yukarı çık butonu
İslam'da Kölelik ve Cariyelik (Kadın Köle) Var Mıdır?
Kur'an'ın indiği zamanı düşünün. M.S 600'lü yıllar. Batı o dönemler henüz karanlık çağda bile değildi. Doğu ise Batı kadar kokuşmuştu. Tüm dünyada insan alınıp satılıyordu. İnsan bir mal gibi pazarlarda satılırken kimi köleler de miras yoluyla efendi değiştiriyordu. Efendi, o kölenin Tanrısı idi. Çünkü her türlü mülkiyet hakkı efendisinin elindeydi. Yaşam hakkı bile. İşte Kur'an böyle bir zamanda indi ve köleliğin bir problem olduğunu ve bunu insanların sistematik bir şekilde çözmesi gerektiğini söyledi. Hatta çağrı filmini izleyenleriniz ya da Hz. Muhammed dönemini anlatan tarih kitaplarından birini okumuşsanız o dönemdeki Mekkeli müşriklerin İslam'a karşı çıkmalarının bir sebebinin de Hz. Muhammed'in kölelerle hürleri eşit görmesiydi. Mekkeliler Hz. Muhammed'e karşı koyarken bir söylemleri vardı. Neydi o söylem? Diyorlardı ki "eğer Muhammed'in dinine tabi olursanız tüm köleleri kaybedeceksiniz. Şu halde yarın kim sizin işinizi yapacak?" Peygamberimizin yakın dostlarından Bilal İslam'ın köleliğe en net bakışıdır. Habeşli köle Bilal İslam'ın onu özgürlüğe kavuşturacak limandaki tek gemi olduğunu ilk fark edenlerdendi. Bilal'den daha akıllısı elbette Mekkeli müşriklerdi. Muhammed'in yeni getirdiği bu dinin onların çıkarlarına dinamit döşeyeceğini onları kölelerinden edeceğini çok çabuk anladılar.

İslam'ın kölelik sistemi hakkındaki ilkelerini uzun uzadıya konuşacağız. Ancak bunu yapmadan önce İslam'ın ilkeleri için nereye bakacağız ve bu konudaki metot nedir onu bilmeliyiz. Katiyen hiçbir rivayet, hikâye ya da hadis adlı rivayetler dinin kaynağı olamaz. Dinimizin tek kaynağı Kur'an'dır. Hz. Muhammed'den geldiği iddia edilen sözler dinin kaynağı değildir. Peygamber dinimizi bize açıklayan bir elçidir, bir öğretmendir. Fakat aramızda bulunmadığı için onun öğretmen rolünü de Kur'an devralarak günümüze kadar çağlamıştır. Kur'an hem müfessirdir (açıklayan) hem de müfesser (açıklanan) dir. Bu ne demek? Bu şu demek: Kur’ân âyetleri birbirinin tefsîridir. Delilimiz ise Kur'an'dadır.
 

Elif-Lam-Ra! Öyle bir kitaptır ki (bu), ayetleri her şeyden bütünüyle haberdar olan hikmet sahibi (Allah) tarafından kendi içlerinde açık ve anlaşılır kılınmış, birbirleriyle açıklanmış ve ayrıca birbirleriyle bağlantılı olarak etraflı biçimde dile getirilmiştir. (1) ki Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz. (2) (MUHAMMED ESED MEALİ – HÛD 1, 2)

Yukarıdaki ayet şu hakikati dile getirir: Kur’ân âyetleri bizzat öğretmenlerin öğretmeni Allah tarafından açıklanmıştır. Bu ayeti, Kur'an'ı Hz. Muhammed'den başkası açıklayamaz bu yüzden rivayetlere ihtiyacımız var diyenlerin vicdanına sunuyorum. Bu noktada Hz. Muhammed'in Kur'an'ı açıklamasına lafım yok. Ancak peygamberimiz yaşamıyor. Bu yüzden onun açıklamalarını bilmiyorum ve bilmediğim için denize düştüğümü sanıp yılanlara sarılmıyorum. Peygamberden 200 yıl sonra gelmiş insanlara güvenmek zorunda değiliz. Fussilet suresi 3. ayeti de Kur'an'ın ayrıntılı biçimde açıklandığını söyler. Yukarıdaki ayetten şunu öğreniyoruz: Kur’ân âyetleri birbirinin tefsîridir. Peki hangi ayet hangisini tefsir ediyor? Bunu nasıl bileceğiz? İşte bu noktada tüm Kur'an'a vakıf, Kur'an hakkında uzmanlaşmış, Kur'an'a yıllarını ve tüm emeğini boca etmiş bir insandan yardım alacağız. Eğer olanağınız varsa her Müslüman Kur'an hakkında uzmanlaşmalıdır. Ama buna imkânı olmayanlar Kur'an tefsiri yazan bilginlere başvurmalıdır. Bakın bilgin demedim bilginler dedim. Çoğul kullandım. Bir âlime yapışıp kalırsanız Kur'an hakkında daha isabetli görüşü olan diğer âlimleri kaçırırsınız.

Konuya geçmeden önce şunu da bilmelisiniz. Kur'an yaşayan insanlara geldi. Bir mekâna, bir olaya ve bir zamana. Bu yüzden Kur'an'da konular dağınık bir şekilde yer alır. Bunun sebebi muhatabının yaşadığı olaylara göre inmesidir. Kölelik konusunda da bu yöntem uygulanmıştır. Farklı zamanlarda farklı olaylara hitaben ayetler inmiştir. Hepsini okurken Kur'an'ı bir bütün olarak anlamayı ihmal etmemeliyiz. En başta açıkladığım gibi Kur'an Allah'tan başkasına kulluk edilmesini hud 2'de ve İsra 23 gibi ayetlerde yasaklar. Ama bugün bildiğimiz anlamıyla köle insanların kulu olarak bilinir. Düşünsenize sahibiniz sizin yaşam hakkınız dahi her hakkı kendinde saklı tutardı. Hatta biz tarihi kaynaklardan öğreniyoruz ki geçmişte köle sahibi efendiler köle kadınlarını (cariyelerini) fuhşa zorlardı. Yani başka erkeklere kendi rızası olmadan cinsel partner olarak verilirdi. Kısacası sahip eşitti Tanrı. Ancak Kur'an Allahtan başka Tanrıyı kabul etmez. Şu halde İslam köleliği kabul etmez. Çünkü kölelik sistemi efendilerin kendilerini o insanlar üzerinde Tanrısal tasarrufa sahip kıldıkları bir sistemdir. Bu konuda yukarıdaki Hud 2'yi delil olarak verdim. Şimdi Başka bir ayeti delil göstereyim.
 

Zira senin Rabbin, başkasına değil yalnızca kendisine kulluk etmenizi emreder. (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – İSRA 23)

Allahtan başkasına kulluk yasaksa sahiplik sistemi olan kölelik İslam'a göre şirk sistemidir. Müslümanların çoğunun bu sistemi İslam'ın desteklediğini söyler. Bu son derece üzücüdür. Çünkü kendi dinlerinden bi haberdir. Bazı sözde İslam bilginlerimiz ise bu sistemin İslam'da mevcut olduğunu söylüyor. Bu inanış bize zillet olarak yeter demekten başka bir şey demek gelmiyor içimden. 14 asırdır kölelik sistemini devam ettirmek Müslümanların işine geldi. Kur'an ve peygamberin bu konudaki duruşu zerre kadar umurlarında olmadı. Kendi çıkarları Kur'an'dan daha tatlı geldi. Bu onursuz tavırlarını savunurken kullandıkları argüman şu: Allah bunu haram kılmamış. Evet, bahanelerinin çok mantıklı olduğunu sanıyorlar. Kur'an illa bunlara "hey, alo kölelik haramdır. Bak haram diyorum ha" demeliymiş. Çünkü bu adamlar iki kelimeye kafayı takmış helal ve haram. Bu kelimelerin olmadığı her hükümde çıkarlarını Kur'an'ın üzerine geçirmiş ve Kur'an haram kelimesini kullanmamış bahanesine sığınmışlar. Kur'an zaten çoğu konuda haram dememiş. Ama siz mantığınızla kötüyle iyiyi, temiz ile pisi ayırt edersiniz. Mesela çöp yemek haram değil ancak siz yememeniz gerektiğini bilirsiniz. Kur'an kölelik sistemini indiği dönemin sosyal yapısını göz önüne alarak sistematik bir şekilde yok etmeyi hedefledi. Fakat Müslümanlar Kur'an ile aynı hedefe kilitlenmedi. Kur'an'ın kölelik sistemine karşı insanlara sunduğu çözümleri size açıklamadan önce Müslümanların inandığı genel (Sözde) İslam Fıkhının bu konudaki yorumlarına bakalım.
  1. Savaş esiri olan bütün erkekler yönetimin takdiriyle öldürülebilir ve bütün erkek ve kadın esirler köleleştirilebilir.
  2. Hür eşler üzerine cinsel partner olarak sayısız cariye alınabilir. Çünkü cariye malikin mülkü olarak ona helaldir. Nikâh olmaksızın satın alma yoluyla ilişkiye girilebilir.
  3. Kişi satın aldığı ve bekâretini gidererek uzun süre ilişkiye girdiği cariyesini de ayıplı olduğu gerekçesiyle geri verebilir.
  4. Kocası razı olsa da olmasa da satılan cariye kocasından boş olur. Onunla ilişkiye girebilir.
  5. Kişi satın alarak mülk edindiği cariyesi ile nikâh akdi yapamaz.
  6. Hür kadınlar mülk edindiği esiri (kölesiyle) evlenemez. Evlenirse geçersizdir.
  7. Cariyelerin kendileri adına tasarruf etme yetkileri olmadığı için evlendirilirken izinlerinin alınmasına gerek yoktur. Zorla evlendirilebilirler.
  8. Kişi kendi cariyesinin her yerine başkasının cariyesinin ön ve arka organları dışındaki bütün vücuduna bakabilir.
  9. Cariyeler hür kadınların yarı haklarına sahiptir.
  10. Cariyelerin kendisi maldır, bu yüzden onun şahsi malı olamaz. Alacağı mehir de malikindir.(Yani cariyenin sahibinindir)
İnanın kalbim ancak bu kadarını yazmaya dayandı. Ben tüm listeyi size vermeye kalksam sayfalarca fıkıh kuralı olduğundan bu, yazımı kitaba dönüştürür. Yukarıdaki İslam fıkhı denilen onurdan ve şereften yoksun kurallar İslam'a ait değildir. İslam fıkhının (hukukunun) kölelik bölümü onursuz İslam şarlatanları (bilginleri) tarafından Kur'an esas alınarak değil, padişahların ve erkeklerin cinsel organları esas alınarak düzenlenmiştir. İşin üzücü tarafı birçok Müslüman İslam fıkhı denilen hukuk kurallarının Kur'an baz alınarak oluşturulduğunu sanmasıdır. Bu büyük bir buhrandır. Birazdan yukarıdaki fıkıh kurallarının Kur'an ayetleriyle nasıl savaştığını size ayetlerle göstereceğim. Ben yukarıdaki maddeleri arka arkaya cevaplandırmaktan ziyade yazımın akışında hepsine tek tek cevap vereceğim. Kur'an'dan ayetleri gördükçe peygamberin aşağıdaki sözlerini daha iyi anlayacaksınız:
 

Ve (o gün) Rasul diyecek ki:"Ya Rabbi! Benim toplumum bu Kur'an'ı yalnızlığa mahkûm etti!" (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – FURKAN 30)

Köleliğe karşı olan Muhammed peygambere kendisinin vefatından bir asır geçtikten sonra İslam fıkhı diye, İslam öğretisi diye köleliğin dini bir temele dayandırıldığını muhtemelen Allah gösterecek ve peygamber yukarıdaki cümleyi kuracak. Sadece köleliği kast etmiyorum. İslam'da olmayıp İslam'a enjekte edilen bir milyar kuralı peygambere Allah gösterecek ki o da hesap günü yukarıdaki cümleyi kurabilsin. Peygamberimizin bu sözü söylerken Allah'a karşı boynunu büken Müslümanlara yazıklar olsun. Kur'an'ı bırakıp cinsel organlarının keyfine ayetleri çiğneyip İslam fıkhı adı altında nefislerini takip ede dursunlar. Allah bu dünyada da diğer dünyada da onlara yaptıklarının hesabını soracaktır.

Âlimlerin çoğu yukarıdaki kölelik fıkhını kabul ediyor. Bu kadar çok âlim nasıl yanılabilir?

Şimdi beni iyi dinleyin kardeşlerim. Size niçin âlimlerin çoğunun İslam'ı zelil bir hale sokup bu İslam'dır diye bize kakalamaya çalıştılar bunu anlatacağım. Kulak verin ve hakikatten başka gerçek aramayın. Bu konularda duygusallığa yer yok.

Emeviler tahta geçince iktidarlarına karşı gelen tüm sahabeyi ve âlimlerimizi öldürdü. Peygamberimizin sahabesi Hicr b. Adiy öldürüldüğünde Aişe validemizin bile buna dayanamayıp Muaviye'ye "Hicr'i öldürürken hiç mi Allahtan korkmadın" dediği rivayet edilir. Bu rivayete inanmak zorunda değiliz sadece toplumu aydınlatan insanların siyasi otoritelerce nasıl söndürüldüğünü anlatmak için verdim. Kafanızda canlanması için. Düşünün Halife Ömer, Osman ve Ali Müslümanlarca suikaste kurban gittiler. Daha Ömer hançerlendiği gün İslam gerçek Âlimlerini kaybetmeye ve yerini cahil ve şarlatan âlimlerin almaya başladığı kritik bir kırılma noktasına girdik. Bu maddede şunu söylemeye çalışıyorum. Emevilerden bugüne kadar gelen tüm devletler toplumun gerçek âlimlerini ya öldürdü ya da tehditle susturdu. Korkmayan âlimler öldürüldü. Korkanlar ise sustu. Korkanları suçlamıyorum. Ailelerinin can güvenliğini düşündüler. Bazıları da Rabelais gibi düşündü. Rabelais "Ben hakikat aşığıyım" diyordu, "ama darağacına kadar" diye ilave ediyordu. Emevilerden itibaren gerçek âlimler temizlenmeye başlayınca yerlerine padişah ve kralların yani yöneticilerin bahşişine ve övgüsüne mazhar olacak şarlatanlar geldi. Devlet büyükleri bu tür insanları âlim diye ulema diye topluma sundu. İşte yukarıdaki İslam'da kölelik fıkhını oluşturan onursuzlar bunlar. İnsanların niçin çoğu âlim bu görüşte sorusunun cevabı da bu. Çünkü bugüne kadar ki tanıtılan ünlü âlimlerin hepsi devletlerin topluma dayattığı âlimler. Biz sadece cahilleri tanıdık. Oysaki kandilleri güneş kadar parlak ışık saçan âlimleri bize tanıtmadıkları gibi tarihin tozlu sayfalarına gömmeye de çalıştılar. Yani 1400 yıldır her alim köleliği destekledi ifadesi bir cehaletin ürünüdür. Kölelik yok diyen insanlara Emeviler, Abbasiler, Osmanlı ve nicesinin ne yaptığını kafamda canlandırabiliyorum. Yerine kimleri âlim diye getirdiler biliyor musunuz? III. Murat döneminde İstanbul'da çıkan vebanın sebebi rasathanedir diyen cahil şeyhülislam yapıldı. İsmin büyüklüğüne bakar mısınız! Şeyhülislam. İslam'ın şeyhi/piri/üstadı demek. Osmanlı duraklama devrinde, cahil âlim ilan edilince bilim şeytan ilan edildi ve bu sistemin adı beşik ulemalığı oldu. Osmanlı'nın sonunu getiren sistem. Osmanlı'da bu şarlatanların âlim yapıldığını ve bunlardan kurtulmamız gerektiğini ilk fark eden II. Osman'dı (genç). Bu âlim kılıklı insanların devleti gizliden ele geçirdiğini anlamış ve şeyhülislamı divan üyeliğinden çıkararak Osmanlıyı bu cahillerden kurtarmaya çalışmıştı. Ancak sözde dertleri Allah olan bu mollalar güç ellerinden alınınca bir vampir gibi  II. Osman'ın kanını içtiler.

Neyse yukarıdaki soruya vereceğim cevap şu: İslam'da kölelik yoktur, mürtedi(dinden çıkan kişi) öldürmek yoktur vs.. diyen her alimin sesini kestiler. Çoğunluk çıkar sistemine hizmet ediyordu. Derdi Kur'an olanlar azınlıktaydı ve sesleri çoğunluğun sesi kadar gür çıkmıyordu. Değil mi ki Krallar ve padişahlar harem kurmalıydı. Kur'an'a hizmet eden bir âlim buna izin verir miydi? Asla. Köleliğe ve cariyeliğe karşı olan İslam bir anda kucağında haremi buldu. Sözün özü şu: Mantığı belinin altından daha fazla yukarı çıkamayan yöneticiler köleliği İslam'a cahil ve ruhunu ulufeye satan âlimler aracılığıyla yeniden soktu. Oysaki Kur'an'ın bir amacı da insanları özgürleştirmekti. Tüm putlarından, tüm tanrılarından, tüm sahiplerinden, tüm efendilerinden. Tek sahibin Allah olduğunu anlatmak için inmişti Kur'an. Bu yüzden diyorum ki : Evet, haklısınız. İslam'da sizin âlim olarak gördüğünüz yüz binlerce âlim köleliği ve onun gibi nice yalanı savundu, savunmakta ve savunacak. Çünkü onlar âlim değil. Onlar size inanmak istediğiniz dini anlatsınlar diye özenle seçilmiş insanlar. Yöneticinin övgüsünü ve bahşişini alıp refah içinde yaşayan ve Kur'an'ın tabiriyle ayetleri az bir ücret karşılığı satan insanlar. 1300 yıldır çıkar sisteminin dişlileri olan bu âlimler(!) yalan söylemiş olmaz mı diyorsunuz? Niçin çoğunluğun dinine uyalım? Kur'an atalarınızın dinini terk edin demiyor mu? Kur'an birçok ayetinde insanların çoğunluğunun doğru yolda olmadığını ifade etmiyor mu? Neyse niçin tüm âlimler giderken mersine siz gidiyorsunuz tersine diyenlere cevap vermek istiyordum 2 yıldır. Nihayet bu yazımda nasip oldu. Biz yalnızca Kur'an'ı ve mantığı baz alıyoruz. Bize Kur'an'dan delil getirerek konuşan her âlimi de dinliyoruz. Bu yazdıklarım kendi kendime mağarada düşünürken bulduğum şeyler değil. Derdi Kur'an olan sancısı İslam olan âlimlerden öğrendik ve öğreniyoruz çoğu şeyi. Gelelim asıl konumuza. Kusura bakmayın uzun oldu.

İslam'da kölelik ve cariyelik var mıdır? İslam'ın bu noktada ilkesi nedir?

Arkadaşlar Kur'an tüm dünyaya köleliğin hâkim olduğu ve kölelerin bile bundan kurtulmaya çalışmadıkları ve kabullendikleri bir çağda indi. Kur'an bu noktada sosyolojik kararlar aldı. Allah bu işi sistematik bir şekilde sonlandırmaya çalıştı. Çünkü bu iş içki ve kumara benzemiyordu. Kölelik, Kur'an'a göre bir problemdir. Bu probleme karşı gerçekçi bir plan ortaya koydu. Yani Kur'an köleliğe karşı laf ya da slogan üretmedi çözüm üretti çözüm. Allah Kur'an'ı gönderirken köleliğe karşı savaşı İslam'ın ilk yıllarında Mekke'de başlattı. İşte ayet:
 

Ve ona (iyilik ve kötülüğün) açık seçik iki yolunu da göstermedik mi? (10) Fakat o, (ucunda cennet olan) sarp yokuşu tırmanmak için hiçbir bedel ödemedi. (11) Bilir misin nedir o sarp yokuş? (12) Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır (13) veya açlık gününde (yoksulu) doyurmaktır; (14) (Mesela) yakını olan bir yetimi (15) (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – BELED 10,11,12,13,14,15)

Aslında ayetin de devamını vermek isterdim ama yazı uzamasın. Bakın ey vicdan sahipleri. Vahiy daha ilk yıllarda köleleri özgürlüğe kavuşturmayanları kınıyor. Yukarıdaki surede iyi ve kötüyü ayırt etmenin yolunu insanlara göstermedik mi? diyerek adeta ey muhatap köle edinmek kötüdür. İyi ile kötüyü ayırt et artık demektedir. Ve devamında diyor ki cennete giden yolda sarp bir yokuş var. Bu sarp yokuşu tırmanmanın bir bedeli var ve bu bedeller surenin devamında anlatılıyor. Bu bedellerden ilkini anlatırken köle azat etmekten bahsediyor ve diyor ki cennete giden yolda bir kişiyi daha zincirlerinden kurtar. Böylece o sarp yokuşu tırmanmak için ödemen gereken bedeli ödemiş olursun. Özetle yukarıdaki Beled suresinde Allah, iyi olmanın bedelini ödemek istemeyen, o sıkıntıyı çekmek istemeyenleri eleştiriyor.

Kur'an indiğinde köleliğin kaynakları nelerdi?

  1. Faiz borcu gibi borçlarını ödeyemeyenler köleleştirilebiliyordu.
  2. Haramilik/Eşkiyalık ile baskınlar yapıp hürleri köleleştirmek
  3. Savaşlar
  4. Kölelerin miras ya da satın alma yoluyla ele geçmeleri

Kur'an'ın köleliğin kaynaklarını kurutma planı neydi?

1.  Allah  faiz vb.. borç türlerini yasakladı. Borçlunun borcunu ödemesi için mühlet verilmesini borcunu verecek durumda değilse bu borçtan vazgeçilmesini emretti. Allah bu şekilde köleleştirmenin ilk kaynağını yasakladı. İşte ayet:

Şayet (borçlu) güç durumdaysa, rahatlayıncaya kadar ona vade tanıyın! Eğer bilirseniz, (borcu) bağışlamak sizin için çok daha hayırlıdır. (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – BAKARA 280)

2.  Allah Kur'an'da insanların malını, canını, ırzının başka İnsanlara haram etmiştir. Eşkıyalığın içinde hırsızlık gibi bir günah da vardır. Kur'an Haramiliğe (Eşkıyalık) izin vermez ki kaldı ki bunun sonucunda köle edinmeye izin versin. Bu konuda ayet vermeye bile gerek yok. Hepiniz başkasının malının, canının Kur'an ile güvenceye alındığını ve hırsızlığın yasak olduğunu biliyorsunuz. Merak edenler internetten birçok ayet bulabilir. Kur'an bu şekilde köle almayı da yasaklayarak ikinci kaynağı da kuruttu.

3.  Savaşlar. Köleliğin en önemli kaynağıdır. Güçlü toplumlar savaşların büyük çoğunluğunu köle edinmek amacıyla çıkarıyordu. Köle demek mal demek, servet demek, iktidar demekti. Zenginlerin, zenginlik oranı köle sayısına göre ölçülüyordu. Bakalım Kur'an bu konuda ne düşünüyor.
 

Artık inkarda direnip (onu dayatanlarla) savaşta karşılaştığınızda, hemen boyunlarına vurun! Nihayet kızışmış bir savaşın sonuna dayandığınızda durmayın, (kalanların) ipini sıkı bağlayın. Fakat daha sonra ya bir lütuf olarak karşılıksız, ya da bir fidye karşılığı serbest bırakın ki, savaş tüm ağır sonuçlarıyla ortadan kalksın: böyle yapın! (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – MUHAMMED 4)

İşte Allah, işte onun mükemmel ayeti. Bu ne kadar asil bir terbiye. Savaştan sonra tekrar bize saldırmamaları için tedbir almamızı (kalanların ipini sıkı bağlayın) söyledikten sonra ayet ilk olarak savaş esirlerini karşılıksız bırakmamızı emrediyor. Ancak Müslümanlara saldırıp savaş çıkardıktan sonra Müslümanlara verilen zarardan dolayı fidye yani tazminat ile de serbest bırakma hakkımız olduğunu ifade ediyor. Tabi fidye istenen şey para ise bu zengin esirler için olmalı. Fakir esir fidye olarak para vermez bu yüzden fidyesiz serbest bırakılmalıdır. Ancak fidye illa ki para olmak zorunda değil. Nitekim Allah'ın peygamberi Muhammed Bedir savaşında her esiri on Müslüman'a okuma yazma öğretmesi karşılığında serbest bırakmıştı. Bir kısmını da fidyesiz serbest bırakmıştı. Peygamberimiz hiçbir zaman köle almadı. Çünkü Kur'an köleleştirmeye karşıdır. Rasulullah okuma yazmayı yani eğitimi en değerli fidye olarak görüyordu. Kur'an'a göre bırakın köleleştirmeyi esir almak bile hoş karşılanmaz. İşte o ayet:
 

Kıran kırana gerçekleşmiş sıcak bir savaş sonucu olmadıkça, bir peygambere esir almak yakışmaz. Sizler bu dünyanın geçici değerlerini istiyorsunuz; ama Allah (sizin için daha yüce bir değer olan) ahreti istiyor: zira Allah iradesinde pek yüce, işinde hikmetli olandır. (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – ENFAL 67)

İşte Müslüman'a izzet ve şeref öğreten bir ayet daha. Bazıları diyor ki bu ayet peygambere geldi. Biz ümmete değil. Bu ayet peygamberi kast ediyor ama ümmetini değil öyle mi? Kur'an peygamberin örnekliğini almamızı istemiyor mu? İşimize gelince peygamber izlenmeli işimize gelince bu ayet sadece ona hitap ediyor öyle mi? Kur'an'da peygambere hitaben söylenen emirler aynı zamanda onun ümmetine de hitap eder. Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla ayetleri diyorum bu ayetlere. Peygambere yakışmayan onun ümmetine yakışır mı? İslam bu ayetle savaşta köle ve esir almayı yasaklar ve köleliğin en ana kaynağının dibine dinamit döşer. Bu verdiğim ayetle Kur'an köleliğin üçüncü kaynağını da kurutmuş oldu.

4.  Kölelerin miras ya da satın alma yoluyla ele geçmeleri mevzusu. İşte asıl konuşacağımız konu. Çünkü ateistlerin İslam'da kölelik var demelerine sebep olan bölüm bu. Çünkü bu bölüm doğru bir şekilde okunamıyor. Kur'an köleliği yasaklamadı eleştrisinin sebebi İslam'da bu kölelik şeklinin mutlak bir dille içkinin yasaklandığı gibi yasaklanmamasından kaynaklanır. İnternette bazı İslam vaizlerinin bu bölümü açıklamak yerine ya üstünü örtmeye çalıştıklarını ya da sıvadıklarını gördüm. Çünkü kendileri de Allah'ın miras ya da satın alma şeklinde gerçekleşen köleliği kesin bir dille niçin yasaklamadığını anlamamaktalar. İşte bu bölüm için Allah dilimi açar da size anlatabilirsem İslam'ın köleliğe ne denli realist bir karşı duruş sergilediğini anlarsınız. Kölelerin miras ya da satın alma yoluyla ele geçmeleri mevzusu köleliğin kaynağı değildir. Mevcut yani var olan köleler konusudur. Yani bir köle satın alınıyorsa ya da miras yoluyla sahip değiştirdiyse bu zaten köledir. Bu yeni köle olmamıştır. Yukarıda saydığım üç maddede Allah hür birini köleleştirmeyi yasakladı. Kur'an bu maddeden itibaren var olan mevcut kölelere ne yapılacak onun çözümünü planlamaya ve bunun ile ilgili çözümler üretmeye başlıyor. Batı'nın bugün Afrika ve Mezapotamya'yı sömürüp, ihtiyacı olduğunda organ mafyası aracılığıyla buradaki insanların organlarını çalıp daha sonra medyaya çıkıp "köleliğe lanet olsun İslam köleliği yasaklamıyor" sloganları atıyorlar. Samimiyetsizler. Hadi diyelim İslamiyet köleliği yasaklamıyor. Ey Batı! Sen Müslüman mısın ki Afrikayı hala kölen olarak kullanıyorsun? Hani sen medeniydin ve köleliğe karşıydın? Bugün yaklaşık 19 Afrika ülkesi Fransa'ya yıllık vergi verir. Fransa'nın kolonisidir. Yani köledirler. Allah bunlar gibi sloganla hareket etmez. Laf değil eylem üretir. Şimdi Allah'ın var olan mevcut köleler hakkındaki çözüm planlarını görelim.

  1.  Allah köle stokunu eritmek için yapılan birçok günah için köle azad edilmesini emreder. Bu günahlarda köle azad edilmesi başka günahlarda azad edilmeyeceği anlamını taşımasın. Burada Allah bir üslup bir tarz öğretiyor.
    
          a.  Bozulan yeminler sebebiyle köle azad edilmelidir.
 

Allah, düşüncesizce ağzınızdan kaçırdığınız yeminler hususunda sizi sorumlu tutmaz. Fakat bilinçli olarak yaptığınız yeminlerden sorumlu tutacaktır. Bu tür yeminleri bozmanın karşılığı, kendi ailenize yedirdiğinizin ortalamasıyla on yoksulu doyurmak ya da giydirmek veya bir insanı özgürlüğe kavuşturmaktır; bunu bulamayan kimse ise üç gün oruç tutar. Bozduğunuz yeminlerin kefareti budur: Öyleyse yeminlerinize sadık kalın! (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – MAİDE 89)

          b.  Hata sonucu adam öldürmenin bedeli köle azad etmek ve diyet vermektir.
 

 Ve bir mü'min başka bir mü'min'i asla öldüremez; hataen olursa o başka. Bir mü'min'i hata ile öldüren kişi ise, mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturur ve maktülün yakınlarına diyet öder; eğer onlar diyeti bağışlarlarsa, o başka. (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – NİSA 92)

Ayete bakar mısınız! Hata ile öldürme sonucu başkasını diriltme koşulu getiriliyor. Kölelikten azade olmak dirilmektir. Yukarıdaki ayette öldürülen kişinin ailesi diyeti istememe hakkını bile elde ederken aynı hak köle azad etmeyebilir şeklinde verilmiyor. Müslüman için bu ayet her şeyi açıklamıyor mu?

         c.  Araplarda zıhar diye bir gelenek vardır. Bu kötü mantık bugün bile insanların zihinlerinde vardır. Bunun kefareti köle azad etmektir.
 

Ne ki "Sen bana annem kadar haramsın" diyerek eşlerinden ayrılanlar, ardından da söylediklerinden geri dönen kimseler var ya: işte onların (kefareti) eşler birbirine yaklaşmadan önce bir köleyi özgür kılmaktır. Size yönelik ilahi uyarı budur. Ve Allah bütün yaptıklarınızdan ayrıntısıyla haberdardır. (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – MÜCADİLE 3)

2.  Allah köle stokunu eritmek için uyguladığı ikinci çözüm yolu zekâttan köle azadı için pay ayrılmasıdır. Ayete bakalım:
 

Zekâtlar yalnızca yoksullara ve düşkünlere, bu işi yapan görevlilere ve kalpleri kazanılacak kimselere; özgürlükleri elinden alınanlar ve borç yükü altında ezilenler için, Allah yolunda gösterilen her türlü faaliyet ve yolda kalmışlar için verilir: bu Allah'ın koyduğu bir kuraldır. Ve Allah her şeyi bilir, her hükmünde tam isabet sahibidir. (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – TEVBE 60)

Bazıları kalkıp "burada köle azadı için zekât verin demiyor sadece zekat verin diyor" deyip bir itirazda bulunabilir. Ben de ona şunu soruyorum: Zekâtı köle ne yapacak? Sahibi onun yiyecek ve giyecek ihtiyacını gideriyor. Kendisine spor araba alsın diye mi zekât veririz? Sahibi ona verilen zekâta el koymaz mı? Biraz mantıklı düşünmek lazım. Allah'ın burada kastı köle özgürlüğüne kavuşsun diye zekât verin de sahibine verip kurtulsun. Aynı isteği Allah Bakara 177'de de yapar. Kölelerin kendi özgürlüklerine kavuşmaları için maldan infak etmemizi ister. Peki Köleyi emrinde bulunduran Müslüman, bir kölenin verdiği parayı kabul etmeyip köleyi özgürlüğüne kavuşturmayı reddetme hakkı var mıdır? Tabii ki yoktur. Bununla da ilgili de (sözde) Müslümanlar cingözlük yapmasın diye tedbir amaçlı ayet inmiştir. O ayeti 3 numaralı madde de vereyim.

3.  Kölelikten ayrılmak isteyen bir insanı sahibi engelleyemez. Onunla sözleşme yapıp onu bırakmak zorundadır. İşte can alıcı ayet budur: Nur 33
 

Ama evlenmeye bir türlü imkân bulamayanlar, Allah lütfundan kendilerine (bir fırsat) tanıyıncaya dek iffetlerini korusunlar! Öteden beri mülkiyetinizde bulunan esirlerden (kölelerden) azatlık sözleşmesi yapmak isteyenlere gelince: eğer onlarda bir liyakat görüyorsanız, onlarla sözleşme yapınız; üstelik onlara Allah'ın size (emanet) olarak verdiği maldan bir miktar da veriniz (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ -  NUR 33)

Bu ayete göre özgürlüğünü isteyen köleye özgürlüğü verildiği gibi iş buluncaya kadar geçimini temin edecek bir miktar para da verilmesinin gerekliliği vurgulanır. Allah hür bir insanı köleleştirmeye karşı çıktı ama niçin mevcut olan kölelere artık hürsünüz demedi, mevcut köleliği niçin içki ve kumar gibi kesin bir dile yasaklamadı sorusu bu ayette gizli. Yazının devamında açıklayacağım.

Şimdi şu notu düşmek istiyorum. İslam'da mevcut olan köle stoku eritilirken. Kölelik eski vasıflarını da kaybetti. Köle kul olmaktan bedavaya çalışan işçiye dönüştü. Sahibi köleyle ilgili Tanrısal tasarruflara sahip değildi artık. Efendi eşittir Tanrı modeli kaldırıldı. Kölenin istediği insanla evlenme özgürlüğü geldi. Sahibi kölenin yaşam hakkını artık elinde bulundurmuyordu. Sahibi kölesiyle evlenmediği takdirde onun cinselliğinden artık yararlanamadı. Bunları bir yanlış anlamayı düzeltmek için yazma gereği duydum. Kur'an'a inanan bir Müslüman kendini kölenin Tanrısı olarak göremezdi. Çünkü bu şirk olurdu. Yani kölelik sistemi her açıdan Kur'an'ın tüm ayetlerine aykırı.  En azından peygamber yaşıyorken Müslümanlar'ın kölelerine kendileriyle eşit haklara (bırakıp gitmesi hariç) sahip biri olarak baktığına eminim. Hz. Muhammed daha peygamber bile değilken kölesi Zeyd b. Haris'i oğlu gibi yetiştirdi. Ancak Peygamberin vefatından sonrası için aynı düşünceye sahip değilim.

Kur'an niçin köleliği kesin bir dille yasaklamadı?

Sebebi sosyolojik. Borca dayalı köleleştirmeyi Bakara 280 ile yasakladı. Haramilik/Eşkiyalık ile baskınlar yapıp hürleri köleleştirmek zaten Kur'an'ın tüm ayetlerine aykırı. Savaş sonucu köleleştirmeyi ise Muhammed 4'te ve Enfal 67'de yasakladı. Yani bir Müslüman asla bir insanı köleleştiremez. Hür insan Kur'an'a göre köle yapılamaz. Kur'an bunları yasaklar. Ancak mevcut durumda bulunan köleliği de kaldırmamıştır. Tüm tartışmaların sebebi de budur. Köleleri bir havuz gibi düşünün. Kur'an bu havuza kaynak olan vanaları kapattı. Ardından havuzun giderlerini hafifçe açıp süreç içinde köle havuzunun bitmesini bekledi. Kur'an'ın çözüm sistemi buydu. Tabii peygamber sonrası Müslümanlar köleliği devam ettirdiler. Ancak bu Kur'an'a açıkça muhalefet etmelerinden dolayıdır. Kur'an'ın hedeflediğini Müslümanlar ıskalamak istedi. Peki, niçin bunu bir sürece yaydı? Niçin içki gibi kesin bir dille mevcut kölelerin özgürleşmesine dair bir hüküm vermedi? Bu sosyolojik bir problem ve insan içki gibi bir nesne değildir. Kölelik sistemi binlerce yılda oluşturulmuş ve homo sapiens'in en büyük günahlarından. Şu halde onu yok etmek de birkaç yılda olamazdı. Şöyle düşünün demokrasi, homo sapiens'in tecrübe ve birikimiyle yüz binlerce yılda oluşan bir sistem. Ben desem ki herkesin krallık sistemini meşru gördüğü 3 bin yıl önce biri kalkıp demokrasiyi ilan etseydi ne olurdu? Tabii ki saçma olurdu. Toplumun alışkanlıkları sosyolojik kabullenmeleri var. Toplum bu yeniliğe karşı direnecekti. Toplumun buna hazırlanması, dönüşmesi, kabullenmesi adım adım olur. Toplumsal gelişimlerin aniden olmadığını en iyi bilen toplum bilimciler ve siyasetçilerdir. Türkiye 1923'te Cumhuriyet'e geçişte ne kadar zorlandıysa 2017'de Başkanlık Sistemine geçişte o kadar zorlandı. Toplum alışkanlıklarını bırakamıyor. Allah toplumu hazırlamadan, köle sahiplerini hazırlamadan, köleleri hazırlamadan kölelik sistemine son verseydi birçok insan zarar görecekti. Bu zararlar neler? Kölelik bir ticaretti ve toplumun bir kısmı bu işten geçimini sağlıyordu. Onlar zarar görecekti. Köle sahipleri köleleri olmadan hayatlarını nasıl devam ettirebileceklerini, o işleri nasıl yapabileceklerini henüz bilmiyordu. Köle sahipleri zarar görecekti. Yanlış anlamayın bu onları savunduğumdan değil. Ancak o dönem bu toplum tarafından bugün olduğu gibi yanlış görülmüyordu. Köleler aniden serbest bırakılsaydı o günün ekonomik faaliyetlerine göre işsiz kalacaklardı. Peki sadece işsiz mi? hayır aynı zamanda evleri de olmadığı için evsiz de kalacaklardı. Parasız ve evsiz öylece sokaklarda bulacaklardı kendilerini. Amerika'da böyle olmadı mı? Amerika İngiltere'nin sömürge kolonisi olmaktan kurtulduğunda kölelere vaad ettiği özgürlüğü savaş bitiminde verdi. İlk hafta bunu kutlayan köleler bir hafta sonra evsiz ve işsiz bir şekilde sokağa atıldıklarını anladıklarında tekrar köle olmak için sahiplerine geri döndüler. Yani anlayacağınız bu toplumsal yara süreç içinde azar azar köleliğin eritilmesiyle çözülebilecek bir sorundu. Hem köleler, hem sahipleri yavaş yavaş bu duruma adapte olmalı, toplum adım adım dönüştürülmeliydi. Kur'an'ın köleler hakkında aceleci davranmayıp yeni kölelerin oluşmasına mani olması ve var olan kölelerin ise sistematik bir şekilde özgürleştirilmesi metodu Kur'an'ın bir insan ürünü olmadığının en büyük kanıtı. Kur'an'ı Hz. Muhammed yazsaydı dininin yayılması adına tüm kölelere özgürlük vaad ederdi tıpkı Amerika'da savaşı kazanmak adına tüm kölelere özgürlük vaad eden George Washington gibi. George Washington köleliğin bir anda bitirme mantığının yaratacağı toplumsal hasarı hesaplayamadı. Ama Allah bunu Washington'dan 1200 yıl önce hesaplamıştı. Kölelik sistemine entegre olmuş toplumlar ancak her seferinde zincirin bir halkası sökülerek dönüştürülmeli, alıştırılmalı ve hazırlanmalıydı. Kur'an'da bunu yaptı. Günahlara karşı sürekli köle özgürleştirme metodu gerçekçi bir yaklaşımın ürünüydü. Kur'an, toplumu ve köleleri daha büyük bir yaraya  dönüştürmeden bu fikre hazırladı. Böylece mevcut köleler sorunu çözülecekti. Nur 33'e geri dönelim.
 

Öteden beri mülkiyetinizde bulunan esirlerden (kölelerden) azatlık sözleşmesi yapmak isteyenlere gelince: eğer onlarda bir liyakat görüyorsanız, onlarla sözleşme yapınız; üstelik onlara Allah'ın size (emanet) olarak verdiği maldan bir miktar da veriniz (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ -  NUR 33)

Nur 33 Kur'an'ın, topluma zarar vermeden bu kölelik belasından insanları aşama aşama kurtarmaya çalıştığının en büyük delilidir. Kendisine iş bulacağını, ev bulacağını kısacası özgür olduğunda yaşama devam edebileceğini düşünen köleler sahiplerine ben ayrılmak istiyorum deyip sözleşme isteyebilirler. Bu noktada Kur'an diyor ki siz de onlara bir miktar para vererek gönderin ki onlar da özgür hayata adapte oluncaya kadar kendilerine bakabilsinler. Kur'an aniden köleliği kaldırmamasının gizemi bu ayette saklı demiştim. Köle kendini hazır hissettiği anda Müslüman olan sahibi onu bırakmakla görevlidir. Sahip diyorum ama bu kavrama mecbur kaldığım için. Doğru ifadeyi bulamadım. İslam'da Allah'tan başka sahip yoktur. Bu yüzden Müslüman bir adamın kölesi olamaz. Köle yerine bedava işçi desek daha doğru olacak. İslam'dan önce köle olanlar, İslam'dan sonra bedava işçi statüsüne geçtiler. Bu da köleliğin başka çeşididir ve bu kölelik bugünün dünyasında milyonları buluyor. Evine sadece ekmek parası götürmek için bir gün boyunca çalışan insanlar kapitalist sistemde adı konulmamış kölelerdir.

Kur'an, mevcut kölelere aniden özgürsünüz deyip evsiz ve işsiz bırakmadığı gibi bu köle sistemine adapte olmuş toplumdan (köle sahipleri, köle tüccarları vs..) bu sistemi yavaş yavaş kaldırmaya çalışmıştır. Bazılarınız niye o zaman köleler bitmedi? Allah'ın sistemi işe yaramıyor mu? diyebilir. Bu haklı bir tenkit de olur. Buna da cevap verdim aslında. Peygamberin vefatından sonra Kur'an'ın sistemi terk edildi. Kimse köleliğin menfaatlerinden vazgeçmedi. Yukarıda verdiğim İslam fıkhının kölelik kurallarını görmediniz mi? Kur'an ne diyor İslam fıkhı ne diyor? Sözde İslam fıkhı " Savaş esiri olan bütün erkekler yönetimin takdiriyle öldürülebilir ve bütün erkek ve kadın esirler köleleştirilebilir." diyor. Ancak Kur'an'da Muhammed 4 ve Enfal 67 bunun tam tersini söylüyor. Allah'ın düşmanları Allah'ın kitabını değiştiremedi ama Müslüman zihinleri Kur'an'dan uzaklaştırmayı iyi bildi. Kendi dinlerini hadis ve fıkıh üzerinden yeniden inşa ettiler. Müslümanlar, Kur'an'ın köleliği bitirme planlarını takip etseydi peygamberimizden 150 yıl sonra köle möle bu coğrafyada kalmazdı.

İslam'ı bu noktada eleştiren insanların anlamadığı bir nokta var: Kur'an'da köleler ile ilgili hükümler var ancak köleleştirme Kur'an'ın yasakladığı bir olaydır. Bu iki kavram karıştırılıyor. Kölelerin tüm dünyanın üçte birinden fazla olduğu bir dönemde inen Kur'an, onlar hakkında hüküm vermese miydi? Bu çok saçma olurdu. Kendi çağına hitap etmeyen bir Kur'an olabilir miydi? Kur'an'a dün inmiş muamelesi yapılmamalı. Kur'an her çağa bir sunumu olduğuna inandığım bir hitaptır. O dönemde mevcut köleler için de düzenlemelerin Kur'an'da olması gayet normaldi. Bu düzenlemelere bakıp Kur'an köleliği desteklemiş demek akılsızca bir iddia olur. Kur'an eşcinseller hakkında da hükümler getirmiştir. O halde Kur'an eşcinselliği de destekliyor diyebilir miyiz? İndiği çağda da bu çağda da dünya kölelerle dolu ve onları görmezden gelemezdi kutsal kitabımız. Bugün Hindistan'da bir gün boyunca 1 dolar için çalışan insan köle değil mi? Kölelik bitti mi gerçekten?

Kur'an'da Cariyelik

Bu konunun da istismar edilmesi bıkkınlık verdi. Kur'an'ın kölelik sistemine karşı olduğu ve çözüm olarak iki yol sunduğunu size anlattım. İlki yeni insanların köleleştirilmesinin yasaklanması ikincisi ise köle olanların aşama aşama topluma kazandırılırken, köle sahiplerinin ve tüccarlarının ve bu işten ekonomiyi döndüren her kesime de bu sistemi peyder pey bıraktırmak. Kur'an'da cariyelik yoktur. Sınırsız cariyelik de yoktur. Çünkü Kur'an evli olmayan herkesin zina ettiğini söyler. Peki, Kur'an'da cariyeliğin olduğunu iddia eden İslam âlimleri bunu hangi kelimeye dayandırıyordu? O kelime şu: "Ev mâ meleket eymânukum" bu ne demek? Doğrusunu isterseniz bu kelimenin ne anlama geldiğini kimse tam bilmiyor. Çünkü bir mecaz. Soyut bir ifade. Anlamı "sağ elleri altında bulunanlar" ya da "yeminlerinizin hak sahibi oldukları" diye çevirebiliriz. Sağır duymaz uydurur misali geçmişteki âlimler ve Elmalılı Hamdi yazır bu kavrama cariye anlamı yükler. Ancak buna delil yoktur. Bu soyut bir ifadedir ve emin olun bu mecazın henüz neyi kast ettiği yüzde yüz söylenemiyor. Ama ipuçlarımız var. Bu sağ ellerimizin altında bulunanların normal bir evlilikle evlendiğimiz kadınlar olmadığını yani farklı bir kategori olduğunu biliyoruz. Nisa 3, 24 buna örnektir. Kur'an'da yanılmıyorsam 15 yerde bu kavram geçer. Başlayalım bu kelimenin mantıklı bir anlamını bulmaya. Erkekler hiç onların hoşuna gidecek olan cariye kavramını vermemi beklemesin. Çünkü bu "Ev mâ meleket eymânukum" kelimesinin cariyelikle bir alakası yoktur. Allah köle ya da cariye demesini bilmiyor muydu da bu mecazı kullandı? Allah Kur'an'da kaç yerde köle kavramını kullanıyor zaten. Nisa 3, 24 vs.. ayetlere gelince Allah köle kelimesinden sıkıldım deyip bu sefer "Ev mâ meleket eymânukum" mı kullanayım dedi? Bu isabetli bir yorum değil.
 

Ve eğer yetimlere, adil davranamamaktan korkuyorsanız, o zaman size helal olan diğer kadınlardan (biriyle evlenin); (hatta) ikişer, üçer ve dörder… Ama onlara adil davranamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir taneyle ya da elinizin altındakilerle (yetinin)! Altına girdiğiniz sorumluluğu ihlal etmemeniz açısından en uygun yol budur. (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ -  NİSA 3)

Bu ayet meşhur çok eşlilik tartışmasına sebep olan ayettir. Birden fazla eşi olduğunda adil davranamayacağından korkan insanlara "o zaman bir taneyle ya da elinizin altındakilerle (yetinin)! " emrini veriyor Allah. Bu ayetten anlıyoruz ki "ya da" ifadesinden dolayı "elinizin altındakilerle" ifadesi ile normal bir eşten bahsedilmiyor. Çünkü "bir tane kadın ile ya da elinizin altındaki kadın ile yetinin" diyor. Sırf normal eş kast edilmiyor diye burada olsa olsa cariyeyi kast ediyor deyip basmışlar tefsirlere cariye kelimesini. Ama bir dakika Ahzab 50'de bir ipucu var.
 

Sen ey peygamber! Biz sana mehir bedellerini verdiğin eşlerini; savaş esirleri arasından sağ elinin altında bulunan kimseleri; seninle birlikte göç etmiş bulunan amca ve hala kızlarını; ve kendilerini Peygamber'e (mehir bedeli istemeksizin) sunan ve peygamberin de kendilerini nikahlamayı kabul ettiği mü'min kadınları – ki bu yalnızca sana hastır, diğer mü'minler için değildir- helal kıldık. (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ -  AHZAB 50)

Bu ayetten de öğreniyoruz ki: "Ev mâ meleket eymânukum" yani sağ elinin altında bulunan kimseler ile savaş esirleri kadınlar kast edilmekte. Bu noktada bu kavrama cariye yani kadın köle anlamını vermek Kur'an'a aykırıdır. Çünkü Muhammed suresi 4'te Allah savaş esirlerini köleleştirme adetine son vermiş, Enfal suresi 67'de de bir peygambere esir almak yakışmaz diyerek bu tür bir eylemin Müslüman'a yakışmayacağını ifade etmiştir.  O halde bu kavramla ne kast ediliyor? Elimizde şu ipuçları var:
 

  1. sağ elinin altında bulunan kimseler ile normal kadınlar bahsedilmiyor. (Nisa 3)
  2. sağ elinin altında bulunan kimseler ile savaş esiri kadınlar kast ediliyor (Ahzab 50)
  3. Muhammed 4 ile ve Enfal 67 ile savaş esirlerinin köleleştirilmesi de yasak

Yukarıdaki üç verinin ışığında şu sonuca varabiliriz: sağ elinin altında bulunan kimseler ile kast edilen savaş esiri olup evlenilen kadınlardır. Yani savaş esiri olarak alınmış ve kadının da isteğiyle evlenilmiş kadınlar. Eee hani Kur'an'da Müslümanlar'a esir almak yakışmazdı? Bu yorumun ne kadar isabetli oldu? diyeceksiniz. Siz demeden ben anlatayım. Müslüman'a esir almak yakışmaz. Muhammed 4'te "Fakat daha sonra ya bir lütuf olarak karşılıksız, ya da bir fidye karşılığı serbest bırakın" diyor. Savaştan sonra bu esirler bırakılmadan evvel yapılan evlilikten bahsediyor. Bu yüzden söylediklerimle çelişmedim. Savaş bittikten 1 dk sonra esirler bırakılmıyor herhalde. Karşı tarafın tekrar saldırmayacağından emin olmak için bir süre misafir ediliyordu esirler. İşte bu zaman zarfında evlenme isteği olanlar için bir fırsat oluyor. Ama şuna dikkat! Kadın esirlikten serbest bırakılmadan önce evlilik kararını kendi vermeli. Zorla evlilik olamaz. Çünkü savaş sonrası esirler köle değildir. Kendi iradeleriyle evlenmek isterlerse evlenirler. Kur'an bu tür evlilikleri "Ev mâ meleket eymânukum" ifadesi ile karşılıyor diye düşünüyorum. Tabi bu sonuç mutlak değildir. İleride biri daha iyi, makul ve daha mantıklı bir fikir ortaya atarsa kabul ederim. Ancak cariye fikrini kesinlikle Muhammed 4 çürütüyor. Bu konuda Nisa 24 ve 25'i muhakkak sizinle paylaşmalıyım. Yukarıdaki İslam fıkhı denilen kuralların kalan kısmının Kur'an'a aykırılığını görmeniz için de yararlı olacaktır.
 

Meşru şekilde hakkını vererek sahip olduklarınızın dışında, bütün evli kadınlar (da haramdır) Bu Allah'ın size talimatıdır. Bunların dışındakilerin tümü, mal varlığınızdan bir kısmını vererek istemeniz, gayr-ı meşru bir ilişkiyle değil de evlilik bağı yoluyla almak şartıyla size helaldir. Kendilerinden yararlandığınız kadınlara mehirlerini bir yükümlülük olarak tastamam verin! Bu yükümlülüğün tesbitinden sonra, başka bir şey üzerinde uzlaşmanızda sizin için bir sorumluluk yoktur. (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ -  NİSA 24)


Burada yine "Ev mâ meleket eymânukum" ibaresi kullanılıyor. Sözde İslam fıkhına göre "Cariyelerin alacağı mehir de malikindir.(Sahibinindir)" Ancak yukarıdaki ayet ne diyor? "Kendilerinden yararlandığınız kadınlara mehirlerini bir yükümlülük olarak tastamam verin!" Ayrıca yukarıdaki ayette evlilik bağı dışındaki her tür ilişki gayr-ı meşru ilan edilmiştir. Şu halde nikah akdi yapılmamış esir kadınlar (cariyeleştirilmiş) nasıl oluyorda meşru oluyor İslam fıkhına göre? Birde sınırsız cariye nasıl oluyor? Kur'an'ın neresinde sınırsız kadın ile ilişkiye girilebilir diyor?  Yukarıdaki ayette evlilik bağı dışındaki her tür ilişki gayr-ı meşru ilan edilmiştir. Bu da cariyeliğin gayr-ı meşru olduğuna delildir.
 

Aranızdan her kimin durumu, hür bir mü'min kadın ile evlenmeye elvermezse, o meşru şekilde sahip olduğunuz mü'min kızlardan birini alsın; Çünkü Allah sizi (toplumsal statünüzle değil) imanınızla değerlendirir; (zaten insan olarak) siz birbirinize denksiniz. (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ -  NİSA 25)


Bu ayette de durum yine "Ev mâ meleket eymânukum" Bu ayette "sağ ellerinizin altında bulunan" kızla sizin ve başka birinin Allah katında farkının olmadığı, insanların farkı imanla attığını anlatan ayettir. Şahsi fikrim şu: Peygamberimizin döneminde "Ev mâ meleket eymânukum" denilen kadınlarla evlenme  hür kadınlarla evlenmek kadar saygın görülmüyordu. Savaş esiri olarak alınan kadını cariye yapmayıp da evlenen erkekler, o kadınları hür kadınların seviyesinde görmüyordu. Bu yüzden Allah bu kadınlara ne hür ismini veriyor ne cariye. Bu yüzden bunlar için farklı bir kategori oluşturuyor ve bir kavram ortaya atıyor "Ev mâ meleket eymânukum" Tabii yanılıyor olabilirim. Bu kavramın henüz yüzde yüz neyden bahsettiğini anlamış değilim. Kafam bu kavram hakkında net değil. Bu kavramın kullanıldığı ayetleri bu yüzden çok net anlayamıyorum. Bu kavram hakkında daha net birşeyler bulursam sizinle paylaşacağım.

Son olarak savaş sonrası kadının acizliğinden yararlanıp onunla zorla evlenmek şerefe ve onura aykırıdır. İnsanlık için bir utançtır. Bugün Suriye'deki zor durumu fırsat bilen bazı illerimizdeki erkekler 14, 15 yaşındaki kızları babalarından satın alıyor. Çünkü aile aç ve mağdur. Bu insanlarla benim inandığım din kesinlikle farklı.  Biz yardım elimizi uzatıyoruz diye de açıklama yapmıyorlar mı?  Bu onursuz insanlar yardım elini değil cinsel organlarını uzatıyor onlara. Sonra aynada kendi yüzlerine bakacak kadar haysiyetini yitirmiş bu tipler Kur'an'a cariyeliği sokmaya çalışan tipler. Ama merak etmeyin bu dünyada bir gün gelecek ve başka birileri de o insanlara anladığı anlamda yardım elini uzatacak (!) say ki bu dünya da olmadı. Diğer dünyada tıpkı onun uzattığı yardım eli (!) ona uzatılacak. Allah adildir.