimle tehlikeli bir oyun oynayıp Küresel Isınmayı başlattın. Bunu yapma. Kişisel çıkarlarınız için dünyayı su altında bırakacaksınız. Şehirleri sular basacak. Gemiye binip kurtulmak zorunda kalmadan önleminizi alın. Ben de yerel bir su baskınıydı ve ne kadar kötü sonuçlar doğurdu ancak siz dünyayı sular altında bırakacaksınız. Geminizin oturacağı bir kara dahi kalmayacak.”

Şuara 121 mükemmel bir ayet. İnsanlık Nuh kıssasına bakacak ve yine de böyle bir şeyin gerçekleşeceğine inanmayacak, ders almayacaktır. Hem Müslümanlar hem olmayanlar bunu bir masal olarak görmekte günümüze ne anlattığını idrak edememekteler. İklime verilen zarar yüzünden insanlığın yok olacağına çoğu insan halen inanmamaktadır. Benim Nuh kıssasından anladığım küresel ısınma yüzünden insanı aynı akıbetin yeniden beklediğidir. Bu ders alacak bir toplum için uyarıdır. Buna delilim Ankebut 15’tir
 

Fakat onu ve gemi halkının tümünü kurtardık ve bunu bütün bir insanlığa (ibretlik) bir belge kıldık. (ANKEBUT 15)

Bu Olayda Mucize Nerede?

Maalesef Müslümanlar kıssaların kendilerine verdiği mesajı almak yerine olayın masal (mucize) yönüyle ilgilenmekteler. Hâlbuki bu olayda mucize yok. Allah dilediğinde bir elçisi ile iletişime geçebilir. Bu gayet doğal bir olaydır. Bunun doğal olduğunu doğaüstü olmadığını Kur’an iddia etmektedir:

Ne yani, sizi uyarsın, sorumluluğunuzu hatırlatsın ve bu sayede rahmete nail olasınız diye içinizden bir adam eliyle Rabbinizden size bir bildiri gelmesinde şaşılacak ne var? (ARAF 63)

Mucize evren yasalarının beklendiği gibi işlememesi olayıdır. Mesela Nuh kavmini öldüren deniz baskını ve tufan Nuh ve inanlara dokunmasaydı bu bir mucize olurdu. Çünkü su altında kalmasına rağmen bu insanlar evren yasasını delmiş ve nefes alabilmişlerdi diyecektik. Ancak Allah kendisini ve inanları kurtarmak için Nuh’a gemi yapmasını öneriyor. Geminin doğru yönde ilerlemesi için vs. Allah yardım etmiş olabilir zaten Allah’ın yardım etmesi için Nuh’a dua etmesi öneriliyor ayette. Ancak bu yine doğaüstü yasalarla değil Allah’ın fizik kuralları içerisinde gerçekleşmiş olmalıdır.
 

Allah Nuh Halkını Kendisine İman Etmedi Diye Mİ Helak Etti?

Ben böyle bir şey olduğunu sanmıyorum. Bin yıldan fazla bir süredir Kur’an’da anlatılan peygamber kıssalarına kavimlerin helakı dediler. Allah’a inanmadıkları için Allah tarafından helak edilen kavimler dediler. Ancak bu kesinlikle doğru değil. Kur’an bu bakış açısını birçok ayette destekler gibi görünüyor. Ancak Kur’an’a daha büyük bir teleskopla baktığınızda bunun doğru olmadığını kavimleri helak edenin Allah değil kendi kararları olduğu görülüyor. Ben Kur’an’ın genelinden şu sonucu çıkardım: Kavimleri bekleyen felaketi haber vermek için Allah onlara elçiler gönderdi. Onlara zulmeden Allah değildi, onlar Allah’ın uyarısını dinlemedikleri için kendi kendilerine zulmettiler:
 

O halde, hiç göz önüne almazlar mı, kendilerinden öncekilerin başına gelenleri? Nuh toplumunun (başına gelenleri), 'Ad ve Semud toplumlarının, İbrahim toplumunun, Medyen halkının ve yıkılıp giden bütün o şehirlerin (başına gelenleri)? Bunların hepsine, kendi (içlerinden çıkarılan) elçiler, hakkı ortaya koyan apaçık delillerle gelmişlerdi, (fakat bu toplumlar onlara karşı çıktılar:) dolayısıyla, Allah değildi onlara zulmeden; onların bizzat kendileriydi kendilerine zulmeden. (MUHAMMED ESED MEALİ TEVBE 70)

Yani Nuh’a iman etselerde etmeseler de o tufan gerçekleşecekti. Etselerdi gemide olacak kendilerine zulmetmemiş olacaklardı. Bu benim şahsi görüşümdür. Diğer peygamberlerde de bu şekilde. Mesela Lut kavmi Allah’a tabi olsaydı da olmasaydı da o deprem olacaktı. Lut’a inanmayı seçseydiler Lut ile beraber şehri terk edip kurtulacaklardı. Lut onları depreme karşı uyarmış ama onlar inkâr etmişlerdi. Bu peygamberlerin hepsi Allah’a davet ettiler. Bu kavimler ise peygamberlerden delil istediler. Peygamberler ise gerçekleşecek felaketi delil olarak bildirip ne yapmaları gerektiğini bildirdi. Mesela Nuh gemi yapın dedi yapmadılar. Lut şehri boşaltalım dedi boşaltmadılar. Bu onların deliliydi. Ancak peygamberleri takip etselerdi delillerinin doğru olacağını görmüş bir vaziyette yaşayacaklardı ancak peygamberleri reddettiler ve ömürlerinin son anında doğal felaketin doğru olduğunu anlamış olsalar da her şey için çok geçti. Eğer Allah’a inanmamak doğal afet sebebiyse Allah’a bırakın inanmayı küfreden nice milletlere hiçbir şey olmadı. Bugünü düşünelim. Nice zalim topluluk yaşamına devam ediyor. Bunu başka bir konuda detaylı anlatacağım.
 

Nuh ile ilgili ayetler:

 

Doğrusu Biz Nuh'u kendi toplumuna göndermiştik. Dedi ki: Ey kavmim! Yalnızca Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yok. Kuşkusuz ben, korkunç bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum. (59) Toplumun seçkinleri: Şu kesin ki, biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz diye cevap verdiler. (60) Ey kavmim! dedi, Ben sapıtmış değilim, aksine ben alemlerin Rabbi tarafından seçilen bir elçiyim. (61) Size Rabbimin mesajlarını tebliğ ediyor ve öğüt veriyorum; çünkü ben Allah'tan gelen (vahiy) sayesinde sizin bilmediklerinizi biliyorum. (62) Ne yani, sizi uyarsın, sorumluluğunuzu hatırlatsın ve bu sayede rahmete nail olasınız diye içinizden bir adam eliyle Rabbinizden size bir bildiri gelmesinde şaşılacak ne var? (63) En sonunda onu yalanladılar. Bunun üzerine Biz de onu ve onunla birlikte gemide bulunanları kurtardık; ayetlerimizi yalanlayanları ise boğulmaya terk ettik: Onlar gerçekten de kör bir topluluk idiler. (64) (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ A’RAF 59-64)

 

Onlara Nuh'un kıssasını aktar: Hani o bir zamanlar kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah'ın ayetlerini size hatırlatmam zorunuza gidiyorsa, şunu iyi bilin ki ben yalnızca Allah'a güvendim. Haydi, siz de yapacağınız eylemi kararlaştırmak için kendilerine ilahlık yakıştırdıklarınız da dâhil, bir araya toplanın ki, kararlaştırdığınız eylem sizi riske sokmasın: en sonunda bana karşı aldığınız kararı infaz edin: hem de hiç göz açtırmaksızın! (71) Şunu da iyi bilin ki: Eğer yüz çevirirseniz, hatırlayın ki ben zaten sizden (davetime) bir ücret talep etmemiştim; benim ücretimi takdir etmek yalnızca Allah'a düşer; zira ben Allah'a kayıtsız şartsız teslim olmakla emrolundum. (72) Derken, onu yalanladılar; bunun üzerine Biz de onu ve onunla birlikte gemide bulunanları kurtardık ve onları (yeryüzünün) varisleri kıldık. Ayetlerimizi ısrarla yalan sayan kimseleri ise boğulmaya terk ettik. Dön de bir bak: uyarılan (ama uyanmayan) kimselerin akıbeti nice olurmuş? (73) (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ YUNUS 71-73)

Doğrusu, Nuh'u da mesajımızı kavmine taşımak için elçi olarak görevlendirmiştik. (Demişti ki:) Bakın, ben size açık ve net bir uyarıyla geldim. (25) Şöyle ki: Başkasına değil sadece Allah'a kulluk edesiniz! Çünkü ben, can yakan bir Gün'ün cezasına çarptırılmanızdan korkuyorum. (26) Bunun üzerine kavminin seçkinlerinden inkârda ısrar edenler şöyle dedi: Bakıyoruz da, sen de bizim gibi sadece ölümlü bir insansın. Yine, sana ayak takımına mensup sığ görüşlü kişilerin dışında kimsenin uymadığı görüyoruz. Sonuçta, sizin bize karşı bir üstünlüğünüzün olmadığını düşünüyoruz. Aksine, sizin yalancı olduğunuzdan eminiz! (27) Dedi ki: Ey kavmim! Düşünsenize bir: ya ben Rabbimin katından gelen açık bir delile dayanıyorsam; dahası, ya O bana katından bir rahmet bahşettiği halde siz bunu görmüyorsanız? Şimdi siz, (O'nun delillerini) görmeye dahi tahammül edemezken biz kalkıp da ona (inanmaya) sizi zorlayabilir miyiz? (28) İmdi ey kavmim! (Çabama karşılık) sizden bir bedel beklentisi içerisinde değilim! Benim (çabamın) karşılığı Allah'a aittir. Dahası, (bana) güvenip inanan kimseleri de etrafımdan uzaklaştıracak değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklar(ına inanıyorlar). Fakat bu arada, ben de sizin cahilce davranan bir topluluk olduğunuzu düşünüyorum. (29) Bakın ey kavmim! Eğer onları etrafımdan uzaklaştırırsam, Allah'tan gelebilecek cezaya karşı bana kim yardım eder? Bunu da mı düşünemiyorsunuz? (30) Dahası ben size, Allah'ın hazineleri benim gözetimimdedir demiyorum; görünmezin bilgisine sahip de değilim. Üstelik asla Ben meleğim de demiyorum. Sizin küçük görüp tahkir ettiğiniz kimseler için Allah onlara gelecekte bir hayır vermeyecek demeye ise zaten yanaşmam: Allan onların içlerindekini çok daha iyi bilir; eğer böyle davranırsam o zaman ben de kendisine zulmeden biri olup çıkarım. (31) Dediler ki: Ey Nuh! Bizimle tartıştın, üstelik aramızdaki tartışmada hayli ileri gittin. Madem öyle, eğer sözünün arkasındaysan hadi bizi tehdit ettiğin cezaya çarptır! (32) Dedi ki: Allah dilesin yeter ki! Onu sizin başınıza öyle bir sarar ki, artık bir daha asla atlatamazsınız! (33) Hem ben size ne kadar öğüt vermeye çalışırsam çalışayım, eğer Allah sizin yoldun sapmanızı dilemiş olsaydı (-hele ki öyle değil-), benim verdiğim öğüt size hiçbir yarar sağlamazdı: O sizin Rabbinizdir, sonunda O'na döndürüleceksiniz. (34) Yoksa Bu (kıssayı) o uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer onu ben uydurmuşsam, bunun sorumluluğu bana aittir: Ama benim, sizin işlediğiniz suçlara ilişkin hiçbir sorumluluğum bulunmamaktadır. (35) Derken Nuh'a şöyle vahyettik: Şu kesin ki, daha önce inanmış olanlar dışında bundan böyle toplumundan kimse inanmayacak: Artık, onların yapa geldikleri şeylerden dolayı sakın üzüleyim deme! (36) Bizim rehberliğimiz altında ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi inşa et ve (bundan böyle) sakın kendisini harcayan kimseler hakkında Bana başvurma! Şu kesin: onlar boğulacaklar. (37) Derken o, gemiyi inşa etmeye koyuldu. Şimdi, toplumunun önde gelenleri ne zaman ona rastlasalar, onunla alay ederlerdi. O derdi ki: Siz bizimle alay ediyorsanız, hiç kuşkunuz olmasın ki, (zaman gelecek) tıpkı sizin gibi, biz de sizinle alay edeceğiz. (38) Evet, zamanı gelince siz de öğreneceksiniz alçaltıcı bir cezaya kimin çarptırılacağını, dahası, kalıcı bir azaba kimin mahkûm edileceğini. (39) En nihayet, hükmümüzün vakti gelince tandır kaynadı. (Nuh'a) Yanına her tür (canlıdan) birer çift al; bir de haklarında hüküm kesinleşmiş olanlar dışında aileni ve iman eden kimseleri (al) talimatını vermiştik. Zaten onun inancını paylaşan kimseler çok azdı. (40) Sonunda (Nuh) Haydi, ona binin! Talimatını verdi; yol alması da, demir atması da Allah'ın adıyla olsun: gerçek şu ki, benim Rabbim elbette tarifsiz bir bağışlayıcıdır, eşsiz merhamet kaynağıdır. (41) Ve gemi dağlar gibi dalgaların arasında yol almaya başladı ve Nuh oğluna -ki o kendi başına bir kenarda duruyordu- seslendi: Yavrucuğum! Gel, bizimle birlikte bin gemiye; inkâra gömülüp gidenlerle birlikte olma! (42) (Oğlu,) Ben bir dağa kaçıp sığınacağım; o beni sulardan korur dedi. (Nuh) Bugün Allah'ın belasından, O'nun rahmet ettikleri hariç, kimse için kaçıp kurtulma ümidi yok! diye seslendi. Derken, aralarına dalga giriverdi... Artık o da boğulanlardan biriydi. (43) Nihayet denildi ki: Ey yer, suyunu yut! Ve ey gök, suyunu tut! Ve sular çekildi ve hüküm infaz edildi, sonunda gemi Cudi üzerine oturdu. Ve kendilerine kıyan toplum için Olmaz olsunlar! denildi. (44) Ve Nuh Rabbine yakardı ve Rabbim dedi, o benim oğlumdu, ailemden biriydi!... Bir kez daha anladım ki, senin sözün (herkesi kapsayan) gerçeğin ta kendisiymiş ve en hakkaniyetli hüküm veren de Senmişsin! (45) (Allah) Ey Nuh! Kesinlikle o senin ailenden sayılamaz; dolayısıyla bu (bu tarz yaklaşım) doğru olmayan bir davranıştır; bundan böyle, iç yüzünü bilmediğin bir şeyi Benden isteme: Elbet Ben sana cahillerden olmamanı öğütlerim! dedi. (46) (Nuh) Rabbim! Hakkında bilgim olmayan bir şey istemekten sana sığınırım! Eğer beni bağışlamaz ve bana merhamat etmezsen, büsbütün kaybedenlerden olurum! dedi. (47) (Nuh'a) Ey Nuh! Senin ve seninle birlikte olanların nesillerinden (gelecek) olanlara, katımızdan bir esenlik ve mutluluk, bir bereket ve bolluk (muştusuyla) inip yerleş. Ama (gelecek) kuşaklar (arasında öyleleri) bulunacak ki; (önce) onlara geçici zevkleri tattıracağız, sonra tarafımızdan can yakıcı bir azaba çarptıracağız! denildi. (48) Bunlar sana bildirdiğimiz gaybi haberlerdendir; bunları ne sen ne de toplumun daha önce biliyor değildiniz. Şu halde sabret! Unutma ki mutlu son, Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde olanlarındır. (49) (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ HUD 25-49)

 

Onlardan çok daha önce Nuh da Bize yalvarmış, bunun üzerine Biz de onun duasını kabul etmiş, onu ve onun yakınlarını büyük bir beladan kurtarmıştık. (76) Yine onu, ayetlerimizi yalanlamakta ısrar eden bir topluma karşı desteklemiştik: zira onlar da ahlaken yozlaşmış bir toplumdu; bu yüzden Biz de tümünü boğulmaya terk ettik. (77) (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ ENBİYA 76-77)

 

Doğrusu Nuh'u kendi kavmine gönderen de yine Bizdik. Nitekim onlara demiştik ki: Ey kavmim! Yalnız Allah'a kulluk edin! Sizin O'ndan başka bir ilahınız bulunmamaktadır: hala sorumluluk bilinciyle hareket etmeyecek misiniz? (23) Bunun üzerine, kavminin seçkinlerinden inkârda ısrar eden kimseler şöyle dedi: Bu da, sadece sizin gibi ölümlü bir insan, onun amacı size üstünlük sağlamak; hem eğer Allah isteseydi, gökten bir melek indiriverirdi; (üstelik) bizler, bu konuda önder atalarımızdan bir şey işitmiş de değiliz. (24) O ise, sadece aklını kaçırmış biri: artık siz de onu bir süre gözetim altında tutarsınız. (25) (Nuh) demişti ki: Rabbim! Onların beni yalanlamalarına karşı bana yardım et! (26) Bunun üzerine ona şöyle vahyetmiştik: Bizim rehberliğimiz altında ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi inşa et; unutma ki hükmümüzün vakti gelip çattığında, tandır da kaynamaya başlar. Bu takdirde sen yanına her tür (canlıdan) birer çift ve bir de kendileri hakkında hüküm kesinleşmiş olanlar hariç, aile efradını al! Ama sakın kendilerine kıymakta ısrar eden kimseler hakkında Benimle muhatap olayım deme! Karar kesin: onlar boğulacaklar! (27) Ardından sen ve beraberinde bulunanlar gemiye yerleşir yerleşmez deyin ki: Zalim kavimden bizi kurtaran Allah'a sonsuz hamdü senalar olsun! (28) Bir de Rabbim! diye yalvar, Beni bereketli bir yere ulaştır; zira Sen kişiyi (maksadına) ulaştıranların en hayırlısısın! (29) Elbet bunda, (akleden kimseler için) ayetler (kanıtlar) vardır ve elbet Biz (öncekileri) de sınavdan geçirmişizdir. (30) (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ MÜMİNUN 23-30)

 

Nuh kavmi de (öyle oldu): tam da elçileri(ni) yalanladıklarında onları suya garkettik. Böylece kendilerini insanlığa ibret kıldık: zira Biz, haddi aşan herkes için can yakıcı bir ceza hazırladık. (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ FURKAN 37)

 

Nuh kavmi (de) peygamberlerini yalanladı. (105) Hani bir zamanlar soydaşları Nuh onlara şöyle demişti: Hala sorumlu davranmayacak mısınız? (106) Hem bakın, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; (107) şu halde, Allah'a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin! (108) Ben bu (davet) karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum. Benim ecrimi takdir etmek, sadece âlemlerin Rabbine düşer. (109) Haydi artık Allah'a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin! (110) Dediler ki: Ne yani, toplumun en düşüklerinin sana tabi olduğunu bile bile sana inanalım mı? (111) (Nuh): Onların öteden beri ne yapıp ettiklerine dair benim bir bilgim yok; (112) Onlar hakkında yargıda bulunmak bana değil, sadece Rabbime düşer: keşke bu kadarını olsun fark etseydiniz! (113) Üstelik ben inananları yanımda kovacak değilim. (114) Çünkü ben, (hakkı) tüm açıklığıyla (ortaya koyan) bir uyarıcıdan başkası değilim. (115) Ey Nuh! dediler, Eğer buna bir son vermezsen, taşlanacaksın. (116) Rabbim! dedi, İşte, sonunda kavmim beni yalanlamış bulunuyor; (117) artık benimle onlar arasında kesin bir hüküm ver ve hem beni, hem de benimle birlikte olan mü'minleri kurtar! (118) Derken, onu ve beraberindekileri yükünü almış olan o gemiyle kurtardık; (119) ve geride kalanları boğulmaya terk ettik. (120) Elbet bu (Nuh kıssası) nda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır. (121) (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ ŞUARA 105-121)

 

Doğrusu Biz Nuh'u da kendi kavmine elçi göndermiştik: Nuh da onlar arasında -elli yıl eksiğiyle- bin sene kalmıştı ve onlar iyice zulme gömülüp gitmiş bir haldeyken, tufan onları enseleyivermişti. (14) Fakat onu ve gemi halkının tümünü kurtardık ve bunu bütün bir insanlığa (ibretlik) bir belge kıldık. (15) (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ ANKEBUT 14,15)

 

Doğrusu, (onlardan biri olan) Nuh da bizden imdat dilemişti ve onun imdadına derhal yetişmemiz de güzeldi (75) zira onu ve (inanç) ailesini büyük bir badireden kurtarmıştık. (76) Onun (inanç) soyunu da baki kıldık (77) geriden gelenlerin zihninde ona dair (örnek) bir hatıra bıraktık.(78) Bütün milletler arasında Nuh'a selam olsun! (79) Elbet Biz, iyi olup güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz; (80) çünkü o, Bizim gerçek iman sahibi kullarımızdandı; (81) (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ SAFFAT 75-81)

 

Nûh kavminin, Âd´ın, Semûd´un ve onların ardından gelenlerin serüvenleri gibi. Allah, kulları için zulüm istemiyor." (YAŞAR NURİ ÖZTÜRK MEALİ MÜMİN 31)

 

Onlardan önce, Nuh kavmi de yalanlamıştı: hem kulumuzu yalanlamışlar, hem de dönüp O bir delidir demişlerdi: ama engellendiler. (9) Derken, o Rabbine şöyle yalvardı: Ben artık bittim, şimdi Sen yardım et! (10) Biz de bardaktan boşanırcasına dökülen bir su ile semanın kapılarını açtık (11) ve toprağı fışkıran pınarlara çevirdik ve kararlaştırılmış bir görevi gerçekleştirmek üzere su(lar) birleşti. (12) Ama onu (malzemesi) ahşap ve çiviler olan bir (gemi ile) taşıdık: (13) o (gemi) gözetimimiz altında yol aldı; (bu), nankörlüğe maruz kalan (Nuh'a) verilmiş bir ödüldü. (14) Doğrusu Biz, bu (kıssayı) bir (ibret) belgesi olarak bıraktık: öyleyse yok mudur ders alan? (15) Nitekim uyarımın (dinlenilmemesi) halinde azabım nasıl olurmuş (görün)! (16)  (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ KAMER 9,16)

 

Biz Nuh'u kendi halkına gönderdik; Başlarına elim bir azap gelmezden önce halkını uyar! (dedik). (1) (Nuh) Ey kavmim! dedi, Ben size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım. (2) (Uyarım şu): Yalnız Allah'a kulluk edin ve O'na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun; dahası bana uyun ki, (3) geçmiş günahlarınızı bağışlasın ve adı konulmuş bir vakte kadar size süre tanısın; ama unutmayın ki, Allah'ın belirlediği süre gelip çattığında asla ertelenemez: keşke bunu kavrasaydınız. (4) (Nuh) dedi ki: Rabbim! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim. (5) Ne ki benim davetim onları uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramadı. (6) Senin bağışına layık olmaları için onları davet ettiğim her seferinde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, gözlerini (hakikate) kapadılar, (inkârda) direndiler, büyüklendiler de büyüklendiler... (7) Gün oldu ben onları açıktan davet ettim (8) gün oldu hem (davetimi) kendilerine ilan ettim, bir de gizliden gizliye davet ettim. (9) nihayet dedim ki: Rabbinizden bağışlanma dileyin; unutmayın ki O sürekli bağışlayandır.(10) Göğü üzerinize cömertçe boşaltacaktır; (11) mal ve evlat vererek dünyevi refahınızı artıracak; dahası sizin için tarifsiz cennetler var edecek ve nehirler bahşedecektir. (12) Size ne oluyor da Allah için vakarlı bir tavır takınmıyorsunuz? (13) Nuh Rabbim! dedi, Onlar bana karşı direndiler, malı ve nesli sadece hüsranını artıran kimselere uydular; (21) onlar (propaganda yoluyla) korkunç tuzaklar kurdular; (22) ve İlahlarınızı asla bırakmayın; bırakmayın Vedd'i, Suva'ı, Yeğus'u, Ye'uk'u ve Nesr'i! dediler. (23) Doğrusu böylece onlar birçoklarını yoldan çıkardılar; Sen de (Allah'ım) bu zalimleri hedeflerinden daha fazla saptır! (24) Onlar günahlarından dolayı boğuldular; dahası (ahirette) ateşe atılacaklar ve Allah dışında kendilerine yardım edecek kimse de bulamayacaklar. (25) Nuh Rabbim! diye yalvardı, Yeryüzünde kafirlerden numunelik tek kişi dahi bırakma! (26) Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, Senin kullarını yoldan çıkarmaya (çalışacaklar); onlardan fesatçılar ve küfre saplananlardan başkası doğmayacaktır. (27) Rabbim! Beni, ana-babamı ve evime mü'min olarak giren herkesi, dahası tüm mü'min erkekleri ve mü'min kadınları bağışla! Zalimlerinse sadece tükenişini artır! (28) (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ NUH 1-13 , 21-28)

O halde, hiç göz önüne almazlar mı, kendilerinden öncekilerin başına gelenleri? Nuh toplumunun (başına gelenleri), 'Ad ve Semud toplumlarının, İbrahim toplumunun, Medyen halkının ve yıkılıp giden bütün o şehirlerin (başına gelenleri)? Bunların hepsine, kendi (içlerinden çıkarılan) elçiler, hakkı ortaya koyan apaçık delillerle gelmişlerdi, (fakat bu toplumlar onlara karşı çıktılar:) dolayısıyla, Allah değildi (azabıyla) onlara zulmeden; onların bizzat kendileriydi kendilerine zulmeden. (MUHAMMED ESED MEALİ TEVBE 70)



İyi İnsan; aklından kötülük geçirmeyen, saf insan değildir. İyi İnsan; her şeyin farkında olup, iyiliği tercih edendir.

En Son Yapılan Yorumlar