yukarı çık butonu
İslam'da Allah'tan Başkasının Tevbe Alma Yetkisi Var Mı?
Asırlar önce İslam büyüyüp dallanmaya başladığında Müslümanlar farklı kültürlerle tanıştı. Bu kültürlerden biri de Hindistan'dan bize bulaşan zühd, sofuluk vs.. kavramları barındıran tasavvufçuluktur. Yani tasavvuf İslam kültüründe yoktur. İslam coğrafyası genişleyince Asya'dan bağrımıza akmış ve İslam'ın rasyonelliğini öldürmeye çalışmış bir çıbandır. Çok geçmeden Asya'dan gelen tasavvufi düşünceye inanan insanlar tarikatlar etrafında birleşerek tasavvufu bir İslam terbiyesi olarak kanıksadılar. Şeyhlere, Allah dostu olduğuna kimin karar verdiği belli olmayan evliyalara! tevbe verilir, tevbe alınır oldu. Tabii bu durum medyatik tarikatlarçılarca şöyle açıklanmakta: "Tevbe Allah'a yapılır. Tevbe alma işine şeyh sadece şahit tutulur. Yani şeyh Allah'a daha yakın olduğu için onun şahitliğiyle yapılır. Aksi takdirde şeyhe Tevbe yapılmaz. Bu yanlış bilinen bir durumdur." diyerek kendilerince sıvamaya kalkarlar. İlk önce bu konuda Kur'an ne diyor ona bakalım. Tevbe suresine adını veren olayı çoğumuz biliriz. Bazıları peygamberimize gelerek  (rivayetlere göre Tebük seferi) savaşa katılmamak için izin istiyorlar. Bunun üzerine aşağıdaki ayet iniyor.
 

"Allah seni affetsin; daha kimin doğru söylediği sana aydınlanmadan ve yalancıları iyice öğrenmeden niçin onlara izin verdin?" (TEVBE 43)

Yukarıdaki ayette sözü edilen insanlar savaşa katılmamış ve gerekçe olarak bahane uydurmuşlardır. Resulullah ta o bahaneleri iyice araştırmadan izin verdiği için eleştiriliyor. Ancak katılmayanlardan bazıları savaştan sonra vicdan azabı çekiyor. Rivayetlere göre bu bazıları Kab b. Malik ve iki arkadaşıdır. Bu 3 kişi af dilemek ve nasıl tövbe edeceklerini öğrenmek için Resulullah'a geliyorlar. Resulullah Allah ayet ininceye kadar bunlara Allah'a tevbe edin deyip gönderiyor ve 40 gün boyunca ayet inmiyor ve hiçbir Müslüman bu 3 kişiyle konuşmuyor. Bu rivayeti doğru kabul etmek zorunda değiliz. Ancak bu 3 kişinin isimleri verilmese de tevbe ettiklerini Kur'an'dan öğreniyoruz. İşte o ayetler:
 

" Bir de ilkin iyi olan işini, kötü olan ötekisiyle karıştırıp (diğerlerine katıldığı halde Tebük'e katılmayan ve) günahını itiraf eden berikiler var. Allah'ın onların af taleplerini kabul etmesi beklenir; çünkü Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. (102) Onların (Allah'a sadakatlerini ifade için) mallarından bir miktar sadaka al; bu sayede, onların temizlenmelerine ve inkişafına yol açmış olursun. Ve onları dua ile destekle; çünkü senin duan, onlar için bir gönül ferahlığıdır: Hem Allah tüm (duaları) işitir, her şeyi(n içyüzünü) bilir. (103) Bilmiyorlar mı ki Allah, evet yalnızca O'dur kulların tevbelerini kabul eden; O'na sadakatlerini ifade için mallarından sunduklarını kabul buyuran da O: hem unutmasınlar ki Allah, tevbeleri hep kabul edendir, merhametiyle muamele edendir! (104)" (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ - TEVBE 102, 103, 104)

Birkaç ayet sonra Allah tevbe edenler hakkındaki kararını açıklıyor. İşte ayetler:
 

"DOĞRUSU şu ki: Allah, peygamberin tevbesini kabul ettiği gibi, içlerinden bir kısmının kalplerinin kaymaya yüz tuttuğu bir durumun ardından, (zorluk demlerinde peygamberi izleyen) muhacirlerin ve zorluk demlerinde kendi imkânlarını onlarla paylaşan Ensar'ın, tevbelerini de kabul etti; Evet, onların tevbelerini kabul etti; çünkü O'nun sınırsız şefkat ve merhameti, onları da kuşatır. (117) Yine geri kalan üç kişiye de (Allah, şefkat ve merhametiyle yöneldi) O kadar ki, olanca genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, dahası vicdanları da kendilerini sıkıştırmıştı: sonunda Allah'tan yine Allah'a kaçıp sığınmaktan başka çare olmadığına kanaat getirdiler. Ardından O da onlara rahmetiyle yöneldi ki, onlar tevbe etmek için Kendisine dönsünler: İyi bilin ki Allah, evet yalnızca O'dur tevbeleri kabul eden, rahmetiyle muamele eden! (118)" (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ - TEVBE 117, 118)

Yukarıdaki ayetler Allah'tan başkasının tevbe alma makamı olmadığını gösterdi. Bunda hemfikiriz. Ama yukarıdaki Tevbe suresi 117. Ayet Resulullah'ın da diğerlerinin de tevbesinin kabulünden bahsediyor. Bu üç kişi gelip peygamberimizi şahit kılarak tevbe etmiyor. Tarikatlardaki tevbe alma metodu ve şahitlik gibi bir durum Kur'an'daki bu ayetler tarafından desteklenmediği gibi peygamberimiz de kendisi için tevbe ediyor ve onun da tevbesini Allah kabul ediyor. Hz. Muhammed herhangi bir sahabenin tevbesine aracılık etti mi? Hayır. Peygamberimize kimse gelip tevbe beyanında bulunup tevbesine Resulullah'ı şahit göstermemiştir. Kab b. Malik tevbelerine şahitlik için niçin peygamberimize başvurmuyor? Yukarıdaki ayette Allah Rasulüne o 3 kişinin affı için dua et deniliyor. Bu ayetler üzerinden bize de günahlarından pişmanlık duyanların affı için dua etme metodu öğretiliyor. Peygamberin şahitlik ve aracılık etmediği tevbeye kim hangi makamla hangi vasıfla aracılık ve şahitlik ediyor?

Hristiyanlığın bazı mezheplerinde tevbe işini papazlar yapıyor. Tasavvufçular da bu işi İslam'a taşımak istiyor. Bazı tarikatlarda şeyhin karşısına çıkmak için boy abdesti alınıyor. Sonrasında kişinin bir gün hiç kimseyle konuşmaması gerekiyor. Bu şartları yerine getiren kişi şeyhinin aracılığı ve şahitliğiyle tevbe ediyor. Tarikat mensupları bu olaya "tevbe alma"  ismini veriyor. Bu noktada "Allah'ın rahmetinin neresi eksik kaldı da başka bir insanla onu tamamlayacağını düşünüyorsun" diyen Mehmet Okuyan aklıma geliyor. Tarikatçılar diyor ki:"Şeyh bir vekil, aracı ve şahit. Bu kadar" Ama Kur'an ne diyor:" Sen kimsenin vekili değilsin" (ENAM 107) Evet Kur'an Peygamberimize sen kimsenin vekili değilsin diyor, peygamber kimseye vekil olamıyor ama bunlar "şeyhimiz vekil" diyor. Tamam, tevbe vermeye gidenler İslam hakkında az bilgisi bulunan, Kur'an'ın anlamını hiç okumayan kesimler olabilir. Bu bir nebze normal. Peki, bu tür insanlardan tevbe alan ve aracı olana ne demeliyim bilemiyorum. Ben aracılık ederim derken Allah'tan hiç mi korkmuyor? Ne sıfatla tevbeye aracılık ediyor. Ona bu yetkiyi kim verdi? Allah dostu deyip deyip beyinleri esir alan bu insanlar O zatın Allah dostu olduğunu nasıl anlıyor? Ellerinde son teknoloji ürünü olan Allah dostluğu ölçer mi var? Bir kişinin Allah dostu olduğunu yalnızca Allah'tan öğrenebiliriz. Şu halde bunlar vahiy mi alıyor? Kaldı ki Rasulullah'ın yapamadığı şahitlik ve aracılığı şeyh, evliya dedikleri insan ürünü makamlar nasıl yapıyor?

Şimdi gelelim bu mantığın kimin mantığı olduğunu ortaya çıkarmaya. Tasavvufçular bu mantığı Mekke müşriklerinden almıştır. Bu mantığın aynısı Mekkeli müşriklerde mevcuttu. Müşrikler ateist değildi. Hepsi Allah'a inanırdı. Ancak Müşrikler tevbe ederken, dua ederken, ibadet ederken Menat, Uzza, Lat vb.. putları aracı kılarlardı. Onlardaki mantık şu idi: Bunlar geçmişte yaşamış Allah dostlarıdır. Biz Allah'a uzağız. Bu yüzden Allah bizim tevbemizi, bizim duamızı, bizim ibadetlerimizi kabul etmez. Bu Allah dostlarını vesile ve aracı kılarak Allah'a tevbe edebilir, dua edebiliriz. Bu mantık baştan aşağıya müşrik mantığıdır ve peygamberimiz elçilik görevi boyunca bu mantıkla savaştı. İşte müşriklerin görüşünü veren Kur'an ayeti.
 

"Kesinlikle, din sadece Allah'a aittir. O'nun dışındakileri evliya(dost) olarak edinenler, "Onlar bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsın diye biz onlara tapıyoruz" derler. Ayrılığa düştükleri bu konuda onların arasında Allah karar verecektir…" (EDİP YÜKSEL MEALİ – ZÜMER 3)

"Onlar Allah'ı bırakarak kendilerine ne zarar ne de yarar dokundurmayan şeylere tapıyorlar ve "Bunlar Allah katında bizim aracılarımızdır" diyorlar. Onlara de ki; 'Göklerde ve yerde Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz? Allah onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir.'" (FİZİLAL-İL KURAN MEALİ- YUNUS 18)

Yukarıda verdiğim Yunus 18 her şeyi ifşa etmedi mi? Müşrikler put ve put benzeri varlıkları Allah'a yakınlaşmak amacıyla aracı kılıyorlardı ki aynı mantık bugün tarikatlarda var. Müşrikler putları aracı kılarken bunlar şeyhlerini aracı kılıyor. Aynı yanlış mantık. Halbuki Allah Kur'an'da "Biz insana şah damarından yakınız" (KAF 16) demiyor mu? Şeyhi Allah ile şah damarının arasına nasıl yerleştirdin? Peki, Enfal 24'ü nasıl anlayacağız? Enfal 24'te "Allah kişi ile kalbinin arasına girer/müdahale eder" ayetinde Allah, bize ne kadar yakın olduğunu ifade etmiyor mu? Bunlar ne zaman Allah ile kendi arasına bu kadar mesafe bıraktı ki Allah ile arasında aracıya ihtiyacı hasıl oldu.

Tarikatçılar Tevbe Alma metoduna Kur'an'dan delil  getirebilmiş midir?

Tarikatçılar önümüze Nisa 64'ü getiriyor. Ancak Nisa 64'ü bağlamından koparmadan Nisa 60'dan itibaren yazacağım ki bu ikiyüzlülerin Kur'an'ın bir ayetini bağlamından koparıp cımbızlayarak kendi düşüncelerini ispatlama adına nasıl Kur'an'ın anlatmak istediğiyle oynadıklarını görün.
 

"Sana ve senden önce indirilenlere iman ettiğini sananlara bir baksana! Birbirlerini putlaştırılmış bir azgınlık ve sapıklığın hakimiyetine çağırmakta bir sakınca görmüyorlar; oysa onu inkar etmekle emrolunmuşlardı. Şeytan ise onları, çıkamayacak kadar derin bir sapıklığa itmek ister. (60) Onlara, "Allah'ın indirdiğine ve peygambere gelin" denildiğinde, bu münafıkların nefretle senden yüz çevirdiklerini görürsün. (61) Fakat, önceden yaptıkları yüzünden başlarına öngöremedikleri bir musibet gelince, ne olacak halleri? Sonra sana gelecekler, Allah adına yeminle "bizim amacımız sadece iyilik yapmak ve senin başarını sağlamaktı" (diyecekler). (62) Ama bunlar, Allah'ın kalplerindekini bildiği kişilerdir. Şu halde onları kendi hallerine bırak; onlara öğüt ver ve onlara konuş; bu, içlerinde iz bırakan beliğ bir konuşma olsun. (63) Zira biz, her peygamberi, Allah'ın izni dahilinde kendilerine itaat olunsunlar diye gönderdik. Eğer onlar, kendilerine zulmettikten sonra sana gelip de Allah'tan af dileselerdi ve -Peygamber de onların bağışlanması için dua etseydi- kesinlikle Allah'ı tevbeleri kabul etmeye hazır ve merhametli bulacaklardı. (64) Ama hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında tartıştıkları her konuda seni hakem yapmadıkça, sonra da senin hükmüne tereddütsüz bir teslimiyetle uymadıkça iman etmiş sayılmazlar. (65)" (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – NİSA 60,61,62,63,64,65)

Arkadaşlar sadece Nisa 64'ü verip bizi kandırabileceklerini sanadursunlar. Nisa 60'tan beri gördüğünüz üzere konu münafıklardır. Nisa 64'te ise münafıkların peygamber huzuruna gelip yaptıkları münafıklığı açıkladıktan sonra Allah'tan af dilemesini yani tevbe etmesini ve daha sonra peygamberin de pişman olmuş bu insanların affedilmesi için dua etmesinin daha uygun olacağından bahsediliyor. Ayet peygamber üzerinden bize de sesleniyor ve günahını itiraf edip pişman olmuş ve Allah'tan af dilemiş birisine bağışlanması için bizim de dua etmemiz öğretiliyor. Yani burada pişman olup tevbe eden bir adama bizim de dualarla destekçi olmamız gerektiği metodu öğretiliyor.  Ama sanki bu ayet münafıklardan değil de her tevbe etmesi gerekenin peygamber şahitliği ve aracılığıyla tevbe ettiği izlenimi oluşturmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken ayetlerin önünü ve arkasını kesiyorlar ki ayetin gerçekte neyden bahsettiğini anlamayalım. Yukarıdaki ayette tevbenin, peygamber şahitliği ve aracılığıyla olması gerektiğinden bahsetmiyor. Konu Münafıkların suçunu Peygambere itiraf ettikten sonra peygamberden bağışlanması için dua istemesi olayıdır. Yoksa tevbe eylemini kendileri sadece Allah'a yapacaklardır.

Yukarıdaki ayeti Türkiye'deki medyatik bir tarikatçı hocanın videosundan dinledim. Türkiye'de tanımayanınız yoktur. Diyor ki Nisa 64'te açık ki insanlar tevbe için Resulullah'a başvurmuştur onu şahit ve aracı kılmıştır. Allah Resulü ölmüş olabilir fakat bu görevi devam etmektedir. İnsanlar Peygamberimizin mezarı başına gidip tevbe almalıymış. Ama insanlar her günah işlediğinde medine'ye gidemeyeceği için Allah dostlarından birine gitse de olurmuş. Çünkü onlar Resulullah'ın varisiymişler. Delil olarak da "ümmetimin âlimleri israiloğullarının peygamberleri gibidir" uydurma hadisini sundu. Diyecek laf yok. Kur'an ayetinin boğazına yapışıp istediğini söyletinceye kadar sıkmak diye buna derim. Sahte ve uydurma hadis ile düşüncesine kanıt gösterdi. Ayeti tefsir ederken de kendi düşüncesini delil getirdi. Bu şizofrenler Allah adına yalan söylemekte ustadırlar. Allah'a dinini öğretmeye kalkanlar da bunlardır. İşte Hucurat 16:
"De ki: Allah'a dininizi siz mi öğreteceksiniz? Ama Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsini bilir:zira Allah her şeyi ayrıntısıyla bilendir" (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ – HUCURAT 16)