Başörtüsü, Çarşaf, Burka vb.. Kıyafetler İslam’da Var Mıdır?

Bu yazıyı okurken hakikat ne kaygısıyla okumanızı rica ediyorum. Yöntemimiz bellidir. Dinin tek kaynağı Kur’an’dır. Kur’an’ı hadisler ve mitolojilerle değil Kur’an’ı Kur’an ile tefsir edeceğiz.
 

Ne yani! Şimdi bu ilahi kelamı, kendilerine iletmen için sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Elbet bunda, inanacak bir toplum için  tarifsiz bir rahmet ve bir öğüt vardır. (ANKEBUT  51)

Bu tür kılık kıyafet İslam’da var mı yok mu Kur’an bize yol gösterecek. Bu yazıyı okuyan kadınlara bir uyarıda daha bulunmak istiyorum. Kur’an bu konuda net bir emir beyan etmemiştir. Ben Kur’an’da başörtüsünü bulamadım. Kendi delillerimi sıralayacağım. Boş yorumlar yapmayacağım. Size hikaye de anlatmayacağım. Lakin Kur’an bu konuyu bilinçli bir şekilde mecazi ifadelerle anlattığı için hiçbir yorumu mutlak kabul etmeyin. Benim buradaki tevilim (yorumum) da mutlak değildir. Beni de dinleyin. Delillerim size mantıklı gelirse benden alın. Gelmezse almayın. Diğer dünyada bu konuda sorumluluk kabul etmeyeceğim. Bu benim görüşümdür. Benim Kur’an’dan anladığım Kur’an’da başörtüsü yoktur. İslam’da üniforma da yoktur. Çünkü bu İslam’ın evrensel prensipler ilkesine uymazdı.

Başörtüsünün var olduğunu iddia edenler buna Kur’an’dan delil olarak Nur 31 ayetini delil getiriyorlar birazdan Nur 31’in başörtüsüyle alakalı olmadığını delillerimizle göstereceğiz. Ama bu konuda siz Araplardan daha mı iyi biliyorsunuz cahil eleştirisini önce açıklayayım. Bu konuda mısırda bulunan birkaç Arap şeyhini izledim. Siz de youtube’dan izleyin. Şeyhler o ülkedeki alimlerdir. Kendi alimlerine şeyh diyorlar yoksa bizdeki tarikat şeyhleri gibi değil. Başörtüsünün Nur 31’e göre çıkamayacağını kabul ediyorlar ancak şöyle ekliyorlar Kur’an’da başörtüsü yoktur ama hadis ve sünnette göre var olduğundan İslam’da vardır. Böyle bir mantık olabilir mi? Kur’an sadece Kur’an’dan sorumlu olduğumuzu bildiriyor:
 

Gerçek şu, bu Kuran sana ve toplumuna elbette ki  bir şeref ve itibar kaynağıdır. Bu kitaptan sorumlu tutulacaksınız. (ZUHRUF 44)

Peki din adamlarının bahsettiği hadis ve sünnet nedir?

Ankebut 51’de Allah “Bu kitap onlara yetmedi mi” diyor . Ben de diyorum ki maalesef yetmedi. İşte onların hadis ve sünnet dediği şeylerden kısa bir kesit. Zina eden kişiler recm edilerek (taşlanarak) öldürülmelidir, kabak sevmeyen kişiler öldürülmelidir, kadının sesi haram olduğundan ağzına çakıl taşı doldurarak konuşturulmalıdır, resim heykel günahtır, erkek ipek giyemez, altın takamaz, kadın adetliyken namaz kılamaz-oruç tutamaz, midye karides tarzı yiyecekler haramdır, erkek sarı elbise giyemez, satranç oynamak haramdır, orucunu yanlışlıkla bozan 61 gün daha tutar, Kuran’ın bazı ayetlerini keçiler yemiştir vs… gider. İşte bizi çağırdıkları kitapları onlara bunları söylüyor.

Erkeklerin kadınlar hakkında şöyle yap böyle yap deyip bunu da Allah emretti demelerinden bıktım usandım. Ben bir erkek olarak hemcinslerimin kadına bu tavırlarından bıktıysam kadın ne haldedir Allah bilir. Tabi dine yapılan bu zamlar yüzünden İslam ile arasına mesafe bırakan milyonlarca kadından bahsetmiyorum bile. Erkek âlimlerin başörtüsü var mı yok mu diye bin yıldır tartışmasını utanç verici buluyorum. Madem Allah’ın böyle bir isteği olduğunu düşünüyorsunuz bırakın da bunu kadınlar ve kadın âlimler tartışsın. Çünkü hüküm kadınları ilgilendiriyor. Bu Allah ile kadın arasındadır. Erkeklere ne oluyor anlamıyorum? Allah’ın emir eli gibi bir modda olmalarına artık tahammül edemiyorum. Erkekler sanki Allah’ın her emrini yerine getiriyormuş da bir tek kadınlar kalmış gibi bir havadalar.

Peki erkekler niçin kapanmayı Allah’ın emri olduğunda bu kadar ısrarcılar? Benim fikrime göre birçok sebebi var ama ilk aklıma gelen ruhsal bozukluk. Bu rahatsızlığı olan erkekler kıskançlık krizine çok saçma şeyler için bile girerler. Eskiden ben de de yüksek dozda bu rahatsızlık vardı. Ancak bunu büyük oranda aştım. Bu rahatsızlığı olan erkekler sanki her erkeğin gözü kendi eşindeymiş/sevgilisindeymiş gibi bir tavır sergiliyor. Öyle olsa bile başka erkeklerin iffetsizliğinden dolayı kadını cezalandırmanın bir anlamı var mı? Bu hangi adalete hangi vicdana sığar? Bu kadına haksızlık değil mi? Eşiniz/Sevgiliniz kendini biliyorsa ona güvenmelisiniz. Hal hareket, konuşması sadakatli ise başka erdemsizler yüzünden onu cezalandıramazsınız? Eğer eşinizin/sevgilinizin sadakatine güvenmiyorsanız en sağlıklısı ayrılmanızdır. Mesela ben eşimin kısa etek giymesini istemem. Bu bende aşırı kıskançlık duygusu oluşturur. Ancak kalkıp da bunu giymeni Allah istemiyor deyip Allah’a iftira atamam. Allah’a iftira atmak yerine bu konuda bana anlayışla yaklaşacak bir eş adayı seçmem mantıklı olacaktır. İnsanlar bir şeyi istemediklerinde bunu Allah istemiyor gibi büyük laflar edip, Allah’a kolayca iftira atabiliyorlar. Kur’an bizi bu konuda da uyarır: “Aldatıcının hiçbir türü sizi Allah ile aldatmasın!” (FATIR 5)

Şimdi ben Kur’an’da başötüsü vb.. özel örtüler olduğunu iddia edenlerin iddialarına cevap vereceğim. Daha sonra da onlara ben sorular soracağım. Hadi Kur’an metninin etrafında dönerek hedefe ulaşmaya çalışalım. Kanıt olarak sunulan Nur 31’in amacını anlamak için Nur 30’dan başlayacağız. Nur 30’u çoğu din adamı saklıyor çünkü.
 

Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler ve iffetlerini korusunlar; tertemiz kalabilmeleri için en uygun davranış şekli budur: unutmasınlar ki Allah, ortaya koydukları her bir şeyden haberdardır. (NUR 30)

Nur 30 erkeğe uyarıdır. “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler” cümlesi erkeklerin kadınlara hiçbir zaman bakmaması değildir. Bu mezhepçilerin yalanı. Bu cümlede Kadına şehvetle, arzuyla, aklında cinsel fanteziler kurarak bakmamak gerektiği anlatılıyor. Nur 31 ‘de de erkekten istenilen bu erdemin tam olarak yapılabilmesi için kadınlardan erkeğin şehvetini kamçılamayarak erkeğe yardımcı olması isteniyor. “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler” uyarısının aynısı Nur 31’de kadınlar için yapılacaktır. Ama burada önemli olan ilk olarak bu konuda erkeğin uyarılmasıdır. Kadın erkeğe şehvetle bakmaz, arzuyla bakmaz yalanını uyduran feministler de var elbet. Ama bu büyük bir yalan. Kadın da en az erkek kadar kendi yapısına boyun eğer. Buna örneği yine Kur’an verir. Züleyha’nın Yusuf peygambere yaptığı tacizleri ve en nihayetinde onu yatak odasında sıkıştırarak ona tecavüz etmek istediğini Kur’an anlatır :))) Alah’tan biz böyle imtihan edilmiyoruz. Yoksa hesap günü “Allah’ım gördün bana tecavüz etti elimden de bir şey gelmedi derdik” ve Allah video ile karşımızda o anı getirir diye de yalandan olay anında hayır istemiyorum çekil üstümden falan numarası çekerdik :))) Neyse sulandırmadan konuya devam edeyim :))

İffet sadece kadınlara mı? Erkekler peki? “Mümin erkeklere söyle bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler” ayeti nedir? Bu ayete ben dahil hangi erkek uyuyor? Erkeklerin hepsi Yusuf oldu da sıra kadınların Meryem olmasında mı? Bir Züleyha davet etsin bakalım yaklaşık 3 milyar erkekten kaç tanesi Yusuf’un yaptığını yapar? Ben söyleyeyim: Sıfıra çok uzak olmayan bir rakam. Ayrıca kadınlara iffetin kıyafet olduğunu öğrettiler. Oysa ki iffet kıyafette değil kadının ve erkeğin yüreğindedir. Eğer kıyafet ile iffet olsaydı örtülü olup da iffetli olmayan kadın olmazdı. Ancak öyle mi? Şimdi de iddianın sahibi olan ayeti inceleyelim.
 

Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar, ziynetlerini (zinetihinn), bunlardan görünen kısımlar dışında, (kamuya) açmasınlar; bunun için de, hımârlarını göğüs dekoltelerinin üzerine vursunlar (Yadribne). Ziynetlerini yalnızca kocalarına, babalarına, kayınbabalarına, oğullarına, üvey oğullarına, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, diğer kadınlara, meşru şekilde malik oldukları kimselere, ya da emirleri altındaki cinsel arzudan yoksun erkek hizmetlilere veya kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklara açabilirler; bir de yürürken, gizli olan ziynetlerini teşhir etmek için ayaklarını yere vurmasınlar. Siz ey iman edenler! Topyekûn günahları terk edip Allah’a yönelin ki, mutluluk ve kurtuluşa erebilesiniz. (NUR 31)

 
Yukarıdaki ayette bazı kavramları arapça orijinal metne sadık kalarak olduğu gibi Türkçesini yazdık. Bunu bilinçli yaptım. Çünkü ayetin anlaşılması için din adamlarının yorumlarıyla kirletilmemiş halini size verdim ki birlikte inceleyebilelim. Nedir bu kelimeler? Ziynet (zinetihinn), hımâr (humurihinne), Yadribne bu üç kavramı anlarsak Kur’an’da başörtüsü var mı yok mu belli olacak. Baş örtüsü Kur’an’da var diyen kesimin iddia ettiği kanıt bu ayetin şu cümlesidir “vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne” anlamı şu: “Örtülerini göğüs dekoltelerinin üzerine vursunlar” Burada Örtülerini diye çevirdiğimiz “humurihinne” kelimesinin başörtüsü olduğu iddia ediliyor. Gerçekten de başörtüsü anlamı da var. Ancak bu kelime çok anlamlı bir kelimedir ve Kur’an’da bu tür kelimeleri anlamak için yine: Kur’an’dan yardım alacağız. Çünkü hangi anlamı vereceğimizi ayetin tamamına bakarak hatta bazen ayetin komşu ayetlerine bakarak bazen de tüm Kur’an’a bakarak karar veririz. Yani Bir kelimeye birden çok mana verildiğinde, o kelimenin geçtiği yerde hangi manayı vermek gerektiği hususunu, o kelimenin geçtiği yerde neyin amaçlandığını inceleyerek karar verebiliriz. Bu yüzden doğru anlamı vermek için ilk önce bu ayetten bir önceki ayet olan Nur 30’dan başlayacak sonra da bu kelimenin tüm ayet içerisindeki anlatmak istediğine bakacağız. O zaman bu kelimenin ayetin amacından koparılarak bizi kandırdıklarını göreceksiniz. Başlayalım.

Nur 30 “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler ve iffetlerini korusunlar” der. Nur 31 de ise “Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar” diyerek devam eder. Bu ayetler birbiriyle bağlantılıdır. Bu iki ayette ortak bir uyarı görüyoruz. O da şudur: Erkek ve kadınların birbirleriyle ilişkisini cinsellik üzerinden yürütmemelidir, şahsiyet üzerinden yürütmelidir. Birbirlerine insan olarak, toplumun ortak bireyleri olarak bakmalı, bakışlarını şehvet üzerinden temellendirmemelidirler. Bu sağlıklı bir kadın-erkek ilişkisi için gereklidir. İş bedenler üzerinde menfaat ilişkisine dönmemeli.

Bu uyarının hemen ardından çok önemli bir nasihat Allah tarafından kadınlara yapılır :“ziynetlerini, bunlardan görünen kısımlar dışında, (kamuya) açmasınlar” Bu ayette anlamadan geçemeyeceğimiz, olmazsa olmaz kelimemiz ziynet’tir. Ziynet nedir? Sorusu hayati derecede önemlidir. Ziyneti birebir Türkçeye çevirirseniz “süs” anlamını verirsiniz ki çoğu meal yazarı bunu yapmış. Ya da “Aksesuar, takı, gerdanlık vb..” anlamlara da gelir. Sonra Müslümanlar bu “ziynet” kelimesini sulandırdıkça sulandırdı. Yok ziynet kadın yüzüdür, yok kadın elidir, yok kadın sesidir, yok kadın saçıdır vs….

Ancak bu anlamların hiçbiri ayetin bütünlüğüne uymaz. Çünkü kadınların ziynetlerini açmasından bahsediyor. Yani bu takı, kolye, aksesuar, ya da süs gibi kavramları devre dışı bırakır. Bu şekilde çevirmek tarihi bir tefsir hatasıdır. Aslında bu kelimenin Türkçe karşılığı yoktur. Niçin mi böyle dedim? Bu kelime Kur’an’ı evrensel sisteme entegre etmek için kullanılmış mükemmel bir mecazdır. Zamana, mekana ve toplumun yapısına göre değişir anlamı. Çünkü mecazdır. Buna saç diyenler olmuş, takı, gerdanlık vb.. Aksesuar diyenler olmuş. Olmuş da olmuş. Ancak bu anlamlar ayetin amacını ıskalamaktadır. Şimdi metnin etrafında turlayacağız ve Allah’ın muradını tutturmaya çalışacağız.

Ziynet ayetin bütününe baktığımızda kadınların cinsel arzu uyandıran bölgeleri anlamına geldiğini anlıyoruz. Fakat kadınların hangi bölgeleri cinsel bölgedir sorusu zamana, mekana, coğrafyaya, çağa hatta toplumdan topluma değişen bir cevabı var. Bazı toplumlar kadın bacaklarından aşırı tahrik olurken bazıları kadın sırtından, bazıları kadın ayağından. Yani bunun net bir tanımı olamaz. Bu yüzden Allah şu bölgeni ya da bu bölgeyi açma demiyor. Çünkü “ziynet” yerine göğüslerini açma deseydi göğüslerden değil de kadın bacaklarından tahrik olan bir toplumun erkeklerine bu ayetin hiçbir sunumu olmayacaktı. Bunun yerine “ziynet” ifadesini kullanarak kadına şu mesajı verdiği kanaatindeyim: Senin toplumunda cinsel eğilimler ne yöndeyse o bölgen konusunda dikkatli giyin. Kamusal alanda açma. Böylece erkeklerin iffetine sende katkıda bulun. Erkeklerin iffetini muhafaza etmesinde onlara destek ol! Allah ayetin devamında ise ziynet nasıl anlaşılmalıdırı tefsir ediyor ve ziynet erkeklerin tamamına yakını için kadın göğsüdür. İstisnalar hariç. Bu yüzden “örtüyü göğüs dekoltenin üzerine vur” denilmektedir. Yani ziynet toplumunuzun erkeklerinin görmemesi gereken vücut bölgeleridir diyebilirim. Bu her toplumda değiştiği için de Allah açma dediği yerleri belirtmemiştir. Bunu “ziynet” mecazı ile kadına bırakmıştır. Allah, Kur’an’ın evrensel bir disiplin oluşunu bu tür bir kavramla yeniden tesis etmiştir. “Ziynetlerini açmasınlar” ayetini ben böyle anlıyorum.

Ziynetlerini açmasınlar” cümlesini “güzelliklerini açığa vurmasınlar” diye çevirenler olmuş. Bu son derece hatalıdır. Çünkü kadının yüzü de güzeldir. Allah’ın güzel yarattığı şeye düşmanmış gibi tekrardan saklamaya çalışması söz konusu olamaz. Bu Allah’ın adaletine sığmaz. Sonuçta Yusuf peygamber de inanılmaz yakışıklı bir erkekmiş. Kadınlar için dayanılmaz bir güzelliği olduğunu biz Kur’an’dan öğreniyoruz. Şu halde onun da çarşafa girmesi gerekirdi. Allah adilse kadının güzelliğini saklanmasını isterken aynı zamanda erkeğinkini de aynı şekilde saklamasını isterdi. Bugün gerçekten ciddi anlamda çok yakışıklı erkeklerin de bulunduğu bir dünyada yaşıyoruz. ”Ziynet” kelimesini güzellik ve cazibe diye çevirmek Kur’an’ın ruhuna ve mantığa aykırıdır. Başka erkeklerle bu konuyu anlamak için yaptığım sohbetlerde birçok erkekten ben kapalı kızları daha fazla cazibeli buluyorum yanıtını almışımdır. Şu halde ilk olarak şunu söyleyebilirim ki Başörtüsü ile güzellik kapanmaz ikincisi Allah güzelliklerin ortaya çıkmasına düşman değildir. Allah’ın bu ayetlerde muradının erkek ve kadının cinsel güdülerini birbirlerine karşı silah olarak kullanmalarının önüne geçmektir. Diyebiliriz ki her iki tarafın da birbirlerinin cinsel güdülerini kamçılamayarak birbirlerine iffet konusunda destek olmalarını istemektedir. Bu Allah’ın mutlak muradıdır demiyorum. Benim anladığım budur. Mesele bundan ibarettir.

Ayrıca “Ziynet” kelimesine güzellik ve cazibe anlamı vermek Kur’an’a aykırıdır. Çünkü “Bundan sonra sana, başka hiçbir hanım helal değildir; güzellikleri seni hayran bıraksa dahi” (AHZAB 52) ayeti ortadadır. Demek ki peygamberimiz kadınların güzelliklerini gayet net görüyordu. Bu ayet peygamber döneminde çarşaf, burka vb.. üniformaların peygamber döneminde olmadığının tartışmasız delilidir. Çünkü peygamber kadınların güzelliklerine hayran kalacak kadar net olarak o kadınları görüyordu besbelli. “Ziynet” “güzelliklerini açığa vurmasınlar” olsaydı Ahzab 52’de güzelliğini açığa vuran kadınlar nedir peki? “Ziynet (zinetihinn)” kelimesinin güzellik anlamına gelmediğine dair bir delil daha var. Araf 26.
 

Ey Ademoğulları! Size katımızdan hem çıplaklığınızı örtmek hem de zarafet ve güzellik aracı olmak üzere giysi (yapma yeteneği) bahşettik; fakat takvâ elbisesi var ya: işte en hayırlı olandır. Bunlar da Allah’ın ayetlerindendir; belki insanlar ders alırlar. (ARAF 26)

Bu ayet iki hakikati dile getirir. İlki giysilerin amacı zarafet ve güzelliktir. Şu halde erkek kendini güzelleştirecek giysiler giyebilir ama kadın bunu yapamaz öyle mi? Ne berbat hüküm veriyorsunuz. Kadın çarşafa layık erkek parlak giysilere. Bu Kur’an’ın bu ayetine aykırıdır. Çarşaf peçe vb.. kıyafetlerin tümü bu ayete aykırıdır. Ayetin ikinci hakikati ise Allah için önemli olanın bizim giydiğimiz kıyafetler olmadığı önemli olanın takvâ (Allah’ın sevgisini kaybetme korkusu) elbisesi olduğunu belirtiyor. Bizim de ilgilenmemiz gereken şeylerin kıl ya da kıyafetten çok Allah’a karşı sorumluluk bilinci olduğu ayetten aldığımız asıl fikirler.

Bu kelimeyi özetlersek: “Ziynet” kadının cinsel arzu uyandıran bölgeleridir. Bu bölgeler de zamana, mekana, topluma göre değişmektedir. Bu yüzden bu mecazi ifade ile Kur’an kendini 1400 yıl öncesi Arap erkeklerin cinsel bölge sınırlamalarından kurtarıyor ve uygulanabilirliği her çağa uygun bir emir verilmiş oluyor. Böylece her devirde kadın kendi toplumundaki erkeklerin zaafını bilecek ve onların çok hassas olduğu bölgeleri konusunda erkeğin iffetini muhafazasında erkeğe yardımcı olacaktır. Haa yardımcı olup olmamakta kendi tercihidir. Allah buna uymayanı cehenneme atacağım demiyor. Ama Müslüman bir kadının Allah’ın erkeklere bu konuda yardımcı olun talebini reddetmeyeceğine inanıyorum.

Bu konuda birileri işi sulandırıp kadın cinsel organı ve göğüslerin zamanlar üstü olarak erkeğin ilgisini çektiğini söylecektir. Niçin ziynet yerine bu kullanılmadı? deyip işi sulandırmak isteyebilir. Buna da cevap vereyim “ziynet” bu dediğiniz organları da kapsar. Ancak Allah’ın isteği “Ziynetlerini açmasınlar” derken sadece bunlarla sınırlı değildir. Mesela her kadının bikini ile gezdiği bir şehirde kadınların bu saydığınız organları bile erkeklere şehvetli gelmeyecekken her kadının örtündüğü kapalı şehirlerde bir kadının mini etek giymesi her erkeğin aklını başından alacaktır. İşte “ziynetlerini açmasınlar” ilkesi burada devreye giriyor. Açık hatta çıplak bayanların bulunduğu bir şehirde mini etek giymek “ziyneti açmayın” prensibine girmezken  -çünkü zaten erkeği kışkırtmıyor- kapalı bir şehirde aynı mini eteği giymek yanlış bir tavır olur ve “ziynetlerini açmasınlar” prensibine dahil olur. İşte bu yüzden Allah’ın bu ayette net olarak şurayı açmayın ya da bu bölgeyi açmayın demek yerine o toplumun değişen cinsel dürtülerine göre ayetini statik değil dinamik bir yapıya sokuyor ve “ziynetlerini açmasınlar” diyerek ziynetin ne olduğunu kadınların anlayacağını söylemiş oluyor. Böylece her topluma göre değişen bir kural getirmiş oluyor. Yani gördüğünüz gibi iki şehir arasında bile cinsel eğilimler değişiyor. Bu ayetlerin amacı kadının erkeğin iffetini muhafazasına destek vermesini öğütlemektir.

Ayeti birlikte anlamaya devam edelim. “ziynetlerini, bunlardan görünen kısımlar dışında, (kamuya) açmasınlar” ayetinde “görünen kısımlar dışında” derken ne kast ediliyor olabilir? Gelenekçiler ve mezhepçiler bu ifadede el, yüz ve ayak kastedildiğini iddia ediyor. Ama bu kesinlikle ayetin bütünlüğüne uymayan zorlama bir yorumdur. Allah ayetin devamında göğüs dekoltesini kapatın diyor. Şu halde görünen kısım zaten göğüs hatlarıdır. Hatta genel olarak bayanların kadınsı bir vücut kıvrımı vardır. Kadın göğüslerini örtse bile göğüs hatları zaten belirgindir. İşte  “ziynetlerini, bunlardan görünen kısımlar dışında, (kamuya) açmasınlar” ayetinin açıklamasının bu olduğuna inanıyorum. Allah kadının kendini belli eden vücut kıvrımları için de yapacak bir şey olmadığı mesajını veriyor gibi :)) Kadın Allah’ın göğüs dekoltesini kapatma emrini yerine getirmiştir ve daha fazla yardım edemez bir erkeğe. Yani yapacağı fedakarlığı yapmıştır. Görünen kısımlar için de kadınların sorumluluğu olmadığını belirtiyor bu cümle. Mesela iri göğüslü bir kadının göğüsleri kendiliğinden belli olur. İşte bu durumlarda artık kadının bir sorumluluğu yoktur.

Şimdi gelelim tüm tartışmaların asıl sebebi olan cümleye: “vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne” anlamını tartışacağız. İlk olarak yadribne kelimesi nedir ona bakalım. Yadribne kelimesi vurmak, sıkıca bağlamak, sıkıca tutturmak, dövmek anlamlarına geliyor. Darabe fiilinden türemiştir. Bu kelimeyi salsınlar diye çevirerek Kur’an’ın anlamını değiştirmeye çalışıyorlar.  Böylece anlam “göğüslerinin üzerine başörtüsünü salsınlar” şekline dönüşecek ve humurihinne  çok anlamlı kelimesinin başörtüsü anlamının seçilmesini gerektiğini söyleyecekler. Ama yok öyle yağma! Yadribne’nin "salmak" diye bir anlamı yoktur. Başörtüsüne kanıt toplamak için anlam uyduruyorlar. Bu konuda arap tartışmacıları izledim. Adam diyor ki vurmak yukarıdan aşağı olur alimler öyle diyormuş. Bu kadar saçma bir açıklamaolabilir mi? Yadribne’nin salmak gibi bir anlamının olmadığını araplar da biliyor o halde tevil (yani yorum) yaparak vurmak, bağlamak, tutturmak anlamına geliyor ama vurmak, bağlamak yukarıdan aşağıya olur diyor.

Özetlersek: Saçları örtmeyi Kuran’a mal etmek isteyen zihniyet sahipleri, açık bir saptırma yaparak “vel yadribne” fiilini “salsınlar” diye tercüme etmektedirler. Böylece ayet, “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okunacaktır. Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “vel yadribne” fiili “salsınlar” manasına gelmez. Bu fiille, hımarın “yaka açığına konulması” yani “yaka açığının kapatılması” anlatılır. Kuran’da “salsınlar, indirsinler” manasında “felyudnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi "yadribne” fiili yerine “felyudnine” fiilini kullanamaz mıydı? Bu örnek bize, gelenekçi zihniyetin, kendi fikirlerini doğru çıkartmak uğruna gerektiğinde Kuran’daki kelimelerin manasını kaydırmaktan çekinmediğini bir kez daha göstermektedir.


Şimdi en önemli kısma geldik. Hımâr (humurihinne) Nedir? Hımâr : Şal, perde, vücut örtüsü ,yer örtüsü, başörtüsü, genel anlamda örtü gibi anlamlara gelir. Bunu ben söylemiyorum. 1300’lü yıllarda yaşayan İbn Manzur’un Lisanul Arab adlı sözlüğünde geçiyor. Hımâr baş için kullanılırsa baş örtüsü masa için kullanılırsa masaörtüsü anlamına gelir. Yani "genel anlamıyla örtü" ifadesi ayeti en iyi karşılayan anlamıdır. Ancak başörtüsü anlamı da verilirse ayete uygun düşüyor. Ancak başörtüsü anlamını verdiğimizde ayetin anlamı ve amacı ve verdiği mesaj değişmiyor. Bunu açıklayacağım.

Humur’un tekil formudur hımâr. İçkiye de aklı örttüğü için aynı kökten gelen "hamr" adı verilmiştir. Ayrıca Arapça baş örtüleri için hımâr dışında  burka, nikâb, lifâm, lisâm, nasif, mıkne’a ve cilbab kelimeleri kullanılır. “hımâr” kelimesiyle aynı kökten gelen “hamr” kelimesini ele alalım. Bu kelimeye sözlüklerde hem geniş manalı “sarhoşluk veren madde” hem de daha dar anlamlı “şarap” manası verilmiştir. Bu kelimenin geçtiği ayetlerden “hamr” yüzünden Müslümanların arasında düşmanlık ve kin oluştuğunu anlıyoruz. (Maide 91) Bu tip etki ise sadece “şarap” içilince değil, aynı şekilde diğer “sarhoşluk veren maddeler” kullanılınca da oluşur. Bu yüzden Kuran’da geçen “hamr” kelimesine geniş manalı “sarhoşluk veren madde” anlamının verilmesini zorunludur. Eğer şarap olarak çevirirsek Kur’an evrensel bir hitap olmaktan çıkar. Uyuşturucu ve diğer içki şekilleri uygunmuş gibi algılanır. Benzer şekilde aynı kökten gelen “hımâr” kelimesine hem geniş manalı “örtü” hem de daha dar anlamlı “başörtüsü” manası verilmiştir. Bu kelimenin geçtiği ayetten “hımâr” ile yaka açığının yani göğüs dekoltesinin kapatılmasının istendiğini görüyoruz. Bu da “hımâr” kelimesinin örtü olarak çevrilmesi gerektiğini bana düşündüren güçlü bir kanıttır. Şimdi gelin iki anlamıda hımâr’a vererek ayette nasıl durduğuna bakalım. İlk olarak benim tercih ettiğim geniş anlamında “örtü” olarak kabul edelim. Sonra da “başörtüsü” olarak anlam verelim.
 

Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar, ziynetlerini, bunlardan görünen kısımlar dışında, (kamuya) açmasınlar; bunun için de, örtülerini göğüs dekoltelerinin üzerine vursunlar (NUR 31)

Ayet örtü şeklinde anlaşılacaksa bir sorun kalmaz zaten. Allah kadınların göğüs dekoltelerinin bir örtüyle -ki bu örtü her kültüre göre değişir- biz de şal olduğunu kabul edelim. Ya da normal  göğüs dekoltesiz bir buluz olduğunu varsayalım kapatılmasını istiyor. Ayet bu kadar açık ve anlaşılır. Başörtüsü ile alakası yoktur. Hatta göğüs dekoltesinin kapatılmasını isteyen bu kısım müthiş bir yalanı da ortaya çıkarır. Peygamber döneminde peçeyle, çarşafla vb.. torbaları kadınların kullandığı yalanı. Eğer kadınlar çarşaflı ve peçeli olsaydı Allah göğüs dekoltenizi kapatın demezdi. Çünkü zaten çarşaf ve peçenin altında bırakın göğüs dekoltesini içinde kadın olup olmadığı bile belli değildir.

Şimdi de hımâr kelimesinin “başörtüsü” olduğunu kabul edelim bakalım gelenekçilerin dedikleri mantıklı mı?

 

Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar, ziynetlerini, bunlardan görünen kısımlar dışında, (kamuya) açmasınlar; bunun için de, başörtülerini göğüs dekoltelerinin üzerine vursunlar (NUR 31)

Bir kere başörtüsü anlamı versek bile bu ayetin amacı göğüs dekoltesinin kapatılmasıdır. Başörtüsünü takmak değil. Vurgu göğüs dekoltesidir. Bu ayeti gelenekçiler ve mezhepler nasıl açıklıyor onu size sunduktan sonra konuyu yine ben devralacağım. Cahiliye döneminde bir aksesuar olarak başın üzerinden sırta atılan başörtüsü vardı. Kur’an’da bu ayetle sırtınıza atmayın göğsünüzün üzerine atın diye kadınları düzeltti. Diye bir  tarihi arka plan uyduruyorlar. Bu ayeti açıkladığını sananların başka bir anlamsız rivayeti de şu:
 

Peygamberimiz’in döneminde kadınların bir kısmının çırılçıplağa yakın, göğüsleri açıkta dolaştığı, hatta İslam’ın hâkimiyetinden önce putperestlerin Kabe’de haccı çıplak yaptığını söyleyerek tam bir karalama hikayesi uydurmuşlardır. (Kurtubi, el Cami-il Ahkamil Kuran 7/189).

 
Bu sözlere baktığımızda Arapların başın örtülmesi erkekte de kadında da hem aksesuar yani geleneklerinde geçen bir giyim, hem de iklim şartlarının bir gerekliliği. Bu kesin olmayan bilgiyi doğru kabul edelim. Demek ki zaten Araplarda başın örtülmesi gelenekmiş.  Sıcak yörelerde başı örtmek, böylece güneşin etkilerinden, güneş çarpmalarından korunmak birçok sıcak iklimli bölgenin kültüründe vardır. Fakat mezhepler, kadınların saçının örtülmesi geleneğini farzlaştırmış, erkeğin başına sarık takmasını da sarıklı namaz kılanın 70 kat daha fazla sevap alacağı izahlarıyla dini bir kıyafete dönüştürmüşlerdir

O dönemin kadınları da bugün ki bazı kadınlar gibi dekolte giyinip erkeklerin tutkuyla göğüslerine ve vücutlarına bakmalarını istiyorlardı. Herkes tarafından beğenilmek her zaman kadınları zaafı oldu. Ayetin amacı başörtüsü değildir. Hımâr’ı başörtüsü olarak kabul ettiğimizi varsayın.  Aksesuar amacıyla başörtüsü öten Araplara ayet, meselenin başörtüsünden daha çok göğüslerde olduğuna dikkat çekmek istiyor. Madem başörtüsü kullanıyorsunuz o başörtüsünü göğüslerinizi kapatmak için kullanın diyor. Allah zaten onların kültürlerinde olan örtüyle göğüslerini örtmelerini istedi. Adam kalkmış diyor ki zaten başörtüsü vardı bu yüzden emretmedi. Bu kadar mantıksız bir çıkarım olabilir mi? Allah’ın bir toplumun kültürüne müdahale etmemesi onu emrettiği anlamına mı gelir? Hayır. Bu, Allah’ın başörtüsü örtmek isteyen toplumun bu kültürüne karışmadığını ve bunun kararını o toplumdaki kadınlara bıraktığının göstergesidir. Allah başınızı örtün demiyor. Başını aksesuar olarak örten bir topluma göğüs dekoltelerinizi o örtüyle örtün diyor. Burada Allah’ın Arap toplumunun başörtüsü kültürüne karşı çıkmaması onu din olarak kabul ettiği anlamına katiyen gelmez. Allah’ın toplumun bir adetine karşı çıkmaması onu zaten din olarak görüyordu mantığını doğurmaz. Allah bu çağda hımâr kelimesini tartışacağımızı biliyordu. Şu halde bilinçli olarak seçilmiş bir kelime. Kur’an’ı evrensel kılmak için. Başörtüsünü kullanan toplumlar göğsünü başörtüleriyle kullanmayan toplumlar bir örtüyle kapatsın deniliyor. Mükemmel bir nükte.

Kur’an’da açıkça oruç, namaz, zekât size farz kılındı diyor. Ama başörtüsü tartışmalıdır ve güçlü bir delil de yoktur. Bir Kur’an metni farklı yorumlara bilinçli bir şekilde açık tutulmuşsa bu o metnin zamana göre yeniden yorumlanması ve Kur’an’ın evrensellik prensibini koruması içindir. Kur’an’da anlamı farklı zeminlere çekmeye müsait bir metin üzerinden kendi yorumumuzu Allah’ın muradı gibi insanlara dayatmak yanlıştır. Çünkü Allah’ın muradı bu değilse iftira atılmış olursunuz. Ben Allah’ın muradı bu demiyorum. Benim Kur’an’dan anladığım budur. Bir konu tartışmalı ise Allah’ın muradı anlaşılamamıştır. O ayetin her çağa hitap edecek şekilde esneklik sağlaması insanlar tarafından anlaşılamamaktadır. Hala Kur’an’ın evrenselliği Müslümanlarca tam olarak anlaşılamamıştır. Ayet farklı çağlara, farklı toplumlara, farklı coğrafyalara, farklı iklimlere hitap etmesi Müslümanların hoşuna gitmemektedir. İllaki net ve kesin hüküm aramaktadırlar. Fakat Kur’an kesin çizgiler belirleseydi her konuda işte o zaman her çağa bir sunumu olamazdı. İnsanlar bir türlü bunu kabullenemiyorlar. Mesela Allah örtüyü tarif etseydi çağdaş 21.yy.da Müslüman kadınlar şal vb.. kıyafetler giyemezlerdi. İlla Allah’ın tarif ettiği 1400 yıl öncede kalmış o köhne örtüyü kadınlar kullanmak zorunda kalacaktı.

Sorun, Tarihin belli bir döneminde ihtiyacı karşılayan adetlerin evrensel olan dinimize mal edilmesidir. Abdestte yıkanacak yerlerin sınırlarını veren Allah, aynı şeyi kapanmada yapamıyor mu? Sadece el yüz ve ayaklar sınırını Allah bir kelimeyle söyleyemiyor muydu? İnsan ürünü sınırlar olduğu o kadar belli ki. Madem kadınların sizin söylediğiniz şekilde kapanmasının açık bir hüküm olduğunu söylüyorsunuz, niye ayrı ayrı kapanma şekillerini savunuyorsunuz? Neden kiminiz peçe farzdır, kiminiz ise değildir diyor? Neden kiminiz kadınların elleri gözükemez deyip yaz-kış kadınlara eldiven giydiriyor da, kiminiz kadınların elleri gözükebilir diyor? Neden kiminiz çarşaf dışında hiçbir şeyle kapanılamaz diyor da, kiminiz pardösü ile de olabilir diyor? Hiç şüphesiz kesin sınırlı bir hüküm olsa, böyle ayrı ölçüler çıkmazdı. Tüm bu ayrı ölçüler ve hükümler, kapanma konusunda geleneklerin, örfün, Emevi ve Abbasi döneminin kadına bakış açılarının dinselleştirilmesinin neticeleridir. Her bir ayrı kapanma modeli savunanlar da “Allah’ın isteği tam budur” diye savunuyor, sanki Allah’ın aynı konuda beş-on tane ayrı görüşü varmış gibi bir çelişki ortaya konuluyor.

NUR 31’i incelemeye devam edelim. Allah kadının kimlerin yanında çok rahat kıyafetler giyeceğini de belirtiyor: “Ziynetlerini yalnızca kocalarına, babalarına, kayınbabalarına, oğullarına, üvey oğullarına, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, diğer kadınlara, meşru şekilde malik oldukları kimselere, ya da emirleri altındaki cinsel arzudan yoksun erkek hizmetlilere veya kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklara açabilirler” ve ayet önemli bir cümleyle devam ediyor. Bu cümle bu ayetin amacını da bize tefsir ediyor :“bir de yürürken, gizli olan ziynetlerini teşhir etmek için ayaklarını yere vurmasınlar.” Ayetin bu cümlesi de müthiş bir mecaz içerir. Kadınların şehvetli, seksi, arzu uyandıran yürüyüşler yaparak göğüslerini, kalçalarını vs.. belirginleştirip erkeğin kendisini arzulamasını isteyen kadınlara Allah öğüt veriyor ve bu konuda da erkeğe yardıma ve sorumluluğa davet ediyor. Tüm kadınlara söylüyorum Allah’ın bunda bir çıkarı yoktur. Kadının  giyiminin Allah’a bir faydası olmadığını anlamak çok önemlidir. Bu yardım dediğim gibi kadının da menfaatinedir. Kadın tüm dişiliğini ortaya koyduğunda o kadının ruhunu, kişiliğini sevecek erkekleri değil onun vücudunu isteyen erkekleri kendine çeker. Böylece adam gibi birinin kendisine yönelmesine engel olur. Kadınlara sesleniyorum bunu yaparak sizi siz olduğunuz için sevecek birini bulamazsınız. Vücudunuzu arzulayan ve vücudunuza ulaştığında ulaşamadığı başka vücuda yönelecek birini kendi hayatınıza almış ve hayatınızı karanlığa gömmüş olursunuz. Bu yazıyı okuyan bazı kadınlar ne dediğimi çok iyi anladı. Bazıları ise hadi oradan sevgilim beni ben olduğum için çok seviyor diyordur. Ancak onlara da şunu söylemek istiyorum. Köprüyü geçinceye kadar ayı’ya dayı denir. Evlendikten sonra şok olacağınız bir farklılık sizi bekliyor olacak. Ve şunu da söylemeyin “benim başıma gelmez”. Bugün bu tür olayların başına geldiği yüzbinler de “bu benim başıma gelmez” diyordu. Bu atasözünü unutmasınlar. Evlendikten bir yıl sonra belki daha az belki daha fazla bir süre sonra bu siteye dönüp bu yazıyı okusunlar. Başkasına itiraf edemese de erkeğinin gözünün artık onu değil başka seksi dişiler aradığını içinden itiraf edecektir. Eşinin eskisi gibi özellikle evlenmeden önceki insan olmadığına şahit olacaktır. Tabi bu anlattıklarım herkesi kapsamıyor. Sadece bir kadının dişiliğine yönelen erkekler için konuşuyorum. Çoğu zaman erkek de bunun farkına varmaz. Çok güzel ve seksi bir kadını sevdiğini ona aşık olduğunu düşünür. Ancak kadına ulaştığında her şey değişir. Kahramanımız ya aradığını bulmuşluğun burukluğu ile değişir ya da elindeki güzel kadını kafes kuşu gibi cebinde saklamaya aşırı kıskançlık krizlerine girerek kadının hayatını cehenneme çevirir.

Allah bir kadından erkekler için bir iyilik istiyorsa bunun bir sebebi vardır. Ve yaptığı bu iyiliğe karşı kendisine muhakkak mükâfat verecektir. Doğru insanı karşısına çıkarmak gibi mesela. “bir de yürürken, gizli olan ziynetlerini teşhir etmek için ayaklarını yere vurmasınlar.” cümlesi bir hakikati daha içinde barındırır. O da peygamber dönemindeki kadınların peçe, çarşaf, burka benzeri şeyleri giymediği gerçeği. Çünkü çarşaf vb.. kıyafetlerin içinde kadın nasıl ziynetini teşhir edecek? Allah aşkına çarşafın içinde kadın olduğundan bile emin olamazsınız. Yakın zamanda İŞİD terör örgütü militanları da savaştan çarşaf giyerek kaçmışlardı. İnsanlar anlayana kadar çok kişi kaçmıştı bile :)) Herkes onları kadın sanmıştı. Çünkü çarşaflı bir kadının yürüyüşü belli olmaz. Kimliği bile belli olmaz. Bu cümle bize bu tür kıyafetlerin peygamber döneminde olmadığına tek başına yeterli bir kanıttır.


Özet olarak Nur 31 kadınların başını örtmesi ile alakalı değildir. Kadınlardan erkeğin iffetini korumasında yardımcı olması yani iyilik yapması istenirken bu iyiliğin karşılığı olarak kadın kendi dişiliğine değil kişiliğine hayran olan erkek adayları kendisine çekecektir. Böylece iki taraf için de iyilik olmuş olacaktır.

Bu konuda çarşaf vb.. kıyafetlerin olduğu iddia edilen bir ayet daha var ki onu yazmam bile gereksiz ama yine de başka sitede okuyup birilerinin kafasını karıştırmak isteyenler olabilir.
 

Sen Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına, (bütün) mü’minlerin hanımlarına (toplum içine çıktıklarında) üzerlerine giysilerini (cilbablarını) almalarını söyle: bu onların (mü’min ve saygın) kadınlar olarak tanınmaları ve rahatsız edilmemeleri için daha uygundur: Ve Allah zaten tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. (AHZAB 59)

Eğer cilbab çarşaf vb.. giysiler olsaydı burada örtülerinizi göğüs yırtmaçlarınızın üzerine örtün denmezdi. Çünkü cilbab zaten bütün vücudu kapattığına göre göğsü kapatma emrine gerek kalmazdı. Bu ayetin anlaşılmasında kilit kelime “cilbab”dır. “Cilbab” Arapçada üste giyilen giysileri ifade eden bir kelimedir. Fakat ayette, cilbabın nereden nereye kadar olan bölgeleri örteceğinin tarifi yoktur. Bu da normal dışarı çıkıldığında giyilmesi gereken kıyafet olduğunun göstergesidir. Yani cilbab evde giydiğiniz rahat giysilerin aksine dışarı çıktığınızda giydiğiniz kıyafeti temsil eder.

Allah’ın kapanma dedikleri bu ayetini mümin kadınların fahişelerden ayırmak için gönderdiğini iddia ediyorlar ve ayetin iniş sebebi diye akıl almaz rivayetler naklediyorlar. Güya o dönemde fahişeler açık giyinirdi de erkekler onların köle olduğunu ya da fahişe olduğunu düşünüp onlara saldırır, taciz eder ya da tecavüz ederlerdi. Kabilesi tarafından korunmayan kadın ayvayı yiyordu anlayacağınız. Bu büyük bir saçmalık. İşte Kur’an’ı iniş sebepleri denilen saçmalıklarla açıklamaya çalışırsan böyle olur. Bizi 1400 yıl sonraki doğruluğu kesin olmayan ve bugüne bir karşılığı olmayan bir şekilde ayeti anlamamızı sağlar. Hâlbuki Allah’ın erkeklerin fahişe dediği kadınlarla uğraşacağını sanmıyorum. O, erkeklerin fahişe dedikleri kadınlara giden erkeklerle uğraşır, o kadınların rızkını temin etmeyip onu fahişeliğe iten toplumla uğraşır. Hesap günü o biçarelerin mi yargılanacağını yoksa onları buna mecbur bırakan erkeklerin mi yargılanacağını göreceğiz.  Kur’an’ın fahişeliğe bakışının erkekten farklı olduğuna inandığım için ayetin bu sebeple indiğine inanmıyorum. Öyle olsa ayetin bugüne bir sunumu kalmazdı. Hâlbuki ayet çok açıkça dışarı çıkan kadınların evdeki rahat giysilerinden farklı olarak giyinmelerini istemektedir. Böyle anlaşıldığında Kur’an ayeti bugüne de yarına da bir sunumu olacaktır.

Ayette kesin sınırları olmayan esnek bir ölçünün olduğunu görüyoruz. Ayetten, üzere alınan elbise kadına bırakılmıştır. Bu ayet tam olarak neyi anlatıyor ben size söyleyeyim. Bazı erkekler gerçekten namus fukarasıdır. Bir kadın rahat ya da açık kıyafetler tercih ederse o tür erkekler bu kadının istendiğinde hemen cinsel ilişkiye girecek, erkeklerle oynamayı seven bir kadın olduğunu düşünür. Günümüzde bu tür erkeklerin sayısı “bazı” sınırını çok çok geçmiştir. İşte bu onursuz erkeklerin bu düşünceler kapılmasını önlemek için Allah kadınlara bir tavsiyede bulunuyor. Dikkat ederseniz Allah bu ayette Nur 31’de ki gibi açmasınlar vb.. gibi emir vermiyor. “Daha uygundur” cümlesinden Allah’ın kadınlara bir tavsiyede bulunduğunu görüyoruz. Ancak ilmin efendisi Allah’tır. Bir öneride bulunuyorsa muhakkak bildiği bir şey vardır mantığı Müslümanın düsturu olmalıdır. Ancak bu öneriye uyulmaması halinde de bir sorumluluklarının olmadığı da belli.

Ayetler bilinçli bir şekilde mutlak bir anlama izin vermemektedir. Çünkü Kur’an evrenseldir ve bu durumda toplumdan topluma değişkenlik gösterir. Aslında duruma göre uygulanacak ve detayların ayarlanmasının insanların vicdanlarına bırakıldığı hükümler Kuran’da sıkça rastlanan bir durumdur. Örneğin Allah’ı çok anmak, israf etmemek, adaletli olmak gibi birçok önemli Kurani hükmün kesin sınırlarının belirlenmesi insanlara bırakılmıştır. Hiç kimse, günde kaç kez Allah anılırsa tam olarak çok olacağını veya tabağın dibinden ne kadar çorba kalırsa israf olacağını veya Tek bir çocukları için kıyafet alabilecek bir ebeveynin hangi çocuğuna kıyafet alırsa tam olarak adaletli olacağını, sayılarla ifade edip bu sayısal sınırın Kur’an’i evrensel bir hüküm olduğunu söyleyemez. Fakat Allah’ı çok anmanın, israf etmemenin, adaletli olmanın evrensel İslami prensipler olduğunda kimsenin şüphesi yoktur. Bu tip sınırların olmaması bir eksiklik değildir, bilakis mesajı evrensel olan Kuran’ın tarihin değişik zaman dilimlerine, değişik bölgelerine uymasını bu esneklikler sağlar.

Kadının kıyafetine dikkat etme öğüdü sadece kadının erkeğin iffetine yardımcı olmasıdır. Buna kanıtım var. NUR 60
 

Bir de, kadınlardan artık cinsel arzu duymayacak kadar yaşlanmış olanlar var; işte böylelerin, ziynetlerini açığa vurmaksızın, giysilerinde (siyablarından) bir kısmını çıkarmalarında bir beis yoktur. Ama iffetleri üzerine titrerlerse bu kendileri için daha hayırlıdır (NUR 60)

Bu ayet Allah’ın kadınların kıyafetine dikkat etmesinin amacını açıklar. Bu ayet aynı zamanda Namaz da örtünme Allah’a saygıdır bahanesini tamamen çürütür. Çünkü Allah yaşlı kadınlara giyimlerine dikkat etme talebinin onları kapsamadığını ifade etmektedir. Bu da kıyafete dikkat etmenin Allah’a saygıyla alakasının olmadığını iki cins arasında sağlıklı bir ilişkinin kurulması için bu önerilerin Allah tarafından yapıldığına kanıttır. Ayrı bir fecaat daha var. O da erkeklerin kadınlara ibadet ederken başörtüsünü örtmelerini söylemeleri. Ahzab 59’da Allah kadınların taciz edilmemesi için kıyafetlerine biraz daha özen göstermelerini öneriyor. Demek ki bayanların giyimlerindeki özen erkeklere karşı olan bir durum. Allah’a karşı yapılması Allah’ın tacizinden korunmak için mi? Haşa. Bu düşünce Allah’ı erkek gibi düşünmenin bir ürünüdür. Saygıyla alakası yoktur. Allah yukarıda Araf 26’da bana saygı duyan takva elbisesini giysin diyor. Başörtüsünü değil.
 
Başka bir konuya da açıklık getirmek istiyorum. Günümüzde başörtüsü olarak kullanılan Hicâb ne Kur’an’da ne de Arap dilinde başörtüsü olarak kullanılır. Bu kelimenin de anlamı kaydırılmak istenmektedir. Hicâb’ın anlamı set, duvar, perde, engeldir. Kur’an’da 7 yerde kullanılır ve hiçbirinde başörtüsü anlamına gelmez. Fussilet 5, İsra 45 buna örnektir.
 

“Kur’an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanların arasında görünmez bir perde kıldık” (İSRA 45)

Kadın’ın yüzü saçından bin kat daha güzeldir? Bu basit gerçeği bile görmek istemiyor insanlar. Şu halde İslam mademki Kadın’ın güzelliğini göstermesine düşman niçin yüzünü örtsün yerine başını örtsün dediğini iddia ediyorsunuz? Size günümüz Müslümanlarını özetleyen bir ayet vereceğim.
 

Sonra onların peşinden (başka) elçilerimizi de getirdik; peşlerinden de Meryem oğlu İsa’yı getirdik ve ona İncil’i verdik; ve ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Ama ruhbanlık başka… Onu kendilerine emretmediğimiz halde onlar uydurdu, gerekçesi de Allah’ın rızasını kazanmaktı; fakat onun gereklerine de hakkıyla riayet etmediler ya… Neticede Biz onlardan iman eden kimselere karşılıklarını verdik; fakat yine onlardan birçoğu yoldan saptılar. (HADİD 27)

Bu ayet olduğu gibi günümüz Müslümanlarını anlatıyor. Ruhbanlığı İslamiyet’e soktular sonra da kendileri bile soktukları onca şeye uymadılar. Uyamadılar. Çünkü yaşanılacak bir din ortada bırakmadılar. Ne demek mi istiyorum? Hanbeli ve şafiye göre yüzün kapatılması bile farz. Diğer iki mezhep maliki ve Hanefi ise sadece fitne zamanlarında yüz örtülmeli diyor. Fitne zamanı ne demekse? Önce uydurdular sonra Allah’ın dediği gibi uydurduklarına bile riayet etmediler. Bugün hangi Hanefi hangi şafii ülkemizde yüzünü örtüyor? Kim çarşaf giyiyor? Sizi Allah ifşa etmiş zaten. Bana laf düşmez. Konuyu bitirmeden evvel bu örtünme hadislerinin Kur’an ile nasıl çeliştiğini de göstermek boynumun borcu.
 

Aişe validemiz şöyle demiştir: “Allah ilk muhacir kadınlara rahmet etsin. Allah Başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar ayetini indirince mırtılarını (elbiselerini) yardılar, onunla başlarını örttüler.”

Yine şöyle demiştir: Bize Ebu Nuaym anlattı, bize İbrahim bin Nafi, Hasan b. Müslim’den, safiye bint Şeyba’dan anlattı, Aişe validemiz şöyle demiştir: ”Bu Başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar ayeti inince, onlar eteklerini aldılar, onları kenarlarından yırttılar ve onlarla başlarını kapattılar” (Buhari 4759; İbni Kesir Tefsiri cilt 6 s. 570)

Eğer hımâr başörtüsü idiyse ayette başörtüsünü göğüs bölümünün üzerine vursunlar diyor. Demek ki başörtüsü zaten kullanılıyordu. Çünkü ayet başörtüsü kullanmaya başlayın demiyor. Yani kendi rivayetleri Kur’an’daki kendi yorumlarıyla uyuşmuyor? Hani başörtüsü bu ayetten önce kullanılıyordu fakat arkaya atılıyordu. Ayet ise arkaya değil ön bölgeye atın diyordu? Kendi tefsirleri kendi rivayetleriyle, kendi rivayetleri kendi sözleriyle çelişiyor ve bunların hepsi de Kur’an ile de ayrıca çelişiyor. Ayrıca eteklerden başörtüsü boyutunda bir bölüm keserseniz mini etek elde etmiş olursunuz. O da apayrı bir mesele. Bu sözde hadisin Kur’an ile çeliştiği açıkça görülüyor.

Bir başka rivayeti daha sizinle paylaşacağım. Bu rivayette kendi hadisleri ile çelişiyor. İşe gelen hadis alınıyor işe gelmeyen alınmıyor. Hadis külliyatında peygamber döneminde kadın ve erkeklerin aynı kaptan abdest aldıkları geçiyor. (Buhari, Vudu; Ebu Davud Taharet 39; İbn Mace Taharet 36) Abdest topuklara kadar ayak, dirseklere kadar eller, yüzü yıkamak ve başı mesh etmek olduğuna göre bu hadisten kadınların erkeklerle kadınların karışık abdest aldıkları ve başı mesh etmeleri için başlarının açık olduğu ve yüzü yıkamak için yüzün açık olduğu açıkça görülür. Ben hadislerin peygamberden geldiğine inanmıyorum. Sadece inananların çelişkilerini göstermek için bu örnekleri veriyorum. Oysa mezhepçi İslamcılık, bu hadisleri görmezden gelir ve kendi kafalarına uygun üretilmiş malzemelere sarılır.

Asıl sorun kadının kalktığı yere oturulamayacağını, hiçbir yönetici vasfının olmadığını, erkeğin kölesi gibi olması gerektiğini, kadınların çoğunun cehennemlik olduğunu zanneden zihniyetten kaynaklanmıştır. Ah Müslümanlar Ah! Kur’an okumuyorsunuz. Atalarınızın köhne ve ilkel dinini ise bize İslam diye yedirmeye kalkıyorsunuz. 1400 yıl önceki Araplar kafalarını sıcaktan korumak için erkekler sarık, kadınlar ise başörtüsü kullanmış olabilir. Bu onların doğa ile mücadelesidir. Bu kültürü ve mecburiyeti dinselleştirmeye hakkınız yok. Kur’an’ı ve İslam’ı yobaz düşüncelerden temizlemek her Müslümanın boynunun borcudur.  İnasanların çoğu doğru yoldadır mantığını terkedin diyor Kur'an.

Eğer yeryüzünde yaşayan kitlelerin ardına düşersen seni Allah yolundan saptırırlar: Onlar yalnızca batıl inancın peşinden giderler ve onlar sadece kitle psikolojisiyle hareket ederler. (ENAM 116)



Müslümanlığın kadına bakışı ile Müslümanın kadına bakışı arasında ciddi fark var

En Son Yapılan Yorumlar