Allah’ın Tasarım Metodu Evrim (Bölüm-3): Kur’an’ın Evrim’e Bakışı?

Bu yazıyı sabırla ve önyargısız okumanız bu konudaki birçok yalan ve spekülasyon’u ortadan kaldıracaktır. Kur’an bilim kitabı değildir. Bu tür konularda her Müslüman bilimin bilgisini takip etmelidir. Ancak ben Kur’an’ın evrimi ima ettiği birçok ayeti olduğunu görüyorum. Yaratılış konusuna değinen bir kutsal kitap, o konuda doğru ipuçlarını da vermiş olmalı. Bir Müslümanın evrim’e inanması zorunludur ve iman meselesidir demiyorum. Ancak bir Müslüman evrim’e inanmasında bir sorun yoktur. Çünkü Kur’an’ın evrim ile bir problemi yoktur. Allah ister evrimsel süreçte yaratsın ister aniden ikiside yaratıcıyı reddetmediğinden inançlı bir birey açısından sorunsuzdur. Kuran’da evrim teorisiyle çelişen bir ayette yoktur. Ancak “Kuran, evrim teorisi anla­tılıyor” gibi bir iddiada da bulunmuyorum. Evrim teorisine itiraz edenler bilimsel bilgiyi delil olarak göstermeleri gerekir. İslam adına evrim teorisine itiraz anlamsızdır. Benim kanaatim, Kur’an, “evrimsel yaratılış” teorisine  “aniden yaratılış” teorisine göre daha yakındır. Buna Kur’an’dan birkaç örnek vereyim:
 

 “Oysaki sizi uzun süreçler içinde halden hale evirip çevirerek yaratan O’dur” (NUH 14)

“Daha sonra siz (bir süreç içinde) beşer olarak gelişip kişilik kazandınız” (RUM 20)

“O her şeye yaratılış amacıyla en uyumlu olma ve kemalini bulma (yeteneğini) bahşetmiştir. Öyle ki, insan türünü yaratmaya (basit) bir balçıktan başlamıştır” (SECDE 7)

Secde 7 evrimi anlatmıyorsa neyi anlatıyor? Bizi tek hücreli olarak yaratılıp kemalimizi bulma potansiyeli ile donatınca tek bir hücreden şu an ki insanlık medeniyeti oluştu. Ayrıca “yarattı” demiyor, “yaratmaya başladı” diyor. Yani yaratmanın ilk aşamasına başladı ve bu aşama aşama devam edecek. Evrim, bu ayette belirgin olarak zihnimizin kıyılarına vuruyor.
 

“ Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi arttırdığını (veya üstün kıldığını) hatırlayın.”  (ALİ BULAÇ MEALİ- A’RAF 69)

Bu ayet insan türünün değişim geçirdiğine Kur’an’i bir kanıt oluşturmaz mı? “İslamiyet” adına türlerin sabitliği gö­rüşünü savunanları bu ayet çürütmez mi? Dikkat ettiyseniz “gelişiminizi arttırdı” demiyor, “yaratılışta gelişiminizi arttırdı” diyor. Bu ayet evrimin alt basamağından bir üst basamağına geçildiğini ima eder gibidir.

İlk insanın yaratılışına dair bilgi kaynakları

  • Bilim/Evren ayetleri/Sünnetullah: arkeolojik bulgulardan, minerallere, genetik bilgisinden atomaltı parçacıklara kadar bilimin işaret ettiği her uzmanlık alanını kullanarak geçmişimiz hakkında elde ettiğimiz bilgi.
  • Vahiy ayetleri/Kur’an: Kur’an bu tür konularda Tabiat ayetlerine yani bilime başvurmamızı öğütler.
  • Müslüman rivayet kültürü/hadisler: Bunları kabul etmek bizi büyük yanlışlara götürür. İlk yaratılış ile ilgili aşırı derece uydurma rivayet piyasada mevcut. Bu yüzden bunlara itibar edemeyiz.
  • Yahudi ve Hristiyan rivayet kültürü: Bugün birçok hadis denilen sözün israiliyattan ve mesihiyattan bize geçtiğini biliyoruz. Yahudi kaynaklarını dinimize hadis diye servis ettiler yıllarca. Bu yüzden rivayetler bu konuda kaynak olarak kabul edilmemelidir.
  • Mitoloji ve Efsaneler: Güvenilirlik bakımından sonuncu sırada bile yer almaz. Bilgi kaynağı olarak kabul edilemezler. Sokaktaki Müslümanların inandığı iki mitolojik rivayet örneği verelim:

Yaratıcı, yeri bir balığın sırtında, balığı su içinde, suyu taşların arasında, taşları bir meleğin sırtında, meleği bir kayanın üstünde yaratmış. Kayayı rüzgarın sırtına koymuş. Balık hareket edince yer sarsılmış. Bunun üzerine yaratıcı yerin üzerine dağları yüklemiş. En sonunda da cin, şeytan ve Adem yaratılmış. (Mes’udi, Murucu’z- Zeheb, Kahire s.43-46)

İkinci örnek: Yaratıcı yeri ve göğü yaratmadan önce insanlığı oluşturan bütün fertleri saydam bir toz taneciği şeklinde belirlemiş. Daha sonra bu toz taneciğinin içine Hz. Muhammed’in suretini temsil eden bir nur(ışın) parçası göndermiş. Böylece yaratılış için Hz. Muhammed bir tür kalıp olarak seçilmiş. Onun yüzü suyu hürmetine de diğer varlıklar yaratılmıştır. (Mes’udi, Murucu’z- Zeheb)


 Zerdüştlükten aynen kopyalanan yukarıdaki mitoloji örnekleri, şii ve Sünnilerdeki Nur-u Muhammedi ve Şia’daki Nur-u Ali tezlerinin temelini teşkil eder ve islam’da bir karşılığı yoktur. Sonradan uydurulan “sen olmasaydın, bu alemi yaratmazdım” uydurma hadisinin aslı bu hikayeye dayanır. Bu Nur-u Muhammedi hikâyesini İslam’a sokan kişi eski haham Ka’bu’l- Ahbar’a dayanır.(2)

Bilim Adem ve eşi hakkında ne tür bilgilere ulaştı?

Piyasadaki Adem ve eşiyle ilgili yanlış bilgileri anlatabilmem için ilk önce size bilimin eldeki verilerini anlatmam gerek. Ondan sonra Kur'an'i delillere geçeceğim. Çünkü bilimin anlaşılır verileri üzerinden Kur’an’a sızmaya çalışan hurafeleri de size gösterebilmek istiyorum. Böylece Kur’an’daki verilerin bilimle çelişmediğini, evrimle çatışmadığını her Müslüman’a açık delillerle kanıtlayabileyim. Adem’in eşinin ismi Kur’an’da geçmez bu yüzden ben diğer Müslümanlar gibi  Yahudi kültürünü baz alıp ona “Havva” ismini vermeyeceğim. Çünkü neticede isimlerin bir önemi yok. Önemli olan yaratılışta ne olduğudur. Adem ve eşinin dinsel metinlerdeki yaratılışına bakmadan önce bilimin bulgularına göre Adem ve eşi tarihin neresinde ona bakalım.

Evrim’e göre Adem ve eşi yaratılmadan milyonlarca yıl önce insansı dediğimiz homo türleri ortaya çıktı. Günümüz modern insanların atası da bunlardır. Kur’an insan’a yani adem(oğullarına) Allah’ın ruh üflemeden önceki haline beşer ifadesini kullanır. Biyolojinin homo dediği tür ile Kur’an’ın beşer dediği türün aynı olduğu kanaatindeyim. Ve biz hala o beşerlikten kalan özellikleri taşıyoruz. Yeme ve içme isteği ölümlü olmamız vs.. beşeri yanımızdır. İnsanın atası olan homo sapiens dışında, diğer homo türlerinin soyu tükenmiştir. Günümüze kadar fosili bulunan homo türlerinin sayısı 30’a yaklaştı. Bunların birçoğu da 90’lı yıllardan itibaren bulundu.

Beşer/Homo türleri

 

Homo gautengensis 

Homo türünün bilinen en eski temsilcisidir. Şempanzelerle olan ortak atamızdan 7 milyon yıl kadar önce ayrıldık. Bu evrimleşmeyle birlikte biz insana doğru evrilmeye başladık. Bu basamağın ilkini Homo gautengensis oluşturur. 2010 senesinde Darren Curnoe tarafından Güney Afrika'da keşfedilmiştir. Ateşi kontrol altına alan ilk tür olması ihtimali bulunmaktadır; çünkü fosillerinin yanında kemikleri yanmış hayvan fosilleri bulunmuştur.
 

Homo habilis

Homo türlerinin yükselişini ilan eden insansı tür. “elini kullanan adam” , “kullanışlı adam” anlamına gelir. Taş ve kemik aletler yapabildiği için bu ismi aldı. Kalıntıları Kenya’daki Turkana gölü kıyısında bulundu. Geçmişi 2.4 milyon yıl öncesine uzanır.
 

Homo rudolfensis

İlk olarak Bernard Ngeneo tarafından 1972'de Kenya'nın Turkana Gölü'nün doğu yakasında keşfedilen tür, 1986 yılında son haliyle tanımlanabildi. Yıllarca elde tek kafatası fosili ile çalışıldı. Ancak 2012'de Meave Leakey tarafından türe ait 3 yeni bireyin fosillerine ulaşıldı. Homo habilis ile aynı özelliklere sahip olduğu için çoğu antropolog bu türü Homo habilis olarak kabul eder. Beyin, diş, üst bacak ve ayak biraz daha gelişkindir.
 

Homo ergaster

“işçi adam” anlamına gelir. Günümüzden 1.8 ila 1.3 milyon yıl önce Afrika'da yaşamış olan bu tür, Homo heidelbergensis, Homo sapiens ve Homo neanderthalensis türlerinin doğrudan atası olarak görülüyor. Ayrıca Asya'ya yayılan Homo erectus'un da atası olduğu iddiası üzerinde duruluyor. Çift yüzlü baltalar ilk kez bu türde görülüyor. Bu da avcılık yeteneklerinin de geliştiğini gösterir.
 

Homo georgicus

Gürcistan’da bulunduğu için bu adı aldı. Tür, ilk olarak 1991 yılında Gürcistan'ın Dmanisi bölgesinde keşfedilmiştir. Ne var ki, son yapılan çalışmalar bu türün kendi başına ayrı bir tür olarak görülemeyeceğini, Homo erectus'un ilkel bir örneği olarak görülmesi gerektiğini göstermektedir. Bu sebeple tür, daha çok bir alt tür olarak, Homo erectus georgicus ismiyle bilinmektedir.
 

Homo erectus

Dik yürüdüğü için bu adı aldı. Biz insanların atası bu türdür. Afrika, Asya ve Uzak Doğu’da bulundu. Yaklaşık 1.9 milyon yıl önce Afrika’dan yayıldığı düşünülüyor. Yaklaşık 100 bin yıl önceye kadar soyunu devam ettirdi. Yani insansı Homo türleri arasında soyunu en uzun sürdüren türdür. Hollandalı araştırmacı Eugene Dubois 1891 yılında Endonezya'nın Java adasında ilk kalıntıları buldu.
 

Homo cepranensis

1994 senesinde arkeolog Italo Bidditu tarafından keşfedilen bu tür, Ceprano Adamı olarak anılmaktadır ve Roma'da bulunmuştur. Türün günümüzden 500.000 ile 350.000 yıl önce arasında yaşadığı düşünülmektedir.
 

Homo antecessor

İspanyada bulunmuş ve 1.2 milyon yıl önce ortaya çıktığı keşfedilmiştir. Ama henüz hakkında fazla bir şey bilinmiyor.
 

Homo heidelbergensis

Türümüzün son atası olduğundan neredeyse eminiz. İlk keşfin 1907'de Almanya'da bulunan Heidelberg'de yapılmış olmasından ötürü bu ismi almıştır. Neandertaller, Denisovalı insansılar ile modern insanların (bizlerin) yaşamış son ortak atasıdır. Günümüzden 600.000-400.000 yıl önce yaşamış olan bu türün ilk örneklerinin 1.3 milyon yıl kadar önceye dayandığı bilinmektedir. Son bireylerinin ise günümüzden 250.000 yıl kadar öncesine kadar gelebildiği bilinmektedir. Atapuerca buluntuları bu insansı türün ölülerini gömdüğü yorumuna yol açmıştır. Bunun haricinde türün ilkel bir konuşma yetisi bulunduğuna dair iddialar ileri sürülmektedir. Türün tam olarak Homo sapiens ve Homo neanderthalensis türlerine nasıl evrimleştiği çözülememiştir. Muhtemelen Afrika'da evrimleşen H. heidelbergensis, iki dala ayrılmıştır ve bunlardan biri Avrupa'ya göç ederken, diğeri Afrika'da kalmayı sürdürmüştür. Avrupa'ya giden kol orada Homo  neanderthalensis'e evrimleşmiş, Afrika'da kalan kol ise bizim atamıza, yani Homo sapiens türüne evrimleşmiştir.
 

Homo rhodesiensis

Homo sapiens’e geçişte bir ara tür olabilecek bir tür. Rodezya’da bulunduğu için bu adı aldı. Günümüzden 300.000 ila 125.000 yıl önce yaşamış olan bir ara tür.
 

Homo neanderthalensis

İsmini keşfedildiği Neander Vadisi'nden almaktadır. Tür, günümüzden 600.000 yıl öncesinden 30.000 yıl öncesine kadar yaşamıştır. Yani Hz. Adem’den on binlerce yıl sonra bile insanlarla birlikte yaşadılar. Günümüz insanın atası olan Homo sapiens ile ortak bir ataya sahip olduğu, bu iki türün cinsel birleşme yoluyla genlerini birbirine karıştırdığı mitokondriyal DNA verilerinden anlaşıldı. İnsanla neandertal beşeri arasındaki genetik kod farkı 0.004 gibi çok düşük bir rakamdır. Neandertaller’in bulunduğu bölgelerde çok fazla sayıda el aleti ve el yapımı silah bulunmuştur. Yemekleri pişirerek yediklerini de biliyoruz.
 

Homo denisovan

Neandertaller gibi kuzenlerimizdir. Mart 2010 ayında günümüzden 41.000 yıl önce yaşamış bir parmak kemiği ile tanımlanmışlardır. Tür, Altay Dağları'nın içerisindeki Denisova Mağarası'nda keşfedilmiştir. Bu canlı grubu, Malezya-Endonezya ve Avusturalyalı Aborjinler'in de oluşumunda büyük rol oynamıştır. Bu bölgelerde yaşayan insanların genlerinin %6'sı, Denisovalılar'a aittir. Üstelik Denisovalılar Neandertaller ile de çiftleşmiştir ve Neandertaller'in genomunun %17'si doğrudan Denisovalılar'ın genleridir.
 

Homo floresiensis

Bilim dünyasında Hobbit olarak bilinmektedir. Çünkü cüce insansılardır. Tür, Endonezya adalarından biri olan Flores adasında 2003 yılında bulunmuştur. Bu yüzden bu isim verilmiştir. Bildiğimiz kadarıyla, yok olmuş son insansı türüdür. Günümüzden 12.000 yıl kadar önce yok olan bu tür, en başarılı diğer türlerden biri olan Homo neanderthalensis gibi modern insanların yaşadığı çağlarda binlerce yıl atalarımızla beraber yaşadılar. Birçok peygamberin yaşadığı dönemlerde bunların soyu henüz tükenmemişti.
 

Homo sapiens

En sonunda atalarımız olan insansı türe geldik. Modern tabiriyle ileride insan olarak anılacak insansı türüdür. Dini terime göre son beşer türüdür. Bundan sonraki adım insan olacaktır. Sapiens Latincede ‘akıllı’, ‘bilge’ anlamına gelir. Homo sapiens türü günümüzden 384.000 ila 200.000 yıl önce evrimleşmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Doğu Afrika'da evrimleşmiştir. İlk atalarımızın siyahi olması ırkçı beyinlere Allah’ın attığı tokat gibidir. Afrika'dan çıkmayı başaran türümüz, 60.000 yıl kadar önce Avrasya kıtasına ulaşmıştır. Bir grup, Hint Okyanusu'nun sınırlarını takip ederek Asya'nın içlerine kadar göç etmişken, diğer bir grup bu koldan ayrılarak Orta Asya'ya ulaşmıştır. Orta Asya'ya göç eden bu kol, daha sonradan Kuzey ve Orta Asyalı insan gruplarını (Moğollar), Kafkasyalılar'ı ve Orta Doğu ile Kuzey Afrika popülasyonlarının büyük bir çoğunluğunu meydana getirmiştir. Günümüzden 45.000 yıl kadar önce bu gruplar Avrupa'ya ulaşmışlar ve Neandertaller ile etkileşime geçmişlerdir. Günümüzden 20.000 yıl kadar önce ise, sonunda türümüz, Batı Avrupa'nın Atlas Okyanusu kıyılarına kadar ulaşmayı başarmıştır.

Bizim bildiğimiz haliyle “ilk modern insanlar” 195.000 yıl önce tarih sahnesine çıkmışlardır. Beyin hacimleri 1350 cc civarındadır. Beyin gelişiminde tüm diğer homo türlerine göre büyük bir sıçrama oldu. Bazıları bu beyin gelişimini yiyeceklerin pişirilerek yenmesini gösteriyor. Bunun sonucunda çiğneme ve sindirim kolaylaşmış, o da kalori alımını yükseltmiştir. İşte şahsi kanaatime  göre Adem ve Havva’nın dünya’ya geldiği yıllar yaklaşık 195.000 yıl öncesidir. Kur’an’da anlatıldığı gibi Allah beşere ruhundan üflemiş (Hicr 29) beşer(homo sapiens) akıl-irade-vicdan-sorumluluk sahibi insana dönüştürülmüştür. Adem ve yanındaki topluluk hep birlikte insana dönüştü. Yani bilim; Adem’in yaratılan ilk insan suretindeki canlı olduğu, eşinin de onun kaburgasından yaratıldığı, Adem’in çocuklarının ensest ilişkiyle çoğaldığı, Adem ve eşinin insanlığa dinler tarafından vaat edilmiş cennetten kovulduğu tezlerini ve hurafelerini çürüttü. Adem’in de anne ve babası olduğu bugün bilimsel veriler ışığında netlik kazandı. Peki, Kur’an ve İslam yukarıda çürütülen iddiaları hiç savunmuş muydu? Asla. Bu yazı serisinde bu iddiaların Kur'an'a ait olmadığını ispatlayacağız.

Kur’an beşer ile insan kavramlarını aynı anlamda kullanmıyor mu?

Beşer homo türlerinin adı ise niçin Kur’an “De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim” (18:110, 41:6, 14:11) ayetlerinde herkes için beşer ifadesini kullanıyor, bu sizin görüşünüzü baştan çürütmedi mi? diye mantıklı bir eleştiri yapılabilir.
Bu ayetin mikro plandan incelenmesinden kaynaklanır. Şimdi makro plandan bakalım. Beşer tabiri Kur’an’da homo türleri için kullanıldığında hem fikir olmalıyız. Bu Kur’an’ın genelinden çıkardığımız bir sonuçtur. Bu ayette beşerden kast; doğan, ölen, yiyen, içen, dinlenen, yorulan, hastalanan, tuvalet ihtiyacı olan, neslini devam ettirme güdüsü olan yanlarımızdır. Bunlar bizim beşer yanımızdır. Homo habilis’ten beri değil uzak atalarımız olan hayvanlardan beridir bu beşerlik özelliklerini taşıyoruz. Ama bizi insan yapan Allah’ın “ruhumdan üfledim” dediği gizemdir. Yani bizim insan yanımız; akleden, fehmeden, irade eden, niyet eden, iman ya da inkar eden, seçim yapabilen, duyguları kontrol eden, bilinç ve şuur sahibi olan yanımızdır. Yukarıdaki ayetler peygamberimize melek olmadığını, tanrı olmadığını, herkes gibi yiyen, içen, doğan, ölen, uyuyan, dinlenen biri olduğu söylemesi istenmektedir.

Kur’an, Adem’in ebeveyni olmadığı iddiasında bulundu mu?

Asla Kur'an'ın böyle bir iddiası olmadı. Bu iddia hristiyan ve Yahudi kültürünün ve o kültürün peşine takılan Müslümanların iddiasıdır. İslam’ın böyle bir iddiası olmadığı gibi ebeveyni olduğu iddiası vardır.  İşte deliller:

Delil 1

Kur’an’a göre insan denen türümüzün başlangıcı Âdem ve yanındaki topluluk olan beşer’e (homo sapiens) ruh üflenmesiyle başlar. Kur’an, insan olma sürecimizin önceki basamaklarının varlığından insan suresi birinci ayetinde söz eder.
 

“İnsanın üzerinden, (o tarih sahnesine çıkıncaya kadar), tüm zamanlar içinden belirsiz ve uzun bir süre geçmemiş miydi (ki), henüz o (bu süre zarfında) anılmaya değer bir şey bile değildi?”  (İNSAN 1)

Yukarıdaki ayet Big Bang’ten, dünyanın oluşumuna, tek hücrelilerden evrilerek homo türlerine, onlardan ise insan türüne varıncaya kadar geçen süreyi ele aldığı yorumunu benimsiyorum. Bu ayetin kastettiği anlamın bu olduğu kanaatini taşıyorum. Siz bu ayetten bu sonucu çıkarmayabilirsiniz. Ama bazı dini kaynakların dediği gibi bu ayet Mekkeli bir müşrik hakkında inmiştir yorumu kesinlikle isabetli bir açıklama değildir.

Delil 2

Adem insan mıdır, değil midir? Sorusunu size sorsaydım ne cevap verirdiniz? O tabiî ki insandır derdiniz. Şu halde Kur’an’da tüm insanlığın muhatap alındığı ayetlere Adem’de dahildir. Onu dahil etmemek için hiçbir mantıklı izah göremiyorum. Eğer Adem’de insansa aşağıdaki ayet tüm insanların nutfeden yaratıldığını ifade ediyor.
 

“İnsanoğlunu katmerli bir karışım olan hayat tohumundan Biz yarattık; sınava tâbi tutmayı (diledik) ve ardından ona işitme ve görme yeteneği verdik.”  (İNSAN 2)

Yukarıdaki ayet tüm insanlığın nutfeden yaratıldığını söylüyor. Adem de insan olduğuna göre buradan çıkarılacak sonuç açıktır. Dikkat ederseniz evrim sürecinde kazandığımız görme ve işitme yeteneğine de atıfta bulunuyor. Bazılarınız yukarıda İnsan suresi ikinci ayetinde geçen Biz yarattık ibaresini delil göstererek bu fikirlerimin yanlış birer yorum olduğunu iddia edebilir. Ama böyle bir iddia da bulunan biri Kur’an’ı hiç incelememiş demektir. Çünkü orada yarattık diyor fakat aniden yarattık demiyor. Allah yerleri ve gökleri yarattık diyor ancak biz bugün biliyoruz ki evren 13,8 milyar yıllık bir süreçle yaratıldı. Allah yaratacaksa aniden yaratır gibi bir iddiası yoktur Kur’an’ın. Hatta Allah Kur’an’da Zekeriyya peygamber için şöyle bir hitap kullanır “Daha önce seni de Ben yarattım ve sen hiçbir şey değildin” (MERYEM 9) Zekeriyya peygamberin doğumunda hiçbir olağanüstü durum olmadığı halde Allah ona “seni ben yarattım” diyor. Zekeriyya peygamberde herkes gibi annesinin karnında 9 aylık bir evrim sonucu doğmuştur. Ayetin sonundaki hiçbir şey değildin ifadesi ise bir damla nutfe olduğu anlar dahil 9 aylık embriyolojik süreci kast ediyor olmalı. Sonuçta Allah ben yarattım dediği hiçbir yerde aniden yarattığı sonucunu çıkaramayız.

Delil 3

 

“Şüphe yok ki Allah: Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini, İmran ailesini kendi çağının insanları içinden seçerek üstün kıldı” (ALİ İMRAN 33)

Al-i imran suresinin 33. ayeti, Adem’in seçilmesinden söz ediyor. Ayette ismi geçen Nuh’u ve diğerlerini anladık da Adem’in de bazı insanlar içinden seçildiği ifade ediliyor. Kabul ettiğim yorum şudur: Adem homo sapiensler içinden ruh üflenerek insan türüne geçirilen ilk insansıdır. Hemen akabinde diğer homo sapienslere ruh üflendi ve insansıdan insana evrildiler. Yukarıdaki ayetten çağının insanları arasından seçilmek ifadesini baz alarak Adem’in tek başına yaratılmadığına kesin olarak hükmedebiliriz. Burada Allah’ın ruh üflemesinin nasıl bir şey olduğunu, somut mu yoksa soyut mu anlamalıyız henüz bilmiyoruz. Evrimsel bir mutasyon da olabilir. Ya da Allah’ın soyut ilahi bir müdahalesi olabilir. Belki de Allah ilk defa Adem ile birlikte beşerle iletişime geçti. Bu iletişim sonucunda Allah insansılara vahiyle bir şeyler öğretmesiyle birlikte beşerden insan türüne geçtik. Bu kısımda ne desek sadece bir iddia olmaktan öteye geçemeyecektir. Ancak Kur’an, ruh üflendikten sonra hangi özellikleri kazandığımızı  bize haber verir.
 

“Daha sonra onu yaratılış amacını gerçekleştirecek bir donanıma sahip kılarak kendi ruhundan üflemiştir; derken sizi hem işitme ve görme, hem de duygu ve düşünce yetenekleriyle donatmıştır: ne kadar da azınız şükrediyor.”  (SECDE 9)

Yukarıdaki ayette ruh üflendikten sonra düşünce, bilinç, akıl, duyguları yönetebilme, şuur, vicdan vs.. insanı diğer canlılardan ayıran yeteneklerin bize geçtiğini görüyoruz. İşitme ve görme derken normal göz ve kulaktan bahsetmiyor. Görme derken artık bilincin açılıp gördüğümüz şeyleri yorumlayabilme, hafızada depolayabilme, izleyebilme, ayırt edebilme gibi yiyecek dışındaki dünyayı da görebilmemiz kast edilmektedir kanaatime göre. Duyma derken ses ve iletişim de insanların bir seviye atlaması kast edildiğini düşünüyorum. Beşerken hayvanlar gibi bakıyor ama insan gibi görmüyorduk, sesler duyuyor ama insan gibi işitmiyorduk. Tamamen hayatta kalma güdüleriyle hareket ediyorduk. Sonuçta evrim sırasında hiçbir canlı bizim gibi güçlü iletişim kurup organize olamadı.

Yukarıda ince bir detay dikkatinizi çekti mi bilmem ruh üflenmeden önce ki yani homo sapiens olduğumuz zaman Allah bizim için “O” zamirini kullanıyor. İşte metin:“Daha sonra onu…” Fakat ne zaman ki ruhundan üfledi ve bizi insan yaptı işte o zaman artık bizi bir muhatap olarak kabul ediyor ve bizim için “sizi” zamirini kullanıyor.(Mustafa İslamoğlu) İşte yukarıdaki metin:“sizi hem işitme ve görme…” İlginç değil mi? Ben bu ruh üfleme işini Kambriyen patlaması olarak görüyorum. Bildiğiniz gibi Kambriyen patlaması denilen dönemde evrim bir anda hızlanmış ve bir çok canlı türü ortaya çıkmıştı. Ruh üflenmesi de homo türünü insana hızlıca eviren bir kambriyen patlaması gibi.

Delil 4

Şimdi size çarpıcı bir ayet vereyim. Çoğunuz bu ayeti mutlaka duymuşsunuzdur. Ama aradaki ince dipnotlar yıllarca zihnimizin berraklığını kapatan bilgi kirliliği yüzünden yüzeye çıkmamış olabilir.
 

“Hani senin rabbin melaikeye ‘Ben yeryüzünde bir halife atamaktayım’ dediği zaman da şöyle sormuşlardı: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmakta ve kan dökmekte olan birini mi atayacaksın; üstelik biz seni övgü ile tesbih ve takdis edip dururken?’ (Allah) cevap verdi: ‘şu kesin ki, Ben sizin bilmediğiniz şeyleri de bilirim’ ”  (BAKARA 30)

Bu ayeti dramatizasyon (canlandırma) kabul eden Müslümanlar var. Ama ben böyle bir konuşmanın tarihte yaşandığı kanaatini daha isabetli olarak görüyorum. Buradan Adem’in ebeveynleri olduğu sonucunu hemen çıkarıyoruz. Neden mi? Çünkü ayette geçen ‘Ben yeryüzünde bir halife atamaktayım’ ibaresi gizli bir dipnot gibi. “Halife yaratacağım” demiyor, “Halife atayacağım” diyor. Bir bir şeyin atamasından söz edilmesi için ilk önce var olması gerekir. Buradaki ifadeyi bilimsel bilgi ışığında birleştirdiğimde şu sonuca varırım: Allah Homo sapiens türüne bilinç-akıl-irade-vicdan artık her neyse yerleştireceğini söylüyor. Bu özellikler verilince insan, dünya gemisinin kaptan koltuğuna oturacaktı. Melekler ise tabiri caizse tek kelimeyle “şok” oluyorlar. Ve şöyle bir söylemlerini Allah bize aktarıyor: “Yeryüzünde fesat çıkarmakta ve kan dökmekte olan birini mi atayacaksın; üstelik biz seni övgü ile tesbih ve takdis edip dururken?” Niçin böyle bir ifade kullanıyorlar? Kur’an bize meleklerin geleceğini bilemeyeceğini söylüyor.(BAKARA 32) O halde bu meleklerin yaptığı bir gelecek tahmini olamaz. Meleklerin ön yargıları olduğu bilgisine de sahip değiliz. Melekler bildi çünkü bildikleri şey gelecek değil bizatihi kendi gözlemleriydi. Bazı Müslüman çevreler bu ayette kan döken ve fesat çıkaranlar olarak cinleri işaret etmişler. Ancak bu yorum kesinlikle hatalıdır. Çünkü melekler kan dökücü ve fesat çıkarıcı cinlerden kurtuldular diye yani onlardan halifelik alınıp başka türe verildi diye memnuniyetlerini dile getirmeleri gerekirken şaşırma ifadelerini dile getiriyorlar. Bence en mantıklı izahı şu: Melekler homo sapienslerin hayvansı tavırlarına şahit oluyorlar. Bu da onları şaşırtıyor. Bu tür bir hayvansı türün yeryüzü dümenine geçmesi onları tedirgin ediyor gibi. Allah’ın homo sapiense ruh üfledikten sonra nasıl bir şeye dönüşeceklerini bilemiyorlardı. Çünkü onlar geleceği bilmezler.

Peki bu noktada biri çıkıp şöyle diyebilir: “Tamam da kardeşim yukarıdaki ayeti çoğu İslami çevre o şekilde çevirmiyor. Kendi şahsi fikrinizi ayete giydirmeye, ayetin asıl anlamını da soymaya kalkıyorsunuz” deyip Mustafa İslamoğlu’nun, Mehmet okuyan’ın mealine bir eleştiri getirebilir. Şimdi Bakara 30’u dilsel olarak metnini inceleyelim bakalım bu alimlerimiz mi yanlış meal veriyor yoksa başkaları mı?

Ayetin metninde yufsidu ve yesfiku muzari fiilleri geçiyor. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi muzari fiiller eğer sınırlayıcı bir karine yoksa üç zamanı birden ifade eder: Şimdiki zaman/geniş zaman/gelecek zaman. Bu durumda çeviri şöyle olur: yufsidu: ifsat ediyor/eder/edecek manasına yesfiku: kan akıtıyor/akıtır/akıtacak manasına gelir. Bir muzari fiili bu üç zamandan birine ait kılmak için mutlaka bir delil gerekir. Mesela cümlede tesvif edatlarından biri (sin ve sevfe) kullanılırsa, o takdirde üç zamanı da içinde barındıran muzari fiili sadece gelecek zaman’a kilitlenir.(4) Bu ayette böyle bir durum yok. Dolayısıyla fesat çıkaracak ya da kan dökecek şeklinde gelecek zaman değil de “fesat çıkarmakta ve kan dökmekte olan” diye Türkçeye çevrilir. Yani melekler o an kan döktüğümüzü görüyorlar.(şimdiki zaman) Uzun zamandır da döktüğümüze şahit oluyorlar.(geniş zaman) gelecekte de yapacağımızı düşünüyorlar. Yani homo sapienslerden dolayı Melekler kan döktüğümüze şahit olmuşlardı. Bu şaşırmaların sebebi de tecrübeleri.

Ayrıca bu ayette çok ince bir detaya da zoom yapmak isterim. Melekler “Yeryüzünde fesat çıkarmakta ve kan dökmekte olan birini mi atayacaksın” diyor. Dikkat etmeniz gereken kelime atama. Niçin “yaratma” demiyor da “atama“ ifadesini kullanıyor? Çünkü zaten insanoğlunun ataları yaratalı milyonlarca yıl olmuş. Homo sapiensler’in halife olarak atanması melekleri şaşırtıyor, yaratılması değil. Bu ayetin homo sapiens’ten âdeme, “insansı”dan “insana” geçişi kast ettiğini düşünüyorum. Çoğu meal atama değil de yaratma diye çeviriyor, siz neye dayanarak bunu iddia ediyorsunuz? Diye bir eleştiri daha gelebilir. Ama bunun da metinsel cevabı çok basittir.

Bakara 30’da insanın yaratılmasından değil atanmasından söz ediliyor. Sad suresi 26’da aynı ibare Davud peygamber için kullanılıyor.
”Ya dâvudu inna ceahâke halifeten fil ardı: Ey Davud, gerçek şu ki, Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık” (SAD 26)
“Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi inni câilun fil ardı halifeten: Hani rabbin melaikeye: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım dediği zaman” (BAKARA 30) şeklinde çevirmek tamamen hatalıdır. Niçin Sad 26’da Davud’u halife yaratacağım şeklinde değil de halife kılacağım/atayacağım anlamı veriliyor? Niçin aynı anlam Bakara 30’a verilmiyor? (5)

Kur’an Adem kelimesini Ademoğlu anlamında kullanmış mıdır?

Adem, ismiyle ne kast edilmektedir? Sorusuna iki cevap verilebilir.

1.   Adem özel isimdir. Bir birey olarak var olmuştur. Beşer olan homo sapiens içinden seçilip ruh üflenen halkanın ilk üyesidir. Kur’an’dan ilk seferde anlaşılan budur. Bunu destekleyen ayetler de mevcuttur. A'raf 11 gibi.

2.   Adem özel isim değildir. Adem ile bir birey değil Ademoğlu (insanoğlu) kastedilmiştir. Adem=Ademoğlu demektir. Kur’an’da bu şekilde kullanılan ayetlerde var. Adem ismi Kur’an’da 7 yerde beni adem (ademoğlu) şeklinde gelir. Bu görüşe göre de Adem, türünü temsil eden liderdir. Adem kelimesinin kullanıldığı yerlerde Adem üzerinden “insanoğlu” anlaşılmalıdır. Ama bu görüşün bir eksik noktası var. Kur’an’daki her ayette Adem=Ademoğlu eşitliği çıkmıyor. Örneğin “Ve Adem’e isimlerin tümünü öğretti” (BAKARA 31), “Ey Adem! Şunların isimlerini onlara bildir” (BAKARA 33), “Biz dedik ki: Ey Adem! Sen ve eşin şu bahçeye yerleşin” (BAKARA 35) gibi ayetler Adem ve eşinin tarihte var olan bireyler olduğunu doğrular niteliktedir.

Şahsi kanaatim şu şekildedir: Adem ilk bilinçli topluluğun bilinç verilen ilk bireyidir. Homo sapiens’ten insan’a ruh üflenerek ilk geçirilen birey o’dur. Bazı ayetlerde Adem ile kast edilen bizzat Adem adlı bireyin kendisiyken, bazı ayetlerde kast edilen Adem’in önderliğini yaptığı topluluğudur. Yani Ademoğludur. Bunu nasıl belirleyeceğiz? Ayetin bağlamından, anlatmak istediğinden bu çıkıyor zaten. Adem bilince kavuşmuş homo sapienslerin tümünün simgesi ve sembolüydü.

Adem’in çocukları ensest ilişkiyle mi çoğaldı?

Bakalım bu soruya israiliyyat kökenli rivayetler nasıl cevap veriyor? Adem’in çocukları hep ikiz oldu. Bununla da kalmadı, her ikizin biri kız biri erkek oldu. Her ikizin erkeği, diğer ikizin kızıyla evlendi ve ademoğulları böyle çoğaldı.

Bu hurafe ve mitolojik anlatımın kaynağı ne Kur’an’dır ne de İslam. Birçok Müslüman kendi asıl kaynağı olan Kur’an’ı terk ettiği için hangi iddia Kur’an’da bulunur hangi iddia bulunmaz bilmiyor. Hal böyleyken Yahudi kaynaklarını Müslümanların önüne getirdiler. Onlar da Kur’an zannedip hemen iman ettiler. Ancak iman ettikleri şey ensest ilişki. Bunu hala kavrayamadıkları kesin. Olasılık hesabı yapalım. Âdem’in çocukları nasıl hep ikiz doğar? Hadi oldu diyelim nasıl bir tane erkek bir tane kız doğar? Kendi dini hakkında bilgisi bulunmayan bazı Müslüman çevreler bu sorulara şöyle cevap verir: Allah’ın buna gücü yeter. Bir cevap ancak bu kadar sığ ve anlamsız olur. Elbetteki Allah’ın her şeye gücü yeter. Peki madem siz bu mantığa sahipsiniz de Allah Âdem’den başka insan yaratacak güçte değil miydi ki, ensest'e mecbur kaldı? sorusunu insana sorarlar.

Bilim evrimsel süreci ispatlayınca bu hurafede din tüccarlarının elinde patladı. Âdem’in kendi çağında bile binlerce homo sapiens insanı vardı. Bilim Âdem’in tek yaratıldığı fikrini çürüteli çok oldu. Fosiller Âdem’in yalnız olmadığını ilk bilinçli insan olsa da tek bilinçli insan olmadığını ortaya koydu. Kur’an ali İmran suresinin 33. ayetinde adem’in bir topluluk içinden seçildiğini söyler ve yalnız olduğu tezini reddeder. Kaldı ki ensest ilişkiye Allah bugün kötü diyorsa emin olun ki 195.000 yıl önce de kötü diyordur. Çünkü Allah için geçmiş ve gelecek yoktur. O zamanın üstündedir. Kur’an, Allah’ın prensiplerinde/sünnetinde bir değişme bulamazsınız diyor. Allah’ı ensest ilişkiye mahkum bırakan Müslümanlar, Allah’ın her şeye gücü yeter mantığına aslında inanmadıklarını gösterirler. Ayrıca Kur’an böyle bir iddia da bulunmazken bu çirkin iddiaya bir Müslüman nasıl iman eder?

Bu serinin diğer yazılarını okudunuz mu?

Allah’ın Tasarım Metodu Evrim: (Bölüm-1) Evrenin Evrimi

Allah’ın Tasarım Metodu Evrim: (Bölüm-2) Dünyanın Evrimi

Allah’ın Tasarım Metodu Evrim (Bölüm-4): İslam Evrim ile Çelişir Mi?

Allah’ın Tasarım Metodu Evrim: (Bölüm-5) Allah Evreni 6 Günde Mi Yarattı?

Allah’ın Tasarım Metodu Evrim (Bölüm-6): Evrime İnanmak İçin Ateist mi Olmak Gerekir?



KAYNAKLAR
  1. Sitede kullandığım ayetler, Hayat Kitabı Kur’an adlı Mustafa İslamoğlu’nun mealidir.
  2. Mustafa İslamoğlu, Yaratılış ve Evrim, s.98
  3. Homo türleri hakkında bilgiler http://www.evrimagaci.org/makale/61 sitesinden alınmıştır.
  4. Mustafa İslamoğlu, Yaratılış ve Evrim, s.197
  5. Mehmet Okuyan İbret aldın mı programları, İnsanlığın Yaradılışı Bölümü

27 Yorum

susema.net    Diyor ki:
30 Nisan 2017 , 19:06:39

Çok güzel bir yazı olmuş. Tebrik ederim. Bu konuda ne kadar yazı okursam okuyayım ilginç bir şekilde eksilmeyen bir merakla okuyorum. Gizemli yapısını koruduğu için olabilir. Şimdi bir iki sorum olacak. İlki sorudan ziyade katılmadığım bir nokta. "Adem homo sapiensler içinden ruh üflenerek insan türüne geçirilen ilk insansıdır. " Buna deliliniz nedir? Ben böyle olduğunu düşünmüyorum. Bence insan evrim süreci içinde bir bilinç oluşturdu. Akıllıydı ama iyi değildi. Vahşi ve yırtıcı idi. Ruh denen şeyin şuur olduğunu düşünüyorum. Adem o topluluk içinde seçildiğinde diğerleri gibi idi ve Allah, ona bazı şeyleri öğretti. Kendisini tanıttı. Varlık sebebini anlattı ve o da öğrendiklerini diğer insanlara aktardı. Diğer türlü bir mucize gerçekleşmiş olur ki ben kitabın kendisinde abrakadabra tarzı mucizelerin olmadığını düşünüyorum. Buradan şu sonucu çıkarıyorum. İnsana iyiliği Allah öğretmiştir. 2. sorumu başka bir yorumda yazacağım.

susema.net    Diyor ki:
30 Nisan 2017 , 19:08:08

2. sorum şu: Allah neden meleklere bir insan yaratacağını söylüyor. Konunun meleklerle ne ilgisi var yani melekleri neden bu kadar ilgilendiriyor bu konu?

Admin    Diyor ki:
30 Nisan 2017 , 19:23:09

1. sorunuza cevap vereyim: "Adem homo sapiensler içinden ruh üflenerek insan türüne geçirilen ilk insansıdır. " Buna deliliniz nedir? diye sormuşsunuz. Bu belirttiğiniz şeyin ihtimallerden biri olduğunu belirttim. Yoksa yazımda Allah'ın ruh üflemesiyle homo sapienslerin tümünün bilince kavuştuğunu bir iki yerde belirttim. Sadece insanın ilk halkasından bahsedilen her yerde Kur'an Adem'e vurgu yapıyor. Bu yüzden belki de ruh üflenme olayı ilk ona gerçekleşti. Bunun aksini gösterecek sizin de bir deliliniz yok.
Evrim sürecinde bir türün tüm bireyleri aynı anda evrim geçirmiyor.Mesela şempazelerle ortak atamızdan 7 milyon yıl önce ayrıldığımızda muhtemelen o türün bir bireyinde mutasyon gerçekleşti ve evrimin yönü bize kaydı. Daha net bir örnek daha vermek gerekirse bir arı evrim geçirecek olsa içlerinden sadece biri mutasyon geçirecek ve farklı bir türü oluşturacak. Yoksa tüm arılar aynı anda mutasyon geçirmez. Tıpkı bunun gibi homo sapiens den insana mutasyon ile ya da ruh üfleme artık her neyse geçen ilk insansı adem olabilir. Böyle düşünmemize bir engel yok. Bu sadece bir ihtimal aksi halde kesin böyle olmuştur gibi bir cümle kurmadım

susema.net    Diyor ki:
30 Nisan 2017 , 19:24:28

Ayrıca Allah her an müdahale ettiğini söylüyor. Sizin söylediklerinizde ben anlık müdahaleler görüyorum. Anlık olarak bigbang'e müdahale ediyor diyorsunuz. Anlık olarak dünyaya müdahalede bulundu diyorsunuz. Anlık olarak insana müdahalede bulundu diyorsunuz. Bunlara katılmam mümkün değil. O anlık değil, her an müdahalede bulunur. O'nun haberi olmaksızın bir yaprak düşmez.

Admin    Diyor ki:
30 Nisan 2017 , 19:28:18

2. sorunuza gelelim. Konunun meleklerle bir ilgisi yok. Bakar 30'da Allah meleklere danışmak için bunu yapmıyor. Mehmet okuyan'ın bu konudaki düşüncesi mantıklı geliyor bana. Diyor ki burada Allah insanlara istişarenin önemini anlatıyor. Bize istişare ahlakını bizzat kendisi uygulayarak gösteriyor. Ayrıca aynı ayette Allah insanlara ve meleklere geleceği bilemeyecekleriyle ilgili bir ders veriyor. Ben şimdilik olayı böyle yorumluyorum

Admin    Diyor ki:
30 Nisan 2017 , 19:31:59

Anlık müdahalede bulunduğu yerleri belirtmem sadece anlık müdahalelerde bulunur anlamına mı gelir?

susema.net    Diyor ki:
30 Nisan 2017 , 19:33:11

Mehmet Okuyan güzel yorumlamış ama benim için tatmin edici değil. İnsanlar kendi aralarında istişare ettiklerinde bunun insanlara faydası oluyor. Konu da tamamen insanları ilgilendiriyor. Melek ve Allah arasındaki olay ise farklı. Başka sebepleri olduğunu düşünüyorum, istişare de kötü bir cevap değil ama eksik

susema.net    Diyor ki:
30 Nisan 2017 , 19:35:57

Evet anlık müdahalelerde bulunuyor demeniz yaratılış süreci devam ederken Allah bir şeyleri eksik yaratmış da ya da tam tutturamamış da o kısımları bizzat düzeltiyormuş gibi geliyor. Katılmıyorum. Katılmam münkün değil

Admin    Diyor ki:
30 Nisan 2017 , 19:37:42

Allah her an müdahale eder. Bu konuda hem fikiriz. İddia ettiğiniz gibi sadece anlık müdahalelerde bulunduğunu hiç iddia etmedim. Ama sürekli yaptığı ayarlardan sadece en göze çarpanları verdim, bildiğimiz kadarını verdim. Yoksa Rahman 29 ayeti açıktır. "Her an O,hayata ve varlığa dair her işe müdahildir"

Ben yukarıda bildiğim ayarlarından bahsettim. Yoksa bilmediğim, gözlemleyemediğim trilyonlarca ayar yapıyordur. Mesela belki de dünyayı yok edecek bir gök taşından 1 dk önce bizi kurtardı. Hayata aktif müdahalede bulundu. Ama bunları bilemeyiz. Ben sadece görünen ayarları ve müdahaleyi belirttim seri boyunca.

Admin    Diyor ki:
30 Nisan 2017 , 19:44:31

Melekler konusunda maalesef daha fazla bir bilgiye sahip değilim. O yüzden Allah'ın meleklere bizi halife olarak atama yapacağına dair niçin bir bilgi verdiği konusunda da net bir şeyler söylemek zor. Ama bu soru da araştırmaya değer bir konu. Katkılarınız için teşekkürler

susema.net    Diyor ki:
21 Haziran 2017 , 15:30:38

Ne kadar cahilsiniz :D (çoooOk)

susema.net    Diyor ki:
01 Mayıs 2017 , 10:05:50

Göktaşı örneği güzel.Şimdi söylemek istediğimi bu örnek üzerinden vereceğim. Somut şekilde ne demek istediğimi anlayabileceksiniz.

Allah milyonlarca göktaşının dünyaya çarpmasını engellemiştir ama bunu yine Fizik kanunları ile yapıyordur. Mesela Jüpiter dünyamıza çarpacak meteorlar için koruyucu bir kılıf. Yani Allah'ın müdahalesi yine Fizik kanunları dahilinde. Müslümanlar olarak bizler Fizik kanunlarını Allah'ın bizatihi müdahalesi olarak görmeliyiz. Yoksa ortada bir abrakadabra yok sevgili dostum :D

susema.net    Diyor ki:
01 Mayıs 2017 , 10:11:00

Müslümanlar olarak şunu anlamamız gerekiyor. Allah Kur'an'da mesela birçok kavmi helak ettiğinden bahseder. Ama ortada bir abrakadabra yok. Yine Fizik kanunları ile bir helak sürecidir yaşanan.
Sebep sonuç ilişkisini neden işinize gelen yerde kullanıyor işinize gelmeyen yerlerde kullanmıyorsunuz :D Allah'ın müdahalesi bizatihi Fizik kanunları ya da başka her ne sebep ise odur.

Admin    Diyor ki:
01 Mayıs 2017 , 10:30:54

Sizinle bu konuda da hem fikirim. Allah evrendeki yasalarını çiğnediğini asla iddia etmedim. Allah fizik kanunlarını kendi bıraktı kimsenin de keyfi için değiştirmez. Benim iddia etmediğim bir şeyle beni itham ediyorsunuz. Benim demek istediğim şu: Mesela dünya'da yaşam olmasını Allah murad ediyor. Dünya'da yaşam olması için dünya goldilocks kuşağında olmalı. Fakat fiziksel olasılıklara göre belki bir katrilyonda da bir ihtimal goldilocks kuşağında bir gezegenin olması. İşte Allah burada devreye giriyor ve fizik kuralları/evren yasaları çerçevesinde diğer olasılıkların değil de o katrilyonda bir olasılığın gerçekleşmesini sağlıyor. Yani Allah'ın yaşama her an müdahale etmesini olasılıklara her an yön vermesi olarak okuyorum.

susema.net    Diyor ki:
01 Mayıs 2017 , 10:42:24

"Allah burada devreye giriyor" nedir ya. Allah devreden çıkmıştı da sonra yeniden mi girdi? Bir şeyi eksik bırakmıştı da tekrar müdahalede mi bulundu :) Aynı fikirde değiliz tabii ki, aynı şeyleri söylüyormuşuz izlenimi vermeyin artık :)

vuslat    Diyor ki:
27 Haziran 2017 , 15:16:02

merhaba Kuranıkerimdeki habil kabil kıssası ile ilk insanın adem olduğu fikrini evrimle yaratılışa nasıl yorumlayacağız çünkü ademin iki oğlunun anlatımnıda karganın ölüyü gömmesi örneklendiriliyor eğer adem ilk insansa ve iki oğullarıda ilk oğullar ise bilimin verilerine ters düşüyor ozaman bilim evrimle birçok insan türünün olduğunu haber veriyor e ozaman ilk insanlar ölülerini ne yapacaklarını bilmiyorlarmıydı ayrıca kıssanın insanlık taraihinde işlenen ilk cinayet olduğu söyleniyor ozaman ademden önce insanlar vardı ise ozamana kadar insanlar birbilerini hiç öldürmemişler anlamı çıkıyor bu gelinen sonuçta bilime ters düşüyor bence bu konuda aydınlatırsanız sevinirim

Admin    Diyor ki:
27 Haziran 2017 , 15:40:57

Sayın vuslat yorumunuz için teşekkürler. Şimdi yazdığınız sorulara cevap vereyim. Habil ile kabil olayı Kur'an'da Maide suresinin 27,28,29,30,31 ayetlerinde geçer. Birinci söyleminizde "ilk insanın adem olduğu fikrini evrimle yaratılışa nasıl yorumlayacağız" demişsiniz. Zaten evrim yazı serimi okuduysanız Ademin ilk ve tek insan olarak yaratılmadığına dair sayfalarca delillerimi sundum. Ademin duyularını ilk kontrol eden bilinçli insan olduğu kanaatini taşıyorum. Kuran birçok ayetinde adem diyerek ademoğlunu kast eder ki evrim serisinde buna dair kurandan delillerimi sundum. Bu yüzden bilimle çelişme söz konusu olamaz.

Admin    Diyor ki:
27 Haziran 2017 , 15:43:13

Gelelim ikinci söyleminize Kur'an'ın hiçbir yerinde "insanlık tarihinde işlenen ilk cinayet olduğu söylenmiyor " bu konuda bir bilgi yanlışınız var. Lütfen  varsa bu ayeti bizimle paylaşabilir misiniz?

Admin    Diyor ki:
27 Haziran 2017 , 15:49:35

"ilk insanlar ölülerini ne yapacaklarını bilmiyorlarmıydı" diye bir sorunuz olmuş. Adem ve ailesi ilk insanlar olmadığından tabii ki öldürme eylemini ve ölüye ne yapılacağını biliyorlardı. Çünkü Maide 27'de "Çaresi yok,seni öldüreceğim!" diyor katil olmak isteyen kardeş. Bu da öldürme eylemini bildikleri anlamı çıkar. Öldürmeyi bilen bir topluluk ölüye ne yapacağını da bilir. Katil olan kardeş babasıyla beraber avcılık yaptığı için öldürmeyi biliyor olmalı. Ama yaşı küçük olduğundan dolayı insan ölümüne şahit olmamış ve nasıl gömüleceğini bilmiyor olabilir. Bir diğer ihtimalde şu: Daha önce hiç insan öldürmediği için panikledi. Çünkü öldürdüğü kendi kardeşiydi. Adem peygamberden nasıl saklayacağı korkusuyla ne yapacağını bilmiyordu.

Admin    Diyor ki:
27 Haziran 2017 , 15:53:09

Bir diğer ihtimal de şu: Adem ve yanındaki topluluk bilince kavuşmadan önceki homo sapiens döneminde ölüleri gömmüyordu. Belki yakıyordu belki başka bir merasim düzenliyordu. İlk bilinçlenen homo sapiens topluluğu olan adem ve çevresindekilere ölüye, öldükten sonra ne yapacaklarını Allah bir kargayla öğretti

Admin    Diyor ki:
27 Haziran 2017 , 15:56:54

Ayrıca Habil ve kabil isimleri Kur'an'da geçmez. Bu isimler Tevratta yer alır. Bu yüzden Allah'ın Kur'an'da belirtmediği isimleri biliyormuş gibi belirtmek bence yanlış verileri doğru kabul etme hatasına götürebilir bizi. Çünkü yarın bilim daha da gelişip Adem'in çocuklarının isimlerine bir şekilde ulaşabiliriz ve ulaştığımız isimler habil ve kabil olmayabilir. O zaman din hatalı bilgi veriyor yaygarası koparan ekip için fırsat olur. Bu yüzden dinimizde var olmayan bilgiler dinimizde varmış gibi hareket etmemeliyiz.

vuslat    Diyor ki:
19 Temmuz 2017 , 23:10:01

Merhaba evreni açıklayan izahatlardan akıllı tasarım veya evrimsel yaratılış olarak bilinen argumanda Allah'ın iradesi esas alınıyor fakat burada aklıma takılan bir nokta var madem bu kainat ve canlılar akıllı bir iradenin eseri neden insanlarda ve diğer canlılarda işe yaramayan organlar var evrimsel hatalar görünüyor akıllı tasarımcı bu şekilde bir yaratmayı mi uygun görmüştur veya tasarımcının bunda bir müdahalesi yokmu bunu nasıl açıklayabiliriz çünkü evrim inkar edilemez bir gerçek bu mekanizmayı nasıl ozumsemeliyiz ikinci olarak şunu sormak isterim rastlantısal evrim ile tasarımsal evrim arasındaki arasındaki tek fark Allah inancı evrim madem gerçek nasıl oluyorsa iki şekilde evrim fikri ortaya çıkıyor tesadüf ve tasarım olarak evrimi nasıl anlamlandırma biliriz teşekkür ederim

Admin    Diyor ki:
20 Temmuz 2017 , 10:03:24

Merhaba ilk olarak işe yaramayan organları örnek verir misiniz? Ayrıca bu konu bilimin ve tıbbın konusudur. Ben işe yaramayan bir şeyin bu evrende olduğuna inanan biri değilim. İşe yaramayan organı burada bilimsel ifadelerle açıklarsanız bizim de bilgi birikimimize katkınız olur ve minnettar kalırım. Ayrıca dediğinizi doğru kabul edelim ve işe yaramayan bir sistemin vücudumuzda bulunduğunu düşünelim. Bu akıllı tasarım fikrini çürütür mü? Hayır tabi ki. Tanrının yaratırken hangi sistemi ne amaçla yaptığını bilmediğimizden bilimin o organlarımızın ne işe yaradığını tanımlamasını bekleriz. Organ işe yaramıyor o halde akıllı tasarım yoktur sonucu buradan çıkmaz.

Admin    Diyor ki:
20 Temmuz 2017 , 10:09:10

İkinci sorunuza gelince vuslat bey evrim gerçekten inkar edilemez bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Tanrıya inanan biri olarak tasarımsal evrimin olduğundan şüphem yok. Ama buna bilimsel ispatım da yok. Tıpkı rastlantısal evrime inananların buna bilimsel ispatı olmadığı gibi. Makalelerimin birinde bir proteinin rastgele oluşma olasılığından bahsettim. O matemetiksel hesaba göre bir proteinin oluşma olasılığının oluşması için milyarlarca yıla ihtiyaç var. Evren 13.8 milyar yaşında olduğuna göre insan denilen bilinçli varlığın oluşma olasılığının kaç katrilyon yıla ihtiyacı var bilinmez.

Admin    Diyor ki:
20 Temmuz 2017 , 10:13:13

İki evrim fikrinin ortaya çıkışı da tamamen duygusal. Mezapotamya uygarlıklarından yahudilere, yahudilerden hristiyanlara ve onlardan müslüman zihinlere birçok efsane din olarak geçti. Mesela Ademin cennette yarratıldığı, cennetten kovulduğu, ilk insan olduğu vs... Bunları makalemde okumuşsunuzdur. Çoğu dindar bu efsanelerin kendi dinlerinde olduğunu sanıyor. Evrim ademin cennette yaratılmadığını ve ilk insan olmadığını ispatlayınca dindarların iman ettikleri mitolojiler elinde patladı. Bu yüzden bilimin mutlak gerçeği olan evrimi reddetme duygusallığına büründüler. Ayrıca ateistler de dindarlara karşı evrimi savunup Tanrı öldü sloganları atınca dindarlar iyiden iyiye evrimi reddetme yoluna gitti.

Admin    Diyor ki:
20 Temmuz 2017 , 10:22:20

tesadüfi evrim ve tasarımsal evrimin ikiside inançtır. Bilimsel olan ise evrimdir. Bu ayrıma dikkat edin. Biz inançlılar evrimde tasarım görürken inançlı olmayan insanlar evrimde tesadüf görüyor. İkiside tamamiyle inanç, bilim değil. Evrim Tanrı var mı yok muya cevap vermez. Evrim oluşum şeklimizi açıklar ilk nasıl oluştuğumuzu açıklamaz. Evrenin nasıl doğduğunu açıklamaz. Bu yüzden evrim üzerinden Tanrı vardır ya da yoktur tartışmasını çocukca buluyorum. Ateistler ile dindarlar evrimin eksik kalan parçalarını birleştirmek için ortak ekipler kurmalı ve birbirlerine karşı bilimi kullanmamalıdır. Ateistler ve dindarların bilim üzerinden birbirlerine saldırmaları bilimin ilerleyişini yavaşlatıyor. Müslüman alimler 12.yüzyılda evrime inandıklarına dair kitaplar yazdılar. Hatta o zamanın imkanlarına göre adamlar bunu gerçek olarak kabul ettiler. Evrime inanan Müslüman alimler ile ilgili bir yazı yazdım zaten. işte ateistler ile dindarların bilimi babalarının çiftliği sanmaları yüzünden iki şekilde evrim fikri ortaya çıktı. Bu ilkel kavganın ürünüydü tesadüfi ve tasarım evrimi

Admin    Diyor ki:
20 Temmuz 2017 , 10:32:50

Vuslat konu ile bağımsız olarak şunları ilave etmek isterim. Bilimsel bir konuda iki farklı tezatlık çıkıyorsa bu insanlığın zaaflarından. Fikrini değiştirmekten zorlanmasından. Evrime karşı müslümanlar duygusal davranıp reddediyor. Çünkü İnancına saldırı olduğu kanaatinde ki bazı ateistler bu hassasiyeti kaşımaya devam ederek dindarların kabullenme sürelerini uzatıyor. Ama 100 yıl geriye gidelim. Big bang bilimsel bir gerçek olduğu hemen hemen ispatlanmışken çoğu ateist bilim adamı duygusal davranmış ve dinlerin iddiası olan başlangıcı olan evren modelini bilime rağmen inkar etmişlerdi. Aynı zaaf ve duygusallık o dönemlerde ateistlerdeydi. Yani demek istediğim şu: İnsan robot değil zaafları var, duygusal yönleri var, fikirlerini ve alışkanlıklarını terk etmekten korkan bir yanı var. Var da var. ateist olsun inançlı olsun fark etmez aynı hassasiyetler var. Bu da evrim gibi birçok konuda ikisellik oluşturabiliyor.



Bir yıldız ölmeden hemen önce en parlak halini alır

En Son Yapılan Yorumlar