İbadetlerin Dili Niçin Arapça Olmak Zorunda? Kendi Dilimizde İbadet Edemez Miyiz?

Bu kadim bir sorudur. Bazı insanlar kendi dillerinde namaz kılmayı ve Kur'an okumayı istiyor.  Allah insanların kendi dillerinde ibadet etmelerini yasaklamaz. Bu seçim insanların basiretine bırakılmıştır. Ancak ben ibadetlerin herkesin kendi dilinde yapmasını doğru bulmuyorum. Tabi Allah'ın yasaklamadığını ben yasaklayacak değilim. Arkadaşlar vahyin dili Arapçadır. Bu yüzden Arapçaya mecbur olduğumuz bir gerçek. Allah'ın bu konuda doğru yöntemi ortaya çıkarmayı bize bıraktığı kanaati bende mevcut.

Dilde evrenselliğe ihtiyacımız var. Hz. Muhammed'in vefatından sonra İslamiyet hızla yayılmaya başladığında Arapça sadece dinimizin dili olarak yayılmıyordu. Arapça aynı zamanda bilimin de dili olmaya başlamıştı. Her dilden bilimin kitapları Arapçaya çevriliyordu. Dünya bir eşik atlamıştı. Tüm dünyadaki âlimlerin ortak dil olarak Arapçayı benimsemesi ve bilimin dili olmaya başlaması sayesinde dünyadaki bilim insanları birbirinden haberdar oluyor ve bu bilimin gelişme hızına büyük bir ivme kazandırıyordu. O günlere kadar dünyadaki bilim insanları pek birbirinden haberdar olmuyordu. Bunun sonucunda bilimsel birikimler yavaş ilerliyor, Amerika'yı keşfettiğini sanan birçok bilim insanı aslında Amerika'nın kendilerinden önce de keşfedildiğini çok geç öğreniyor ve bir ömür zaten keşfedilmiş icatlara harcanarak heba oluyordu. İnsanlık, evrensel bir dilin gücünü ilk defa Müslümanların Arapçayı evrensel dil olarak kabul etmesiyle tattı. Homo sapiens dünyadaki bilgiyi bir sepette toplayıp hızlıca ilerlemeyi keşfetmişti. Daha sonra Araplar İslamiyet'i yaymak için çıktıkları yolda İslamiyet'i kaybettiler. Bu kayıp onları rehbersiz bıraktı. Çölde kapana kısılmış biri gibi erimeye başladılar. Çok geçmeden güç dengesi Doğu'dan Batı'ya kaydı. Evrensel dilin gücü keşfedilmişti ve artık geri dönüş yoktu. Ancak dilin gücü kadar güçlünün dili de önemliydi. İktidar Batı'nın omuzlarındaydı. Evrensel dil ve bilimin dili Latince oldu. Ama bu emanet onlardan da alındı. Zira orta çağın galibi İngiltere Krallığı olunca evrensel dil İngilizce oldu. Bunlar ile ne alaka demeyin sabırla okumaya devam edin.

Yukarıda anlattıklarım dil ırkçısı olmamdan kaynaklanmıyor. Evrensel dillere karşı değilim. Maalesef güçlünün dili evrensel oluyor. Yanlış anlamayın bu Tanrı'nın kanunu değil, insanın da değil. Bu homo sapiens'in kanunu. İnsan olmak başka şey. Her neyse insanlığın ilerlemesi için evrensel dillere muhtacız. Bu şekilde dünyanın dört bir yanından gelen bilgileri bir kasede toplayıp biriktirdiğimiz bilgilerle daha da ileri gidebiliyoruz. Vahyin dili güçlüler tarafından değil Allah tarafından seçildi: Arapça. Bilimin dili ise İngilizce. Elimizden geldiğince ikisini de bilmeye mecburuz. Arapçayı Allah'ın rehberliği olan Kur'an'ı anlamak için öğrenmeliyiz. Allah'ın evren yasalarını bilmek ve onu lehimize kullanmak için ise bilim dili olan İngilizceyi bilmek zorundayız. Artık konuya giriş yapabilirim.

Kendi dilimizde ibadet edemez miyiz?

Edebiliriz. Ancak bu çok sorunlu bir davranış olur. Ve dünya üzerindeki Müslümanlar üzerinde olumsuz sosyolojik etkiler bırakır. Tanrı'nın rehberliğini ararken ortak bir lisana sarılmazsak hepimiz farklı taraflara savruluruz. Sakıncaları neler mi?

1.  Din diye bize kendi inançlarını dayatan hocaların kucağına düşeriz. Kur'an'ı bilmediğimiz için hangi meal ne derece isabetli bunu göremeyiz. Ayrıca şöyle bir ilke de var. Hiçbir meal Kur'an değildir. Onu çeviren bir insandır ve kendi bilgisini ve yorumunu soymadan Kur'an'ı çeviremiyor. Mealler, onu çevirenlerin Kur'an'dan anladığıdır.

2.  İslam evrenselliğini kaybeder. Düşünün ben İngiltere'de bir camiye gittiğimde imam İngilizce konuşacak, İngilizce namaz kıldıracak. Çin'de bir camiye gittiğimde ise Çince namaz kılınacak. Bu Müslümanları birbirinden sosyolojik açıdan koparacaktır. Yani Müslümanlar arası bağı zayıflatacaktır. Ortak bir inanç ile bağlı olduğumuz hissine zarar verecektir. Benim başka ülkedeki ibadetlerim sorunlu olacaktır. Ama şimdi Japonya'ya gittiğimde Arapça ezan duyacağım. Camiye gittiğimde imam Arapça namaz kıldıracak. Bu Japonyalı Müslümanlar ile benim aramda ortak bir değer ve bağ oluşturacaktır. Onu din kardeşim olarak görecek, kendimi bir nebze olsun ülkemdeki insanların yanında gibi hissedeceğim. Allah'a giden ortak lisan gönüllerimizi bir bağ ile bağlayacaktır.

3.  Bir başka sorunda mealler Kur'an değildir. Bu yüzden namaz esnasında kendi dilinizde okuduğunuz ayetlerin yanlış olma ihtimali büyüktür. Bu da Kur'an'ı değiştirmek olur ki kesinlikle bir Müslüman'ın kaçınması gereken bir kusurdur. Unutmayın bugün Türkiye'de bile onlarca meal vardır. Peki hangisi gerçek Kur'an? Hangi meale göre namaz kılacaksınız? Ayrıca o meallerin yüzde yüz doğru çevrilmediğini de biliyorsunuz. Aksi halde tek meal olurdu. Âlimlerimiz birbirinin meallerini kabul etmiyor. Çünkü her âlim başkasının yanlış çevirdiği ayetlere şahit oluyor. Bu da kendisini meal yazmaya itiyor. Şu halde sen namaz esnasında Kur'an okumuş olmayacaksın Kur'an okuduğunu sanacaksın. Bu büyük bir sıkıntı değil midir? Bu noktada Dr. Zakir Naik'in anlattığı güzel bir örnek nakledeyim. Birçok Urduca Kur'an mealinde Lokman suresi 34. ayet şu şekilde çevriliyor: "Allah haricinde hiç kimse anne rahmindeki çocuğun cinsiyetini bilemez." Ancak Lokman 34 ile yukarıdaki çevirinin alakası bile yoktur. Kur'an'ı Urducaya çevirenler kendi yorumlarını işin içine katıp çevirmişlerdir. Düşünsenize sürekli bu hatalı hatta iftiralı sözleri Allah söylemiş gibi her gün namazda tekrarlayacaksınız bu doğru olur mu? Bir doktorun aklına ultrason gelir ve bu ayetin saçmaladığını söyleyerek İslam'ı reddedebilir. Halbuki Lokman 34'te anlatılan şu:"rahimlerde yer tutanı O(Allah) bilir; oysa ki hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez." İşte bu yüzden vahyin dili olan Arapçaya ihtiyacımız var. Kur'an çevirileri mutlak Allah'ın sözü olarak kabul edilemez. Çünkü vahyi gönderen hatasız varlık olan Allah iken vahyi tercüme eden bir insandır.

4. Bir başka sorun da Müslüman dünyasında ibadetlerde hangi diller kullanılmalı bu tartışma konusu olacaktır . Sonra bunu aşsak bile her ülke hangi mealleri kabul ederek namaz kılacak tartışması çıkacak. Daha sonra ben o meali takip eden imamın arkasında namaz kılmam fitnesi boy gösterecek. Zaten bugün paramparça olan Müslüman dünyası daha da parçalanacak. Yeni mezhepler, yeni fırkalar çıkacak. Birbirlerini küfürde olmakla ve imansızlıkla suçlayacak kitleler zuhur edecek sanki yeterince yokmuş gibi.

Tüm bu söylediklerimin üstüne biri kalkıp madem mesele dilin evrensel olması İngilizce hemen hemen evrensel o zaman tüm dünyada ibadetin dili Arapçanın yanında İngilizce olsun diyebilir. Ama bu mantığı da yukarıda cevapladım. Vahyin dili Arapça ve hiçbir dil yüzde yüz başka dillere çevrilemez. Cem yılmaz'ın dediği gibi siz Türkçedeki birçok kelimeyi bile İngilizceye çeviremiyorsunuz. "Ortaya salata yapmak" ifadesini İngilizce nasıl anlatırsınız. Dil aynı zamanda kültürdür. Bir yaşam tarzıdır. O yaşam tarzını bilmeden, o kültürü bilmeden o dili öğrenemezsiniz. O dili öğrenemezseniz o dilin demek istediklerini de tam anlayamazsınız. Bu yüzden bilim için ortak lisanı İngilizce kabul edebilirim ancak vahyin dili Arapça olduğu için dinimin ortak lisanı Arapça olmalıdır. Arapça olmalıdır ki Allah bize ne demek istemiş anlayabilelim.



 

5 Yorum

susema    Diyor ki:
06 Ağustos 2017 , 09:00:56

Ben Arapça'yı bilmek zorunda olduğumuza katılmıyorum. İyi ile kötüyü ya da tüm bunların sonundaki amacı anlamak için Arapça bilmemize gerek yok. Anlamak için çaba sarfetmemiz gerektiğine inanıyorum. Birinin söylediği her zaman doğru değildir ama bir doğruyu birileri mutlaka söylemiştir. 1000 meal varsa bunların içinden seçim yapılır, kafada soru işareti olan ayetler için araştırmalar yapılır, en nihayetinde gerçeğe ulaşılır. Yeterince araştırmıyor, çaba sarfetmiyorsak Arapça bilsek ne olur bilmesek ne olur! Nitekim birçok meal Arapça anlaşılanlardan çeviri yani onlar da hatalı. Yok insanüstü bir bilgelikle bütün olayların arkaplanını öğrenmekse niyetimiz ya da bütün kelimelerin kökenini bilmek istiyorsak sanırım Arapça bilsek bile harcayacağımız çaba aynı olur. Derin bir araştırma. Ayrıca Kur'an ile desteklenmeyen fikirlere her zaman mesafeliyim. Kur'an'da eksik yoktur ve Arapça bilmelisiniz mihvalinde ayet de yoktur. Her insana çabasının karşılığının var olduğu söyler Kur'an. Arapça öğrenmek de çaba göstermektir diyebilirsiniz ama inanın Arapça bilseniz bile Kur'an'ı anlamaya yeterli olmazdı.

Admin    Diyor ki:
06 Ağustos 2017 , 09:31:51

Sayın Susema, İnsanların çoğu hadis adlı rivayetlere güvenirken dinlerini ve imanlarını peygamberimizden 200 yıl sonra yaşayan insanların eline veriyor. Peygamberimizden 200 yıl sonra yaşamış insanların duyduklarına güvenerek ne kadar sağlam bir din anlayışı olur bilemiyorum. Kur'an'da tıpkı böyledir. Meallere bakmanız çoğu ayette imanınızı başkalarının eline vermenizdir. Dinimiz bu kadar ucuz olmamalıdır. Dinimiz insanlara güvene(imana) dayanmaz. Allah'a güvene(imana) dayanır. Örnek veriyorum. Eğer Mustafa İslamoğlu meal yazmasaydı biz kun fe yekun ayetini Allah ol dedi oldu şeklinde anlayacaktık. Halbuki yekun muzari fiildir. Bunu arapça bilen herkesin basitçe anlaması gerekirdi. Ama diğer çevirmenler bu basit dilbilgisini göremediler. Türkçe mealler ya da diğer mealler hadislerin ve kültürün etkisinde çevriliyor. Arapça bilseydik Kur'an'ı anlamaya yeterli olmayacağını biliyorum. Sonuçta Kur'an'ı bin yıldır tefsir etmeye çalışanlar arapça biliyor. Benim iddiam şu: Arapça bilinirse dinimizi araştırmanın yolu kolaylaşır. Ancak Arapça bilmeyen bir insan dinini arapça bilenlerin araştırmasıyla sınırlı tutar. Biri arapça Kur'an'ın bir bölümünün ne dediğini keşfetmeli ki ve siz de o keşfeden kişiyi bulmalısınız ki hakikate erişebilesiniz. Bu çetrefilli ve gereksiz bir harekettir. "Birinin söylediği her zaman doğru değildir ama bir doğruyu birileri mutlaka söylemiştir" iddianızın delili nedir? 1000 meal içerisinden gerçeğe ulaşacağınızı iddia ediyorsunuz. 1000 yıldır 130 bin tefsir yapılmış ve hepsi de nisa 34'te darabe fiilini kadını dövün diye çevirmiştir. Arapça bilmeyen biri 1000 yıldır gerçeğe nasıl ulaşacaktı?

susema    Diyor ki:
06 Ağustos 2017 , 10:10:16

Hadis ile ilgili verdiğiniz örneğin söylediklerimle hiç ilgisi yok, bunu belirteyim. İnsanlar bunu sık yapıyor, kendi örneklerini Kur'an gibi sağlam kaynaklara ya da inandığı her ne ise, diğerlerini de sağlam olmayan kaynaklara dayandırıyor. Bu hoş olmamış :) Benim inandığım şey, Kur'an'da Allah bize ne söylemek istiyor, Merhametli ve adaletli midir? Bu gibi şeyleri bilen biri sağlam bir zemin hazırlamıştır kendisine, artık Allah'ın neyi söylemek istediğini anlayabilecek niteliktedir. Allah'ı anlarız demiyorum, böyle bir iddiam yok, bunun tersi bir iddiam var ama Kur'an'ı anlayabiliriz. Kur'an, insanlığa anlaşılsın diye verildi. Öyleyse anlaşılabilir. Bu bakış açısını kazanmak için çok yerlerden geçmemiz gerekir, çok şey okumalı çok düşünmeliyiz. İnandığımız iddiaları olduğu kadar inanmadıklarımızın da delillerini okumalı anlamalı en nihayetinde bir seçim yapmalıyız. Nihayetinde darabe'nin bir anlamı yok, dövün anlamı da var. Ve bizim dilimizde olan bir kelimeden bile kaynaklanmıyor bu anlaşmazlık. Bizzat kitabın kendisi bu şekilde bir çelişkiye izin veriyor görünüyor. Bu bakış açısı için yapmamız gerekenler kendi inançlarımızı bir yerlere koyup her inanca eşit olarak yaklaştıktan sonra aklımızı kullanmak. Darabe'yi dövün olarak çevirmeyen alimler var. Bu sadece bir örnek sizin de söylediğiniz gibi, her konuya uyarlayabiliriz. Bir kez daha söyleyeyim, Kur'an için Arapça bilinmeli fikrine sadece katılmamakla kalmıyor aynı zamanda yanlış bir fikir olduğunu da düşünüyorum. Ama öğrenmek isteyen biri de bana göre çok güzel bir çaba harcıyordur. Allah hepimizin anlayışını artırsın.

Admin    Diyor ki:
06 Ağustos 2017 , 11:03:25

Merak ediyorum. Eğer Türkiye'de Arapça bilen biri olmasaydı Kur'an'ı nasıl anlayacaktınız? Dininiz başkalarının emeklerine mi dayanıyor?

susema    Diyor ki:
08 Ağustos 2017 , 13:11:06

Verdiğiniz örnekler afaki. İbadetleri neden Arapça yapmalıyız düşüncenize katılıyorum, tabii ki belirttiğiniz gibi zorunlu değil. Ama Kur'an'ı anlamak için Arapça bilmemiz gerekmiyor. Buna şiddetle karşı çıkıyorum. Bu söyleminizle insanları yanılttığınızı düşünüyorum. Lütfen söyleyin bana, bu söyleminizin hocaların "siz Kur'an'ı anlamazsınız" söyleminden ne farkı var? Gerçek şu ki anlamak "isteyen" anlayacaktır. İyi ile kötüyü hak ile yalanı, sadakayı.. Anlaşılması gereken her şeyi kendi dilinde anlayacaktır. Ve hatta en iyi kendi dilinde anlayacaktır. Çünkü bizler en iyi kendi dilimizle düşünürüz. Bu konuda daha fazla düşünüp söyleminizi düzeltmenizi temenni ediyorum. Hayır niyetiniz tefsir yazmak ya da meal yazmaksa haklısınız, Arapça bilmelisiniz bu takdirde. Bunu da belirtmelisiniz. Bu da bu konuda son yorumum olsun, okuyan arkadaşlar kimin haklı olduğunu düşünüyorlarsa ona hak versinler. İyi günler.



Müslümanlığın kadına bakışı ile Müslümanın kadına bakışı arasında ciddi fark var

En Son Yapılan Yorumlar