yukarı çık butonu
Allah Kaldıramayacağı Taşı Yaratabilir Mi?
Arkadaşlar bu soru yeni değildir. Evvela bunun bilinmesi gerekir. Tanrı kendinden büyük bir taş yaratabilir mi? Tanrı kaldıramayacağı taşı yaratabilir mi? Tanrı kendini öldürebilir mi? vs.. sorular hep aynı mantık üzerine kuruludur ve çağlar öncesi felsefi sorgulamaların ürünüdür. Bu yüzyılda ise bu sorular artık felsefi sorgulamalar olarak kabul edilmemektedir. Çünkü düşünürler aslında bu sorularda çelişki ve mantık hatası olduğunu gördüler. Ancak günümüz lise çağındaki gençlerimiz fikren olgunlaşmadığından bu sorulardaki mantıksızlığı görememektedir. Bazı kötü niyetli insanlar ise bunu kullanmakta hala ısrar etmektedirler. Ben bu soruların birine cevap vereceğim ama bu tür soruların tümüne birden cevap vermiş olacağım. Çünkü dediğim gibi hepsinin mantığı aynı. Bunu siz de göreceksiniz. Bilim dünyasında geçerliliğini yitirmiş bu soruyu genç beyinlerimiz için cevaplandıracağım. Ancak şunu da ilave etmeliyim. Sakın bu tür soruları sormaktan çekinmeyin. Yok dinden çıkarsınız yok fazla düşünmek iyi değildir, yok sorgulamak tehlikelidir diyen cahillere uymayın. Eğer Allah varsa sorulacak olan her sorunun bir cevabı vardır. Bu tür sorulardan kaçan insanlar Allah ya yoksa tereddüt'ünü içlerinde saklayanlardır. Şimdi bu sorunun aslında mantıklı olduğunu, çelişkisiz olduğunu hatta soru olduğunu kabul edelim ve cevapların sonucunu görelim:
  • "Hayır, Yaratamaz" cevabı verdiğinizde ateist size "demek ki Allah her şeye kadir değildir." Siz Allah'ın her şeye kadir olduğunu söylediğiniz için de "Allah diye bir şey var olamaz" diyecektir.
  • Bu soruya(!) "Evet, Yaratabilir" cevabını verdiğiniz de ise karşımızdaki ateist size "öyle bir taş yaratılırsa Allah onu kaldıramayacaktır ve yine her şeye kadir olmayacaktır" diyecektir.
Ne kadar da mantıklı geliyor değil mi? Bu soruyu(!) ilk soran insan düşündüğü için ve merak ettiği için sormuş olabilir. Eğer böyleyse sorun yok. Keşke herkes bu insan gibi düşünebilse. Ancak bu sözde soru bugün öğrenme merakı namına sorulmuyor. Kendini inançlı insanlardan daha akıllı, daha zeki gören ergen ateislerin, inançlıların inancını aşağılamak için eğlendikleri bir araca dönüşmüş. Tanrıyı bir soruyla ispatlayabileceğini sanan bir insan ne kadar çocuksa Tanrıyı bir soruyla çürütebileceğini sanan bir insan da o kadar çocuktur.

Bu soru(!) felsefede Mutlak Kudret Paradoksu olarak geçer. Halk arasında ise Taş Paradoksu olarak bilinir. Paradoks terimi Türkçede yanıltmaç, çatışkı ve çelişki anlamında kullanılmaktadır. Ayrıca kendi içinde çelişen veya tam tersi şekilde sonuç olarak doğru olan fakat absürd veya çelişkili gözüken bir ifadeye de paradoks denilir. Bu paradoks Kur'an'ın tanıttığı Allah'ı bilenler için bir hakarettir. Çünkü bu paradoksta Allah, insanlaştırılmış ve evrenden bağımsızlığı göz ardı edilerek evrenin yasalarına mahkûm edilmiştir. Bunu birazdan açıklayacağım. Bu paradoksun bir başka sıkıntısı Tanrıyı kendisiyle yarıştırmasıdır. Gerçekten Tanrı'nın kendi kendisini yenmesini veya kendine yenilmesini duymak isteyen hasta insanlar var. Allah kendini yenecek mi yoksa kendine yenilecek mi? Bu paradoksu günümüzde soruymuş gibi soranların birazda içlerinde sakladıkları his bu olsa gerek. Tabi bu şahsi düşüncem. Şimdi paradoksu tahlil edelim.

Allah= Kadir-i Mutlak (Her şeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi)
Paradoks= Allah kaldıramayacağı taşı yaratabilir mi?
Paradoksun açılımı= Her şeye gücü yeten bir varlık, gücünün yetmeyeceği bir şey yaratabilir mi?

Bu paradoksu soruymuş gibi insanların önüne serpenlerin Allah kavramı hakkında bazı sorunları var. Allah kimdir? diye soracak olsanız aldığınız cevaptaki Allah ya Yunan'ın mitolojik Tanrısı Zeus ya da Mısır'ın mitolojik Tanrısı Horus olacaktır. İkisinin de ortak özelliği insansı oluşlarıdır. Allah kavramı insanların çoğunda net oturmuş değildir. Çoğu Müslüman'ın inandığı Allah bile Zeusvaridir. Eksikliği vardır. Allah kavramını düzeltmeden bu paradoksların mantıksız oluşu anlatılamaz. Bu yüzden bin yıl önce sorulan bu soru 21.yy medeniyetinde hala nefes alabilmektedir. Tanrısı insani olan hiçbir inanç bu soruya mantıklı cevap veremez. Tanrısı İsa, Horus kadar insansı olan Hristiyanlar da cevap veremez. Zaten ateizmi dünyada yaygınlaştıran kilise değil miydi? Türkiye'deki birçok genç ateist, Batı'daki ateistlerin Kiliseye ve Hristiyanlığa karşı geliştirdiği argümanı kullanıyor. Bu yaptıkları her açıdan yanlış. Çünkü İslamiyet, Hristiyanlıktan evrenler kadar farklı. Kur'an İncil değildir. Hristiyanların Tanrısı ile biz Müslümanların Tanrısı sonsuz kadar farklı. Bu paradoks bizim Tanrı inancımıza göre son derece mantıksız bir argümana dönüşüyor. Mutlak Kudret Paradoksunu mantıksız bulan sadece biz inançlılar değiliz. Aynı zamanda ateist felsefecilerden bazıları da bu paradoksu mantıksız buluyorlar. John Mackie ve Saul Kripke bunlardan ikisi. Gelelim bu paradokstaki hataları açıklamaya.

İlk olarak herkes şunu iyi bilmeli ki Allah'ın bir şeyi yapmaması onu yapamayacağı anlamına gelmez, onu yapmayacağı anlamına gelir. Allah'ın herhangi bir şeyi yapmaması Onu eksik de yapmaz. Kur'an'ın Allah'ı prensip sahibi bir varlıktır. Gücünün kontrolüne girip gücünün yettiği her şeyi yapmaz. Çünkü Kur'an'ın tanıttığı Allah ilkelidir. Gücünü kendi kontrolü altına alır ve yapması gereken şeyleri yapar. Ne demek istiyorum? Örneğin insan aptalca konuşma yapabilir. Ancak "Allah'ın her şeye gücü yeter" deyip "Allah aptalca konuşabilir mi?" sorusu baştan aşağı anlamsız bir soru olur. Allah'ın her şeyi yapabilmesi her şeyi yapacağı, ya da yapmak zorunda olduğu anlamına gelmez. Allah aptalca konuşmaz. Bu örneği niçin verdim? Bu örneği "Allah şunu yapabilir mi?" Sorularının saçma ve mantık dışı olduğunu görmeniz için verdim. Asıl sorulması gereken soru "Allah şunu yapar mı?" formunda olmalıdır ki bu soru formunu bile insan açıklayamaz. Yani Allah bu evrenle ilgili ne yapar? Sorusu gerçek bir soru iken Allah ne yapabilir? Soruları mantıksızdır. Allah ne yapar? Sorusuna biz insanların mantığı çerçevesinde cevaplar verebiliriz. Biz insanoğlu için iyi, doğru, güzel, mantıklı, temiz olan şeyleri yapar diyebiliriz. Çünkü biz insanoğlu için güzel olan şeyler budur ve Allah'ı tanımaya çalışırken her şeyin en iyisi olarak kabul ederiz. Tabi böyle düşünmemizin sebebi algımızın, aklımızın ve duyularımızın sınırlarının bu kadar olmasıdır. Farklı evrenlerde farklı canlılar varsa ya da bu evrende farklı canlılar varsa onların Allah tasavvuru farklıdır. Belki de o canlılar için savaşçı olmak iyi, güzel, doğru ve mantıklı olandır. Allah'ı düşünürken kendileri için güzel olan şekilde düşünüyorlardır. Yani Tanrı'yı savaşçı olarak hayal ediyorlardır.

Her neyse konuya dönelim. "Allah su içebilir mi?" deyip –ebilmek kalıplı sorular sorarsanız sadece Tanrı üzerinden farazi sulandırmalar yaparsınız. Çünkü bilim bize gösterdi ki suyun varoluş tarihi henüz yenidir. Evren oluşmaya başladığında su yoktu. Evren başladığında evrenimize ait bugün bulunan hiçbir şey yoktu. Ne demek istiyorum? Arkadaşlar Allah'ı bu evrenin içindeki bir canlıymış gibi düşünüp ona göre soru sorma saçmalığından artık kurtulmalıyız. Su dahi canlılığın ihtiyacı olan her şeyi Allah sonradan yarattı. Allah varken bunlar yoktu. Allah'ı hayal ederken onu bir insan gibi düşünmek ve evrendeki kuralların üstünde değil de içinde göstermek Allah'ı tanımamaktır ve bu tür paradoksların kapısını aralamaktadır. Allah insanlar yapsın diye yarattığı şeyleri kendisi de yapmak zorunda değildir. Yapmaz da zaten. Çünkü yapmak için yaratmadı, yapılsın diye yarattı. Sorudaki mantıksızlığa bakar mısınız? Allah kaldıramayacağı bir taş yaratabilir mi? Müslüman kardeşlerim söyleyin kaldırmak bu evrene özgü bir davranış değil midir? Kalkıp insana ve bu evrene özgü bir eylemi (kaldırma eylemini) Allah ile özdeşleştiriyor ve onu insanlaştırıyorsun. Sonra sorunun devamında daha da büyük bir ayıba imza atarak yaratabilir mi? diyorsun. Yaratma Tanrı eylemidir. Kaldırma ise insan vb.. canlıların eylemidir. Ayrıca kaldırma eylemi sadece bu evrene özgü bir yetenektir. Kaldırma nedir biliyor musunuz? Yer çekimine karşı kuvvet uygulamaktır. Bir taşın Ay'daki ağırlığı ile bu dünyadaki ağırlığı aynı değildir. Çünkü gezegenlerin, uyduların yer çekim kuvveti farklıdır. İnsan'ın kaldırmak dediği eylem aslında gezegenin yer çekim kuvvetine karşı bir kuvvet uygulamaktır. Yani anlayacağınız bu evrendeki her şey gibi kaldırma eylemi de Allah tarafından yaratılmıştır. Kalkıp Allah'ın bu evren için yarattığı bir eylemi kendisi yapabilir mi? diyorsunuz. Bu soruyu soran kişi adeta şöyle demektedir. Bir insan 100 kiloluk halter kaldırsın. Biri de kalkıp diyor ki: "Tanrı o kadar ağır bir ağırlık yaratabilir mi ki kendisi kaldıramasın?" Açık ifade edeyim bilimin bu kadar ileri olmadığı çağlarda bu soruları anlayabiliyorum. Ancak bu çağda bilim bu soruları yok etti. Eskiden insanlar Tanrı'nın evrenin bir parçası olduğunu sanıyordu. Şimşekleri Tanrı'nın gazabı ve öfkesi sanacak kadar çocuktuk. Ancak insanoğlu bilim sayesinde, tecrübe ve birikimleri sayesinde çocukluk dönemini bitirdi. Artık ağırlığın, kaldırma eyleminin ve aklımıza gelen her şeyi Tanrı'nın Big Bang ile yarattığını biliyoruz. Tanrı varken ağırlık yoktu, kaldırma yoktu. Bunlar bu evrenin içinde geçerli olan kavramlar. Evrenin dışında olan Allah'ı kapsamıyor. Bu paradoksta İnsanların yapabilecekleri ile Tanrı'nın yapabilecekleri kıyaslanıyor. Paradoksta "Tanrı taşıyamayacağı bir taş" diyerek insanoğlunun yapabileceği bir eylemi Tanrı'nın yapabilecekleri ile kıyaslıyor. Niçin insana ve bu evrene özgü davranışları Allah'a yakıştırıp kendimizi onunla kıyaslıyoruz ki? Bu mantıklı mı? Allah değil taşıyamayacağı bir taşı taşımayı, taşıyacağı bir taşı bile taşımaz. Çünkü taşıma bu evrenin içindeki çekim kuvveti ile ilgilidir. Allah ise bu evrenin dışında başka evrenler varsa onun da dışında hatta evren içinde evren varsa en sonuncusunun bile dışındadır. Allah evrenin içindeki varlıkları kapsayan bu eylemleri yapmaz. Allah insan değildir bir şeyleri taşısın. Bir şeyin olmasını isterse ona "ol" der O da "oluş" sürecine girer.

İnsanoğlunun homo sapienslikten insanlığa geçişi henüz çok taze. İnsanoğlu insanlaşma serüveninin çocukluk döneminde Allah'ı kendisi gibi bir şeyler taşıyan bir varlık olarak hayal etmesi normaldi. Allah kendisi gibi bir insansıydı. Bugün bile bir çocuğa Allah'ı sorun onun yemek yemeden nasıl yaşadığını anlamayacaktır. Biz insan topluluğu da yüz bin yıl boyunca çocukluk dönemini atlattık. Artık Tanrı'nın hayallerimizin bile ötesinde olduğunu gördük. Evrenimiz 14 milyar yıl önce doğdu. Aklımıza gelen hayalimize gelen her şeyin yaratılmış olduğunu gördük. Tanrı hayallerimiz yaratılmazdan evvel bile vardı. Kalkıp bu sefer de Allah kendisini öldürebilir mi? diye soruyor birileri. Bu soruların mantığı hep aynıdır. Ölümü yaratan Allah'tır. Ölüm 14 milyar yıl önce Big Bang ile doğdu. Aslında bu mantıksız sorular, Tanrıyı bu evrenin dışında ve yaratılmış her canlıdan bütünüyle farklı oluşunu kavrayamamamızdan ileri gelir. Allah'ı evrenin içinde ve yarattığı bunca şeye kendisi de mahkum bir varlık gibi düşünülmesinden dolayı bu paradokslar oluşur.

Tekrar ediyorum. Allah yapacağı şeyleri özenle seçer. O sonsuz bir alim, bilgindir. Bu kavramlar bile onu tanımlamaya yetmez. O bilginin ve her şeyin kaynağıdır. Allah tüm yaratılanların hayal edemeyeceği bir seviyede ne yapacağını iyi bilir. Allah'ın bir şeyi yapma olasılığı onu yapmasından farklıdır. Allah ne yapabilir sorularını peygamberler bile cevaplayamaz. Çünkü Tanrısal düzeyde yapılabilen şeyleri bilmiyoruz. Yani bu evrenin dışında ne yapılabilir, ne var sorularını bilmiyoruz. Tanrısal seviyede Tanrı'nın ne işle meşgul olduğu, ne yaptığını, ne yapabileceğini bilmiyoruz. Hatta bu söylediğim kavramlar bile bu evrene ait. İş, bu evrene ait bir kavram. Yapmak bu evrene ait bir kavram. Hatta yer dediğimiz mekân bile Big Bang ile oluştu. Allah nerede? sorusu bile insansı bir sorudur ve Tanrısal düzeyde bir karşılığı yoktur. Çünkü Allah mekânın yani evrenin dışındadır.

İnsan saçmalayabilir. Tanrı da saçmalayabilir mi? diye sorarsanız "Tanrı saçmalamaz" derim. O halde "Tanrı saçmalayabilme kabiliyetinden yoksundur" deyip onu bununla eksik göstermeye çalışmanız büyük bir akıl hüsranıdır. Allah'a taşıyamayacağı bir taş yarattırıp sonra onu taşıyabilir mi? diye beklemeniz kadar mantıksız bir hareket olabilir mi? Bu yüzden diyorum ki bu paradoks sadece Tanrı'yı insan kadar küçük olarak düşündüğümüz geçmiş çağlara ait dünyada kaldı. O zamanlar bu bir soru niteliğindeydi. Ama şu an bilim çağındayız ve bilim taşıma eyleminin, taşın ve yapmak eyleminin hepsinin Big Bang ile yaratılmış kavramlar olduğunu gösterdi. Tanrı'yı bu tür zayıf akıl oyunları ile yarattığı kavramlara esir etmeye çabalamak sorumsuzca ve çocukça bir davranıştır.

Müşriklerin Allah çocuk edindi iddiasına Kur'an şöyle cevap verir. "De ki: O bundan münezzehtir" Buradan şahsın biri şöyle diyor: "O zaman Allah'ın çocuk edinmeye gücü yetmiyor" Bu çıkarım çok mantıksız bir çıkarımdır. Allah'ın bir şeye gücü yetebilmesi aynı zamanda onu yapması anlamına gelmez. Bu Tanrı'yı tanıma değil tanımlama çabasıdır. Çocuk kavramı bu evrende hatta belki de sadece bu dünyada karşılığı olan bir kavramdır. Tanrı'yı yarattığı bir eyleme yarattığı bir kavrama hatta yarattığı bu sistemin içine çekip onu insansılaştırma çabalarının hiç kimseye gerçeği kazandırmayacağı açıktır. Bu yüzden "Allah Kaldıramayacağı Taşı Yaratabilir Mi?" paradoksuna vereceğim tek cevap var: Allah'ı hakkıyla takdir edemiyorsunuz. Allah kavramınız çok insansı. Yukarıdaki paradoks Zeus'ta, Horus'ta, (Tanrı kabul edilen) İsa'da, Buda'da bir değer ifade eder. Kur'an'ın tanıttığı Allah için ise mantıksal hiçbir karşılığı yoktur.

Bir ateist samimiyse bu soru ona ne kazandıracaktır? Tanrı'nın var olup olmadığını bu paradoksla mı anlayacak. İnançlarla alay etmek için kullanılan bu tür araçların ateistlere bir faydası olmayacaktır. Bu tür paradokslar üretecek aklı bize veren Allah'a hamd olsun.

 

6 Yorum

Hallaç   Diyor ki:
16 Ocak 2018 , 02:50:27
Selâm
Açıklamaların gayet mantıklı ve ders niteliğinde çağın hastalığı olan ateizmi marifet sayanlar bile Allahın hükmüne tâbi olduklarını bilmediklerinden böyle aykırı ve nasamimî sorular sorabiliyorlar
Allah ayettede dediği gibi varlığı ile çepeçevre herşeyi kuşatmıştır mutlaktır zaman ve mekândan münezzehtir
Bu hususta bence açıklayıcı bilgiyi vahdet-i vücut ilkesi veriyor okuyup araştırmak ve tanrı nedir neye kadirdir top oynarmı yemek yermi gece uyurmu dinlenme saati varmı gibi akıl yakan soruları cevaplamaya yardımcı olabilir
Allah deyince herkesin aklına gelen ak sakallı kaftanlı yüce bir tahtta oturan ehil yaşta insanî bir varlık geliyor bu fikir bertaraf edilmedikce bu sorularında sonu gelmez
Asırlar boyu peygamberler ve salih müslimler Rabbı insanlara anlattılar heleki Hz. Muhammed ve ondan sonra gelen ilim sahipleri bu yolda can bile verdiler ama nafile
Bilgi çağında daha çok okuyup daha çok ilim sahibi olmak gerek her daim referans Kur-an dır ve Kur-an da ilmi ve bilimi işaret ediyor
Selâmetle

Admin   Diyor ki:
16 Ocak 2018 , 08:10:37
Katkılarınız için teşekkür ederim. Vahdet-i vücut'un batıda karşılığı panteizmdir. Panteizm ise Kur'an'a aykırıdır. Kur'an'da Allah eşsiz olduğunu belirtiyor. Vahdet-i vücut benim inancıma göre insanın kendini Tanrı ilan etmesidir ve şirktir. Vahdet-i vücut hariç görüşlerinizin tamamına katılıyorum

Hallaç   Diyor ki:
16 Ocak 2018 , 13:00:22
İşte sorun vahdet-i vücut ilkesini panteizmle eşdeğer kılmak. Vahdet-i vücut panteizmdeki gibi doğa tanrıdır mantığına dayanmıyor vahdet-i vücut Allahın mutlak varlığını ve tek gerçeğin onun olduğunu dünyadaki ve evrendeki herşeyin ona tâbi olduğunu savunuyor. Bu ilkede insan kendini Rabbinden ayrı görmüyor, bir örnek vermek gerekirse Güneşin saçtığı ışık misali Güneş ışığı saçar Güneş ışıktır ama ışık Güneş olamaz fakat ışığın içinde Güneşin var olduğuna dair belirtiler var.
Tâbi bu tür örnekler daha çok sıralanabilir ama konuyu dağıtmamak babında bukadarı kâfi.
Vahdet-i vücut bir bakış açısıdır ve bu bakış açısıda referansını nitekim Kur-an ayetlerinden alıyor.
Mesela Kaf 16, Enbiya 35, Ankebut 57, Nisa 126 gibi ayetleri iyi tahlil etmek gerek.
Tabîki bu bir bakış açısıdır kişi kendi kafasında neyi canlandırıyorsa onun yorumu ona cazip geliyor, bilgi birikim ve ilim gerek, herkes bildiği kadarını konuşur, yorumlar ve fikirler tartışmaya açıktır Allah cümlemizi şirkten korusun.
Selâmetle

Admin   Diyor ki:
16 Ocak 2018 , 14:43:47
Değerli bilgileriniz için teşekkür ederim. Vahdeti vucut felsefesini inceledim. Güneş ile ışık arasında bir bağ kurdunuz ve mantıklı bir örnek verdiniz. Ancak allah ile evren arasında bu tür bir neden sonuç ilişkisi yok. Güneş ile ışık arasında hatta evrendeki her şey arasında bir bağ var. Matrix filmindede buna değinilmişti. Ancak bu neden sonuçlar ve bağlar tanrıya bağlanmaz. Tanrı bu evrendeki gibi bir kaynak değildir. Derenin bir kaynağı vardır ancak bizim kaynağımız derenin bağlantılı olduğu kaynak gibi değildir. Tanrıdan insan ve evrene geçen bir parça yoktur. Benim inancıma göre tabii

Hallaç   Diyor ki:
16 Ocak 2018 , 16:03:57
Elbette ben ve benim gibi düşünenler Allahı Güneş gibi bir güç kaynağı ile mukayese etmiyoruz teşbihde hata olmaz ilkesiyle güneş-ışık örneğini verdim. Güneşin insanı yönetmesi ve ona rahmette bulunması veya cezalandırması gibi bir etkeni yok.
Fakat Kuran bu hususta Allahın kendi nefesiyle insanoğluna ruh üflediğini ve ruhu bedenini terk edince tekrar ona döndürüleceğinden bahsediyor. Gerçekten istişare ve aydınlanma amaçlı yazıyorum sakın bilmişlik taslıyor veya haklı çıkmak için konuşuyor sanmayın.
Dönüş gidilen noktayı değil çıkılan noktayı işaret eder bildiğim kadarıyla bu minvaldeki değimlerin hepsi bütün dillerdede aynıdır sanırım eğerki ben-i adem bedenen ölünce tekrar Allaha döndürülecekse çıkış noktası Allahı işaret etmezmi !?
İnsanoğlunun bütün hayatı aslında vicdanı ve nefsi arasındaki çatışmayla geçer vicdan dediğimiz merhamet mantık ve rasyonalizmi barındıran duyu sürekli bize doğru işler yapmayı adaletli ve merhametli davranmayı ( yani Allahın kelamullahta da insanoğluna nasihatte bulunduğu davranış tarzı ) telkin ederken nefsimiz sürekli istek ihtiras kin kibir gibi beşerî duyuları telkin eder velhasıl kelâm Mabud akıl kanalıyla Abid e sesleniyorsa aralarında hiçte küçümsenemeyecek bir bağ var demektir.
Eğerki insanoğlunun vicdanî telkinleri kendinden kaynaklanıyor diyorsak belki şirkin en büyüğüne girmiş oluruz.
Tâbiki bu yorum sadece beni ve fikriyatımı bağlar herkes reyinde hürdür ve mühim olan Allahın birliğine ve herşeyin onun emri altında olduğuna inanmak.
Selâmetle

Admin   Diyor ki:
16 Ocak 2018 , 18:23:02
Peki. Düşüncenizi anladım.