yukarı çık butonu
Kadere İman, İman Şartlarından Biri Midir ?
Aslında bu tür konuların tartışılması bile oldukça saçmadır. Çünkü islam’ı sulandırmaktan öteye geçmeyen kısır tartışmalardır. Dinimizi tanımamıza da yaşamamıza da katkısı yoktur. İslam 1400 yıldır bu tür anlamsız detaylarla boğuldu. Allah’ın gösterdiği şeyler hariç her şeye bakıyoruz. Kader  konusunu "kader nedir ve günümüzde uğradığı mutasyonlar" yazısında ele almıştım. O yazımda çarpık bir kader anlayışıyla hak arayışlarımıza pranga vurmak isteyen sahtekarlardan bahsetmiştim. Aynı uyanıklar kaderi imanın şartları arasına sıkıştırarak eşeği sağlam kazığa bağlamak istiyordu. Aslına bakarsanız kur’an’ın kesin hüküm olarak belirlediği her konuya iman, imanın şartıdır. Ancak kur’an Bakara suresi 177’inci ayette ve Nisa suresi 136’ıncı ayette iman konusunda dikkatimizi  bazı hususlara yönlendirir.
 

“Gerçek erdem yüzlerinizi doğuya veya batıya döndürmeniz değildir. Fakat gerçek erdem kişinin Allah’a, ahret gününe, meleklere, ilahi kelama, peygamberlere inanması, malı –ona sevgi duymasına rağmen- yakınlara,yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve özgürlüğü ellerinden alınanlara vermesi, namazı istikametle kılması, zekatı gönülden gelerek vermesidir. Onlar söz verdikleri zaman sözlerinde dururlar, şiddetli zorluk ve darlıklara karşı göğüs gererler. İşte bunlardır sözlerine sadık kalanlar… Takvaya ermiş olanlarda bunlardır.” (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ- BAKARA,177)

Kur’an beş madde sayıyor. Bunlar: Allah’a, ahret gününe, meleklere, ilahi kelama, peygamberlere inanılması (iman edilmesi)dir. İçerisinde kadere iman yoktur. Peki nisa suresi 136’ıncı ayete bakalım.
 

“Siz ey iman edenler! İman edin Allah’a, O’nun elçisine, O’nun peygamberine peyderpey indirdiği ilahi kelama ve daha önce indirdiği mesaja! Zira kim Allah’ı, meleklerini, vahiylerini, peygamberlerini ve Ahiret gününü inkar ederse, işte o derin bir sapıklığı boylamış olur.” (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ- NİSA,136)

Bu ayette de iman edilmesi gerekilen hususlar sayılırken yine kadere iman yoktur. Esasen bazı güç odakları tarafından istenilen, içi boşaltılmış bir kader inancını inasanlara dayatmaktı. Emeviler kendi zalim saltanatlarına karşı gelenlere biz sizin kaderiniz diyordu. Onlar iktidarı kanla  ele geçirmişti. Ancak bize bunun Allah’ın kaderi olduğuna inandırmak istiyorlardı. Böylece emevilere karşı gelmek Allah’ın kaderine karşı gelmek olacaktı. Kadere iman meselesi bu şekilde ortaya çıktı. Çektiği acılara kader deyip isyan etmeyen bir toplum oluşturmak ,güç sarhoş’u iktidarlar için bulunmaz bir nimetti. Emeviler bu nimeti ilk fark eden devletti. Önce kendi ulemasına kader kavramını çarpıttırarak anlattırdılar. Daha sonra işini şansa bırakmak istemediler ve kendi kader anlayışlarına ilahi bir dayanak bulmak istediler. Bunu kur’an’a yaptırmak istediklerine hiç şüphem yok ancak kur’an’da bu girişime destek bulabilecekleri bir ayet yoktu. Onun da çaresini buldular. Bu işi peygamberimize yaptıracaklardı. Hadis uydurmak ne kadar zor olabilirdi ki ? Peygamberin ağzına yerleştirilen birkaç yalanla kitleleri  ikna etmek çok kolay olurdu. Öyle de yaptılar. Şu hadise bakarsanız ne dediğim daha net anlaşılır.
 

“Cebrail ya Muhammed ! İman nedir ? Açıklar mısın ? deyince; Peygamberimiz buyurdu ki: Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret  gününe iman etmendir. Kadere de hayrına ve şerrine (hayır ve şerrin Allah’ın takdiri ile olduğuna) iman etmendir. ” (Müslim- İbni Mace – Tirmizi- Ebu Davud)

Gördüğünüz gibi kur’an’a söyletemediklerini peygambere söylettiler. Uyanık kafaların dinimizi çıkarları için kullandıklarını biz görmedikçe daha çok değerimizi kaybedeceğiz. Biz zaten kadere iman ediyoruz. Ancak hangi kadere ? Bunların bize  dayattıkları zulümlere ses çıkarmayan, bizi hakkını aramayan itaatkar bir koyuna dönüştüren kadere  mi? Hiçbir zaman bu kader anlayışına iman etmiyoruz ,etmeyeceğiz. Eğer Allah’ın özgür irademizle yapacağımız seçimlerimizi bilmesine kader diyorsak biz bu kadere zaten iman etmişiz. Ama Allah’ın kur’an’da bahsetmediği kadere iman meselesinin, bizim gözümüze bu kadar sokulmasının tek bir nedeni var o da  yönetenlerin yaptıklarını görmezden gelen bir halk oluşturmak istemeleri. Toplumu yönetenler derken sadece hükümetler ve devletleri kastetmiyorum. Zenginler, iş adamları, dini ticarete döken hoca kılıklılar vb.. herkes.  Bunu kaderden daha iyi ne sağlayabilirdi ki? Başımıza gelenlerin Allah’tan olduğunu sanmak bizim elimizi kolumuzu bağlamaz mı? Ruhumuzu alevlendiren mücadele ateşini söndürmez mi?  

Peki niçin  bu kokuşmuş kader inancını islam’a enjekte etmek istiyorlar?

Size bir canlandırmayla olayı somutlaştırmak istiyorum. Batı yıllar boyunca afrikayı sömürdü. Tüm zenginliklerine el koyup ülkelerini zengin kıldılar. Bugün ki sefalet ve açlıklarının sebebi batılılardır. Çünkü Afrikalıların boğazındaki lokmaları çaldılar. Düşünün ki siz bir Afrikalısınız.  Eğer bu tür bir kadere inanırsanız bugün ki sefaletinizin, açlığınızın sizin kaderiniz olduğunu düşünürsünüz. Çünkü Allah böyle takdir etmiştir. Kaderinizi böyle yazmıştır. Açlıkla imtihan olmak bazılarının kaderidir diye düşünürsünüz. Tüm bu olayların arkasındaki sebebi araştırmaya lüzüm görmez Batıdan çaldıklarının hesabını sormaya kalkmazdınız. İşte bu kader inancı güç sahiplerinin işine nasıl yarıyor görüyorsunuz.
Başka bir örnek daha vermek istiyorum. Ama vereceğim bu örnek kesinlikle halen yaşanmakta olan bir utanç. Bildiğiniz gibi iran mollaların yönetiminde. Mollalar, halkın cebine hortum bağlayıp ceplerindeki parayı kendilerine akıtırlar. Mollalar, İran’da ki gizli kast sisteminin tepesinde bulunan zengin ve ayrıcalıklı bir sınıftır. Bunların eşi kilolarca altın takar. Kendileri de yüz kilodan aşağı değiller. Tabi hepsini kast etmiyorum. İllaki namuslu olanlar var. Onları tenzih ederim. Ama geneli dediğim gibi. Bunlar fakir insanlara sürekli şöyle diyor: "Allah’a şükürdar olun. Allah’a isyan etmeyin, Allah varlıkla sınadığı gibi yoklukla da sınar. Bulduklarınıza şükredin." Bu başınıza gelenler Allah’ın kaderi demeye getiriyorlar. İşi Allah’a yüklüyorlar ki millet ses çıkarmasın. Ama bu din tüccarlarının attığı iftira elbet bir gün dillerini yakacak. O insanların sefaletinin kaynağı Allah değil bizzat kendileridir. Halkın isyan ettiği de Allah değil bu simsarlardır. Ama çok kurnazlar ya kendilerine olan isyanı Allah’a isyan olarak inanmalarını sağlamışlar. Oradaki tolpum da açlıklarının sebebinin zenginlerin kendi paylarına düşeni çalmaları olarak görmüyor, Allah’ın imtihanı olarak görüyorlar. İşte gördüğünüz gibi kadere iman sadece devletlerin değil bireylerin de işine yarıyor, zenginlerin, sahtekar imamların, mollaların ve nice otorite sahibinin. Şimdi kadere imanı niye gözümüze sokuyorlar anladınız mı?

İlk bilinçli insan’dan bugüne din simsarlığının hiç değişmemesi hep tuhafıma gitmiştir. Musa’nın getirdiği inancı kendi çıkarları için kullanmak isteyenler  tevrat’ı değiştirerek  o inancın içine sızdı ve  içeriğini kendi menfaatleriyle doldurdu. İseviler de aynı tavrı sergiledi. İsa peygamberin Allah’tan aldığı öğretilerin yani incilin kalbine sızdılar ve onu kendi çıkarları doğrultusunda güncellediler, çıkardılar, eklediler. Ama islam’da farklı bir durum var. Din simsarları kur’an’ı kullanarak islam’a sızamadılar. Çünkü Allah kur’an’ı koruduğunu bizzat kur’an’da  ifade ediyor. Din simsarları bu ilahi kitapta silme, ekleme ve güncelleme işlemlerini yapamadılar. Ancak bir simsara açık delik bırakırsanız muhakkak o delikten içeri sızar. İslam’a kur’an’dan sızamayanlar hadis aracılığıyla bunu başardı. Peygamber kendi döneminde kur’an ile karışır kaygısıyla kendi sözlerinin derlenip not edilmesine karşı çıktı. Halife Ömer döneminin sonuna kadar da bu kaygı korundu. Ancak nasıl olduysa Halife Osman dönemiyle birlikte hadis ilmi diye bir ilim ortaya çıktı. Artık  her çıkar odağı peygamber dedi ki ile başlayan cümleler kuruyor ve menfaatlerini dinimize enjekte ediyordu. Teslimiyetçi Kader  inancı bu zehirlerden sadece birisi. Bunlar yapılarak binlerce menfaat din diye bize sunuldu.