Allah’ın Tasarım Metodu Evrim (Bölüm-4): İslam Evrim ile Çelişir Mi?

Adem ve eşi cennette mi yaratıldı ve cennetten mi atıldılar?

Bundan bir önceki yazımda da belirttiğim gibi bilim evrim sayesinde süreçle oluştuğumuzu ispatladı. Bu da ilk insanların bu dünya da yaratıldığını hiç cennete gitmediklerini bize kanıtladı. Âdem ve eşinin cennette yaratıldığı ve dünyaya sürgün olarak gönderildikleri hurafeleri çürütüldü. Âdem hiç cennete girmedi. Âdem’in cennete gittiği ve oradan kovulduğu bir hurafeden öteye geçemez. Zaten evrim bu hurafenin temeline dinamit bırakmıştır. Bence bu dinamit çoktan hurafecilerin elinde patladı. İslam bu konuda ne iddialarda bulunuyor görelim:
 

Ve dedik ki:”Âdem! Sen ve eşin şu bahçeye yerleşin, orada canınızın istediği her şeyden serbestçe yiyin, şu ağaca da yaklaşayım demeyin, sonra zalimlerden olursunuz” (BAKARA 35)

Yukarıdaki ayetin orijinalinde bahçe diye meallendirilen kelimenin orijinalinde “cennete” geçer. Burada geçen cennet kavramını dinlerin vaat ettiği ahiret cenneti olduğunu ileri sürdü bazıları. Yahudi ve hristiyan kültürünü de arkalarına alan birçok Müslüman durumun gerçekte böyle olduğuna iman etti. Ancak iman ettikleri bu düşüncelerin arkasında Mezopotamya mitolojileri yer alır. Sümer, Asur, Babil mitolojileri Yahudililere ve Hristiyanlara onlardan da Kur’an’ın yorumlarına hadis adı altında bulaşmıştır.

Bakara suresi 35’te Âdem ve eşinin yerleştirildiği bir cennetten bahseder. Ancak burada bahsi geçen cennet dinimizin gideceğimizi vaat ettiği cennet değildir. Bu noktada şu itiraz yapılabilir: “Evrim patlak verince Âdem ve eşinin aslında hiç cennette gitmedikleri, hep dünyada oldukları anlaşıldığı için Kur’an’ı zorlayarak istediğiniz bilgiyi almak istiyorsunuz. Kur’an’ın anlamını değiştirerek bilime ayak uydurmaya çalışıyorsunuz” denilebilir. Kur’an’ı bilmeyip de İslam’ı bilgisiz Müslümanlardan öğrenen birinin bu eleştiriyi yapmakta hakkı vardır. Fakat bu eleştiriler insaflı bir eleştiri olamaz. İslam’ı eleştirmek için Müslümanlara değil Kur’an’a bakmak gerekir. Bir dini eleştirmek için onu uyguladığını iddia eden insanlara değil onun ana kaynağı incelenir. İnsaflı olan davranış budur. Mesela Haçlı seferleri para için yapıldı. Ancak bunu o insanlara emreden İncil değildi. Bu noktada Hristiyanlık suçlanamaz.

Gelelim yukarıdaki itirazı cevaplamaya. İslamiyet asırlardır bilim düşmanı, statükocu, çıkarcı insanların tekeline düştü. Asıl onlar Kur’an’ın anlamını değiştirmeye hadis adı altında Yahudi ve Hristiyan dogmalarını dinimize sokup Kur’an’ı zorladılar. Âdem ve eşinin aslında hiç cennette gitmediklerini biz evrim teorisinden bin yıl önce İslam bilginlerinden biliyoruz. Yani bu benim şu anki iddiam değil. Peygamberimizin amcası İbn Abbas, Ubeyde b. Ka’b, Süfyan b. Uyeyne, Hanefilik mezhebinin lideri Ebu Hanife olmak üzere bir çok İslam alimi bu ‘cennetin’ vahiy tarafından vaat edilen cennet değil, dünyadaki bir ‘bahçe’ olduğu görüşündedir. (2) İmam maturidi bu cennetin dünyadaki bahçelerden bir bahçe olduğunu söylüyor. Maturidi bu düşüncesini Te’vilatül Kur’an adlı Kur’an Tefsirinde dile getiriyor. (3) Yaklaşık 1300 küsür yıl önce bile İslam alimleri bu şekilde okumuştur. Ama bize sadece belirli kalıptaki âlimlerin sığ fikirlerini dayattıkları için farklı fikir ve seslerin olmadığını sanıyoruz.

Peki, Bakara 35’teki cennetin dünya cenneti olduğuna Kur’an’dan delilimiz var mı?

Elbette var hem de onlarca. Hadi Âdem’in çıkarıldığı cennetin ahretteki cennet olmadığını Kur’an’dan ispatlayalım:
 

Delil 1

  • Kur’an, vaat edilen cennette yasak olmadığını, çünkü orasının imtihan değil ödül alemi olduğunu belirtiyor. (İNSAN 22) Oysaki Âdem ve eşi bir ağaçtan yeme yasağıyla karşı karşıya kalmış ve böylece imtihan edilmişlerdir.
  • Kur’an, cennette isyan ve günah olmadığını söyler. (VAKIA 25) Oysaki Âdem ve eşi günah işlediler.
  • Eğer orası cennet olsaydı iblis oraya giremezdi. Çünkü Allah kendisini makamından kovmuştu. (ÂRAF 13) Oysaki şeytan, Âdem ve eşini cennette aldatmıştır.
  • Kur’an cennet ebedilik yurdudur (BAKARA 82), en azından cennete girenin oradan çıkarılmayacağını vaat etmiştir. (HİCR 48) Oysaki Âdem ve eşi cennetten kovulmuşlardır.
  • “Bir de sınırsız çeşitlilikte limitsiz meyveler; (32) ne bir kesintiye uğrar ne de yasaklanır (33)(Vakıa 32-33)  diyen ayet varken Âdeme yasak meyve olduğu söylendi.

Delil 2

İblis Âdem’i ölümsüzlük vaadiyle kandırdığı Kur’an ‘da belirtilmektedir. O ayeti görelim:
 

Bunun üzerine, şeytan onlara (o zamana değin) cinsellikleri hakkında henüz farkına varmadıkları şeyi ifşa etmek için fısıldadı ve “Rabbinizin sizi bu ağaçtan uzak tutması, başka değil, sadece siz (ondan yiyince) iki melek (gibi) olursunuz ya da ölümsüzleşirsiniz de ondandır.” (A’RAF 20)

Şimdi. Şeytan’ın Adem’i ölümsüzlük vaadiyle kandırabilmesi için Âdem’in ölümü görüp ölümün ne olduğundan haberdar olması gerekir. Kuran’da anlatılan ahiretteki cennet, ölümün gözlemlenmediği bir alandır. (BAKARA 82)  Bu da Hz. Âdem’in bu dünyadaki bir bahçede (cennette) yaratıldığı­nın bir delilidir. Bilimsel verilerle birleştirildiğinde Âdem kendisi gibi olan homo sapienslerin ölümüne şahit oluyordu. Kendisinin de öleceğinin farkında. Bu da Şeytan’ın ölümsüzlük vaadini daha anlaşılır kılıyor.(4)
 

Delil 3

“Biz sizi oradan (minhâ) yarattık, yine ona döndüreceğiz; ve oradan bir kez daha çıkaracağız” (TAHA 55)

Bu ayet ilk insanın dünyada yaratıldığını söyler. Bu ayet Adem’in cennette yaratıldığı veya burada yaratılıp ‘cennete’ yükseltildiği sonra günah işleyince hoop tekrar buraya indirildiği iddialarını çürütür. Ayetteki minhâ (oradan) ifadesi, insanın hammaddesinin yeryüzü olduğunu gösterir. Bu da ilk insanın dünya dışında bir yerde yaratıldığı tezini çürütür.

Delil 4

“Hani senin rabbin melaikeye ‘Ben yeryüzünde bir halife atamaktayım’ dediği zaman da şöyle sormuşlardı: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmakta ve kan dökmekte olan birini mi atayacaksın; üstelik biz seni övgü ile tesbih ve takdis edip dururken?’ (Allah) cevap verdi: ‘şu kesin ki, Ben sizin bilmediğiniz şeyleri de bilirim’ ”  (BAKARA 30)

Bakara 30’da Allah insanı yeryüzüne (fi’l ard) halife atayacağım diyor. Yeryüzüne atanan halifenin gökyüzüne veya ahrete geri göndermeyi gerektiren bir gerekçe var mı? Ayrıca cennette fesat ve kan dökücülüğün işi ne?
 Tüm bu ayetler Müslüman zihinlerin rivayetlerle zehirlemesi yüzünden anlaşılamıyor ya da yanlış anlaşılıyor. Rivayetlerle asırlardır bombardıman edilen Müslüman zihinler artık doğruyu hurafeden ayırt edemez hale gelmiştir.

Delil 5

Cennet kelimesi Kur’an’da, dünya bahçeleri için de kullanılır. Kuran’da, dünyadaki bahçeler için de “cennet” kelime­sinin kullanımına üç ayet kanıttır: Kalem 17, Kehf 32 ve İsra 91
 

“Şüphesiz şu (yukarıdakileri) sınamıştık, tıpkı malum bahçe (cenneti) sahiplerini sınadığımız gibi: Hani onlar, ertesi sabah kesinlikle hasat yapacaklarına dair sözleşmiştiler” (KALEM 17)

Bu ayet cennet kelimesinin dünya bahçesi olarak kullanıldığına kanıttır. Bu ayet ve devamındaki ayetlerde bahçesi olan bazı insanların Allah’ı hesaplamadan yaptıkları bir plan ve ardından olan olayları konu alır. Ve bahçe için “cenneti” kelimesi kullanılır.
 

“Onlara şu iki adam meselini örnek ver: Onlardan birine üzüm çubukları ekili iki bağ (cenneteyni) bağışlamıştık  onların çevresini hurma ağaçlarıyla donatmış, bir de o ikisinin arasında ekin bahşetmiştik” (KEHF 32)

Bu ayette de üzüm bahçesi/bağından bahsederken “cenneteyni” kelimesi kullanılıyor.
 

“Nitekim demişlerdi ki: (Ey Muhammed!) Bize yerden kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız. (90) Veya senin hurma ağaçlarıyla ve asmalarla dolu bir bahçen (cennet) olmalı; dahası onların arasından gürül gürül ırmaklar çağlatmalısın (91)(İSRA 90-91)

Bu ayetlerde Mekkeliler, Peygamberin peygamber olabilmesi için  zenginlik kaynağı olan su ve bahçesinin yanı toprağının olması gerektiğini belirtiyorlar. Eğer gerçekten peygamber ise Allah onu zengin etmeliydi. Burada da bahçeden bahsederken Kur’an “cennetun” kavramını kullanır. Bu üç ayete dünya bahçesi anlamında kabul edenler onca kanıta rağmen niçin Bakara 35’teki cenneti dünyadaki bir bahçe olarak çevirmiyorlar?

Delil 6

Niçin ayetler ahiret cennetini her yönden tasvir etmesine rağmen "ilk yurdunuz" diye nitelemiyor. Aksine cennetin "son durak" olduğu ayetlerle sabittir. Furkan 15 ve Ra'd 24 buna iki kanıtımızdır. Biliniyor ki ahiret cennetinin anlatıldığı ayetlerin hiç birinde Âdem’in olayına atıf yoktur.
 

“De ki: Ee, şimdi bu mu hayırlı, yoksa takva sahiplerine vaad edilen ebedi cennet mi? Ki o bir ödül ve bir son duraktır.” (FURKAN 15)

Âdem’in cennette olduğunu iddia edenlerin sığındığı ayet nedir?

Aslında böyle bir ayet yok. Sığındıkları bilgiler yanlış felsefi yorumlardır. İşte kanıt diye önümüze bıraktıkları ayet:
 

“(Allah) buyurdu: ‘Birbirinize düşman olarak çıkıp gidin/inin” (BAKARA 36)

Sadece bu ayet değil Âdem ve eşinin Şeytan ile beraber çıkıp gidin ifadesi Â’RAF 24’te de vurgulanıyor. Bu şekilde vurgulanan yerlerde kullanılan kavram Hubût (ihbitû)’dur. Burada kullanılan ihbitû (inmek/mekân değiştirmek) kelimesinden yola çıkarak bazı İslami çevreler cennet’in yukarıda bir yerde olduğunu ve Âdem’e inin diyerek onu cennetten dünya’ya sürgün edildiği kanaatini İslam’ın mutlak yorumu olarak bize dayatmaya çalışır. Onlara göre cennet gökte olmasa ve Âdem orada bulunmasa inin denilmezdi. Ama bir saniye! İhbitû kavramı Kur’an’da Bakara 61’de Hûd 48’de geçer ve anlamı Cennet gibi farklı bir boyuttan dünya boyutuna inmek değildir.
 

“ Yine bir zaman da demiştiniz ki: Ey Musa! Biz tek çeşit yiyecekten bıktık: Rabbine yalvar da, bize yeryüzünün değişik ürünlerinden; baklasından, acurundan, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından versin! (Musa) şöyle cevaplamıştı: Hayırlı olanı, daha değersiz ve aşağı olanla mı değişmek istiyorsunuz? Öyleyse dönün Mısır’a, istediklerinizin tümü orada sizi bekliyor!” (BAKARA 61)

Mısır’daki kölelikten kurtulan israiloğulları gittikleri diyarda bulunan kısıklı yiyecek türünü eleştiriyorlar ve sanki bizi bu kötü koşullar için mi esaretten kurtardın der gibi bir havaya giriyorlar. Musa peygamber doğal olarak bu nankör tavra tepki bırakıyor ve özgürlüğü yiyeceğe değiştirme isteğine karşı “Mısır’a dönün” tepkisini veriyor. Peki Mısır’a dönün derken hangi kavramı kullanıyor? “İhbitû mısran: Mısır’a inin” kavramını kullanıyor. Burada İhbitû kelimesi “çıkmak, dönmek” anlamında kullanılıyor.(6)
 

“(Nuh’a) Ey Nuh! Senin ve seninle birlikte olanların nesillerinden (gelecek) olanlara, katımızdan bir esenlik ve mutluluk, bir bereket ve bolluk (muştusuyla) inip yerleş.” (HÛD 48)

Bu ayette de Allah Nuh’a gemisinden inmesi için emir vermektedir. İhbitû kelimesi de bu dünya için gemiden inmek anlamında kullanıldı. Kur’an’da bu kelimenin kullanıldığı hiçbir yerde boyutlar arası geçişten bahsedilmez. Cennetten dünya’ya değil de dünya’daki mekân değişiminden bahseder. Demek ki Âdem hakkında kullanılan "inin" kelimesi dünyadaki bir yerden başka bir yere inmek için de kullanılıyor. Ancak Bakara 36’da bu anlamda da kullanıldığı kanaatini taşımıyorum. Râğıb’ın dediği gibi burada kullanılan İhbitû / Hubût kelimesi insan’ın düşüş ve alçalışını anlatır. Mustafa İslamoğlu’nun dediği gibi maddi olmaktan daha çok Allah’ın nezdinde sahip olduğumuz makam ve değerin inmesi anlamını taşır. “Makamından indi”, “tahtından indirildi” deyimlerindeki kullanılan iniş anlamı gibi. Âdem ve eşi Allah’a verdikleri sözü tutmayınca bulundukları makamdan indirildiler.
 

Sonuç olarak

Bakara 35’teki cennet dünya üzerindeki bir bahçedir. Her açıdan olağanüstü güzellikteki bu bahçeden çıkarılmayı sembolik bir anlatım olarak görüyorum. Adem ve eşinin bu bahçeden (cennetten) inmesi, ağacın yasaklanması vs.. ben sembolik bir anlatım olarak okumayı daha isabetli görüyorum. Âdem ve eşinin bu bahçeden inmesini “çıkarma” olarak anlarsak bir göçe tabi tutulduğunu düşünebiliriz. Ama başka yorumlar da yapabiliriz. Mesela Âdem ve eşinin Allah nezdinde itibar kaybettikleri şeklinde bir yorum yapabilirim. Belki de bahçeden çıkarma ile o itibarı tekrar kazanmak için sıfırdan başlama kastediliyordur. Bu konuda ne söylesek yorumdan öteye geçemez. Bu anlatım sembolik olabilir ama Âdem’in cennete hiç gitmediği gerçeğini değiştirmez.  

Bu ayeti yorumlayan Muhammed Abduh’un yorumunu da sizlerle paylaşmak isterim. Cennette yerleştirilme, yasak ağaçtan yeme ve tövbeden oluşan üç aşama, Abduh’a göre insanın yaratılışındaki üç evreye tekabül eder. Âdem’in adının anılması, bir kavmi büyüğünün adıyla anmak gibidir.  Adem kıssası ademoğlunun kıssasıdır. Cennette iskân üzüntü ve kederin olmadığı çocukluk evresine işaret eder. Ağacın meyvesinin yasaklanması ve bu yasağın çiğnenmesi, insan iradesinin (sorumluluğun) ortaya çıkma evresine, pişman olarak Allah’a yönelmek ise olgunluk evresine tekabül eder. (Muhammed Abduh, el- Menar I, 282-284)

Âdem’i kandırıp yasak meyveyi yediren Âdem’in eşi miydi?

Elbette hayır. Bu kadına din adına yapılan en büyük iftiradır. Havva ismi Kur’an’da geçmediği için ben de Âdem’in eşi tabirini kullanıyorum. Bazılarınız bunu garipseyebilir. Ama bu ismin kökeninde kadını aşağılama amacı olabilir. Mesela Havva, hayâ ve Hayye aynı köktendir. Hayye ise “yılan” anlamına gelir.(7) Havva kelimesinin yılan kelimesi ile aynı kökten gelmesi beni bu isme karşı şüpheci yaklaşmaya zorluyor. Bazıları Havva kelimesinin İbranicedeki “iva” kelimesinden geldiğini iddia ediyor ki anlamı kötülüktür. Bildiğiniz gibi İngilizcede şeytan, kötülük kelimesi için “Evil” kullanılır. Bunun kelime kökeni “Eva”dan gelir yani “Havva”dan. Kelime bilimci olmasam da Allah bir kişi hakkında isim belirtmemişse benim gidip mitolojilerden isim devşirme ihtiyacım olmamalı.

Gelelim asıl konuya. İlk önce bu iftira Müslümanların zihnine nereden geldi bununla başlayalım. Tevrat, Âdem’i kandırıp yasak meyveyi yedirenin Âdem’in eşi olduğu iftirasını hiç utanmadan yapar.
 

“Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi” (Tevrat 3:6)

Gerçekten bu satırları yazmak bile utandırıyor insanı. Çünkü benim de annem var, ablam var, kız kardeşim var. Kadına ilk günahı yüklemeye çalışan bu hastalıklı düşünce insafın olduğu bir dünyada yeşerebilir mi? Tevrat’taki bu ayeti bir erkeğin yazdığına zerre şüphem yok. Bu ayeti kaleme alan erkek, Kadını aşağılama ve ilk günahı onların üzerine yıkma girişimi olan bu iftirayı kadınlara atarken hiç utanmamış veya hiç yüzü kızarmamış olabilir. Ancak Allah Kur’an’da ayetlerini az para karşılığı değiştiren insanlar için özel bir uygulamayı haber vermektedir. Kadını önce ötekileştirip, sonra ona ilk günahı yükleyerek onu şeytanlaştırma (Evil,Eva) ahlaksızlığına elbette Kur’an sessiz kalmayacaktı. Bu çamuru temizlemek için birçok ayet indi. İşte içlerinden biri olan Taha suresi:
 

“Hal böyleyken Şeytan onu vehimlere sürükleyerek ‘Ey Âdem!’ dedi, ‘sana sonsuzluk ağacını ve sonu gelmez bir saltanatın (yolunu) göstereyim mi?’ (120) Derken o ikisi ondan yediler. Bunun ardından kendi cinselliklerinin farkına vardılar ve başladılar bahçenin yapraklarından topladıklarıyla üzerlerini örtmeye: sonuçta Âdem Rabbine karşı gelmiş ve huzurunu bozmuş oldu. (121) Nihayet Rabbi onu seçip arındırdı. Dolayısıyla hem tövbesini kabul etti, hem de ona (sorumluluğunu ifa edecek) yolu göstererek… (122) (TAHA 120, 121, 122)

Yukarıdaki ayetler Tevrat’ın Âdemi saptıran eşi idi tezini çürütmek için Allah tarafından kadına atılan iftira çamurunu temizleme operasyonu olarak görmek gerek. Taha suresinin yukarıdaki 120. ayeti ilk sapanın Âdem olduğunu vurgular.  Âdem’i kandıranın eşi değil şeytan olduğunun altı çizilir. Bu vurguyu Bakara 36 ve A’raf 22’de yapar. Ve Allah yapılan hata için Âdem’in eşini değil Âdem’i işaret ediyor ve şöyle diyor : “Âdem Rabbine karşı gelmiş ve huzurunu bozmuş oldu” burada Âdem’in eşi aynı günahı işlemesine rağmen suçlanmıyor. Bu da Âdem’in eşini ikna ettiği sonucunu çıkarmak bile mümkün. Daha sonraki ayette “Nihayet Rabbi onu seçip arındırdı. Dolayısıyla hem tövbesini kabul etti” gibi bir ifade var. Burada da günahı işleyen sadece âdemmiş gibi davranılıyor. Bence bu olayda Allah Âdem’in eşinden çok Âdem’i sorumlu tutmuyor. Dikkat ederseniz Taha 120 ve 121’de ikiniz zamiri kullanılırken, Taha 121’in son bölümde ve 122’de Allah’a isyan etme hatasına vurgu yapılırken Âdem’in eşi değil yalnızca Âdem vurgulanıyor. Sanki Âdem’in bu noktada daha fazla sorumluluğu vardı. Taha suresi 115’de “Âdemi kararlılık sahibi bulmadık” diyor. Aynı ifadeyi eşi için kullanmıyor. Kadını günah keçisi ilan etme girişimi büyük bir ahlaksızlıktır. Bir erkek Müslümanlık iddiasını taşıyorsa cinsiyet ırkçılığını bırakıp Kur’an’a kulak vermelidir. Hatta Annesine, ablasına, eşine ve kızına karşı pozitif ayrımcılık yapmalıdır.
Peki sizce bu iftirayı kadına ilk yapan Tevrat mıydı? Tabii ki hayır. Âdem’in eşinin yasak ağaca yaklaştırdığı bu günahı onun yüzünden işlediği anlatısının kökeni de Babil efsanesidir.
 

Bu efsaneye göre; Tanrıça iştar’ın güzelliğine kapılan Enkidu, tıpkı Tevrat’ta denildiği gibi kendini “bilgi ve bilgelikle” donanmış bulur. İştar’ın sevgilisine söylediği sözler, yılanın aldattığı eşinin Âdem’e aktardıklarına benzer (Alexander Heidel, Babil Yaratılış Destanı Enuma Eliş, İstanbul 2000)

Âdem’in çömlekten yaratıldığı inanışı

Bu rivayet asırlardır Müslümanların ilk insan algısını oluşturur. Vaizler, din bilginleri böyle anlatmış, böyle inanmış. Fakat şu kesinlikle bilinmelidir ki bu rivayet İslam inancından gelmez. İsrailiyat kaynaklarından dinimize sokulmuştur. Kur’an ayetlerinin yorumu olarak Kur’an’a gizlice sokulmuş ve dine ilave edilmiştir. Zaten bilim Âdem’in anne babası olduğunu, kendisinin birçok homo sapiens beşerinden biri olduğunu ortaya koydu. Hangi hurafe bilimin önünde durabilir ki?  Bu rivayetin hikâyesi uydurulmuş dinin İslam diniyle gizlice yer değiştirmesinin de hikâyesidir. Rivayetin özeti:
 

“Sonra Allah meleklere, yeryüzünden Âdem’in yaratılacağı toprağı almalarını emretti ve getirdiler. Allah o toprağı kuru, kara kokuşmuş bir balçık haline getirdikten sonra ondan Âdem’i yarattı. Âdem kırk gece atılmış bir çömlek halinde bekledi. İblis gelip ayağıyla ona vuruyor, ondan ses geliyordu. İblis ağzından girip anüsünden çıkıyor, anüsünden girip ağzından çıkıyor ve “sen bir şeye yaramazsın? Niçin yaratıldın ki? Eğer senin başına musallat edilirsem, elbet seni helak edeceğim, seni isyana sürükleyeceğim” diyordu. Sonra Allah Âdem’e ruhundan üfledi. O üfleme Âdem’in başından başlayarak ulaştığı her yanı et ve kana dönüştürdü.” (8)

Bu yukarıdaki akıl almaz mitolojik rivayeti hadis olarak İslam’a sızmış halde görüyoruz. Ahmed b. Hanbel Müsned IV,400,406; Ebu Davud  Sünen 4693; Tirmizi, Sünen IV,67,68 gibi hadis kaynaklarına bu mitolojik hikaye girmeyi başarmıştır. Hatta buna benzer rivayetler bilimsel metodu olmak zorunda olan tarih kitaplarına bile girmeyi başarmıştır. İbn Sa’d, Tabakat I, 56.

Rivayet baştan başa saçma ve bilime aykırı ama sadece bilime değil Kur’an’a’da aykırı. “Eğer senin başına musallat edilirsem” kelimesini iblis kullanıyor. Sanki Allah onu Âdem’e musallat edecekmiş gibi. Bu ifadeler Kur’an ile uyuşmaz. Yukarıdaki rivayetin Hristiyan Batınileri tarafından inanılan bir versiyonuna göre Âdem’e ruh üfleyen bizzat şeytanın ta kendisidir. O, Tanrıdan çaldığı ruhu Âdem’in çömleğine ağzından ve anüsünden üflemiş, bunun üzerine ruh kaçmış, o da ruhu yakalayarak üzerine işemiş ve onu kirletmiş, ancak bu sayede ruhun insan içinde kalmasını sağlamıştır.(9)

Yukarıdaki rivayet Kur’an süzgecinden geçemez. Zaten bir çocuğun uydurduğu belli olacak kadar çocuksu bir kurgudur. İblis daha yaratılmamış olan Âdem’e “seni isyana sürükleyeceğim” diyor. Başka bir yerde de İblis kendi sapması için Allah’ı suçluyor. Beni sen saptırdın” diyor. (Â’RAF 16) Bu da onun Allah’a iftirasıdır. Âdem ise Kur’an’da “Beni iblis saptırdı” dememiştir. Aksine “Ben kendime zulmettim” (Â’RAF 23) demiştir. Allah da Âdem’in sapmasını Âdemin eylemi olarak takdim etmiş “Âdem isyan etti ve yoldan saptı” (TAHA 121) demiştir. İblis insana fısıldayabilir ama sonuçta irademizle seçim yaparız. İstersek onun fısıltılarını kulak ardı edebiliriz. Şeytan’ın bizi isyana sürükleme gücü yoktur. Rivayet bu yüzden Kur’an’a uymaz.

Peki, insanoğlu Kur’an’a göre nasıl oluştu?

Kur’an bize tüm dünyadaki canlılığın suda yaratıldığını söyler. “Biz her canlıyı sudan var ettik” (ENBİYA 30) dolayısıyla tüm canlılığın ilk atası olan tek hücre suda yaratıldı. Bilim bunu bugün onaylıyor. İlk hücresel atamızdan dolayı bizde sudan yaratıldık diyebiliriz. Kur’an bunu da vurgular ve  “sudan insanı yaratan…” (FURKAN, 54) diye bir bilimsel ifade kullanır. Âdem de insan olduğuna göre o da Kur’an’a göre sudan yaratılmıştır. Ancak çömlek hikâyelerinin arkasından giden kimi Müslüman çevreler Ali İmran 59’u örnek vererek Âdem’in topraktan yaratıldığını dolayısıyla çömlek hikâyesinin tutarlı olduğunu ifade etmektedir.
 

“Allah onu (Âdem’i) toprak türünden yarattı” (AL-İ İMRAN 59)

Âdem’in topraktan yaratıldığını belirten tek ayet Âli İmran Suresi 59. ayettir. Ancak Kur’an topraktan yaratılmayı Âdem’e has kılmaz. Aksine tüm insanlık topraktan yaratılmıştır:
”Ey insanlık! Eğer yeniden diriliş konusunda kuşku içindeyseniz, unutmayın ki Biz sizi topraktan yarattık” (HAC 5) Ayrıca Rum 20 ve Mü’minun 12’de tüm insanlığın topraktan yaratıldığını söyler. Görüldüğü gibi Kur’an sadece Âdem’in değil tüm insanlığın topraktan yaratıldığını ifade ediyor. Sonuç olarak biz nasıl dünyaya gelmişsek Âdem’de o şekilde bir anne ve baba’dan dünyaya geldi.

Âdem’in topraktan yaratılışını çömlek yapımıyla karıştıranlar “Biz her canlıyı sudan var ettik” (ENBİYA 30) ayetini de Allah’ın tek hücrelilerden çok hücrelilere, kuşlardan, sürüngenlere varıncaya dek her canlıyı tek tek su ham maddesinden yarattığı şeklinde anlamalılar. Ama bu mantıksız bir yorum olur. Burada her canlının ilk kökeninin sudan yaratıldığı ifade ediliyor. Bilim tüm canlıların ilk atasının okyanuslardaki volkanik bacaların kenarlarında yaratıldığını iddia ediyor ve bu noktada Kur'an'ı destekliyor.

Topraktan yaratılma sembolik bir anlatım mı?

“İnsan aceleden yaratılmıştır” (ENBİYA 37)  Âdem’in çömlekten yaratıldığını iddia edenler bu ayeti şöyle anlıyor olmalı “acele” diye bir ham madde vardı ve Allah insanı o maddeden yarattı. Ancak acele diye bir ham madde yok ki. Bu anlatım bir mecazdır. “insan aceleci bir varlıktır” denilmek isteniyor. Tıpkı bunun gibi topraktan yaratılma bir mecaz olabilir. Topraktan beslenmemiz ya da ölünce toprağa karışmamız çürüyen cesedimizi kullanan bitkiler ile yaşam döngüsünün devam etmesi sembolik olarak anlatılmış olabilir. Ya da bizi var eden şey topraktaki elementler. O elementleri oluşturan yıldızlar. Topraktan yaratılışımız ile yıldız tozundan oluştuğumuz da kast ediliyor olabilir. Ama belki de bu sembolik anlatım değildir. Okyanusta oluşan ilk ve tek canlı hücre okyanusun dibindeki toprakta oluşmuş da olabilir. Bilmiyorum. Bilim ilk canlı hücrenin nerede oluştuğunu keşfettiği zaman bu ayetleri daha iyi anlayacağımız kanaatindeyim.
 

Kur’an elementer yaratılışa dair 7 aşamadan bahseder.

  1. Min turâbin:“Toprak türünden” (HAC 5)
  2. Min salsâlin: “Ses veren balçık türünden” (HİCR 26)
  3. Min salsâlin ke’l- fahhâr:”ses veren pişirilmiş balçık türünden” (RAHMAN 14)
  4. Min hamein mesnûnin:”Yoğunlaşmış çamur türünden” (HİCR 28)
  5. Min tinin:”Çamur türünden” (EN’AM 2)
  6. Min tinin Lâzibin:”Yapışkan bir balçık türünden” (SAFFAT 11)
  7. Min sulâletin min tinin: “konsantre bir balçık türünden” (MÜ’MİNUN 12)
Tüm yukarıdaki ayetler yaratılışın elementer kökeninin aşamalılığına delil olur. insanlığın yaratılışı aşama aşama farklı süreçlerden geçmiştir. Yukarıdaki yaratılış için kullanılan ifadeler sürekli değişmiştir. Sembolik olacağı gibi evrimsel basamaklara da atıf yapıyor olması muhtemeldir. Dediğim gibi bilim ilk canlı hücrenin nasıl oluştuğunu ve oluşma aşamalarını keşfettiği zaman bu ayetleri daha iyi anlayacağımız kanaatindeyim. Somut mu yoksa simgesel mi ancak o zaman net bir bilgiye sahip olabiliriz.

 İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir ne demek?

“Allah katında İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. Allah onu toprak türünden yarattı, ardından ona “ol” dedi; işte o da böylece oluş sürecine girdi” (AL-İ İMRAN 59)

Bu konuda Mustafa İslamoğlu şu soruyu sorar: Kur’an, burada dikkatimizi İsa’nın yaratılışıyla Âdem’in yaratılışındaki olağanüstülük müdür, yoksa olağanlık mıdır? Bu çok doğru bir soru. Asırlarca bu ayete bakan Müslümanlar “Âdem ebeveynsiz doğdu demek ki İsa’da onun gibi doğdu” şeklinde anlamışlar. Ancak bu konuda İslamoğlu’nun düşüncesi daha isabetlidir. Bu ayette asıl vurgulanmak istenen İsa’da tıpkı ilk bilinçli insan Âdem gibi insanlık ailesine mensup olduğudur. İsa’da bir annenin karnında 9 aylık bir evrim geçirerek dünyaya geldi. Ayet, İsa Meryem’in oğludur, Allah’ın değil demektedir.

Ancak Allah bu ayete müthiş bir dipnot bırakmıştır. Daha doğrusu sadece doğru açıyla bakmayı başaranların görebileceği gizli bir not gibi. Eğer İsa’nın durumu ayete göre Âdem’in durumu gibiyse, İsa’nın bir annesi vardı, demek ki ayete göre Âdem’in de annesi var denilebilir. Aslında yukarıdaki ayette kast edilen İsa’nın da Âdem’inki gibi olağanüstü doğumu değil,  İsa’nın da Âdem gibi embriyolojik süreçlerden geçmesidir. Yani olağan doğumudur. Kilise’nin peşine takılıp olağanüstü mucizeler aramak Müslümanlara yakışan bir tavır değildir. Başka yazımda da açıklamıştım. Bilim şu anda Meryem’in hamileliğini açıklamaya yaklaşmıştır. Büyük olasılıkla Meryem hermafrodit bir bireydir. Yani kendi kendini dölleyebilme özelliği vardı. Yani İsa’nın doğumu da gayet bilimsel ve açıklanabilir olarak normal gerçekleşti.

Âdem’in eşi Âdem’in kaburga kemiğinden mi yaratıldı?

İnanın kadına iftira atma yarışması olsa bu iddia birinci gelebilir. Erkekler, Allah adına bol bol yalan söyleyip bol keseden kadına iftira atmanın bedelini ödemeyeceklerini sanır. Muhtemelen bunun bilinçaltında Allah’ın kendilerinden yana olduğunu sanmaları yatar. Allah’ı tenzih ederim ama belki Âdem’den bu güne kadar milyarlarca insanın hayalindeki Tanrı figürü en az Zeus kadar, Poseidon kadar ya da Horus kadar erkektir. Burada kadınlara sesleneceğim ama hiçbir sesleniş Allah’ın gibi olmaz en iyisi Allah seslensin:
 

“Aldatıcının hiçbir türü sizi Allah (hakkındaki asılsız düşünceler) ile aldatması” (LOKMAN 33)

Müslüman kadınlar sadece bu ayete bile baksa erkeklerin Allah adına kendilerine yaptıkları aşağılamaları kabul etmemeleri gerekirdi. Erkekler kadınları kendilerine kul etmek için Kur’an’ı yorumlarken kendi menfaatlerine göre eklemeler yapmaktalar. Kadınlarımız, bu çirkin ve ahlaksız yaklaşımlar İslam dininde olmaz diyeceğine Allah’tan gelmiş deyip iman etmekteler. Hâlbuki Kur’an okusa kadınlarımız Lokman suresi 33. ayetinin kendilerini erkeklere karşı binlerce yıl önce uyardığını da anlayacaktı. Bu konu içimde bir yara olduğu için ana sorudan uzaklaştım kusura bakmayın. Annelerimiz çok çekti, ablalarımız da öyle. Bugün bu zihniyete Müslüman erkekler olarak dur demezsek yarın eşlerimiz çekecek, ileride canımızdan bir parça olan kızlarımız, kız torunlarımız. Gelecekte kızlarımız, kadınlarımız, annelerimiz için güven içinde ve erkeklerle eşit olacakları bir dünya bırakalım. Ana sorumuza dönelim. Âdem’in eşinin Âdem’in kaburga kemiğinden yaratıldığına dair rivayetler eski-yeni hemen bütün rivayet tefsirlerinde yer almıştır. Tefsir dünyasında önemli bir yeri olan Taberi Zümer 6’nın tefsirinde başımızı öne eğecek şu yorumu yapar:
 

“Ayette zikredilen ‘Bir tek nefisten’ maksat Adem, ondan meydana getirilen ‘eşinden’ maksat ise Havva’dır. Katade, Havva’nın Âdem’in kaburgasından yaratıldığını söylemiştir. Allah insanları Âdem ve Havva’dan meydana getirmiştir.” (10)

Bu tefsirini Rum 21 ve Nisa 1 için de yapmıştır. İbn Kesir tefsirinde A’raf 189’un yorumunda Âdem’in eşinin Âdem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı rivayetine yer verir. Âdem’in eşinin Âdem’in kaburga kemiğinden yaratıldığına dair en ayrıntılı rivayeti Razi’nin Bakara 35’e yaptığı yorumda görüyoruz. Rivayet ibn Abbas, ibn Mesud ve bazı sahabilere(!) isnatla naklediliyor:
 

“Allah İblis’i cennetten çıkarıp Âdem’i cennete koyunca Âdem orada yalnız kaldı. Onun yalnızlığını giderecek kimse yoktu. Bu yüzden Allah ona bir uyku verdi. Sonra sol tarafının kaburga kemiklerinden birini alıp yerine et koydu ve o kaburgadan Havva’yı yarattı. Âdem uykudan uyanınca başucunda oturan bir kadın buldu ve ona ‘sen kimsin?’ diye sordu. O, ‘bir kadın’ cevabını verdi. Âdem, ‘Niçin yaratıldın?’ dedi. O, ‘sen bana ısınasın diye yaratıldım’ dedi. Melekler ‘Onun ismi ne?’ diye sordular. ‘İsmi Havva’ dediler. ‘Niçin Havva diye isimlendirildi?’ dediler. Birisi ‘çünkü o canlı bir şeyden yaratıldı’ dedi. ” (11)

Şimdi yukarıdaki iki rivayette sözde hadistir. Yani peygamber söylemiş. Erkek cinsiyetçiliğinin zirve yaptığı yukarıdaki mitolojik rivayetleri asla peygamberimiz söylemez. Peygamber adına bu kadar yalan söylenebilmesi kanımı donduruyor. Birazdan bu rivayetlerin asıl kaynağının Mezopotamya mitolojileri olduğunu ispatlayacağız. Akıllarınca Sümer, Asur ve Babil efsanelerini hadis diye bize servis edecekler. Biz de nebi şüphesiz doğru söylemiştir deyip sorgulamadan iman edeceğiz. Bizi aptal yerine koydukları yıllar geçti. Allah’a bin şükür ki bilim bugün önümüzü çok güçlü bir şekilde aydınlatıyor. Ortaya çıkan Sümer, Asur, Babil ve diğer yazıtlar bugün din sandığımız birçok şeyin aslında insan ürünü efsaneler olduğunu net bir şekilde bize gösterdi. Mezopotamya efsaneleri ilk önce Tevrat ve İncil’e bulaştı. Kur’an’a bulaşamadı ama dinimizde hadis adlı çatlaktan içeri gürül gürül aktılar.  Sonra Kur’an’ın yorumlanmasında karşımıza çıktılar. Tıpkı yukarıda size verdiğim örnekler gibi. Koskoca İslam âlimleri Sümer efsaneleriyle Kur’an’ı yorumlamışlar. Ne acı! Tüm Müslüman kadınlara sesleniyorum sizi aşağılayan sanki erkek için yaratılmışsınız gibi bir algı oluşturan sizi erkeğin kulu gibi gösteren dini reddedin. Yukarıdaki rivayetleri Kur’an’ı bir nebze bilen her kadın ve her erkek reddetmek zorundadır. Bu noktada kadınların şu soruyu sorması ve sorgulaması gerek. Âdem’i topraktan yaratan Allah’ın toprağı mı bitti de kadının hammaddesini erkekten almış? Allah’ın Âdem’i yaratmak için muhtaç olmadığı kemiğe Âdem’in eşini yaratmak için muhtaç olmasının bir izahı var mı?

Şimdi hadis adı verilen bu fikirlerin bize geldiği kaynağı size ifşa etme zamanı geldi. Eski ahit yani Tevrat. Kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığını söyleyen eski ahit, yani Tevrattır. Kadın ile erkek arasında ontolojik eşitsizliğe vurgu yapmaktadır. Üstelik bu adaletsizliği, yaratıcının arzusu olarak takdim etmektedir. Tevrat’a bir göz atalım:
 

Sonra ‘Âdem’in yalnız kalması iyi değil’ dedi. ‘ona uygun bir yardımcı yaratacağım’” (YARADILIŞ 2:18)
“RAB Tanrı Âdeme derin bir uyku verdi. Âdem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı.(21) Âdem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Âdem’e getirdi.(22)  Âdem ‘İşte bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir’ dedi. ‘Ona kadın denilecek, çünkü o adamdan alındı’ türemiştir (23)(YARADILIŞ 2:21,22,23)

İşte dinimize peygamber sözü diye servis edilen bu faşist ve cinsiyetçi fikirlerin İslam’a nereden geldiğine artık biliyorsunuz. Tevrat’ın RAB Tanrısı Yehova, kadını aşağılayan, cinsiyet ırkçısı biri. Asla bir Müslüman kadın Allah’ın onu erkeğin yardımcısı olarak yarattığına inanmamalıdır. Allah’ın kendisini 2. sınıf olarak yarattığı masalı erkeklerin tezidir, Tanrı’nın değil. Bazı Müslüman kadınların Allah demek ki böyle yapmış. Allah nasıl murat ettiyse öyle oldu deyip asırlardır bize dayatılan bu çirkin düşünceleri imanın gereğiymiş gibi kabul ettiler ve etmekteler. Bu bende ve vicdan sahibi her insanda derin yaralar açmaktadır. Oysaki Kur’an açıkça insan türünün tamamına hitap ettiği bir pasajında yaradılıştan gelen eşitliğe (sevvâke:seni eşitledi) kelimesine dikkat çeker.(İNFİTAR 7) İnsanlığın başlangıçta tek bir ümmet olduğunu vurgular (BAKARA 213) Erkek veya kadın için değil, insan için sadece emeğinin karşılığı olduğunu söyler (NECM 15) üstünlüğün yalnızca Takvada (sorumluluk bilincinde) olduğunu dile getirir. (HUCURAT 13)

Her Müslüman erkek ve kadın şunu bilmelidir ki kadın ve erkekten biri diğerinden yaratılsaydı erkek kadından yaratılırdı. Niye mi? Çünkü hala erkekleri doğuran kadındır. Kadın olmasaydı hiçbir erkek olamazdı. Kadını aşağılayıp sonra bunu Allah adına yaptığını ifade eden cahil ve ırkçı Müslümanlara karşı çok öfkeliyim. Bari ırkçılıklarını Allah’a atfetmeseler. Hesap Gününde Allah’a attıkları bu iftiranın hesabını veremeyecekler.

Şimdi konunun biraz daha dibine vuralım. Peki, bir zamanlar Allah’ın gönderdiği Tevrat ve İncil’e ne oldu da bu tür ahlaksız iddialarla doldu? Allah cinsiyetçi olmadığına göre kadına karşı bu çirkin bakış açısı Tevrat’a nasıl girdi? Yahudiler bu çirkin düşünceyi kimlerden aldı? İşte bilim bugün bunun net cevabını veriyor bizlere. Elbette Mezopotamya toplumlarından aldıkları efsanelerle dinlerini kirlettiler. Allah’ın sözü ile insan sözü birbiriyle harmanlandı. Bu Mezopotamya toplumları hangileri? Sümerler, Asurlar, babiller vs..  Günümüz Tevrat, Hz. Musa’ya indirilen Tevrat değildir. Eski ahit dediğimiz bu kitap Tevratt’tan yüzlerce yıl sonra beş asırlık bir süreçte birbirinden farklı yazarlar tarafından kaleme alındığı, bizzat Yahudi kökenli araştırmacılar tarafından dile getiriliyor. Freidman ve Collins Tevratta yer alan birçok anlatımın MÖ 3 bin ile 1 bin arasında Mezopotamya mitolojilerinde yer aldığını ispat ederler. İşte Asur mitolojisinden Eski Ahit (Tevrat) inancına alınan Lilith efsanesi:
 

“Âdem’in ilk karısı Havva değil ‘Lilith’dir. İkisi birlikte yaratılmıştır Kendisini Âdem ile eşit görüp onunla yatmaz. Âdem’den kaçar. Melekler geri getirmek ister, fakat o iblis ile evlenerek dişi bir şeytan olmayı seçer ve bir sürü cin doğurur. Âdem ve Havva kovulmadan önce cenneti terk ettiği için ölümsüz olmuştur Lilith.  Efsaneye göre küçük çocukların canını alan da Lilithdir. Tanrı daha sonra onun yerini, erkeğin kürek kemiğinden bir kadın yaratarak doldurmuştur. Lilith ise bunun acısını Âdem’e elmayı yedirerek çıkarmıştır” (12)

Lilith âdemi terk ettikten sonra bir de kıskançlık yapıyor ya :) Aslında kaburgadan yaratılma hurafesinin kaynağı Tevrat’ta değil aslında. Kaynak Mezopotamya efsaneleri olduğunu iyice gördünüz. Önce kadını şeytanlaştıran bu Yahudi bakış açısının nereden geldiğini gördünüz. Asur mitolojisinden İslam tefsirine uzanan bu süreç sizi de en az benim kadar sarsmış olmalı. Meğer yıllarca din diye Asur efsanelerine inanmışız. Anlayacağınız Talmud’a ait (Tevrat’ın tefsiri) Lilith yorumunun kökeni Asur mitolojisidir. Hristiyan Bâtınileri de kendilerince bu hikâyeye katkı sunmayı ihmal etmediler.
 

Onlara göre Havva önce şeytanil ile yatmış bu birliktelikten Kabil doğmuştur. Daha sonra Âdem ile yatmış, bu birliktelikten de Habil doğmuştur. “Kabil Şeytandan olmalıdır” (YUHANNA 2:12) cümlesini bu şekilde anladılar.(13)

Gerçekten hayal gücümüz çok geniş. Başka diyecek bir sözüm yok. İçinizden bazılarınız ya Yahudiler Filistin’de yaşadı . Sümerler, Asurlar, Babilliler ise Irak, Türkiye ve Suriye bölgesinde yaşadı. Birbirleriyle ne alakası var? Bu konu da baya uzun başka bir yazıda bunu konuşalım. Ama şimdilik özet geçeyim. Yahudiler tarihlerinde iki sürgün yediler. Biri tarihe Asur sürgünü olarak geçti, diğeri ise Babil sürgünü olarak. Yahudilerin ülkesine saldıran Asurlu ve Babilliler bunları köle olarak yanlarında götürdüler. Asırlarca birlikte yaşadılar. Bu efsanelerin Tevrata girişi o yıllardan hatıra.

İşte kaburga hurafesine bir mitoloji daha. Ömrünü batık uygarlıkları keşfe adamış kâşif James Churchward, Havaii yerlilerinin mitolojisinden şu cümleyi aktarır:
 

“Taaroa, erkeği kırmızı toprak Area’dan yaptı ve burun deliklerine üfledi. Kadını erkeğin kemiklerinden yaptı ve ona Lvi dedi” (14)

İnanabiliyor musunuz? Kur’an diye İslam diye kimlerin inançlarını dinimize almışız. Şaşkınlık yerini hayrete, hayret yerini kedere bırakıyor. Yahudiler erkeği kadının ham maddesi yaparak kadın üzerinde mutlak bir erkek egemenliği sağlamış ve bunu da dini bir boyayla boyamış hem de kadını şeytanlaştırmıştır. Allah’a şükürler olsun ki Kur’an ilk günkü berraklığıyla bize ulaştı. Yoksa bizde çoktan masalların içinde yitip gitmiştik. Ayrıca bilime de çok şey borçluyuz. Mezopotamya toplumlarının eski yazıtlarını okumayı başaran bilim insanlarımız sayesinde biz aslında bu düşüncelerin kökeninin Asur, Sümer ve Babil olduğunu, Allah olmadığını öğrenmiş olduk.

Peki, Âdem’in eşinin Âdem’in kaburga kemiğinden yaratılmasına Kur’an ne diyor?

Kur’an tek bir ayetiyle bu iftirayı çürütür. “Ey insanlık! Elbet sizi bir erkekle bir dişiden yaratan biziz” (HUCURAT 13)  Bu kadının erkekten yaratıldığı tezini çürüten ayettir. Ancak kaburga yorumlarını Tevrat’tan aldıkları ortaya çıkmasına rağmen, onların da Mezopotamya efsanelerinden aldığı ortaya çıkmasına rağmen hala bu tezi savunanlar vardır. Peki neye dayanıyorlar? Kur’an’dan bir delil var mı? Onlara göre var. Kur’an’daki Nisa 1’de de adı geçen nefsi vahide onların en büyük kanıtı. Peki gerçekten dedikleri bir kanıt mı yoksa Kur’an’a düşüncelerini zorla dayatmak mı? Kur’an’da nefsi vahide beş yerde gelir.  İniş sırasına göre A’raf 189, En’am 98, Zümer 6, Nisa 1. Bu ayetlerden birini yazalım ve devam edelim.
 

“Ey insanlık! Sizi bir tek canlı varlıktan (nefsi vâhidetin) yaratan, ondan da eşini yaratan ve her ikisinden de birçok erkek ve kadın var eden Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!” (NİSA 1)

Bu ayetlerde geçen nefsi vahide’yi Müslümanlar farklı yorumlamışlar. O yorumları inceleyelim.
1.  Nefsi vahideyle Âdem, “Eşi” ile de Havva kastedilmiştir. Klasik Kur’an yorumcularının neredeyse tamamı böyle anladılar. Bunun temel sebebi başka dinlerden dinimize giren mitolojik rivayetlerdir. Bu tezin şöyle bir eksikliği var. Her yerde Âdem kelimesini kullanmaktan çekinmeyen Kur’an burada niçin nefs-i vahide desin. Nefsi vahide’ye Âdem demek Kur’an’a söylemediği bir şeyi söyletmektir.

2.  İkinci görüşe göre insanın embriyolojik yaratılış sürecini başlatan sperm hücresi kast edilmiştir. Bu kelimenin geçtiği diğer dört ayeti hesaba katmazsak A’raf 189’dan böyle bir sonuç çıkar. Fakat En’am 98 bu yorumu desteklemez.

3.  Dünyadaki insan dâhil tüm canlıların atası olan ve evrim sürecini başlatan ilk ve tek canlı hücre kastedilmiştir. Yani canlılığın yaklaşık 3,5 milyar yıl önce ilk atası olan o tek hücrenin kastedildiği kanaatini taşıyorum. İsabetli bulduğum görüş budur. “ondan da eşini yaratan” ibaresini de hücrenin bölünerek çoğalması olarak kabul etmek daha mantıklı olacaktır.
 
Kur’an’da beş ayrı yerde nefs-i vahide:Tek nefis kelimesi ile Adem’in kastedildiği düşünülmüştür. Ama bu sadece bir yorumdur ve kabul edilemez bir yorumdur. Eğer bu doğru olsaydı; “Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık” diyen Hucurat 13’ü nereye koyacaktık? Hucurat 13 Allah’ın her iki cinsi aynı anda yarattığı vurgusunu hiç kuşkuya yer vermeyecek şekilde vurgular.  Ayrıca bilimsel olarak Evrim, birçok erkek ve birçok kadının aynı anda evrimsel süreçte oluştuğunu kanıtlamıştır. Kaldı ki homo sapiens olan Âdem ve eşi doğduğunda binlerce homo sapiens vardı hayatta. Bugün evrim kadının erkekten yaratıldığı ve erkek için yaratıldığı tezini çürütmüştür. 1400 yıl önce ise Hucurat 13 bu iddiayı reddetmişti.

Şimdi de Nisa1’in Arapça metnini inceleyelim bakalım gerçekten de nefs-i vahide Âdem mi? Eşide Âdem’den mi yaratıldı?
 

“Ey insanlık! Sizi bir tek canlı varlıktan (nefsi vâhidetin) yaratan, ondan da eşini yaratan ve her ikisinden de birçok erkek ve kadın var eden Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!” (NİSA 1)
“Yâ eyyuhen nâsuttekû rabbekumullezî halakakum min nefsin vâhidetin ve halaka minhâ zevcehâ ve besse minhumâ ricâlen kesîran ve nisâe(nisâen)…” (Nisa 1 Okunuşu)

Bakalım asırlardır âlimlerimiz bunu Kur’an’dan mı çıkardılar yoksa Kur’an’a bunu söylettiler mi? Tefsir profesörü Mehmet Okuyan’ın ayet metnini tefsir edişine göz atalım.
 

Delil 1

Eğer nefsi vahide Âdem ise “ondan da eşini” ibaresindeki eşi kelimesi dişi olmak zorundaydı. Yani yukarıda okunuşunu da verdiğim “zevcehâ” kelimesi değil “zevcetahâ” kelimesinin gelmesi beklenirdi. “zevcetahâ” dişi eş demektir. Ama ayette kelime dişil olarak değil hem erkek, hem kadın için ortak kullanılan “eş” anlamında gelmiş. Yani “zevcehâ” hem erkek eş hem kadın eş anlamına gelir. Belirsiz bir formda gelmiş. Türkçede “O” dediğinizde hem erkek hem kadın için kullanılır ama İngilizce Arapça, almanca gibi dillerde kadın ya da erkek olduğu edatlarla ya da farklı kelimelerle dile getirilir. Mesela İngilizcede “O” derken kadınlar için “she” erkekler için “he” kullanmanız gerekir. Burada da aynı şey mevcut eğer nefsi vahide âdem yani bir erkek kastedilseydi zevcehâ kullanılmazdı.

Delil 2

Metindeki ikinci delil ise şu: eğer nefsi vahide Âdem olsaydı “halaka minhâ” ifadesindeki “hâ“ zamiri “hu” olması gerekirdi. Yani “halaka  minhâ” değil de “halaka minhu” zamiri kullanılsaydı biz “zevcehâ” kelimesinin kadın olduğunu anlar ve Havva derdik. Ancak yine bu yapılmamış hem erkek hem dişi zamiri alabilen ucu açık bir kelime kullanılmış.

Delil 3

“Nefsi vahide”den eğer bazılarının iddia ettiği gibi “Âdem” kastedilseydi, “nefsi vahide”nin başına Arapçadaki belir­lilik takısı olan “el” ifadesinin gelmesi beklenirdi, böylece “el-nefsi vahide” denilerek, bunun bilinen “Âdem” oldu­ğu vurgulanabilirdi fakat burada böyle bir belirlilik takısı yoktur. (15) Ayrıca Okuyan’ın dediği gibi nefis kelimesi Kur’an’ın hiçbir yerinde Âdem yerine kullanılmamıştır. Bu Tevrat edebiyatıyla Kur’an’ı yorumlama girişimidir. 

Tüm yukarıda anlattıklarım ve bundan önceki yazımda gösterdiğim gibi bir Müslüman’ın evrimi savunmasının önünde bir engel olmadığı gibi bu yaklaşım aniden yaratılmaya göre Allah’ın sistemine daha uygundur. Müslüman hakikat neyse ona boyun eğer. Kendi hakikatlerini Kur’an’a tercih etmez. Bu bağnazlık olurdu. Konuyla alakasız olmasına rağmen hazır kadınlara iftiradan bahsetmişken  bir şeyler daha eklemek istiyorum. Tevrat’ı ve Hristiyanlığı bu noktada eleştirdiğim gibi Müslüman kültürünü de eleştirmeliyim ki adalet yerini bulsun. Müslüman geleneği de kadını aşağılıyor diyenler var. Böyle diyenler haklı olduğu için sesimi çıkarmakta zorlanıyorum. Çünkü Müslüman erkekler Kur’an’ı takip etmeyi bırakalı asırlar oldu. Müslümanlar kadını aşağılayan Tevrat’ı ve Yahudileri kadını el üstünde tutan Kur’an’a ve İslam’a tercih ettiler. Yahudilerin din yorumuna ‘hadis’ damgası vurarak peygamberin ağzına yerleştirecek kadar alçaklaştılar. Karşı tarafa bunu yapanın Kur’an olmadığını, bunu yapanın Kur’an’ı takmayan Müslümanlar olduğunu söylemek o kadar güç ki.

Çarpık kadın anlayışının çoğu Müslüman’ın hayatına girişi çok eskilere dayanır. Bugün inanılan İslam ile peygamberin getirdiği İslam farklıdır. Bugün Müslümanların çoğunun İslam adını verdiği din aslında insanlar tarafından uydurulmuş dindir. Bu uydurulmuş dinin kaynaklarından biri de Sa’lebi’nin tefsiridir. Sa’lebi’ye göre Âdem günah işleyip cennetten kovulunca Havva ve ondan kıyamete kadar doğacak olan tüm kız çocukları şu 15 eksikliğe mahkûm edilmiştir.(16)
  1.  Ay hali görmek
  2.  Hamileliğin zorluğu
  3.  Doğum sancısı
  4.  Din noksanlığı
  5.  Akıl noksanlığı
  6.  Mirastan erkeğin yarısı pay almak
  7.  İddet beklemek
  8.  Erkeklere hizmetçilik etmek      
  9.  Boşanma hakkından yoksunluk
  10.  Cihattan mahrumiyet
  11. Peygamberlikten mahrumiyet
  12. Yöneticilikten mahrumiyet
  13. Tek başına yolculuktan mahrumiyet
  14. Cuma namazından mahrumiyet
  15. Selam verilmeye değer bir varlık olarak görülmekten mahrumiyet
Sa’lebi yukarıdaki tefsiri yaparken utanmamış olabilir. Ama ben bu satırları okurken bile yüzüm kızardı. İslamiyet’e paralel bir din oluşturulduğuna yukarıdaki örnekten daha iyi bir örnek olabilir mi? Yukarıdaki her madde Kur’an’a ve islam’a iftiradır. Yukarıdaki iddialara kısa cevaplar verip bu konuyu kapatmak istiyorum. Ay hali görmek, hamileliğin zorluğu, doğum sancısı kadının biyolojik yapısından kaynaklanır. Mahrumiyet ile alakası yoktur. Kadınlarda Akıl noksanlığı yoktur, ama Sa’lebi’de vardır. Kadının erkeğin yarısı kadar miras payı alır gibi bir şart yoktur. Kadın da erkek ile eşit miktarda miras alabilir, almalıdır da. Bu konuyu farklı bir başlık altında inceleyeceğiz. Erkeklere hizmetçilik etmek değil bir kadının bir hayvanın bile görevi değildir. Böyle bir durum kesinlikle İslamiyet ile zıttır. Kadının boşanma hakkı vardır. Cihat kılıç savaşı değildir. Kadınlarda erkekler gibi İslamiyet’i, iyiliği, güzelliği yayarak cihat edebilirler, etmişlerdir de. Kur’an’da kadın peygamber yoktur gibi bir iddia yoktur. Hz. Meryem’in bana göre peygamber olması muhtemeldir. Kadınlar tek başına yolculuk ta yapabilir, yönetici de olabilir. Bu iddialar Kur’an’ın değil uydurulmuş dinin iddialarıdır. Kadın da erkekler gibi Cuma namazına gidebilir, hatta gitmesi erkeğe olduğu kadar kadına da farz olduğunu söyleyen alimler vardır ki ben de böyle düşünüyorum. Kadın’a da erkekler gibi selam verilir. Müslüman olduğunu iddia eden her erkek, kadın hakları için bir kadından daha fazla çaba göstermelidir. Çünkü onların haklarını ellerinden alanlar da  onurunu yitirmiş erkeklerdi.

 Bu serinin diğer yazılarını okudunuz mu?

Allah’ın Tasarım Metodu Evrim: (Bölüm-1) Evrenin Evrimi

Allah’ın Tasarım Metodu Evrim: (Bölüm-2) Dünyanın Evrimi

Allah’ın Tasarım Metodu Evrim (Bölüm-3): Kur’an’ın Evrim’e Bakışı?

Allah’ın Tasarım Metodu Evrim: (Bölüm-5) Allah Evreni 6 Günde Mi Yarattı?

Allah’ın Tasarım Metodu Evrim (Bölüm-6): Evrime İnanmak İçin Ateist mi Olmak Gerekir?


 
KAYNAKLAR
  1. Sitede kullandığım ayetler, Hayat Kitabı Kur’an adlı Mustafa İslamoğlu’nun mealidir.
  2. İbn Kayyım el cevziyye, Hâdi’l- Ervah ilâ Bilâdi’l- Efrâh, Beyrut 1419/1998 s.25
  3. Mehmet Okuyan, İbret aldın mı? Dersleri, İnsanlığın Yaradılışı bölümü
  4. Caner Taslaman, Bir Müslüman Evrimci Olabilir mi?  s.100
  5. Âdem ve cennet konusunda http://www.suleymaniyevakfi.org/sizden-gelenler/adem-aleyhisselam-ve-cennet.html sitesinden yararlandım. Bu konuda Mehmet Okuyan, Mustafa İslamoğlu ve Caner Taslaman’ın da düşüncelerinden yararlandım.
  6. Mustafa İslamoğlu, Yaratılış ve Evrim, Düşün Yayıncılık, 3.baskı s.268, Caner Taslaman, Bir Müslüman Evrimci Olabilir Mi? s.102
  7. Mustafa İslamoğlu, Yaratılış ve Evrim, Düşün Yayıncılık, 3.baskı s.235
  8. İbn Cerir et-Taberi, Cami’ul-Beyan I, 239 . Hazin, Lubabu’t-Te’vil, Beyrut,II,3
  9. Bizanslı Heretiklerin Tarihi, Janet Hamilton- Bernard Hamilton-Barış Baysal, İstanbul 2010, s.199-200
  10. Taberi, Camiu’l- Beyan Tevili’l- Kur’an, XXIV,194
  11. Razi, Tefsir-i Kebir,XIX, 138
  12. Robert Gravers- Raphael Patai, İbrani Mitleri/ Tekvin ve Yaratılış Kitabı, İstanbul 2013, s.103-104
  13. Janet Hamilton- Bernard Hamilton, Bizanslı Heretiklerin Tarihi s.260
  14. James Churchward, Kayıp Kıta Mu, İzmir 2000, s.103
  15. Caner Taslaman, Bir Müslüman Evrimci Olabilir mi?  s.91
  16. Ebu İshak Es- Sa’lebi, Arâisu’l- Mecâlis, Kahire 1321, s.20
 
 

3 Yorum

susema.net    Diyor ki:
02 Mayıs 2017 , 08:44:40

"Kadınlarda akıl noksanlığı yoktur ama Sa’lebi’de vardır." Güzel tespit :D

Güzel yazılara yorum yapmadan duramıyorum :) Yazıda katılmadığım tek nokta bağlaç olan de/da'ların ayrı yazılıp bulunma hal eklerinin bitişik yazılması gerektiği. İnşallah onu da öğreneceksiniz :D

atike    Diyor ki:
21 Haziran 2018 , 00:32:05

Çok açıklayıcı olmuş teşekkür ederim.

Admin    Diyor ki:
21 Haziran 2018 , 07:22:39

Rica ederim



Kızlarını okutmayan millet oğullarını manevi öksüzlüğe mahkum etmiş demektir (Tevfik Fikret)

En Son Yapılan Yorumlar