yukarı çık butonu
Hâyızlı (Adetli) Kadın Oruç Tutabilir Mi?

Aslında bu soruyu sormak benim için üzücü ancak asırlardır toplumumuzun gündemi meşgul etmiş olması hasebiyle değinme ihtiyacı duydum. Böyle anlamsız konularla asırlardır bu ümmetin gündemini işgal ediyorlar. Bu yazıyı yazma amacım biraz farklı. Çünkü bu sorunun bir Müslüman zihinden mi çıktığını yoksa başka dinlerden mi devşirildiğini sizlerle irdeleyeceğiz. Bu soruyu soran Müslüman zihinler evvela şu ayetlerden haberdar olmak zorundadır.

 

"Biz, buyruğumuzda tek şeyi bile ihmal etmedik. Ve bir kez daha (belirtelim): onlar(ın tümü) Rableri huzurunda toplanacaklardır." (MUHAMMED ESED MEALİ- ENAM 38)
"Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim ve size olan nimetimi tamamladım; ve (Allah'a) teslimiyeti sizin için hayat tarzı olarak benimsedim..."  (HAYAT KİTABI KURAN MEALİ- MAİDE 3)


Yukarıdaki iki ayet Müslüman bilinçte şu hakikati doğururmalı "Allah bu dinin anayasasını tamamladı." Artık hayatta karşımıza çıkacak her olayla ilgili yasa çıkarırken anayasamız olan kur'an'dan yararlanacağız ve anayasaya  ekleme yapma hakkı hiçbir insan ya da otoriteye verilmediğinin şuurunda olacağız. Kısacası Allah hükmünü verdi ve eksik ya da unuttuğu -haşa- bir hüküm yoktur. Yukarıdaki ayetlere iman ettiyseniz hiçbir imamın, hiçbir alimin ya da kendisini dini otorite olarak gördüğünüz herhangi birinin anayasamıza ekleme yapamayacağına da iman etmişsiniz demektir.

Bilindiği üzere insanlığın devamını sağlayabilme özelliği Allah tarafından kadınlara verildi. İnsanlık, soyunu geleceğe taşımak istiyorsa kadınlara muhtaçtır. Her ay döllenmeyen yumurtalık kadın vücudundan atılması gerekir. Buna ay başı, hâyız, adet ve en nihayetinde modern bir ifade olan özel günler tabileri kullanılır.  Bunun kadın için ne kadar ağır bir sorumluluk olduğunu Allah şöyle ifade eder:

 

"Sana kadınların ay hali hakkında soruyorlar: De ki: "O sıkıntı verici bir rahatsızlıktır. Ay hali sırasında kadınları (rahat) bırakın ve onlar temizleninceye kadar (cinsel) ilişkiye girmeyin! Temizlendikleri zaman, Allah'ın size emrettiği gibi yaklaşın!" Hiç kuşkusuz Allah özden tevbe edenleri sever, özden temizlenenleri de sever." (HAYAT KİTABI KURAN MEALİ- BAKARA 222)

Allah yukarıda kadınların özel günlerinde yaşadıkları cefayı dile getiriyor. Bu sıkıntıyı dile getiren Allah erkeklere de kadınları özel günlerinde rahat bırakmalarını ve cinsel istek taleplerinde bulunmamalarını emrediyor. Buradaki "temizleninceye kadar (cinsel) ilişkiye girmeyin" ifadesini bazı Müslüman kesimler Yahudi kültürü ve inancının etkisi altında açıklamaya çalışıyor. Yahudilere göre kadın hâyızlı iken resmen murdardır ve onlarla o günlerde iletişime geçilmez, aynı sofrada yemek yenilmez, aynı yatakta yatılmaz vs.. Ancak böyle düşünen Müslümanların dini İslamiyet, kitabı Kur'an değildir. Yukarıdaki ayette Allah kadınların özel günleri hakkında empati kuramayan erkeklere, kadının ne denli sıkıntı çektiğini anlatmayı murad ettiği açıktır. Kadının çektiği sıkıntıyı görmeyip bir de cinsel talepte bulunan erkekleri uyarıp onları insan olmaya, kadını anlamaya davet etmektedir. Değil mi ki insan, insan olmayı beceremediği için dinler indi. İnsanlık kadına borçludur, ancak erkekler bırakın bu borca minnet duymayı kadını borçlu dahi çıkarmıştır.

Kadının özel günlerinde oruç tutamayacağına dair kur'an'dan bir delil yoktur. Kur'an böyle bir yasak bırakmamıştır. Bu yasağı Müslümanlar bırakmıştır. Peki Müslüman kesimlerin bu iddiasının kaynağı nedir? Birçoğunuzun da bildiği gibi güvenilmez kaynakların merkezi olan hadislerdir. Aişe validemize ait olduğu iddia edilen aşağıdaki hadis Müslümanların delil olarak sunduğu ana kaynaktır.

 

Muâze’ den: Hz. Âişe’ ye(r.anha) ; “Hâyızlı kadının orucu kaza ettiği hâlde namazı kaza etmemesinin sebebi nedir?” diye sorunca bana dedi ki: “Sen Haruri (Hârîcî)  misin yoksa?” “Ben Hârîcî değilim, ancak soru soruyorum.” dedim. O da şöyle dedi: “Resûlullah (s.a.s) dönemindeyken bu hâl geldiğinde biriyle emrolunur, diğeriyle emrolunmazdık. Resûlullah, orucun kazasını emreder, namazın kazasını emretmezdi.” (Fethül-Kadir, I,114)

Biz dinimizi insanlara güven üzerine inşa edemeyiz. Peygamberden, Aişe validemizden şu sözleri işittim diyen birine güvenerek dinimizi onun insafına bırakamayız. Ayrıca peygamber Kur'an'dan konuşurdu, Kur'an'ı konuşurdu. Kur'an'da var olmayan bir hüküm dine eklemezdi. Bakın Kur'an'ı bırakıp muaze'yi dini otorite sayan insanlara vahiy nasıl sesleniyor:

 

Uyun rabbinizin katından size indirilene! O'nun dışında birtakım otoritelere de asla uymayın! Ne kadar da kıt hafızalısınız! (HAYAT KİTABI KURAN MEALİ- ARAF 3)

Gördüğünüz gibi Allah vahiy dışında birini dini otorite olarak görmeyi eleştiriyor. Bazıları bize peygamber düşmanı hadis düşmanı diyor. Bu katiyen doğru değildir. Bir sözü Hz. Muhammed söylediyse başımız üstüne. Ancak 200 yıl sonra yazıya geçirilmiş metinleri imanıma ortak etmem. Düşünsenize peygamberden 200 yıl sonra biri kalkıp diyor ki benim dedem, kendi dedesinden, onun dedesi de kendi dedesinden vs… 200 yıl önceye kadar gidiyor ve diyor ki "o 'da Hz. Aişe'den duymuş ki…" Ya dinimiz bu kadar ucuz mu? Ben hadis nakleden adama niçin güveneyim de dinimi adamın insafına bırakayım. Ayrıca yukarıdaki ayetlerde Allah dininizi tamamladım derken ve vahiy dışında başka otorite de kabul etmeyin derken.

Peki Kur'an bu konuda ne diyor?

 

"Sayılı günlerde… Sizden kim hasta ya da yolcu olursa, tutmadığının sayısı kadar diğer günlerde (oruç tutar) Ve (bunlar arasından) ona gücü yetenler üzerine, bir yoksulu doyuracak fidye gerekir; Kim daha fazla hayır işlerse kendisi için daha yararlı olur, ama -eğer bilirseniz- oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır." (HAYAT KİTABI KURAN MEALİ - BAKARA 184)

Evet Kur'an sadece hasta ya da yolculara oruç tutmama ve daha sonra kaza etme ruhsatı vermiştir. Bazılarımız bu ayete bakarak "kadın özel günlerinde hastadır, bu yüzden kadın oruç tutmamalıdır" iddiasında bulunuyor. Bazıları ise kadınların özel günlerinde abdestli olmadığından tıpkı namaz gibi oruç da tutmamalıdır iddiasını savunuyorlar. Bu iki iddiaya da cevap verelim.

İlk olarak namaz ve oruç farklı ibadetlerdir. Namaz için abdest şartı varken oruç için böyle bir şart Kur'an'da yoktur. Hatta gece rüyalanıp ya da eşiyle beraber olduktan sonra cünüp olan erkeğin ertesi gün oruç tutmasıyla orucunun bozulmadığını dinen herkes kabul etmektedir. Tabi elinden geldiğince erken banyo yapmalıdır diye bir hükmü de ilave eder alimler. Her neyse erkek abdestsiz iken oruç tutabiliyorsa kadın da bunu yapabilir. Çünkü Kur'an abdestsiz oruç tutulamaz gibi bir iddiada bulunmuyor. Bu yüzden bir kere namaz konusuyla oruç konusunu harmanlamaktan vazgeçmeliyiz.

Gelelim ikinci iddiaya cevap vermeye. Bu iddiaya göre kadın özel günlerinde hastadır ve hasta insan oruç tutamaz hükmü kur'an'da var. Bu iddia da bence asılsızdır. Dünyada adet dönemini ifade ederken hastayım ifadesini kullanan kaç ülke vardır bilmiyorum. Ülkemizin kadınları asırlardır adet döneminde hasta muamelesi görmüştür. Hatta işi biraz daha geriye çekersek binlerce yıl önce erkekler kadınları bu dönemde pis ve hasta olarak görmüştür. Bu da kadınlarımızın genlerine işledi diye tahmin ediyorum. Kadın adet döneminde hasta değildir aslında. Sancılı bir dönemdir, hormonlar kadınları zorlamaktadır. Ama bu kesinlikle hastalık dönemi olarak adlandırılamaz. Haa! fiziksel olarak o dönemin yoğunluğunu kaldıramayıp hasta olan kadınlar oluyor. Onlara bir şey demiyorum. Kendini o günlerde iyi hissetmeyenler de olabilir. Bunlar oruç tutmaz çünkü hasta statüsünde değerlendirilir. Ancak öyle kadınlarda var ki adet dönemi çok hafif geçer. Kendini kötü hissetmez. İşte bu kadınlar oruç tutmalıdır. Çünkü Kur'an bu tür kadınlara tutmama ruhsatı vermemiştir. Her kadın kendini özel günlerinde hasta ilan etmemelidir. Bazı Müslüman kadınların özel günlerinde oruç tuttuğunu biliyorum. Kendisine sorduğumda "oruç tutsak da tutmasak da sıkıntılı bir süreç niçin tutmayayım?" diye cevap vermişti. Oruç tutmadığında kendisini daha iyi hissetmeyen bir kadının orucunu kazaya bırakması bence doğru bir davranış olmaz. Çünkü Kur'an açıkça sadece hastalara bu ruhsatı verdiğini söylüyor. Yani kendini iyi hissetmeyenlere.

Şimdi bazılarınız Bakara 222'yi örnek vererek orada hâyız halinin kadınlar için "sıkıntı verici bir rahatsızlık" olarak tanımlandığını bana hatırlatmak isteyebilir. Bu kelimenin kastının hastalık olduğu sanılabilir. Ancak bu büyük bir buhran olur. Burada Mustafa İslamoğlu'nun "sıkıntı verici bir rahatsızlık" olarak Türkçeye çevirdiği kelime "ezen"'dir. Tam Türkçe karşılığı eza, eziyet demektir, hastalık değil. Burada kadınların çektiği cefaya, zorluğa vurgu yapılıyor. Maden ocaklarında bir ömrünü heba etmek zorunda kalan bir işçide eziyet çekmektedir. Ancak o işçi için hasta tabirini kullanmayız. Peki Kur'an'da bu  kelimenin hastalık anlamına gelmediğine kanıtımız var mı? Tabii ki var. Bakara 196 ve Nisa 102'de "ezen" kelimesiyle hastalık kelimesi ayrı ayrı zikrediliyor. Yani Kur'an'a göre bunlar iki farklı olgu.Biz de günlük hayatımızda eziyet ile hastalığı aynı anlamda kullanmayız.

Dinimize sokulmaya çalışılan hatta sokulan kadın hâyızlı iken oruç tutamaz, Kur'an'a dokunamaz, mescide giremez vs.. gibi çirkin inanışlar nereden bize bulaştı? Kadını adetliyken hasta ve pis görme mantığını İslamiyete ve Müslümanlara kim giydirdi? "Tabii ki hadis" diyen arkadaşlarım vardır. Ama yanlış. Hadis adı altında dinimize servis edilen Yahudi kültürü ve inanışlarıdır, Tevrat'tır. Gelin Tevrat'tan birkaç ayet görelim. Levilliler Bölüm 12

12: 1 RAB Musa`ya şöyle dedi:

12: 2 “İsrail halkına de ki, `Bir kadın hamile kalıp erkek çocuk doğurursa, âdet gördüğü günlerde olduğu gibi yedi gün kirli sayılacaktır.

12: 4 Kadın kanamasından paklanmak için otuz üç gün bekleyecek. Pak sayılması için geçmesi gereken bu günler doluncaya dek kutsal bir şeye dokunmayacak, tapınağa girmeyecek.

12: 5 Ancak, kız çocuk doğurursa, âdet gördüğü günler gibi iki hafta kirli sayılacaktır. Kanamasından paklanmak için altmış altı gün bekleyecektir

 

Tevrat'ın kadınları aşağıladığı bu ayetlerin yanı sıra Yahudi kültüründe adet gören kadınla tüm bağların koparıldığı, onları murdar ve pis olarak görüldüğünü yukarıda ifade etmiştim. Şimdi Kur'an'a söyletilmeye çalışıp da söyletemediklerini hadis adı altında dinimize söyletiyorlar. Tevrat ayetlerini peygamber hadisi diye dinimize şırınga edenlere ne zamana kadar inanmayı seçeceksiniz?