Davud Serisi -2 Hz. Davud Dağlarla Ve Kuşlarla Konuştu Mu?

Hz.Davud serisinin ilk bölümünde enbiya suresinin 79. ayetini irdeleyeceğimizden bahsetmiştim. Şimdi ilk olarak çoğu kur'an mealine göre ayet nasıl onu vereceğim daha sonra daha sağlıklı olduğunu düşündüğüm mustafa islamoğlunun meailini vereceğim. Çünkü klasik meal çevirilerinde birebir metin çevirisi var ki bunu sağlıksız buluyorum. Bunun sebebi ise kuran'ı arapçadan çevirirken sadece o metni çevirmeyip tüm ayetin  anlam'ı baz alınarak ve hatta kur'an'ın bütününün anlamı ve ruhuna uygun olarak çevrilmesi daha mantıklı geliyor.
 Daha fazla uzatmadan klasik çeviride kur'an ayetini veriyorum:
 

" Biz o meselenin hükmünü hemen süleyman'a anlatmıştık. Zaten biz herbirine hüküm (Peygamberlik) ve ilim vermiştik. Dağları ve Kuşları, Davut ile birlikte tesbih etmek üzere, (ona) bağlı kılmıştık. (Bütün bunları) yapan bizdik. " (ABDULLAH AYDIN MEALİ- ENBİYA,79)   


Durum şu ki arap dilbilimcilerden yardım almayarak yapılan çeviriler ayetin yanlış anlaşılıp, vermek istediği mesajdan uzaklaşmamıza sebep oldu. Sonuç olarak da efsanelerin kucağına düştük. Bu ayeti gösterip Hz.Davud'un kuşlarla ve dağlarla iletişime geçip onlarla konuştuğu tezi kurgulandı. Olduk olası birilerine insanüstü yetiler vermek hep insanların en büyük yeteneklerinden biri oldu. Belki de kur'an da verilen mesajları uygulamamak için onu yanlış anladık numarasına yatıp, işi cıvıtarak efsaneye dökme yolunu tuttuk. Şimdi gelelim sağlıklı bulduğum çeviriye:
 

" Fakat bu davada  Süleyman'a (daha) derin bir kavrayış vermiştik. Bununla beraber Biz, her birine sağlam bir muhakeme ve seçip ayırma yeteneği kazandıran bir bilgi tasavvuru bahşettik. Zaten Davud ile birlikte, emrimize amade kıldığımız dağlar da O'nun kudret ve ihtişamını dillendiriyordu, kuşlar da... Zira biz, her zaman istediğimizi gerçeklerştiririz. " (HAYAT KİTABI KUR'AN MEALİ-ENBİYA,79)


 
Gördüğünüz gibi tüm kur'an'ın ruhunu baz alıp , sadece ayette geçen bir sözcük üzerinden değil de tüm ayetin verdiği anlam baz alınınca ve dilbilimcilerin farklı anlamlar yüklediği kelimeler de araştırılınca nasıl da farklı sonuçlara doğru yol aldık. Yukarıda klasik çeviri olarak nitelendirdiğim ayete bakacak olursanız Hz.Süleymanın o davada en iyi sonucu bulmasını kendi aklıyla yapmadıda bu durum sanki vahiyle Allah tarafından çözülüyor gibi gösteriyor. Yani Hz. Süleyman'ın burada üstlendiği hiç bir rolü yok. Ona ne yapacağını Allah anlatıyor. Fakat mustafa islamoğlu çevirisinde gördüğünüz gibi o davada doğru karar veren süleyman peygamberdir fakat bunu yapabilmesini Allah'ın ona verdiği derin kavrayışa borçlu olduğunu görüyoruz. İlk çeviyi kabul etmek korkunç hatalara sebep olacağına inanıyorum. Çünkü ilk çeviriyi baz alırsam bir dava hakkında doğru kararı peygamber direk Allah'tan aldı şu halde ben peygamber olmadığım için Allah'tan doğru hükümler alamayacağım hal böyleyken Hz. süleyman gibi adil kararlar veremem gibi bir zehaba kapılırız. Fakat ikinci çeviriyi baz  alırsak kur'anın bize vermek istediği mesajı anlamış oluruz. Nasıl mı? Allah her insana derin kavrayış vermiştir önemli olan o kavrayışı çalıştırmak ve adil olmak. Yani ikinci çeviriye göre biz de süleyman gibi adil kararlar verecek derinliğe erişmeye çabalamalıyız. Ama ilk çeviride bizim alacağımız bir mesaj yok sadece bir tarihi bilgi var o da şu: Allah bir davada ne yapacağını Hz.Süleymana öğretmiş.  Hangi çeviri size daha sağlıklı glir bunu bilemem sadece size sunduğum kendi kanaatim. Seçimi siz yapın. Fakat şunu unutmayın gerçek ile kolay arasında seçim yaparken hiçbir zaman kolay olanı seçmeyin. Hepinize derin fikirli günler dilerim.
 


Bilim insanının gayesi doğruyu öğrenmekse, kendini okuduğu her şeye düşman etmelidir.

En Son Yapılan Yorumlar