Hz. Muhammed Miraç Olayını Yaşadı Mı?

Tabi bu konuda konuşabilmem için ilk önce Sünni Müslümanların inandığı Miraç olayını size anlatmam gerekir. Genel bir özetini verip devam edeceğim. İbn Ebi Şeybe, Buhari, Muslim ve İbn Hanbel’de yer alan rivayetlerdeki içerik esas alınacak olursa olay şudur:

Mi’raç gecesi Hz. Peygamber Kâbe’nin Hatim veya Hicr denen mevkiinde uyku ile uyanıklık arasında bir noktadayken, Cebrail birkaç melekle birlikte gelip Hz. Peygamberi almış ve Zemzem kuyusuna götürmüştür. Burada göğsünü yarıp kalbini temizlemiş, ardından içini iman ve hikmetle doldurup eski haline getirmiştir. Daha sonra merkepten biraz büyük, katırdan küçük Burak adlı beyaz bir binek getirilmiş ve Hz. Peygamber bu hayvana bindirilerek Beytu’l-Makdis’e götürülmüştür. Burada Burak’ı peygamberlerin bağladığı yere bağlayan Allah Resulü el-Mescidu’l-Aksa’nın içine girip iki rekat namaz kılmıştır. Namaz kıldıktan sonra dışarı çıkınca Cebrail, Allah Rasulu’ne birisi süt diğeri şarap dolu iki kap sunmuş, Hz. Peygamber süt dolu kabı tercih edince Cebrail ona fıtratı seçtiğini söylemiş ve şayet diğerini seçseydi ümmetinin sapıtacağını haber vermiştir. Bundan sonra Cebrail Hz. Peygamber’i dünya seması olarak isimlendirilen yeryüzüne en yakın semaya çıkarmış Birinci sema olarak isimlendirilen burada Hz. Âdem, ikinci semada Hz. Yahyâ ve Hz. İsâ, üçüncü semada Hz. Yûsuf, dördüncü semada Hz. İdris, beşinci semada Hz. Hârûn, altıncı semada Hz. Mûsâ ve yedinci semada ise Beyt-i Ma’mûr’a sırtını dayamış bir şekilde duran Hz. İbrahim’le karşılaşmıştır. Bazı rivayetlerde Hz. Peygamber’in her bir katta karşılaşmış olduğu peygamberlerin isimleri ve onlarla arasında geçen diyaloglar değişmektedir. Hz. Peygamber yedinci semaya çıkarıldıktan sonra Beytü’l-Ma’mûr ve Cennet’e götürülmüş, ardından melekût âleminde varılacak en son nokta olan Sidretü’l müntehâ’ya yükseltilmiştir. Buradan sonraki aşamada Cebrail onu yalnız bırakmış ve peygamberimiz ilerleyerek meleklerin bile gidemediği ilahi makama ulaşıp Allah’la buluşmuştur. Bu buluşmadan sonra dönüşte Peygamberimiz üç hediye almıştır. Bunlar Bakara sûresinin son iki âyeti, Allah’a ve Rasûlü’ne ortak koşmayanların Cennet’e gireceği müjdesi ve elli vakit namaz kılma yükümlülüğüdür. Hz. Peygamber, bu hediyelerle dönerken Hz. Mûsâ’ya uğramış. Hz. Mûsâ günlük elli vakit namazın ümmetine ağır geleceğini ve bu yükümlülüğü yerine getiremeyeceklerini hatırlatıp tekrar Allah’ın huzuruna çıkması ve miktan azaltması için Rabb’ine ricada bulunmasını önermiştir. Bu öneri üzerine birkaç kez gidiş gelişten sonra elli vakitlik namaz beş vakte düşürtmüştür. Semadan dönüşü sırasında Hz. Muhammed, Kudüs’e uğramış ve orada peygamberlerden oluşan bir gruba rastlayıp onlara namaz kıldırdıktan soma Mekke’ye dönmüştür. (İbn Ebi Şeybe, Buhârî, Müslim ve İbn Hanbel’de yer alan Enes b. Mâlik, Ebû Zerr el-Ğiffârî ve Mâlik b. Sa’sa’nın rivayetlerinin birleştirilmiş halinin bir özetidir. Rivayetlerin bütünü için bk. İbn Ebi Şeybe, XX, 244-46 (no:37725); Buhârî, Salat, 1, Ehadisü’l-enbiya, 5, Menâkıbu'l-ensâr, 42, Tevhid, 37, Bed’ü’l-haik, 6; Müslim, İmân, 259, 262, 263, 264; İbn Hanbel, III, 148, V, 144.)

Yukarıda Sünni Müslümanların inandığı Miraç olayını aktardım. Şia Müslümanlarının inandığını ise yazmama bile gerek yok. Çünkü mitolojilerin zirvesine ulaşmışlardır. Peygamberin miraç’a çıkarılma sebebinin hilafeti Ali’ye vermek olduğunu iddia edenden tutun da peygamberimizin yüz yirmi kez miraça çıktığından bahsedenl ere kadar çeşit çeşit iddialar. İşin garip tarafı ilk yazılan hadis kaynakların hiçbirinde Miraç olayı yoktur. Bunlar: Hemmam b. Munebbih (hicri:132/miladi:750), Malik b. Enes (179/795),7 Rebi’ b. Habib (180/796),8 Abdullah b. Mubarek (181/797),9 Ebu Davud Tayalisi (204/819),10 Abdurrezzak (211/826), Humeydi (219/834)11 ve İbn Ebi Şeybe (235/849) Gördüğünüz gibi peygamberimizin vefatından 235 yıl boyunca ortalıkta Miraç olayı diye bir olay yok. Hatta Malik b.Enes’in (179/795) Peygamberimizden yaklaşık 179 yıl sonra yazdığı Muvatta’ adlı eserinde bile Miraç olayı anlatılmaz. Sadece İsra olayına değinir. İsra olayına birazdan geleceğim için burada açıklamıyorum.

Kur’an’da Mir’ac Var Mıdır?

Kur’an’da Mir’ac olayı diye bir olay yoktur. Kur’an’da İsra olayı vardır. Hatta Mir’ac kelimesi hiç Kur’an’da geçmez. Sadece bu kelimenin çoğulu olan mearic kelimesi  Kur’an’da iki kez geçer ve bunların da konuyla alakası yoktur. Ancak maalesef kendi dinini araştırmayıp rivayetler ve mitolojilerin peşine takılmış milyonlarca Müslüman ve sözde görevi Müslümanları bilinçlendirme olan ilahiyatçılar henüz İsra ile Mir’ac olayını ayırt edebilecek halde dahi değiller. Kur’an içeriğini tam bilemediğimiz İsra olayından bahsederken Mir’ac, mitolojik bir hikâyeden bahseder. İşte ayet:
 

Yarattıklarına benzemekten münezzeh, mutlak aşkın ve yüce O (Allah) ki, kulunu gecenin bir vaktinde Mescid-i Haram’dan çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa’ya, ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye yürüttü: Zira O, evet sadece O’dur her şeyi işitip gören (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ İSRA 1)

Mir’ac olayına inanan din adamlarının delil olarak getirdiği ayet yukarıda verdiğim İsra 1’dir. Ayette peygamberin Mescid-i Haram’dan  Mescid-i Aksa’ya götürüldüğü bilgisi veriliyor ancak bunun nasıl olduğu bilgisi verilmiyor. Allah detay vermediği için din adamları bundan rahatsızlık duymuş ve Allah’ın mutlak bir yorum getirmediği bu ayete mutlak bir yorum getirmeye çalışmışlar. Bu olayın birkaç şekilde vuku bulduğunu iddialar arasında. En yaygın iddiaları incelemeye çalışacağım. Tabi herkes kendince delil getiriyor. İlk görüş, ayette geçen "esrâ bi (yürütüldü)" ifadesine binaen peygamberimizin Kâbe’den Mekke’nin dışındaki bir toplanma, ibadet merkezine yürütüldüğü şeklindedir. Çünkü Mescid-i Aksa’nın nerede olduğu kesin bir şekilde bilinmemektedir. Yani maddi bir gece yürüyüşü. Bu bir nebze mantık çerçevesinde güzel bir açıklamadır. Ancak mutlak(kesin) değildir. İkinci görüş ise bunun manevi bir şekilde rüyada vuku bulduğudur. Çünkü Allah gece yürütüldü derken nasıl yürütüldüğünden bahsetmiyor bu ayette. Ancak bu ayetlerin devamında gelen İsra 60 delil gösterilerek bunun bir rüya olduğunu iddia edenler de var. İşte ayet:
 

Hani (Ey Muhammed), Biz sana demiştik ki: “senin rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır! Sana gösterdiğimiz o (malum) rüyayı ise, başka değil, insanlar için yalnızca bir imtihan aracı yaptık; tıpkı Kur’an’da geçen lanetlenmiş ağaç gibi…” (HAYAT KİTABI KUR’AN MEALİ İSRA 60)

Bu ayette geçen insanlar için imtihan kılınan rüyanın İsra 1’deki olay olduğunu iddia ediyorlar ki gayet makul bir yaklaşımdır. Bazıları ise İsra 1’de geçen “min ayatina” ifadesini göstererek bu olayın mucizevi bir olay olduğunu iddia ediyor. Çok tuhaf bir şekilde mucize Kur’an’da geçmeyen bir kavram olmasına rağmen “ayet” kelimesine “olağanüstü” yani mucize anlamı vermekte ısrar ediyorlar. Tabi bu da akabinde birçok problemi doğuruyor.  Bu noktada ilginç bir detaya da dikkat çekmek isterim İsra 1’de geçen “kul” ifadesi ile Hz. Muhammedin kastedildiğinde herkes ittifak halinde olsa da bu da kesin değildir. Bu sadece bir görüştür. Bu görüş de ayette geçen "Mescid-i Haram (Kâbe)" kavramına dayanır. Kâbe varsa Hz. Muhammed bahsediliyor olmalı diye düşünülüyor ki doğru olabilir ama kesin değil. Mekke’de yaşayan tek insan Muhammed peygamber değildi.

İsra 1’de geçen ve dikkate değer bir başka kavram "leylen (bir gece)"dir. Bu kelime İsra olayının gecenin tümünde değil bir bölümünde, kısa bir vaktinde olduğunu gösterir ki kanımca bunun rüya olduğunu iddia edenleri destekler niteliktedir.

Ayette Geçen Mescid-i Aksa Nerededir?

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki bu ayetler indiğinde Mescid-i Aksa ifadesi neresi için kullanılıyordu hiç kimse bilmiyor. Benim bu konudaki kanaatime göre bu ayette geçen Mescid-i Haram Kâbe olmadığı gibi Mescid-i Aksa’da başka bir yer ismi değildir. Öyle olsa Kur’an Mescid-i Aksa’nın nerede olduğunu açıklardı. Sırf Mir’ac olayı haklı çıksın diye Mescid-i Aksa’nın Kudüs’de bulunan Süleyman Mabedi ya da bugün bilinen Mescid-i Aksa olduğunu iddia edilse de bu iddialar akla, tarihe ve bilime aykırıdır. Çünkü bu ayetler indiğinde Kudüs’te Süleyman Mabedi diye bir yapı kalmamıştı. MS  70’te Titus Katliamında Yahudiler katledildi ve Süleyman Mabedi de yerle bir edildi. Geriye sadece bugün bildiğimiz “Ağlama Duvarı” kaldı. Mescid-i Aksa’nın lügatteki anlamı “en uzak mabed”, “secde edilecek en uzak yer”dir. Her ne olursa olsun. Allah’ın kesin belirtmediği bir konuda spekülatif hareketlerden uzak durmak ve ayetin maksadını anlamaya çalışmak gerek. İsra 1 tamamen mecazi bir anlatım da olabilir. İşin tuhafı İsra 1’den hemen sonra Musa kıssası gelir. Belki de burada anlatılmak isteneni orada aramalıyız. Bilemiyorum. Bu ayetin ne olduğunu bilmesem de ne olmadığını görebiliyorum: Mir’ac değil.

Mir’ac Olayının Çelişkileri

1.   Beş vakit namaz Mir’ac gecesi belirlendi.

Bu iddia asılsızdır. Çünkü Mir’ac’ın vuku bulduğu iddia edilen geceden çok önce Taha 130 inmişti. Bu ayette beş vakit sayılmakta.

2.  Namaz Hz. Muhammed’e Cebrail tarafından şeklen öğretildi.

Eğer namaz ilk defa Hz. Muhammed tarafından kılınmış ve direkt Cebrail’den öğrendiyse Mir’ac’dan indikten sonra nasıl diğer peygamberlere namaz kıldırdı? ayrıca bugün bizim gibi namaz kılan yahudiler de mi cebrailden öğrendi?

3.  Bakara suresinin son iki ayeti Mir’ac’da verildi.

Bu iddia en mantıksızıdır. Mir’ac Olayının Mekke’de olduğunu iddia ediyorlar. Ancak Bakara suresinin Medine’de indiğini söylüyorlar. O kadar belirgin çelişkileri var ki kararı size bırakıyorum. İnsan ürünü olan her söz gibi bunlarda kendileri sözlerini kurgulamış ancak birbiriyle uyumlu uyduramamışlar. Beşer şaşar diyelim

4.  Göğün katları var ve peygamber kat kat yukarı çıktı

Bu iddia ise bilimin gelişmediği evrenin yapısı hakkında insanoğlunun bilgisi olmadığı zamanlarda iddia edilebilecek çocuksu iddialardan. Çünkü mekan Bigbang ile yaratıldı. Allah'ın bir mekanı yoktur. Kaldı ki göğün 7 katı olup allah'ın en üst katta oturduğu iddiası insanoğlunun çocukluk zamanlarında kaldı.

5.  Hz. Peygamber süt dolu kabı tercih edince Cebrail ona fıtratı seçtiğini söylemiş ve şayet diğerini seçseydi ümmetinin sapıtacağını haber vermiştir.

Bu cümlede başlı başına Kur'an'a aykırıdır. Çünkü Kur'an kimsenin başkasının günahını taşımadığını söyler. Peygamberin yaptığı bir tavırdan dolayı biz niye cezalandırılalım. Bu ne biçim ilahi adalet? Kaldı ki Şarap ve Süt dolu kaplar arasında peygamber niçin seçim yapmak zorunda bırakılıyor? Hiçbir anlamı olmayan bir olay. Belli ki birileri uydururken hızını alamamış ve saçma birşeyler daha ekleyeyim demiş. Bence bu kısmı bir sütçü eklemiş olabilir:)))

6.  Namaz 50 vakitti peygamber pazarlık yapa yapa 5 vakite indirdi

Açık söylemek gerekirse Mir'ac denilen olaydaki en korkunç iddia budur. Çünkü Allah ve elçisini birbiriyle pazarlık yapan -haşa- laubali tiplere dönüştürmüşler. Nereden bakarsak bakalım bu Mir'ac olayının insan ürünü olduğu bellidir.

Peygamberimizin olağanüstü hiçbir mucizesi olmadığını bizzat Kur’an bize haber verir. İşin en güzel yanı bu bilgiyi yine aynı sure olan İsra suresinde verir. Bu çok anlamlıdır. İşte Mekkeli müşriklerin Hz. Muhammed’den bekledikleri mucizeleri haber veren ayetler:
 

Nitekim demişlerdi ki: (Ey Muhammed) Bize yerden kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız.(90) veya senin hurma ağaçlarıyla ve asmalarla dolu bir bahçen olmalı; dahası onların arasından gürül gürül ırmaklar çağlatmalısın.(91) yahut, tehdit edip durduğun gibi, göğü parça parça üzerimize düşürmedikçe; yahut Allah’ı ve Melekleri bizimle yüzyüze getirmedikçe (92) Veyahut da senin altından bir köşkün olmalı ya da semaya çıkmalısın; fakat semaya çıkman durumunda (dahi) oradan bize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe yine de sana inanmayacağız. De ki : Kudret ve yüceliğinde sınır bulunmayan sadece Rabbimdir; ben, fani bir elçiden başka neyim ki? (93) (İSRA 90,91,92,93)

Baktığınızda Mekkelilerin Muhammed peygamberden çöl olan Arabistanda yerden su fışkırtmasını, mekkenin ortasından ırmaklar geçirmesini ve şuraya dikkat göğe yükselmek gibi kaçık istekleri var. Buradaki göğe yükselmedikçe ifadesinden açıkça Kur’an’ın Mir’ac olayını reddettiğini peygamberin hiçbir zaman göğe yükselmediğini Allah bize haber veriyor. Ayrıca Mekkelilerin fizik ve bilim kurallarına aykırı taleplerine ise Allah  peygambere  şöyle söylemesini istiyor: "ben, fani bir elçiden başka neyim ki?" Yani anlayacağınız. Hz. Muhammed’den bu evrenin fiziksel yasalarına aykırı bir şey yapamayacağını söylemesi isteniyor.

Peki, Mir’ac Nereden Bulaştı İslam’a?

Bunun nasıl olduğunu biliyoruz fakat niçin olduğu yoruma açık. Miraç olayının zerdüştlükten bize geçtiğini biliyoruz. Ancak buna niçin ihtiyaç duyuldu konusunda İsrafil Balcı’nın güzel bir tezi var. İsrafil Balcı’ya göre bu uydurma mitolojiye bazılarının ihtiyaç duymasının arka planında kıskançlık yatar. Kur’an Musa peygamberin Allah ile konuşmak için Tur dağına çıktığından bahseder. Bu olay peygamber yarıştırmak isteyenler için bir kıskançlığa dönüşür ve Muhammed peygamberin Musa’dan üstün olduğunu ispatlamak için daha yükseğe, en yükseğe çıktığını anlatan Mir’ac olayını zerdüştlükten alıp İslam’a entegre ederler. Tabi bu bir anda olmadı. Yüzyıllar boyunca eklemeler yapıla yapıla bugün ki halini aldı.

Zerdüşt dininin Avesta dedikleri 21 adet kutsal kitapları vardı. Bu Avesta’nın çoğunu Makedonya kralı İskender İran’a saldırdıktan sonra yok etti. Geriye sadece 3 kitapları kaldı. Büyük İskender dönemi sonlandıktan sonra Ardâ Vîrâf denen din adamı zerdüştlüğü korumak ve bilgilerin kaybolmasını önlemek için ardavirafname denilen zerdüştlüğün kutsal bilgilerinin yer aldığı bir kaynak oluşturdu. Her neyse bu kısa bilgiden sonra asıl konuya geçeyim. Mir’ac olayı da bize Avesta’dan geçmiştir. Avesta’da geçen Mir’ac olayı şöyle: Zerdüşt 30 yaşındayken Azerbaycan’daki bir dağdan melek eşliğinde göğe yükselir göğün tabakalarını gezer, cennet ve cehennemi görür, Arafı görür. Ondan sonra Ahuramazda’nın (Yüce Tanrı) yanına getirilir. Allah ona ruhundan üfler, ona ezel ebed bilgisini öğretir. Dönüşte de firiştahlar (Melekler) zerdüştün göğsünü yararlar, kalbini çıkarırlar. Tüm şeytani vesvese ve kirleri çıkarırlar. Temizlendikten sonra Zerdüşt’ün göğsünü bakır ile kapatırlar. Tabi bu safsatayı İslam’a sokan zalim her kimse bakır ile nasıl kapatılır deyip kendi döneminde kullanılan dikiş iğnesi ile Hz. Muhammed’in kalbinin dikildiğini söyler. Hatta insanlar inansın diye dikiş iğnesinin izleri gördüm diyecek kadar iftirada sınır tanımaz.

Olayın komik tarafı şu: Bu rivayeti Avesta’dan okuyup getirip hadis diye İslam’a sokan zalim her kimse aklı çok da iyi çalışmıyor. Çünkü rivayetlerin gelip dayandığı kişi Medineli sahabe Ebu Said el Hudri’dir. Bu olaya ilk yer verenlerden İbn Hişam rivayeti Ebu Said el Hudri’ye dayandırıyor. Fakat bu imkansız. Mir’ac denilen olay Mekke’de gerçekleştiği iddia ediliyor. Halbuki Ebu Said el Hudri olay sırasında Medine’de bulunuyor ve henüz Müslüman olmadığı gibi olaya tanıklık edecek yaşta da değildir. O olayın olduğu iddia edilen yılda Ebu Said el Hudri 12 yaşlarında olduğu düşünülse de daha da küçük olabilir. Eğer Ebu Said el Hudri adına uydurulmuşsa sorun yok bu anlaşılabilir. Ama olayın en vahimi gerçekten de bu bilgileri 12 yaşlarındaki bir çocuktan almalarıdır. Yani İslam’ın kaynağı çocukların masalsı hayal dünyalarıdır. Bunca âlim ise Kur’an’ın, bilimin, aklın peşinden gideceğine çocukların peşinden gitmiş.

Yukarıda gördüğünüz gibi Hz. Muhammed’in kalbinin yarılması ve temizlenmesi olayı ile Mir’ac dedikleri akıl dışı olay Zerdüştlükten İslam’a devşirilmiştir.  İslam’ı hayat biçimi olarak benimseyenlerin, Sünniliğin ve Şialığın İslam’dan kopmuş birer din haline geldiğini ve kaynaklarını Kur’an dışında başka dinlerin kutsal kitapları oluşturduğunu görmeleri dileğiyle.

Kaynaklar


1.  İsrafil Balcı, İsra ve Mir'ac Gerçeği
2.  Mustafa İSLAMOĞLU
3. Mehmet OKUYAN
 


 
 


Fakirlik yemeksiz geçirilen bir gece değildir, fakirlik "düşünmeden" geçirilen bir gecedir.

En Son Yapılan Yorumlar