Başörtüsü, Çarşaf, Burka vb.. Kıyafetler İslam’da Var Mıdır?

Bu yazıyı okurken ön kabullerden yola çıkmamanızı rica ediyorum. Yöntemimiz bellidir. Dinin tek kaynağı Kur’an’dır. Kur’an’ı hadisler ve mitolojilerle değil Kur’an’ı Kur’an ile tefsir edeceğiz
 

Ne yani! Şimdi bu ilahi kelamı, kendilerine iletmen için sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Elbet bunda, inanacak bir toplum için  tarifsiz bir rahmet ve bir öğüt vardır. (ANKEBUT  51)

Bu tür kılık kıyafetler İslam’da var mı yok mu Kur’an bize yol gösterecek. Benim buradaki tevilim (yorumum)  mutlak değildir. Sadece bulgularımı delillerimle birlikte size sunmaya çalışacağım. Beni de dinleyin. Delillerim size mantıklı gelirse benden alın. Gelmezse almayın. Diğer dünyada bu konuda sorumluluk kabul etmeyeceğim. Bu benim görüşümdür.

Başörtüsünün var olduğunu iddia edenler buna Kur’an’dan delil olarak Nur 31 ayetini delil getiriyorlar birazdan Nur 31’in başörtüsüyle alakalı olup olmadığını delillerimizle inceleyeceğiz. Ama bu konuda siz Araplardan daha mı iyi biliyorsunuz cahil eleştirisini önce açıklayayım. Bu konuda mısırda bulunan birkaç Arap âlimi izledim. Siz de youtube’dan izleyin. Başörtüsünün Nur 31’e göre çıkamayacağını ifade ediyorlar ancak şöyle ekliyorlar Kur’an’da başörtüsü yoktur ama hadis ve sünnette göre var olduğundan İslam’da vardır. Böyle bir mantık makul değildir. Kur’an sadece Kur’an’dan sorumlu olduğumuzu bildiriyor:
 

 Gerçek şu, bu Kuran sana ve toplumuna elbette ki  bir şeref ve itibar kaynağıdır. Bu kitaptan sorumlu tutulacaksınız. (ZUHRUF 44)


Erkeklerin kadınlar hakkında şöyle yap böyle yap deyip bunu da Allah emretti demeleri Allah adına yalan söylemekten başka nedir? Dine yapılan zamlar yüzünden İslam ile arasına mesafe bırakan milyonlarca kadından bahsetmek gerek. Erkek âlimlerin başörtüsü var mı yok mu diye bin yıldır tartışmasını utanç verici buluyorum. Madem Allah’ın böyle bir isteği olduğunu düşünüyorsunuz bırakın da bunu kadınlar ve kadın âlimler tartışsın. Çünkü hüküm kadınları ilgilendiriyor. Bu Allah ile kadın arasındadır. İnsanlar bir şeyi istemediklerinde bunu Allah istemiyor gibi büyük laflar edip, Allah’a kolayca iftira atabiliyorlar. Kur’an bizi bu konuda da uyarır: “Aldatıcının hiçbir türü sizi Allah ile aldatmasın!” (FATIR 5)

Şimdi ben Kur’an’da başötüsü vb. özel örtüler olduğunu iddia edenlerin iddialarına karşı bazı sorularım var.  Bizi ilgilendiren anahtar kavramlar: Humur, cilbab, siyab ve ziynettir. Bu kavramları anlamak örtü konusunu çok iyi kavramamızı sağlayacaktır. Kanıt olarak sunulan Nur 31’in amacını anlamak için Nur 30’dan başlayacağız. Nur 30’u çoğu din adamı görmezden geliyor.
 

Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler ve iffetlerini korusunlar; tertemiz kalabilmeleri için en uygun davranış şekli budur: unutmasınlar ki Allah, ortaya koydukları her bir şeyden haberdardır. (NUR 30)

Nur 30 erkeğe uyarıdır. “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler” cümlesi erkeklerin kadınlara hiçbir zaman bakmaması değildir. Bu mezhepçilerin iddiası. Bu cümlede Kadına şehvetle, arzuyla, aklında cinsel fanteziler kurarak bakmamak gerektiği anlatılıyor. Nur 31 ‘de de erkekten istenilen bu erdemin tam olarak yapılabilmesi için kadınlardan erkeğin şehvetini kamçılamayarak erkeğe yardımcı olması isteniyor. “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler” uyarısının aynısı Nur 31’de kadınlar için yapılacaktır. Ama burada önemli olan ilk olarak bu konuda erkeğin uyarılmasıdır. Kadın erkeğe şehvetle bakmaz, arzuyla bakmaz yalanını uyduran feministler de var elbet. Ama bu büyük bir aldanış. Kadın da en az erkek kadar kendi yapısına boyun eğer. Buna örneği yine Kur’an verir. Züleyha’nın Yusuf peygambere yaptığı tacizleri ve en nihayetinde onu yatak odasında sıkıştırarak onunla cinsel ilişkiye girme arzusunu Kur’an anlatır :))

İffet sadece kadınlara mı? Erkekler peki? “Mümin erkeklere söyle bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler” ayeti nedir? Kadınlara iffetin kıyafet olduğunu öğrettiler. Oysaki iffet kıyafette değil kadının ve erkeğin yüreğindedir. Eğer kıyafet ile iffet olsaydı örtülü olup da iffetli olmayan kadın olmazdı. Şimdi de iddianın sahibi olan ayeti inceleyelim.
 

Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar, ziynetlerini (zinetihinn), bunlardan görünen kısımlar dışında açmasınlar; bunun için de, humurlarını göğüs dekoltelerinin üzerine vursunlar (Yadribne). Ziynetlerini yalnızca kocalarına, babalarına, kayınbabalarına, oğullarına, üvey oğullarına, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, diğer kadınlara, sözleşme altında bulunan kimselere  (mâ meleket eymânuhunne) ya da emirleri altındaki cinsel arzudan yoksun erkek hizmetlilere veya kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklara açabilirler; bir de yürürken, gizli olan ziynetlerini teşhir etmek için ayaklarını yere vurmasınlar. Siz ey iman edenler! Topyekûn günahları terk edip Allah’a yönelin ki, mutluluk ve kurtuluşa erebilesiniz. (NUR 31)

 
Yukarıdaki ayette bazı kavramları arapça orijinal metne sadık kalarak olduğu gibi Türkçe mealini yazmaya çalıştık. Hangi meale bakarsanız bakın ayeti yukarıdaki gibi çevirdiğini görürsünüz. Ancak yine de yukarıdaki mananın da doğru olmadığını görüyorum. Ayetin anlaşılması için din adamlarının yorumlarıyla kirletilmemiş halini size vermeye çalıştım ki birlikte inceleyebilelim. Nedir bu kelimeler? Ziynet (zinetihinn), humur (humurihinne), Yadribne bu üç kavramı anlamak çok önemli. Baş örtüsü Kur’an’da var diyen kesimin iddia ettiği kanıt bu ayetin şu cümlesidir “vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne” anlamı şu: “Örtülerini göğüs dekoltelerinin üzerine vursunlar” Burada Örtülerini diye çevirdiğimiz “humurihinne” kelimesinin başörtüsü olduğu iddia ediliyor. Gerçekten de başörtüsü anlamı da var. Ancak bu onun dar anlamıdır. Bu kelimenin genel anlamıyla örtü demek olduğunu vurgulamam gerek. Kur’an’da bu tür kelimeleri anlamak için yine: Kur’an’dan yardım alacağız. Çünkü hangi anlamı vereceğimizi ayetin tamamına bakarak hatta bazen ayetin komşu ayetlerine bakarak bazen de tüm Kur’an’a bakarak karar veririz. Kelimenin geçtiği yerde hangi manayı vermek gerektiği hususunu, o kelimenin geçtiği yerde neyin amaçlandığını inceleyerek karar verebiliriz. Bu yüzden doğru anlamı vermek için ilk önce bu ayetten bir önceki ayet olan Nur 30’dan başlayacak sonra da Nur 58, Nur 60, Ahzab 59 ile devam edeceğiz. İlk önce Nur 31’in bence daha isabetli çevirisi şu şekilde:
 

Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar, ziynetlerini (zinetihinn), bunlardan görünen kısımlar dışında açmasınlar; bunun için de, humurlarını göğüs dekoltelerinin üzerine vursunlar (Yadribne). Ziynetlerini yalnızca kocalarına (açsınlar) hatta babalarına, kayınbabalarına, oğullarına, üvey oğullarına, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, diğer kadınlara, sözleşme altında bulunan kimselere  (mâ meleket eymânuhunne), emirleri altındaki cinsel arzudan yoksun erkek hizmetlilere veya kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklara (dahi açığa çıkarmasınlar.) Bir de yürürken gizli olan ziynetlerini teşhir etmek için ayaklarını yere vurmasınlar. Siz ey iman edenler! Topyekûn günahları terk edip Allah’a yönelin ki, mutluluk ve kurtuluşa erebilesiniz. (NUR 31)

 
Yukarıda Nur 31’i niçin tüm İslam dünyasının yanlış mana verdiğini ve benim farklı mana verme ihtiyacımın sebebini birazdan anlatacağım. Nur 30 “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler ve iffetlerini korusunlar” der. Nur 31 de ise “Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar” diyerek devam eder. Bu ayetler birbiriyle bağlantılıdır. Bu iki ayette ortak bir uyarı görüyoruz. O da şudur: Erkek ve kadınların birbirleriyle ilişkisini cinsellik üzerinden yürütmemelidir, şahsiyet üzerinden yürütmelidir. Birbirlerine insan olarak, toplumun ortak bireyleri olarak bakmalı, bakışlarını şehvet üzerinden temellendirmemelidirler. Bu sağlıklı bir kadın-erkek ilişkisi için gereklidir.

Bu uyarının hemen ardından çok önemli bir nasihat Allah tarafından kadınlara yapılır :“ziynetlerini, bunlardan görünen kısımlar dışında açmasınlar” Bu ayette anlamadan geçemeyeceğimiz, olmazsa olmaz kelimemiz ziynet’tir. Ziynet nedir? Sorusu hayati derecede önemlidir. Ziyneti birebir Türkçeye çevirirseniz “süs” anlamını verirsiniz ki çoğu meal yazarı bunu yapmış. Ya da “Aksesuar, takı, gerdanlık vb.” anlamlara da gelir. Sonra Müslümanlar bu “ziynet” kelimesini sulandırdıkça sulandırdı. Yok ziynet kadın yüzüdür, yok kadın elidir, yok kadın sesidir, yok kadın saçıdır, en nihayetinde kadının her yeridir diyenler oldu.

Ancak bu anlamların hiçbiri ayetin bütünlüğüne uymaz. Çünkü kadınların ziynetlerini görünen kısımlar dışında açmamasından bahsediyor. Yani bu takı, kolye, aksesuar, ya da süs gibi kavramları devre dışı bırakır. Bu şekilde çevirmek tarihi bir tefsir hatasıdır. Aslında bu kelimenin Türkçe karşılığı yoktur. Niçin mi böyle dedim? Bu kelime Kur’an’ı evrensel sisteme entegre etmek için kullanılmış mükemmel bir mecazdır. Allah bunun kadının hangi bölgesi olduğunu yani sınırını belirlememiş. Buna saç diyenler olmuş. Baş örtüsü de bu mantıktan türemiştir. Ancak bu anlamlar ayetin amacını ıskalamaktadır.

Ziynet Nedir?

Nur 31’e baktığımızda “emirleri altındaki cinsel arzudan yoksun erkek hizmetlilere veya kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklara” ziynetlerin gösterilemeyeceğinden ya da İslam âleminin anladığı anlamıyla gösterebileceğinden bahsediyor. Demek ki ziynet cinsellikle, cinsel bölgelerle ilgili bir kavramdır. Allah sınırını belirlememiş de olsa bunun asgari kadının cinsel organı, göğüsleri vs. bölgeleri olduğunu varsayabiliriz. Çünkü Nur 31’de aynı zamanda örtülerini göğüs yakalarının üzerine vursunlar cümlesi var. Ziynet her örfte değiştiği için de Allah açma dediği yerleri keskin bir hatla belirtmemiştir. Bunu “ziynet” mecazı ile kadına bırakmıştır. Allah, Kur’an’ın evrensel bir disiplin oluşunu bu tür bir kavramla yeniden tesis etmiştir.

“bir de yürürken, gizli olan ziynetlerini teşhir etmek için ayaklarını yere vurmasınlar.” Ayetin bu cümlesi de ziynet hakkında bize fikir verir. Kadınların şehvetli, arzu uyandıran yürüyüşler yaparak göğüslerini, popolarını vs. belirginleştirmesini istemiyor. Buradan da ziynetin vücudun en azından yoğun cinsel bölgeleri kast ettiğini görebiliyoruz. Tabi burada kast edilen göğüs ve popo olmayabilir. Ben bir erkek olarak sığ ve dar düşüncemi beyan ediyorum kastedilen daha farklı olabilir.

“Ziynetlerini açmasınlar” cümlesini “güzelliklerini açığa vurmasınlar” diye çevirenler olmuş. Bu son derece hatalıdır. Çünkü kadının yüzü de güzeldir. Allah’ın güzel yarattığı şeye düşmanmış gibi tekrardan saklamaya çalışması söz konusu olamaz. Sonuçta Yusuf peygamber de inanılmaz yakışıklı bir erkekmiş. Kadınlar için dayanılmaz bir güzelliği olduğunu biz Kur’an’dan öğreniyoruz. Şu halde onun da çarşafa girmesi gerekirdi. Allah adilse kadının güzelliğini saklanmasını isterken aynı zamanda erkeğinkini de aynı şekilde saklamasını isterdi. ilk olarak şunu söyleyebilirim ki Başörtüsü ile güzellik kapanmaz ikincisi Allah güzelliklerin ortaya çıkmasına düşman değildir. Allah’ın bu ayetlerde muradının erkek ve kadının cinsel güdülerini birbirlerine karşı silah olarak kullanmalarının önüne geçmektir. Diyebiliriz ki her iki tarafın da birbirlerinin cinsel güdülerini kamçılamayarak birbirlerine iffet konusunda destek olmalarını istemektedir. Bu Allah’ın mutlak muradıdır demiyorum. Benim anladığım budur.

Ayrıca “Ziynet” kelimesine güzellik ve cazibe anlamı vermek Kur’an’a aykırıdır. Çünkü “Bundan sonra sana, başka hiçbir hanım helal değildir; güzellikleri seni hayran bıraksa dahi” (AHZAB 52) ayeti ortadadır. Demek ki peygamberimiz kadınların güzelliklerini gayet net görüyordu. Bu ayet peygamber döneminde çarşaf, burka vb. üniformaların peygamber döneminde olmadığının tartışmasız delilidir. Çünkü peygamber kadınların güzelliklerine hayran kalacak kadar net olarak o kadınları görüyordu besbelli. “Ziynet” “güzelliklerini açığa vurmasınlar” olsaydı Ahzab 52’de güzelliğini açığa vuran kadınlar nedir peki? “Ziynet (zinetihinn)” kelimesinin güzellik anlamına gelmediğine dair bir delil daha Araf 26.
 

Ey Ademoğulları! Size katımızdan hem çıplaklığınızı örtmek hem de zarafet ve güzellik aracı olmak üzere giysi (yapma yeteneği) bahşettik; fakat takvâ elbisesi var ya: işte en hayırlı olandır. Bunlar da Allah’ın ayetlerindendir; belki insanlar ders alırlar. (ARAF 26)

Bu ayet bir hakikati dile getirir. Giysilerin amacı zarafet ve güzelliktir. Şu halde erkek kendini güzelleştirecek giysiler giyebilir ama kadın bunu yapamaz öyle mi? Kadın çarşafa layık erkek parlak giysilere. Bu Kur’an’ın bu ayetine aykırıdır. Çarşaf peçe vb. kıyafetlerin tümü bu ayete aykırıdır. Ziynet (zinetihinn)” kelimesinin güzellik anlamına gelmediğine dair bir delil de Nur 60’tır. Orada hiç evlenmemiş yaşlı kadınların ziynetleri kimseye göstermemeleri istenir. Eğer bu doğruysa ziynet ise güzellik ise yaşlı bir kadının ne tür bir güzelliği olabilir? Nereden bakarsak bakalım ziynetin böyle bir anlamı yoktur.

Bu kelimeyi özetlersek: “Ziynet” kadının cinsel arzu uyandıran bölgeleridir. Bu bölgeler de zamana, mekana, topluma göre değişmektedir. Bu yüzden bu mecazi ifade ile Kur’an kendini 1400 yıl öncesi Arap erkeklerin cinsel bölge sınırlamalarından kurtarıyor ve uygulanabilirliği her çağa uygun bir emir verilmiş oluyor. Böylece her devirde kadın kendi toplumundaki erkeklerin zaafını bilecek ve onların çok hassas olduğu bölgeleri konusunda erkeğin iffetini muhafazasında erkeğe yardımcı olacaktır.

Burada ziynet nedir sorusuna erkeklerin bizi azdıran her şey dediklerini görüyorum. Yani temel mantıkları bu. Ancak bu mantık hatalıdır. Suudi bir şeyh(!) kadınların iki gözü beni tahrik ediyor tek gözü açık olsun diyor. Yani anlayacağınız kadını kutuya bırakın. Erkek, içinde kadın olduğunu bilirse yine azar. Bu böyle maalesef. Saç beni tahrik eder o halde ziynete dâhildir diyemezsiniz. Böyle bir mantık olamaz. Allah kadının göğsünü kapatmasını ve tahrik edici yürüyüş yapmasını ziynet olarak zaten Nur 31’de açıklamıştır. Bu emirlerden sonra erkeği azdıran her şeyi kapatın dememiştir Allah. Sadece belli bölgeleri. Eğer Allah erkeğin şehvetine göre hareket etse ya kadını yaratmamalıydı ya erkeğin şehvet duygusunu değiştirmeliydi. Çünkü Allah kadına torbaya girmesini bile söylese erkek içinde kadın olduğunu bilip yine şehvetlenir.Ziynet hakkında daha sağlıklı bir düşünceye sahip olmak için Kur’an’a başvuruyorum ve aynı surenin 60. Ayeti bize biraz daha yol gösteriyor.
 

Bir de, artık evlenme ümidi beslemeyen, otura kalan kadınların ziynetlerini göstermeksizin giysilerini (siyâbehünne) çıkarmalarında kendileri için bir beis yoktur. Ama iffetleri üzerine titrerlerse bu kendileri için daha hayırlıdır (NUR 60)

Dikkat edin ziynet nereleri yine net bilmiyoruz ama ziynetlerini asla göstermeyeceğini biliyoruz artık. Hiç kimseye. Çünkü ayette bir istisna belirtilmemiş. Peki, evlenmemiş ve yaşını almış kadınlar ne yapabilicek? Siyablarını yani elbiselerinin belli bir bölümünü artık çıkarabilecek. Genç kadınlar gibi dikkat etmesine artık gerek yok. Ancak ziynet hariç. Ziynetin açılması yine yasak. Burada geçen siyab kelimesine dikkat edin. Anlamı elbise/dış elbise yani dışarı çıktığımız zaman üzerimize aldığımız elbise. Özel bir çarşaf vb. bir elbise değil. Bunun çarşaf olduğu iddia edenler olsa da buna bir delilleri yoktur. Bu dış elbise denen kavrama bir yerde daha rastlıyoruz. Ahzab 59
 

Sen Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına, (bütün) mü’minlerin hanımlarına üzerlerine giysilerini (cilbablarını) almalarını söyle: bu onların tanınmaları ve rahatsız edilmemeleri için daha uygundur: Ve Allah zaten tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. (AHZAB 59)

Fakat o da nedir dış elbise diye ısrarla çevrilen kavramlar farklı birinde siyab birinde cilbab. Allah Kur’an’da farklı kavramlar kullanıyorsa muhakkak farklı anlamları olduğu içindir. Siyab, Kur’an’da 8 kez geçer. Fakat ne olduğunu anlamak için Nur 60’tan iki ayet geriye gidip Nur 58’i inceleyelim:
 

Siz ey iman edenler! Sözleşmeleriniz altında bulunanlar ve içinizden ergenlik çağına ulaşmamış olanlar (dahi), günün şu üç (vaktinde) yanınıza girmeden önce sizden izin istesinler: sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit (śiyâbekum mine-zzahîrati) ve yatsı namazından sonra. Bu üç vakit sizin için mahremiyet vakitleridir. Bu vakitler dışında birbirinizin yanına girip çıkmanızda, sizler için de onlar için de herhangi bir beis yoktur. Bu mesajları Allah size işte böyle açıklamaktadır: zira her hükmünde tam isabet sahibi olan Allah, (yarattığı insanı) çok iyi bilmektedir. (NUR 58)

Bakın siyab kelimesi burada da geçer. Hem erkek hem de kadın için kullanılmıştır. Çünkü ayet ey iman edenler diye gelir ey kadınlar demez. Öğlen vakti sadece kadınlar soyunup istirahata çekilmez. Her neyse buradan siyabın normal evin dışında giydiğimiz elbiseler olduğu çarşaf, burka, peçe vs. olmadığı ortaya çıktı. Çünkü erkekler bunları giymez. Burada dikkat etmenizi istediğim şey mâ meleket eymân denilen sözleşmelerimiz altında bulunan kişiler ve çocuklarımız sabah, öğlen ve yatsıdan sonra çıplak olabileceğimiz yani siyablarımız üzerimizde olmayabileceğinden izin alarak eşlerin odasına girilmesini istiyor. Fakat Nur 31’de ise kadınların bunlara ziynetlerini göstermesinde sakınca yok denmişti. Kur’an çelişiyor bu mantığa göre. İşte bu yüzden Nur 31 tüm İslam âleminde yanlış çevriliyor. Aslında Nur 31’de bir kadın yalnızca kocasına ziynetlerini gösterebilir diğer sayılanlar ise gösterilmeyecek kişilerin hassaslığını anlamamız içindir. Bu yüzden Nur 31’in doğru çevirisi benim kanaatime göre şudur:
 

Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar, ziynetlerini (zinetihinn), bunlardan görünen kısımlar dışında açmasınlar; bunun için de, humurlarını göğüs dekoltelerinin üzerine vursunlar (Yadribne). Ziynetlerini yalnızca kocalarına (açsınlar) hatta babalarına, kayınbabalarına, oğullarına, üvey oğullarına, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, diğer kadınlara, sözleşme altında bulunan kimselere  (mâ meleket eymânuhunne), emirleri altındaki cinsel arzudan yoksun erkek hizmetlilere veya kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklara (dahi açığa çıkarmasınlar.) Bir de yürürken gizli olan ziynetlerini teşhir etmek için ayaklarını yere vurmasınlar. Siz ey iman edenler! Topyekûn günahları terk edip Allah’a yönelin ki, mutluluk ve kurtuluşa erebilesiniz. (NUR 31)

Kırmızı renkle gösterdiğim yerlere dikkat edin. Klasik manayı niçin yanlış bulduğumu size delillerimle açıklayacağım.
Klasik Nur 31'in manası yanlıştır çünkü:

1-  Çok sayıda kelime arapça “ev” bağlacı ile bağlanmış halbuki Türkçedeki gibi ve bağlacını kullanmasını beklerdim. Yani ziynetlerini kocalarına ve babalarına ve kayınpederlerine … göstermesinler demesini beklerdik. Halbuki burada "ve" değil "ev" bağlacı kullanılmış. “Ev” bağlacının "ve hatta, ve dahi" anlamı vardır. Nur 31’de bu anlamda kullanılmadığından nasıl emin olabiliriz? “Ev” bağlacının hatta anlamı için bakara 200 inceleyin.
 

(Hacca has) ibadetlerinizi tamamladıktan sonra (bir zamanlar) atarınızı andığınız gibi, hatta (ev) daha güçlü bir biçimde Allah'ı anın! (BAKARA 200)

“ew” bağlacı cümle içinde birden fazla kez kullanılıp da bağlaçtan sonra bağımsız bir fiile sahip cümlecikler var ise “yahut/veya” (seçeneklerden biri) anlamını taşır.
 

“Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya (ev)  Rabbinin gelmesini veya (ev) Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar. ” (ENAM 158)

Nûr-31. ayete baktığımızda “ev” bağlaçları çok sayıda kullanılmış; ama “ev” bağlaçlarından sonra gelenler birer cümlecik şeklinde değiller, yani kendilerine has birer fiilleri bulunmuyor, birer özneden ibaretler. Bu da özel bir kullanım.

2-  İslam aleminin kabulüne göre Allah Nur 31’de  “sözleşme altında bulunan kimselere  (mâ meleket eymânuhunne), kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklara açabilirler” demektedir. Halbuki Allah, Nur 58’de “Sözleşmeleriniz altında bulunanlar ve içinizden ergenlik çağına ulaşmamış olanlar”ın izin almadan anne babasının odasına girmemesini söyler. İlginçtir madem Allah sözleşme altında bulunan kimselere ve çocuklara kadınların ziynetlerini gösterme ruhsatını veriyor niçin Nur 58’de izinsiz sabah öğlen çıplakken ve gece yatsı namazından sonra kadının odasına izinsiz girmeyi yasaklıyor. Kadının ziyneti hani bunlar için açılabiliyordu? Bu iki ayet çelişmektedir bu mantığa göre. Halbuki Nur 31’de ziynetin yani kadının cinsel bölgelerinin sadece kocası tarafından görülebileceği babaları, yeğenleri, küçük çocukların bile göremeyeceğinden bahsetmektedir.

3.  Bir delilim daha var. Nur 60. Ayeti. Bu ayette Allah yaşlanmış ve hiç evlenmemiş kadınların ziynetlerini göstermemesi gerektiğinden bahseder. Hiçbir istisna saymaz. Hatta siyabını (elbisesinin belli bir bölümünü) çıkarabileceği ruhsatını söylemesine rağmen. Burada inanılmaz derece dikkat etmenizi istediğim nokta kadının evlenmemiş olmasıdır. Demek ki Nur 31’de asıl istisna kocadır. Sadece kocasına gösterebilir. Çünkü genç ve güzel bir kadının ziynetini kayınpederine, üvey oğullarına gösterme ruhsatı veren Allah niçin Nur 60’ta yaşlı bir kadının ziynetini hiç kimseye göstermesine izin vermiyor? Bu mantıklı mı? Bu kanıt gösteriyor ki Nur 31’de ziynet sadece kocaya gösterilir. Ne babaya, ne kayınpedere, ne üvey oğullara. Bu da nur 31’in yanlış çevrildiğinin en büyük kanıtıdır.

4.  Nur 31 yanlış çevriliyor çünkü ziynetin kadının cinsel bölgeleri olduğu aşikardır. O halde bir kadın ziyneti olan cinsel organını ya da göğüslerini nasıl olur da babalarına, kayınbabalarına, oğullarına, üvey oğullarına, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, diğer kadınlara, sözleşme altında bulunan kimselere  (mâ meleket eymânuhunne) ya da emirleri altındaki cinsel arzudan yoksun erkek hizmetlilere veya kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklara açabilir? Böyle yapan bir kadın var mı? Bu sağlıklı ve mantıklı mıdır? Böyle yapılırsa emin olun cinsel sapkınlıklar ailede zuhur eder.

Ziynet ayetin bütününe baktığımızda kadınların cinsel arzu uyandıran çok özel bölgeleri anlamına geldiğini anlıyoruz. Fakat kadınların hangi bölgeleri cinsel bölgedir sorusu Allah tarafından net belirtilmemiş örf ve adetlere bırakılmış gibi gözükmektedir. Bu yüzden Allah şu bölgeni ya da bu bölgeyi açma demiyor. Ben “ziynet” ifadesini kullanarak kadına şu mesajı verdiği kanaatindeyim: Senin toplumunda cinsel eğilimler ne yöndeyse o bölgen konusunda dikkatli giyin.  Böylece erkeklerin iffetine sende katkıda bulun. Erkeklerin iffetini muhafaza etmesinde onlara destek ol!

Ayeti birlikte anlamaya devam edelim. “ziynetlerini, bunlardan görünen kısımlar dışında, açmasınlar” ayetinde “görünen kısımlar dışında” derken ne kast ediliyor olabilir? Bu çok ilginç bir cümledir. Ziynetin görünen kısımları var demek ki. Gelenekçiler ve mezhepçiler bu ifadede el, yüz ve ayak kastedildiğini iddia ediyor. Peki, buna kanıt nedir? Bu bir yorumdur. Çünkü Allah Nur 60’ta evlenmemiş yaşlı kadınların siyablarını ( bazı elbiselerini) çıkarma ruhsatı getiriyor. Ama buna rağmen ziynetini gösteremezsin diyor. Demek ki ziynet kadının çok sınırlı bölgeleri olmalı. Tüm vücudu değil. Bu görünen kısımları tarif etmekte zorlanıyorum ama tabi aklıma birkaç seçenek geliyor. Kadın göğsü hangi kıyafet giyilirse giyilsin belirgindir. Kadının vücut kıvrımları da öyle. Bunlar kast ediliyor olabilir. Ama bu konuda henüz net bulgulara sahip değilim.

Kur’an’da başörtüsü vs. takılmasını isteyen bir ayet var mı?

Şimdi gelelim tüm tartışmaların asıl sebebi olan Nur 31’deki cümleye: “vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne” anlamını tartışacağız. Türkçesi: ”humurlarını göğüs dekoltelerinin (cuyubihinne) üzerine vursunlar (Yadribne).

Burada anahtar kavramlar humur, cuyub ve yadribne’dir. Bunları anlamak başörtüsünü anlamak olacaktır. İlk olarak yadribne kelimesi nedir ona bakalım. Yadribne kelimesi vurmak, sıkıca bağlamak, sıkıca tutturmak, dövmek anlamlarına geliyor. Darabe fiilinden türemiştir. Bu kelimeyi salsınlar diye çevirerek Kur’an’ı istedikleri anlamla değiştirmeye çalışıyorlar.  Böylece anlam “göğüslerinin üzerine başörtüsünü salsınlar” şekline dönüşecek ve humurihinne  kelimesinin başörtüsü anlamının seçilmesini gerektiğini söyleyecekler. Ama yok öyle yağma! Soru işaretlerimiz giderilmeli. Yadribne’nin "salmak" diye bir anlamı yoktur. Bu konuda arap tartışmacıları izledim. Adam diyor ki vurmak yukarıdan aşağı olur âlimler öyle diyormuş. Bu kadar saçma bir açıklama olabilir mi? Yadribne’nin salmak gibi bir anlamının olmadığını Araplar da biliyor

Bu fiille, humurun “yaka açığına konulması” yani “yaka açığının kapatılması” anlatılır. Kuran’da “salsınlar, indirsinler” manasında “felyudnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi "yadribne” fiili yerine “felyudnine” fiilini kullanamaz mıydı? Bu örnek bize, gelenekçi zihniyetin, kendi fikirlerini doğru çıkartmak uğruna gerektiğinde Kuran’daki kelimelerin manasını kaydırmaktan çekinmediğini bir kez daha göstermektedir.

Şimdi en önemli kısma geldik. Hımâr (humurihinne) Nedir? Hımâr : Şal, perde, vücut örtüsü ,yer örtüsü, başörtüsü, genel anlamda örtü gibi anlamlara gelir. Bunu ben söylemiyorum. 1300’lü yıllarda yaşayan İbn Manzur’un Lisanul Arab adlı sözlüğünde geçiyor. Hımâr baş için kullanılırsa başörtüsü masa için kullanılırsa masaörtüsü anlamına gelir. Yani "genel anlamıyla örtü" demektir. Ancak başörtüsü anlamı da verilirse ayete uygun düşüyor. Çünkü Araplar 1000 yıl önce de humurun dar anlamı olan başörtüsü anlamında kullanmışlardır. Fakat burada sorun şu: Genel anlamda örtü anlamını mı vermeliyiz yoksa dar anlamı olan başörtüsü anlamını mı? Başörtüsü anlamını verdiğimizde ayetin anlamı ve amacı ve verdiği mesaj değişmiyor. Bunu açıklayacağım.

Humur’un tekil formudur hımâr. İçkiye de aklı örttüğü için aynı kökten gelen "hamr" adı verilmiştir. Ayrıca Arapça başörtüleri için hımâr dışında  burka, nikâb, lifâm, lisâm, nasif, mıkne’a ve cilbab kelimeleri kullanılır. “hımâr” kelimesiyle aynı kökten gelen “hamr” kelimesini ele alalım. Bu kelimeye sözlüklerde hem geniş manalı “sarhoşluk veren madde” hem de daha dar anlamlı “şarap” manası verilmiştir. Bu kelimenin geçtiği ayetlerden “hamr” yüzünden Müslümanların arasında düşmanlık ve kin oluştuğunu anlıyoruz. (Maide 91) Bu tip etki ise sadece “şarap” içilince değil, aynı şekilde diğer “sarhoşluk veren maddeler” kullanılınca da oluşur. Bu yüzden Kuran’da geçen “hamr” kelimesine geniş manalı “sarhoşluk veren madde” anlamının verilmesini zorunludur. Eğer şarap olarak çevirirsek Kur’an evrensel bir hitap olmaktan çıkar. Uyuşturucu ve diğer içki şekilleri uygunmuş gibi algılanır. yüzyıllarca boyunca şarap diye çevrilen bu kelime uyuşturucunun bulunması ile genel anlamıyla “sarhoşluk veren madde” anlamında kullanılmaya başlandı. Ateistler de siz Kur’an’ı işinize geldiği gibi değiştirmeye çalışıyorsunuz söylemlerine sarıldılar. Haklılar. 1000 yıl önce de tefsirlerde bu kavramın sarhoşluk veren madde anlamına geldiği tefsir notlarına düşülüyordu. Ancak halka anlattıklarında dar anlamı olan şarabı anlatıyorlardı. Bunun bir hata olduğunu şimdi biliyoruz. Aynı hata şimdi de humur için yapılıyor kanaatindeyim.

Benzer şekilde aynı kökten gelen “hımâr” kelimesine hem geniş manalı “örtü” hem de daha dar anlamlı “başörtüsü” manası verilmiştir. Bu kelimenin geçtiği ayetten “hımâr” ile yaka açığının yani göğüs dekoltesinin kapatılmasının istendiğini görüyoruz. Bu da “hımâr” kelimesinin örtü olarak çevrilmesi gerektiğini bana düşündüren güçlü bir kanıttır. Şimdi gelin iki anlamıda hımâr’a vererek ayette nasıl durduğuna bakalım. İlk olarak benim tercih ettiğim geniş anlamında “örtü” olarak kabul edelim. Sonra da “başörtüsü” olarak anlam verelim.
 

Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar, ziynetlerini, bunlardan görünen kısımlar dışında açmasınlar; bunun için de, örtülerini göğüs dekoltelerinin üzerine vursunlar (NUR 31)

Ayet örtü şeklinde anlaşılacaksa bir sorun kalmaz zaten. Allah kadınların göğüs dekoltelerinin bir örtüyle -ki bu örtü her kültüre göre değişir biz de şal olduğunu kabul edelim ya da normal  göğüs dekoltesiz bir buluz olduğunu varsayalım- kapatılmasını istiyor. Ayet bu kadar açık ve anlaşılır. Hatta göğüs dekoltesinin kapatılmasını isteyen bu kısım müthiş bir yalanı da ortaya çıkarır. Peygamber döneminde peçeyle, çarşafla vb. giysileri kadınların kullandığı yalanı. Eğer kadınlar çarşaflı ve peçeli olsaydı Allah göğüs dekoltenizi kapatın demezdi. Çünkü zaten çarşaf ve peçenin altında bırakın göğüs dekoltesini içinde kadın olup olmadığı bile belli değildir. Şimdi de hımâr kelimesinin “başörtüsü” olduğunu kabul edelim bakalım gelenekçilerin dedikleri mantıklı mı?
 

Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar, ziynetlerini, bunlardan görünen kısımlar dışında açmasınlar; bunun için de, başörtülerini göğüs dekoltelerinin üzerine vursunlar (NUR 31)

Bir kere başörtüsü anlamı versek bile bu ayetin amacı göğüs dekoltesinin kapatılmasıdır. Başörtüsünü takmak değil. Vurgu göğüs dekoltesidir. Bu ayeti gelenekçiler ve mezhepler nasıl açıklıyor onu size sunduktan sonra konuyu yine ben devralacağım. "Cahiliye döneminde bir aksesuar olarak başın üzerinden sırta atılan başörtüsü vardı. Kur’an’da bu ayetle sırtınıza atmayın göğsünüzün üzerine atın diye kadınları düzeltti." diye bir  tarihi arka plandan bahsediyorlar ki biz gerçekte böyle olup olmadığından emin değiliz. Çünkü elimizde bilimsel bir kanıt yok. Bu ayeti açıkladığını sananların başka bir rivayeti de şu:
 

Peygamberimiz ’in döneminde kadınların bir kısmının çırılçıplağa yakın, göğüsleri açıkta dolaştığı, hatta İslam’ın hâkimiyetinden önce putperestlerin Kabe’de haccı çıplak yaptığını söyleyerek tam bir karalama hikayesi uydurmuşlardır. (Kurtubi, el Cami-il Ahkamil Kuran 7/189).

 
Bu sözlere baktığımızda Arapların başın örtülmesi erkekte de kadında da hem aksesuar yani geleneklerinde geçen bir giyim, hem de iklim şartlarının bir gerekliliği. Bu kesin olmayan bilgiyi doğru kabul edelim. Demek ki zaten Araplarda başın örtülmesi gelenekmiş. Sıcak yörelerde başı örtmek, böylece güneşin etkilerinden, güneş çarpmalarından korunmak birçok sıcak iklimli bölgenin kültüründe vardır. Fakat mezhepler, kadınların saçının örtülmesi geleneğini farzlaştırmış, erkeğin başına sarık takmasını da sarıklı namaz kılanın 70 kat daha fazla sevap alacağı izahlarıyla dini bir kıyafete dönüştürmüşlerdir

O dönemin kadınları da bugün ki bazı kadınlar gibi dekolte giyinip erkeklerin tutkuyla göğüslerine ve vücutlarına bakmalarını istiyorlardı. Herkes tarafından beğenilmek her zaman kadınları zaafı oldu. Ayetin amacı başörtüsü değildir. Hımâr’ı başörtüsü olarak kabul ettiğimizi varsayın.  Aksesuar amacıyla başörtüsü örten Araplara ayet, meselenin başörtüsünden daha çok göğüslerde olduğuna dikkat çekmek istiyor. Madem başörtüsü kullanıyorsunuz o başörtüsünü göğüslerinizi kapatmak için kullanın diyor. Allah zaten onların kültürlerinde olan örtüyle göğüslerini örtmelerini istedi. Adam kalkmış diyor ki zaten başörtüsü vardı bu yüzden emretmedi. Bu kadar mantıksız bir çıkarım olabilir mi? Allah’ın bir toplumun kültürüne müdahale etmemesi onu emrettiği anlamına mı gelir? Hayır. O zamanki toplumun bunu önceden taktığını nereden bileceğim. Ben Muhammed peygamber döneminde yaşamadım ki.

Bu, Allah’ın başörtüsü örtmek isteyen toplumun bu kültürüne karışmadığını ve bunun kararını o toplumdaki kadınlara bıraktığının göstergesidir. Allah başınızı örtün demiyor. Başını aksesuar olarak örten bir topluma göğüs dekoltelerinizi o örtüyle örtün diyor. Burada Allah’ın Arap toplumunun başörtüsü kültürüne karşı çıkmaması onu din olarak kabul ettiği anlamına katiyen gelmez. Allah’ın toplumun bir âdetine karşı çıkmaması onu zaten din olarak görüyordu mantığını doğurmaz. Allah bu çağda hımâr kelimesini tartışacağımızı biliyordu. Şu halde bilinçli olarak seçilmiş bir kelime. Niçin kesin olarak başörtüsü dışında bir anlama gelmeyen bir kelimeyi kullanmadı? Kur’an’ı evrensel kılmak için. Başörtüsünü kullanan toplumlar göğsünü başörtüleriyle kullanmayan toplumlar bir örtüyle kapatsın deniliyor. Mükemmel bir nükte.

Kur’an’da açıkça oruç, namaz, zekât size farz kılındı diyor. Ama başörtüsü tartışmalıdır ve güçlü bir delil de yoktur. Bir konu tartışmalı ise Allah’ın muradı anlaşılamamıştır. O ayetin her çağa hitap edecek şekilde esneklik sağlaması insanlar tarafından anlaşılamamaktadır. Hala Kur’an’ın evrenselliği Müslümanlarca tam olarak anlaşılamamıştır. Ayet farklı çağlara, farklı toplumlara, farklı coğrafyalara, farklı iklimlere hitap etmesi Müslümanların hoşuna gitmemektedir. İllaki net ve kesin hüküm aramaktadırlar. Fakat Kur’an kesin çizgiler belirleseydi her konuda işte o zaman her çağa bir sunumu olamazdı. İnsanlar bir türlü bunu kabullenemiyorlar.

Sorun, Tarihin belli bir döneminde ihtiyacı karşılayan adetlerin evrensel olan dinimize mal edilmesidir. Abdestte yıkanacak yerlerin sınırlarını veren Allah, aynı şeyi kapanmada yapamıyor mu? Sadece el yüz ve ayaklar sınırını Allah bir kelimeyle söyleyemiyor muydu?  Humur başörtüsüdür diyenler şu detayı gözden kaçırıyor. Bize deniliyor ki kadının saçı ziynetidir. Tamam diyelim. Peki, o zaman niçin Allah nur 60’ta yaşlanmış ve evlenmemiş bir kadının ziynetini kimseye göstermemesini fakat siyabını çıkarabileceğini söylüyor. Kıyafette dikkat etmesi artık istenmiyor ama ziyneti gösterme deniyor. Ziynet saçı kapsıyorsa eğer yaşlı kadına saçını kapat kıyafetlerin ise açık olabilir mi deniyor? Üst Mekke alt Paris mi olsun deniliyor? Vicdanlarınıza bırakıyorum

Madem kadınların sizin söylediğiniz şekilde kapanmasının açık bir hüküm olduğunu söylüyorsunuz, niye ayrı ayrı kapanma şekillerini savunuyorsunuz? Neden kiminiz peçe farzdır, kiminiz ise değildir diyor? Neden kiminiz kadınların elleri gözükemez deyip yaz-kış kadınlara eldiven giydiriyor da, kiminiz kadınların elleri gözükebilir diyor? Neden kiminiz çarşaf dışında hiçbir şeyle kapanılamaz diyor da, kiminiz pardösü ile de olabilir diyor? Hiç şüphesiz kesin sınırlı bir hüküm olsa, böyle ayrı ölçüler çıkmazdı. Tüm bu ayrı ölçüler ve hükümler, kapanma konusunda geleneklerin, örfün, Emevi ve Abbasi döneminin kadına bakış açılarının dinselleştirilmesinin neticeleridir. Her bir ayrı kapanma modeli savunanlar da “Allah’ın isteği tam budur” diye savunuyor, sanki Allah’ın aynı konuda beş-on tane ayrı görüşü varmış gibi bir çelişki ortaya konuluyor.

Nur 31’deki şu ifadeye dikkat: “bir de yürürken, gizli olan ziynetlerini teşhir etmek için ayaklarını yere vurmasınlar.” Bu cümle bir hakikati daha içinde barındırır. O da peygamber dönemindeki kadınların peçe, çarşaf, burka benzeri şeyleri giymediği gerçeği. Çünkü çarşaf vb. kıyafetlerin içinde kadın nasıl ziynetini teşhir edecek? Allah aşkına çarşafın içinde kadın olduğundan bile emin olamazsınız. Yakın zamanda İŞİD terör örgütü erkek militanları da savaştan çarşaf giyerek kaçmışlardı. İnsanlar anlayana kadar çok kişi kaçmıştı bile :)) Herkes onları kadın sanmıştı. Çünkü çarşaflı bir kadının yürüyüşü belli olmaz. Kimliği bile belli olmaz. Bu cümle bize bu tür kıyafetlerin peygamber döneminde olmadığına tek başına yeterli bir kanıttır.

Eğer humur başörtüsü ise benim Kur’an’dan beklediğim şudur: İlk önce başınızı örtün ayeti gelmeliydi. Çünkü ben 21.yy.da yaşıyorum. Hz. Muhammed dönemini görmedim ki. Yani o dönem kadınların saçını tamamen veya kısmen örttüğünü nasıl bileceğim? Eğer Allah bu emre uymamızı istiyorsa bize Kur’an’da bildirmesi gerekmez miydi? Humur’un örtü değil de başörtüsü anlamı olduğunu iddia edenler bunu o dönem ki kadınlar zaten örtülüydü o yüzden Allah gerek görmedi mantığına dayanır. Yani tamamen bir fantastik düşünce. Burada şu soru aklıma geliyor. Kimse o dönem elini yüzünü yıkamasını bilmiyor muydu ki Allah detaylı bir şekilde abdest almayı anlatıyor?

Allah başörtüsünü emrediyorsa önce başınızı örtün ayeti gelir daha sonra örttüğünüz başörtüsü ile göğüslerinizi de örtün ayeti gelmesi beklenirdi. Allah Kur’an’da dini ile ilgili bilgileri insanların insafına bıraktığını sanmıyorum. Allah’ın “2000 yıl sonraki Müslüman zaten miladi 600’lü yıllarda nasıl giyinildiğini bilir onu emretmeme gerek yok” demiş olma ihtimali vermiyorum.

Son olarak bu ayette cuyub kavramını açıklayayım. Cuyub göğüs yakası, göğüs dekoltesi, sine vs. anlamlara gelir. Arapça ceyb ile aynı köktendir. Bunun Kur’an’da bu anlamda kullanıldığına delil Musa’dır. Kasas suresi 32. Ayette de ceyb kavramı geçer. Musa elini koynuna/ göğüs yakasına sokar.

Bu konuda çarşaf vb.. kıyafetlerin olduğu iddia edilen bir ayet daha var ki onu yazmam bile gereksiz ama yine de başka sitede okuyup birilerinin kafasını karıştırmak isteyenler olabilir.
Eğer cilbab çarşaf vb. giysiler olsaydı burada örtülerinizi göğüs yırtmaçlarınızın üzerine örtün denmezdi. Çünkü cilbab zaten bütün vücudu kapattığına göre göğsü kapatma emrine gerek kalmazdı. Bu ayetin anlaşılmasında kilit kelime “cilbab”dır. “Cilbab” Arapçada üste giyilen giysileri ifade eden bir kelimedir. Fakat ayette, cilbabın nereden nereye kadar olan bölgeleri örteceğinin tarifi yoktur. Bu da normal dışarı çıkıldığında giyilmesi gereken kıyafet olduğunun göstergesidir. Yani cilbab evde giydiğiniz rahat giysilerin aksine dışarı çıktığınızda giydiğiniz kıyafeti temsil eder.

Bir de, kadınlardan artık cinsel arzu duymayacak kadar yaşlanmış olanlar var; işte böylelerin, ziynetlerini açığa vurmaksızın, giysilerinde (siyablarından) bir kısmını çıkarmalarında bir beis yoktur. Ama iffetleri üzerine titrerlerse bu kendileri için daha hayırlıdır (NUR 60)

Bu ayet Allah’ın kadınların kıyafetine dikkat etmesinin amacını açıklar. Bu ayet aynı zamanda Namaz da örtünme Allah’a saygıdır bahanesini tamamen çürütür. Çünkü Allah yaşlı kadınlara giyimlerine dikkat etme talebinin onları kapsamadığını ifade etmektedir. Bu da kıyafete dikkat etmenin Allah’a saygıyla alakasının olmadığını iki cins arasında sağlıklı bir ilişkinin kurulması için bu önerilerin Allah tarafından yapıldığına kanıttır. Ayrı bir fecaat daha var. O da erkeklerin kadınlara ibadet ederken başörtüsünü örtmelerini söylemeleri. Ahzab 59’da Allah kadınların taciz edilmemesi için kıyafetlerine biraz daha özen göstermelerini öneriyor. Demek ki bayanların giyimlerindeki özen erkeklere karşı olan bir durum. Allah’a karşı yapılması Allah’ın tacizinden korunmak için mi? Haşa. Bu düşünce Allah’ı erkek gibi düşünmenin bir ürünüdür. Saygıyla alakası yoktur. Allah yukarıda Araf 26’da bana saygı duyan takva elbisesini giysin diyor. Başörtüsünü değil.
 
Başka bir konuya da açıklık getirmek istiyorum. Günümüzde başörtüsü olarak kullanılan Hicâb ne Kur’an’da ne de Arap dilinde başörtüsü olarak kullanılır. Bu kelimenin de anlamı kaydırılmak istenmektedir. Hicâb’ın anlamı set, duvar, perde, engeldir. Kur’an’da 7 yerde kullanılır ve hiçbirinde başörtüsü anlamına gelmez. Fussilet 5, İsra 45 buna örnektir.
 

“Kur’an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanların arasında görünmez bir perde kıldık” (İSRA 45)

Günümüz Müslümanlarını özetleyen bir ayet vereceğim.
 

Sonra onların peşinden (başka) elçilerimizi de getirdik; peşlerinden de Meryem oğlu İsa’yı getirdik ve ona İncil’i verdik; ve ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Ama ruhbanlık başka… Onu kendilerine emretmediğimiz halde onlar uydurdu, gerekçesi de Allah’ın rızasını kazanmaktı; fakat onun gereklerine de hakkıyla riayet etmediler ya… Neticede Biz onlardan iman eden kimselere karşılıklarını verdik; fakat yine onlardan birçoğu yoldan saptılar. (HADİD 27)

Bu ayet olduğu gibi günümüz Müslümanlarını anlatıyor. Ruhbanlığı İslamiyet’e soktular sonra da kendileri bile soktukları onca şeye uymadılar. Uyamadılar. Çünkü yaşanılacak bir din ortada bırakmadılar. Ne demek mi istiyorum? Hanbeli ve şafiye göre yüzün kapatılması bile farz. Diğer iki mezhep maliki ve Hanefi ise sadece fitne zamanlarında yüz örtülmeli diyor. Fitne zamanı ne demekse? Önce uydurdular sonra Allah’ın dediği gibi uydurduklarına bile riayet etmediler. Bugün hangi Hanefi hangi şafii ülkemizde yüzünü örtüyor? Kim çarşaf giyiyor? Konuyu bitirmeden evvel bu örtünme hadislerinin Kur’an ile nasıl çeliştiğini de göstermek boynumun borcu.
 

Aişe validemiz şöyle demiştir: “Allah ilk muhacir kadınlara rahmet etsin. Allah Başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar ayetini indirince mırtılarını (elbiselerini) yardılar, onunla başlarını örttüler.”

Yine şöyle demiştir: Bize Ebu Nuaym anlattı, bize İbrahim bin Nafi, Hasan b. Müslim’den, safiye bint Şeyba’dan anlattı, Aişe validemiz şöyle demiştir: ”Bu Başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar ayeti inince, onlar eteklerini aldılar, onları kenarlarından yırttılar ve onlarla başlarını kapattılar” (Buhari 4759; İbni Kesir Tefsiri cilt 6 s. 570)

Eğer hımâr başörtüsü idiyse ayette başörtüsünü göğüs bölümünün üzerine vursunlar diyor. Demek ki başörtüsü zaten kullanılıyordu. Çünkü ayet başörtüsü kullanmaya başlayın demiyor. Yani kendi rivayetleri Kur’an’daki kendi yorumlarıyla uyuşmuyor? Hani başörtüsü bu ayetten önce kullanılıyordu fakat arkaya atılıyordu. Ayet ise arkaya değil ön bölgeye atın diyordu? Kendi tefsirleri kendi rivayetleriyle, kendi rivayetleri kendi sözleriyle çelişiyor ve bunların hepsi de Kur’an ile de ayrıca çelişiyor. Ayrıca eteklerden başörtüsü boyutunda bir bölüm keserseniz mini etek elde etmiş olursunuz. O da apayrı bir mesele. Bu sözde hadisin Kur’an ile çeliştiği açıkça görülüyor.

Bir başka rivayeti daha sizinle paylaşacağım. Bu rivayette kendi hadisleri ile çelişiyor. İşe gelen hadis alınıyor işe gelmeyen alınmıyor. Hadis külliyatında peygamber döneminde kadın ve erkeklerin aynı kaptan abdest aldıkları geçiyor. (Buhari, Vudu; Ebu Davud Taharet 39; İbn Mace Taharet 36) Abdest topuklara kadar ayak, dirseklere kadar eller, yüzü yıkamak ve başı mesh etmek olduğuna göre bu hadisten kadınların erkeklerle kadınların karışık abdest aldıkları ve başı mesh etmeleri için başlarının açık olduğu ve yüzü yıkamak için yüzün açık olduğu açıkça görülür. Ben hadislerin peygamberden geldiğine inanmıyorum. Sadece inananların çelişkilerini göstermek için bu örnekleri veriyorum. Oysa mezhepçi İslamcılık, bu hadisleri görmezden gelir ve kendi kafalarına uygun üretilmiş malzemelere sarılır.

Asıl sorun kadının kalktığı yere oturulamayacağını, hiçbir yönetici vasfının olmadığını, erkeğin kölesi gibi olması gerektiğini, kadınların çoğunun cehennemlik olduğunu zanneden zihniyetten kaynaklanmıştır. 1400 yıl önceki Araplar kafalarını sıcaktan korumak için erkekler sarık, kadınlar ise başörtüsü kullanmış olabilir. Bu onların doğa ile mücadelesidir. Bu kültürü ve mecburiyeti dinselleştirmeye hakkınız yok.
 

2 Yorum

Hasret    Diyor ki:
27 Mayıs 2018 , 18:09:46

Merhabalar. Emeğinize sağlık derleyip toplamışsınız bize de okumak düşer. Toplum çok çok farklı yolda. Evdeki ilişkiler iletişim kopuk bozuk İslam bunu düzeltmek için var ama temel tek şey örtüymüş o tamsa her şey tammış gibi yaşıyor insanlar. Şuan burda yazılanları okudum da bunları okusalar herhalde çılgona dönerler özellikle de erkekler:) onlara ne oluyorsa. Hep onlar konuşuyor dediğinşz gibi her hacı hoca kendi seveceği şekilde örtü anlatıyor büyük sıkıntı ya.. İnşallah zamanla düzeleceltir. Bir toplum kendini düzeltmedikçe Allah o toplumu düzeltmez(Quran)

Admin    Diyor ki:
27 Mayıs 2018 , 20:46:19

Katkılarınız için teşekkürler Hasret hanım. İnsanların düzeleceğini pek sanmıyorum. Kur'an'ın dediği gibi "onlar sadece kitle psikolojisiyle hareket ederler" (Quran Enam 116)



Aklına gelen birçok şey, imkânsız olduğunu bilmediğin sürece son derece mümkündür.

En Son Yapılan Yorumlar